Bizimle İletişime Geçin

Liste

Çoklu Kişilik Bozukluğu Hakkında En İyi 15 Film

Dikkat sürpriz bozan içerir.

Yayınlandı

tarihinde

Prev1 of 2
Use your ← → (arrow) keys to browse

Çoklu kişilik rahatsızlığı (ÇKR) ya da Çoklu kişilik bozukluğu (ÇKB), iki veya daha fazla kişilik ya da kimliğin hafıza bozukluğu ile beraber bireyin davranışlarını kontrol ettiği mental bir durumdur.

Konuyu psikolojik tanımlamalar ya da semptomlara getirip büyük detaylar vermeyeceğiz. Özellikle filmlere ve bu durumun filmlerde iyi sanılan karakterin aslında kötü çıkması şeklinde nasıl harika bir biçimde işlendiğine odaklanacağız. Bu teknik, “Dr. Jekyll ve Mr Hyde’ın Tuhaf Vakası” uyarlamalarından beri kullanılmaktadır fakat özellikle son birkaç on yıldır yaygındır. Bu konuyu işlerken çoğu film inandırıcılık anlamında başarısız olmuştur ama aşağıda sizin için bu işi hakkıyla yapabilen filmleri seçtiğimiz kısa bir liste hazırladık. Açıkça görülüyor ki başlık bile başlı başına bir spoiler ve biz daha fazla detay vermemeye çalışcağız. Fakat yine de ne kadar devam edeceğiniz, sizin risk alma cesaretinize bağlı.

Me, Myself & Irene

Çeviri: Eda İşler 

15. Charlie Bailey Gates – Ben, Kendim Ve Sevgilim (2000, Jim Carrey)

 Tuhaf Farrelly kardeşler iş başındaysa, kendinizin neyin içinde olduğunu bilirsiniz –sağlam senaryolu, tamamen kaba, kara mizah ve tuhaf bir biçimde uygunsuz durumlarla dolu bir komedi. Bu yüzden Fletcher Reede ve Llyod Christmas’ın yanı sıra, Jim Carrey onun en komik karakterini yaratmasında mükemmel bir araç omuştur.

Jim Carrey, bir eyalet polisi için fazla nazik birini oynamaktadır ki onun nezaketi hayatı boyunca sayısız kez kullanılıp istismar edilmiştir. Yılların biriktirdiği bastırılmış öfke sonunda çanlarını eline alır ve karısının sadakatsizliğinin de tetiklediği bir sinir krizi geçirir. Burada zalim ve kaba öteki-ben olarak Hank ortaya çıkar ve istediği her şeyi almak ve Charlie’ye zarar veren insanlardan öç almak adına kendini kontrol etmeksizin her şeyi yapar. Kendisine, söylenilene göre basit bir vur-kaç suçundan hüküm giymiş bir kadına eşlik etme görevi verilir ve sonunda olaylar aslında pek de göründüğü gibi çıkmaz. Kadınla birlikte kendilerini bir anda kadının gangster eski erkek arkadaşı tarafından yönetilen bir grup yoldan çıkmış polisin ve haydutların peşinde kovalamaca içinde bulurlar. Ve Hank’in olur olmaz zamanlarda durmadan su yüzüne çıkması da hiç yardımcı olmaz. Bu hızlı komedi Carrey’nin yeteneğini doruk noktasına çıkarmasını sağlamıştır ve o bunu iyi huylu Charlie’den, kusursuz bir biçimde kötü ruhlu olan Hank’a muhteşem yıkıcılıktaki geçişlerle sağlar. O içinde bir azgınlığın bulunmasını kendini tamamiyle serbest bırakmakla eşit görmüştür ve filme de içten bir biçimde sahiptir. Eğer Jim Carrey hayranıysanız ve bir de kaba saba ve yer yer de müstehcen mizaha aldırış etmiyorsanız, tavsiye edilir.

14. Mort Rainey – Gizli Pencere (2004, Johnny Depp)

Gizli Pencere

Jack Nicholson’ın “Cinnet” teki tüyler ürpertici rolünden sonra Johnny Depp, Stephen King’in edebi eserine dayanan vahim durumdaki bir yazarı canlandırdığı bir başka iyi performansla karşımıza çıkar. Yakinen önceki kadar iyi olmasa da, bu filmin de Mort Rainey adında güçlü bir karakteri vardır, eskiden ünlü bir yazardır ve tuhaf bir adamın onu hikâyesini çalmakla suçladığı zaman kendini bir belanın içinde bulur ve zamanla giderek vahşileşmeye başlayan bir karaktere dönüşür.

Dengesiz ve mental olarak tutarsız karakterlere çok da yabancı olmayan biri olarak Depp, arka bahçesinde kendisiyle ve gizemli misafiriyle aradaki noktaları bağlantılarken, akıl sağlığından şüphe etmeye başlayan ve ayrıca bunun da romanın kendi hayatıyla olan korkunç benzerliğini sorgulamasına yol açan birini oynamaktadır. Önünde sonunda bulduğu cevaplar son derece can sıkıcı olur fakat Depp’i kendi çarpıklığını ve gerçeklerin korkunçluğunu kabul ederken seyretmek izleyiciye büyük bir keyif verir ayrıca filmin akışını görmeye gelen izleyiciyi yazarın ruhuna başka bir bakış açısıyla bakmaya zorlamış olmak da filmin bir başka güzelliğidir.

Ne yazık ki, Johnny Depp karakter olarak öne çıkarken, film önceden amaçladığı şok eden o ters köşe işinde başarısız olur ve bizi o bilindik “daha önce bunu görmüştüm” hissiyle baş başa bırakır. Yine de, sonu tahmin edilir olmasına karşın, Johnny Depp hayranları onu böyle dolu dolu bir roldeki mücadelesini görmekten oldukça memnun kalır. Onun tipik acayip tavrı bu film için oldukça uygundur da zaten.

13. Robert Elliott – Ölüme Kuşanmak (1980, Michael Caine)

Dressed to Kill

Bu erotizm dolu heyecanlı hikâyede, Michael Caine hastasının kendisine çaresizce asılmalarını reddetmekte sorun yaşayan ve bir de cinsiyet değiştirmiş bir hastasını herhangi bir uygunsuz davranış yapmaktan alıkoymak zorunda olan bir psikiyatrı canlandırmaktadır. Caine burada kendisi için tamamen atipik bir rolü canlandırmaktadır ve bu da onun oyuncu olarak ne kadar çok yönlü olduğunu bir kez daha kanıtlar bize.

Duygusal açıdan oldukça karmaşık bir rolü, büyük bir rahatlıkla oynamaktadır. Bunu ne kadar belirsizlik ve gerilim yaratması gerekiyorsa o biçimde yapar ve bu da elde olan malzemeyle her zaman o kadar da kolay yapılan bir iş değildir çünkü bu, her ne kadar yukarıda bahsi geçen başyapıta yetersiz gelecek bir yorum olacak da olsa direkt olarak“sayko” ya hürmet niteliğinde bir eserdir.

Bu nedenle, her ne kadar yer yer memnun edici bölümleri olsa da, filmin sonu tam bir klişe ve tahmin edilebilir niteliktedir.

Yine de, Caine filmde ikna edici karakterler arasındadır ve içinde olduğu hemen her sahneyi çalar ki tıpkı daha fazla sahnesi varmış gibi hissettirir seyirciye.

Her ne kadar film ucuz bir mizah olmaktan kıl payı kurtulsa da, cinselliği hakkında büyük oranda karmaşık sorunları olan kafası karışık bir doktoru somut bir şekilde çizen performansıyla göz doldurur. Özellikle de kadınsı yanlarının öne çıktığı sahnelerde.

12. Carter Nix – İçimizdeki Şeytan (1992, John Lithgow)

Raising Cain

İşinde oldukça iyi bir çocuk psikologu karısının sadakatsizliğini öğrendiğinde açığa çıkacak olan bir takım sırlar saklamaktadır.

Baba meseleleri birey üzerinde az da olsa iz bırakır ve karakterimiz geçmişteki bu izleri şimdi kendi kızına yöneltir ki bu izler farklı birçok kişilik olarak karakterimizde ortaya çıktığında onları karakterin intikamcı birer parçaları haline dönüştürür.

Önceden bahsi geçen filmden 12 sene sonra Brian de Palma başka bir psikolojik hikâye olan oldukça tutarsız, hızlı ve bazen de eğlenceli ama gerçek anlamda korkunç olan bir senaryo ile yeniden ortaya çıkar. Ve bu hikâye büyük oranda şüphe ve duygusal rahatsızlık yaratmayı başarır. ( Daha çok çıplaklık içeriyor da olsa). Ve takdirin çoğu da tam anlamıyla büyüleyici olan ana karaktere, yani John Lithgow’a gider. Filmi, filmdeki işkence görmüş karakterini (açıkçası önceden kötü karakter olarak planlanmış) insani bir boyutta canlandırarak götürmeyi başarır ve bu da izleyicilerin onun önceki mental problemlerine aldırmaksızın bu karakterine odaklanmasını sağlar. Küçük bir bebekten yetişkin bir bireye kadar canlandırdığı her karakterde farklı bir konuşma, tavır ve jest sergiler. Gerçek anlamda muhteşem bir dönüşü olan bu filmi onun “Alacakaranlık Kuşağı” ve “Ricochet” filmlerindeki olağanüstü performanslarını akıllara getirir. Elindeki malzemeler tam anlamıyla birinci sınıf olmasa da o gerçek anlamda bunları en iyi şekilde kullanıp ortaya harika bir iş çıkarmayı başarır. Lithgow ve De Palma’nın bir hayranıysanız kesinlikle bu filme bir göz atmanız gerekir. Kendinizi büyüleyici bir oyunculuğun içinde bulacaksınız.

11. Earl Brooks – Mr. Brooks (2007, Kevin Costner)

Mr. Brooks

Kevin Costner’ı buradaki gibi duygusal olarak kompleks bir karakter içinde düşünmek kulağa biraz tuhaf gelebilir fakat yine de o bu işin üstesinden iyi gelmiştir. Konusu biraz yavan olmasına rağmen (saygıdeğer bir beyefendi aynı zamanda bir seri katil olduğunu gizlemeye çalışmaktadır), zaman zaman baskın gelen vahşi dürtülerini dizginlemeye ve aynı zamanda kendisinden şüphe eden ailesinden bunu saklamaya çalışan ve sürekli olarak da kafası karışık olan bir anti-kahramanı izlerken biz bunun çok başarılı bir şekilde ele alındığını görürüz.

Sonunda ona acı veren ihtiyaçlarını kontrol edebileceğini düşündüğünde, öteki-ben (Parmak İzi Katili olarak bilinir) yeniden açığa çıkar ve onu yeniden öldürmeye iter. Bu film çok nadir kullanılan bir tekniği kullanır -iki kişilik de başından beri tamamiyle birbirinden farklıdır ( ve farklı aktörler tarafından canlandırılmışlardır). William Hurt, Mr. Brooks’un öldüren kişiliği olan Marshall gibi harika bir işle meşguldür ve kendisinin bir katil olmakla ilgili hiçbir sorunu yoktur fakat yine de kurban bir çiftin perdeler açık bir şekilde sevişmesinden tiksinti duyar.

Harika bir şekilde zalimlik ve şakacılıkla kombine edilmiştir ve ikinci özelliği biz böyle bir karaktere ihtiyaç duyacağımız sırada daima ortaya çıkar (çünkü filmdeki en önemli karakterdir ve biz ona daima ihtiyaç duyarız). Peşlerindeki yılmaz bir dedektif yüzünden iki karakter de biat eden ve çözüm odaklı olmak zorundadır çünkü işler aynı anda bir beyefendi ve bir seri katilin birbirinden ayrılmasını oldukça zor hale getirmiştir. Şüphesiz ki bu rol Kevin Costner’ın son birkaç on yıldır oynadığı rollerin içinde daha iyi olanlardan biridir.

10. Henry Jekyll – Dr Jekyll And Mr Hyde (1931, Fredric March)

Dr. Jekyll ve Bay Hyde

ÇKR (Çoklu Kişilik Rahatsızlığı) veya ÇKB (Çoklu Kişilik Bozukluğu) hakkındaki her listenin Jekyll ve Hyde hakkında bir başlığı vardır çünkü bu romancık bu rahatsızlıktan bahseden ilk eserdir. Film yapımcıları için ne kadar entrika yüklü ve ilgi çekici olduğunu görmek için, onun şimdiye dek 123 tane uyarlamasının olduğuna bakmanız yeterli. Her ne kadar onların bir tanesi bile edebi eserinin yerini tamamen tutmasa da, Oscar da kazanmış olan Fredric March’la olan versiyonu bu filmlerin en ünlülerinden biridir.

March, herkesin bir iyi bir de şeytani yönü olduğunu savunan ve bunları ayırmak için de bir ilaç üreten bir doktoru harika bir şekilde canlandırmaktadır. Beklendiği gibi vahşi yanının açığa çıkmasına ve korkunç cinayetler işlemesine izin verir. Bu, ekrandan adeta edebiyat aktığını hissedebileceğiniz yeri yerinden oynatan bir sinema filmi olduğu için, iki yönünün de oldukça ikna edici bir şekilde oynamasını gerektiren bir aktöre ihtiyaç duyulmaktadır. March, sevgiyle anılıp saygı duyulan bir doktorla zaman geçtikçe öne çıkmaya başlayan ucube ve katledici bir öteki-beni arasındaki ayrımı güzel bir biçimde dengeler. Rose Hobart ile ticaret için çiçekler hakkında romantik bir diyalog kurmak zorunda olan Jekyll ( ki bu bir süre sonra sıkıcı bir hale gelir), Hyde olması için hiçbir engeli yoktur ve bu çift karakterli kimliği büyük bir keyifle oynar.

Onu, Doğu Londra’lı bir fahişenin hayatını kâbusa çeviren bu tehdit edici, canavar karakterin içinde izlemek tam anlamıyla bir zevktir. Onun hem psikolojik hem de olağanüstü ve sanatsal makyaj ve efektlerle dönüşümü bu filmin en çok öne çıkan kısmıdır.

9. Smeagol – Yüzüklerin Efendisi Franchise (2002/2003, Andy Serkis)

The Lord of the Rings: The Two Towers

Smeagol, üçlemenin en ilgi çeken karakterlerinden biridir. Bunun öncelikli nedenlerinden biri, grinin tüm tonlarını gösteren karakterlerin arasında ele avuca sığmaz olanı olmasıdır. Esasında o karakterlerin içinde muhtemelen en insancıl olanıdır. Hayatını belirgin bir şekilde uzatan yüzüğün kara büyüsünün etkisine çabucak düşer. Aynı anda hem yüzükten hem de kendinden hem nefret etmiş hem de onları sevmiştir ve bu onu, sürekli olarak yüzüğü arzulamak ve ona (ve onun elinde tuttuğu güce) sahip olmak arasında kalmaya itmiştir ve bu arzu onun şeytani etkisinin özgür kalmasına yol açmıştır.

Bilgisayar ürünü bir karakter olmasını göz önünde bulundurursak Andy Serkis bu duygusal ikilemi yalnızca sesini kullanarak oldukça iyi bir iş çıkarmıştır. Onun sıkıntı çekmesinden ve neşesinden, acısından ve mutluluğundan bu işi ne kadar güzel yaptığını anlayabilirsiniz. Yoğun ses performansına etkili olsun diye boğazını yağlamak için Gollum suyu olarak da bilenen (limon, bal ve zencefil) şişelerce meyve suyundan bolca içtiği bilinir. Sesi o kadar etkileyici olmuştur ki Peter Jackson, onun dublajını olduğu kadar Gollum’un hareketlerini de canlandırmasına karar vermiştir.

Kendi deyimiyle Gollum’un umutsuzluğunu ve tutkusunu eroin bağımlılığını bırakmaya benzetmiştir ve yine kendi dağ tırmanma hobisi de dört ayak üstüne düştüğü sahnesi için epey elverişli olmuştur. Bu şahane özveriler bir şekilde işine yaramıştır ve o Franchise’deki en heyecan verici karakterlerden biri haline gelmiştir.

8. Malcolm Rivers – Kimlik (2003, Pruitt Taylor Vince)

Kimlik

Hükümlü bir katilin infazından hemen önce ortaya yeni kanıtlar çıkar ve süreç adam iddiaya göre deli çıktığı için ertelenir. Biz ayrıca Nevada çölündeki şiddetli bir yağmur fırtınası boyunca pejmürde bir otelde tıkılı kalan on kişinin paralel hikâyesini izleriz. Beklendiği üzere bilinmeyen bir katil moteldeki misafirleri öldürmeye başlar.

İki hikâye birbirine bağlıdır. Ama nasıl? Katliamların infaz edilmeyi bekleyen adamla bir ilgisi var mıdır? Cevaplar gerilim ve aksiyon yüklü doksan dakika içinde saklıdır ve filmin biraz hayal kırıklığı içeren tahmin edilebilir bir sonu olsa da, harika oyunculuklar bahse değerdir.

Her ne kadar bahsi geçen deli filmin sadece başında ve sonunda görünse de, filmin sonundan önce onun zihninin bütün karanlık köşelerinde bir tur atacaksınız ve John Cusack ve Ray Lolita gibi birkaç aktörün muhteşem oyunculuklarını göreceksiniz. Bu tam olarak bir aktörün güç gösterisi içeren bir performans değildir, yetenek daha çok ortaya konmuştur burada. Parçalar birleştikçe karakterler giderek ürkütücü hale gelirler ve her ne kadar öngörülebilir bile olsa bu çözülme muhteşem bir oyunculuk içermektedir. Filmin sonu gelmeden evvel her şeyi tahmin etmiş olabilirsiniz fakat yine de gözlerinizi ekrandan ayırmamış da olacaksınız.

7. Teddy Daniels – Zindan Adası (2010, Leonardo DiCaprio)

Shutter Island

Martin Scorsese ile dördüncü çalışmasında Di Caprio akıl hastanesinden kaçan ve yakınlarda saklandığı tahmin edilen kadın bir katilin ortadan kaybolmasını araştırmakla görevlendirilen bir Amerikan mareşalini oynuyor. Doktorlardan neredeyse hiç yardım almayınca ve tuhaf tuhaf şeyler olmaya başlayınca herkesten her şeyden hatta zamanla kendi akıl sağlığından bile şüphe duymaya başlar. Bu, tamamen Di Caprio’nun lokomotifin başında yürüttüğü ve diğer oyuncuların onu takip ettiği bir filmdir. Onun performansı güçlü ve ikna edicidir fakat bir kez daha filmin ilk yarısından itibaren besbelli olan öngörülebilir bir sonuçla bozulmuştur.

Kişisel nedenlerle araştırmaya dahil olan duygusal açıdan yıkıma uğramış bir adam portresini başarılı bir şekilde çizer. Bir şey düşünürken ya da bir şey üstündeyken takındığı kendini beğenmiş gülümseme ve dünyasının harap olduğunu fark ettiğinde yüzünde beliren sahici ümitsizlik arasındaki dengeyi güzel bir şekilde kurar.

Leo bunu ortalamanın altında heyecanlı bir psikolojik hikâyenin harika bir görüntü ve prodüksiyon dizaynı ile birlikte sağlamıştır. Banyodaki ilk sahneden soğukkanlı bir şekilde kaderini çizdiği son sahneye kadar Di Caprio bu filmin kalbindedir ve bunu çok güzel bir şekilde yürütür.

6. Eve White – Üç Ruhlu Kadın (1957, Joanne Woodward)

“Dr Jekyll and Mr Hyde“ ın yanı sıra ÇKR’yi filmlerde işleyen ve ayrıca bu rahatsızlığı belgeselleştiren ilk yapımlardandır. Önceden Paul Newman’ın karısı olmasıyla bilinen Joanne Woodward ona Oscar ödülü de kazandıran harika rolüyle bir stara dönüşmüştür. Ekseriyetle migren ağrısı çeken ve ara sıra da göz kararmaları olan ürkek bir ev hanımını canlandırmaktadır.

Teşhis tedavisi sonucunda iki kişilikli bir kadın olduğu ortaya çıkar. İçlerinden bir tanesi yabani ve dikkatsizdir diğeri ise istikrarlı ve gerçekçidir. Woodward, farklı sesler, tonlamalar ve tavırlar verip bu ayrı kişilikleri eşit biçimde oynamak için elinden gelenin en iyisini yapmıştır. O geçişleri o kadar kolay ve acısız bir şekilde başardı ki o yılın en iyi oyuncu Oscar’ını alması işten bile değildi.

Güneyli güzel daha sonra ne hikmetse aksanını kaybetmek için uzun yıllar çalıştı fakat Oscar kazanmak için onu yeniden kazanmaya da uğraştı. Oyuncu bu filmiyle izlenmeye kesinlikle değerdir.

Sayfa 1 – 2

Prev1 of 2
Use your ← → (arrow) keys to browse

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
1 Yorum

1 Yorum

  1. zeynep çakıcı

    25 Mart 2015 at 20:07

    yeni bi dizi kill me heal me önerebilirim süperrdi izleyin

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Türk Kadın Yönetmenlerden 10 Film

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Pandora'nın Kutusu  filmi

Pandora’nın Kutusu (2008) IMDb 7,2
Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu

Her biri uzak diyarlara düşmüş üç kardeş artık hasretlerine zorunlu bir son verecektir. Üçü de birbirinden farklı hayatlara savrulmuştur. Birbirleriyle aralarındaki bağ körelmeye yüz tutmuştur ve iletişimlerini kaybetmiş bu üç orta yaşlı kardeş için kavuşma vakti yaklaşmaktadır. Memleketleri Karadeniz’de yaşayan yaşlı annelerinin kaybolduğu haberi onları yıllar sonra bir araya getirecektir. Her biri aynı şehire düşmüş, İstanbul’da yaşıyor olmalarına rağmen kontaktlarını kaybeden kardeşler anneleri Nusret’i bulmak için kendileri ve anılarına dair birçok şeyi gün yüzüne çıkardıkları bir yolculuğa çıkarlar. Bu yolculuk bir içsel hesaplaşmaya, annelerini bulduktan ve İstanbul’a getirdikten sonraki süreç ise sancılı bir yaşam sınavına dönüşecektir. Bu sınavdan alnının akıyla çıkabilen tek kişi ise yaşlı kadının torunu Murat olacaktır. Güneşe Yolculuk ve Bulutları Beklerken gibi filmleriyle kendini ispatlayan önemli yönetmen Yeşim Ustaoğlu, son filmiyle de yine yolculuk vesilesiyle gerçek kimliklerini bulan karakterleri ele alıp politik duruşuyla da dikkat çeken sosyal içerikli ve son derece etkili bir filme imza atıyor.

Mustang filmi

Mustang (2015) IMDb 7,6
Yönetmen: Deniz Gamze Ergüven

İnebolu’da geçen bir hikayeyi ele alan Mustang, beş kız kardeşin özgürlükleri için verdikleri mücadeleye odaklanıyor. Lale ve kardeşleri oynadıkları bir oyunun çevreleri tarafından beklenmedik bir skandala dönüştürülmesi sonucu adeta ev hapsine mahkum olurlar. Bu durum öyle bir noktaya sürüklenir ki evde evlilik planları dahi yapılmaya başlanır. Ancak beş kardeş üzerlerinde kurulan bu baskıları yenip özgürlüklerine kavuşmak için yeni yollar arayacaktır. Başlıca rollerini Güneş Şensoy, Doğa Doğuşlu, Elit İşcan, Tuğba Sunguroğlu ve İlayda Akdoğan’ın paylaştığı filmin yönetmeni Deniz Gamze Ergüven.

İşe Yarar Bir Şey filmi

İşe Yarar Bir Şey (2017) IMDb 7,7
Yönetmen: Pelin Esmer

Leyla, gece treniyle çıktığı uzun bir yolculukta manzarayı ve insanları iştahla izlerken hemşirelik öğrencisi Canan’ı fark eder. Bu genç kızı son istasyonda, Yavuz’un evinde, çok ağır bir sorumluluk bekliyordur. Leyla, Canan’ın anlattıklarından ve anlatmadıklarından bir hikâye kurar, kendini kaptırır ve ona eşlik etmeye karar verir. Hikâyenin sonunda bir iyilik meleği mi yoksa bir katil mi olacaklarını henüz bilmiyordur.

Kovan filmi

Kovan (2020) IMDb 6,6
Yönetmen: Eylem Kaftan

Genç bir kadın olan Ayşe, ortaokul yıllarında Artvin’den Almanya’ya gönderilir. Uzun yıllar memleketinden uzakta yaşayan Ayşe, annesinin hastalanması sonucu çocukluğunun geçtiği köy evine geri döner. Ölüm döşeğinde olan annesi, kızında son olarak aile arılığını çekip çevirmesini ister. Hayatta en büyük korkusu arı olan Ayşe, annesinin isteğini geri çeviremez ve aile yadigarına sahip çıkmaya karar verir. Bu süreçte arıcılığın merkezi olan köye modern yönetmenler getiren Ayşe ile geleneksel arıcılar arasında çatışmalar yaşanır. Bir de koana dadanan arılar, Ayşe’nin hayatı ve kovanlar için büyük tehlike oluşturur.

Büyük Adam Küçük Aşk  filmi

Büyük Adam Küçük Aşk (2001) IMDb 7,6
Yönetmen: Handan İpekçi

Hejar, tüm ailesini çatışmalarda kaybetmiş küçük bir Kürt kızıdır. Yoksul bir akrabası tarafından genç bir kadın avukatın yanına bırakılır. Avukatın evinde, ayrılıkçı örgüt üyesi iki kişi de kalmaktadır. Polisin yargısız infazı sonucu avukat ve beraberindekiler yaşamlarını yitirirler, ancak küçük kız mucizevi şekilde polisler tarafından fark edilmeksizin daireden çıkmayı ve komşuya sığınmayı başarır. Komşu, Türkiye cumhuriyetinin kuruluş ideallerine sıkı sıkıya bağlı bir emekli hakimdir ve kısa süre önce eşini yitirmiştir. Hakimin temizlikçisi de Kürt’tür ve onun çevirmenliği sayesinde kızın durumu kısmen anlaşılır. Onu polise teslim etmeye gönülleri el vermeyince, biri Türkçe, diğeri ise Kürtçe bilmeyen; aralarında ise büyük bir yaş farkı bulunan bu iki insan aynı evde kalmaya başlar.

Başka Dilde Aşk filmi

Başka Dilde Aşk (2009) IMDb 7,3
Yönetmen: İlksen Başarır

Onur’un tüm yaşamı, beraber spor yaptığı arkadaşlarından birinin doğumgünü partisinde beklenmedik bir dönüşüme uğrayacaktır. Beraberce kürek takımında yeraldığı arkadaşı Vedat’ın doğumgünü partisinde Zeynep’le tanışır ve hayatı değişir. Kalabalık ve gürültülü bir barda hiç konuşmadan geçen gecenin sonunda Zeynep, Onur’un işitme engelli olduğunu farkeder. Ama bu alışılmadık durum Zeynep’i Onur’dan soğutmaz. İşiyle, ailesiyle sorunlar yaşayan Zeynep, yaşadığı çevreyi sorgularken birazda bilmediği bir dünyanın meraklıyla unuttuğu ceketini bahane ederek Onur’u ziyaret etmeye karar verir. Babasının annesini bir başka kadınla aldattığını öğrendikten sonra bu durumu içine sindiremeyip evini terkeden Zeynep, bir çok iş değiştirdikten sonra çağrı merkezinde çalışmaya başlar. Ancak çağrı merkezleri çok ağır çalışma koşullarına sahiptir ve karşılığında kazandığı az paradan çok mutsuzdur. Bütün gün telefonda tanımadığı insanlarla konuşmak zorunda kalan Zeynep konuşmadan anlaşabildiği Onur’la huzur bulacağına kani olur.

Köprüdekiler  filmi

Köprüdekiler (2009) IMDb 6,7
Yönetmen: Aslı Özge

Fikret, kelle koltukta zorlu hayat koşullarını sürdüren bir garibandır. Boğaziçi Köprüsü’nün sıkışık trafiğinde kaçak olarak gül satmaktadır. Ayn zamanda kendine düzgün bir iş de aramaktadır. Umut, her gün Boğaziçi Köprüsü’nü defalarca geçerek ömür tüketen, yollarda yaşayan bir taksi-dolmuş şoförüdür. Yeni evlidir ve karısı Cemile’nin aklı bir karış havadadır, dizilerde gördüğü hayatlardan etkilenmiştir. Umut karısını memnun etmek için daha güzel bir eve taşınmaya karar verir. Murat ise Boğaziçi Köprüsü’ne yeni transfer olmuş, kendi halinde bir trafik polisidir. Binlerce arabanın içerisinde kendisini yalnız hissetmektedir, her gece internetten kendine kız arkadaş arayarak yalnızlığına derman olabilecek bir yoldaş bulmaya çabalamaktadır. İstanbul’un varoşlarında oturup, her sabah iş için şehrin merkezine gelen bu üç adam hiç farkına varmadan her gün karşılaşırken, hayalleri de kesişmektedir. Ödüllü kısa film yönetmeni Aslı Özge’nin ikinci uzun metraj çalışması, bu sene İstanbul Kültür Sanat Vakfı Altın Lale Ulusal Yarışma bölümünde yarışıyor.

Kedi filmi

Kedi (2016) IMDb 7,7
Yönetmen: Ceyda Torun

Başrollerinde İstanbul sokaklarının sıcak sakinleri olan kedilerin yer aldığı belgeselde, bu küçük dostlarımız yaşadıkları sıkıntılara ışık tutulur. Filmin en dikkat çeken yanlarından biri İstanbul’un en işlek yerlerinden alınan doğal görüntülerde oluşmasıdır. Belgesel, Ceyda Torun imzasını taşımaktadır.

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku filmi

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku (2014) IMDb 6,6
Yönetmen: Çiğdem Vitrinel

İlk kitabını yazmaya çalışan ‘yazar’ Arif, zamanının önemli bir kısmını kitabı üzerine kafa yorarak geçirir. Ona göre hayat başta kadınlar ve ilişkiler olmak üzere pek çok çözümsüz soruyu içermektedir. İlişkiler konusunda bir türlü dikişi tutturamayan Arif her daim kafasını kurcalayan bu soruların peşindedir. Fakat beklemediği bir anda Müzeyyen’in ortaya çıkmasıyla, o güne dek bildiği ya da öğrenmeye çalıştığı her şey bir anda tersyüz olur. Zira Müzeyyen’in cazibesine kapılmamak elinde değildir ve kendini bu ilişkinin akışına bırakır. Yönetmenliğini Çiğdem Vitrinel’in üstlendiği filmin senaryosu ise Vitrinel ile birlikte Ceyda Aşar’a ait. Filmin başrollerini Erdal Beşikçioğlu ve Sezin Akbaşoğulları paylaşırken, kadroda kendilerine Harun Tekin, Hare Sürel, Derya Alabora, Ege Aydan, Kerem Atabeyoğlu, Erdinç Gülener ve Barış Yalçın eşlik ediyor.

Sibel filmi

Sibel (2018) IMDb 6,9
Yönetmen: Çağla Zencirci

Sibel, köylüler tarafından dışlanan dilsiz bir genç kızın hikayesini anlatıyor. 25 yaşındaki Sibel, babası ve kız kardeşi ile birlikte Karadeniz’de gözlerden uzak bir köyde yaşamaktadır. Dilsiz bir kız olan Sibel’in kendi halinde bir yaşantısı vardır. O, ancak atalarından kalma bir gelenek olan ıslık çalma sayesinde çevresindekilerle iletişim kurabilmektedir. Köy halkı tarafından dışlanan genç kız, onlar taradından uğursuz olarak kabul edilmektedir. Sibel’in hayatı, bir gün ormanda gezintiye çıktığı sırada bir yabancı ile karşılaşması ile bambaşka bir hal alır. 

Ana Yurdu  filmi

Ana Yurdu (2015) IMDb 6,5
Yönetmen: Senem Tüzen

Sancılı bir boşanma sürecinin ardından yeni yeni toparlanmaya başlayan Nesrin ofisteki işinden ayrılır ve İstanbul’daki evini terk eder. Nesrin artık hayatta olmayan babaannesinden kalan Anadolu’daki boş köy evinin yolunu tutar. Çocukluğundan beri yazar olmanın hayallerini kurmuştur ve bu evde ilk romanını tamamlamaya karar verir. Ancak uzun zamandır görüşmediği ve de anlaşamadığı annesinin çat kapı evde belirmesiyle planları yarıda kalır. Şimdi ikisi için de birbirlerinin karanlık yanlarıyla yüzleşme zamanıdır.

Okumaya Devam Et

Dijital

Amazon Prime’da Kaçırılmaması Gereken 10 Dizi

En iyileri!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Dünya genelinde toplamda 150 milyondan fazla abonesi bulunan ve geçtiğimiz aylarda ülkemizde de yayın hayatına başlayan köklü stream platformu Amazon Prime‘da seyretmeniz gereken 10 diziyi sizler için listeledik. Keyifli seyirler.

Community (2009–2015) IMDb 8,5

Jeff Winger, avukat olan genç bir adamdır. Ancak diplomasının sahte olduğu ortaya çıkınca Jeff’in avukatlık lisansı iptal edilir. Avukatlık lisansını tekrar kazanmak isteyen Jeff, bunun için sorunsuz bir şekilde mezun olabileceğini düşündüğü Greendale’a gider. Jeff bambaşka amaçlarla geldiği okulda kendisini farklı nedenlerle Greendale’de sıkışan uyumsuz bir grubun lideri olarak bulur.

Upload (2020– ) IMDb 8,0

2033, Brooklyn. Nora bir sanal gerçeklik (VR) şirketinde çalışmaktadır. Bu şirket müşterilerinin ölümden sonra istedikleri şekilde bir sanal gerçeklikte yaşamalarını sağlayan bir hizmet vermektedir. Los Angeles’lı ve partilemesiyle ünlü Nathan araba kazası sonucu hayatını kaybeder. Kız arkadaşı tarafından Nora’nın çalıştığı şirketin VR dünyasına yüklenen Nathan’ın yeni “hayatı” artık Nora’nın elindedir.

Counterpart (2017–2019) IMDb 8,1

Counterpant, çalıştığı şirkette paralel evrene açılan bir kapı olduğunu keşfeden bir adamın hikayesini konu ediyor. Howard Silk, Birleşmiş Milletler’e bağlı Berlin merkezli bir casusluk ajansında çalışmaktadır. Neredeyse 30 yıldır aynı şirkette çalışan Howard, tam olarak ne iş yaptığını bilmemektedir. Alt bir pozisyonda çalışan Howard, şirkette başka bir pozisyona terfi etmek istemektedir. Ancak o terfi beklerken bambaşka gerçeklerle yüzleşir. Howard, şirkette paralel bir boyuta açılan gizli bir kapıyı keşfettiğinde kendisini bilmediği tehlikeli bir dünyanın içerisinde bulur.

Fleabag (2016–2019) IMDb 8,7

Fleabag, Londra’da tek başına ayakları üzerinde durmaya çalışan bir kadının hikayesini konu ediyor. Dizide, 30’lu yaşlarındaki kadının aşk, aile ve iş hayatında yaşadığı gündelik olaylar ele alınıyor.

Carnival Row (2019– ) IMDb  7,9

Ünlü yönetmen Guillermo del Toro’nun yapım kadrosunda bulunduğu dizinin senaryosunu The 4400’ın yaratıcılarından Rene Echeverria kaleme aldı. Zaman olarak gelecekte geçen dizi, insanların ve diğer her türlü yaratığın bir arada yaşadığı Burgue isimli şehirdeki seri katil terörünü konu alıyor.

The Mentalist (2008–2015) IMDb 8,1

O, ne derseniz hafızasına atıyor ama gereksiz gördüğü bilgileri de anında siliveriyor. Zihnini boş yere meşgul edecek gevezeliklere onun kitabında yer yok. Patrick Jane, belki biraz kendini beğenmiş, ukala ama bu yönleri onun olağanüstü bir gözlem ve ikna yeteneğine sahip olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Simon Baker’ın derinlikli oyunculuğu ile hayat verdiği Patrick Jane dehası ile polisiye dizi severlerin yakın zamanda en çok sevdiği karakterlerden birine dönüştü. Kritik davaların üzerinde çalışan Kalifornia Araştırma Bürosu ekibine yetenekleri ile destek veren Patrick Jane, ekip ile başta uyum sorunları yaşa da zaman içerisinde, davalar çözüldükçe aradaki buz dağları da eriyor.

Muhteşem Bayan Maisel (2017– ) The Marvelous Mrs. Maisel IMDb 8,7

The Marvelous Mrs. Maisel 1960’lı yıllarda, New York City’de geçiyor. Şehrin lüks semtlerinden birinde eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan Miriam “Midge” Maisel hayatta istediği her şeye sahiptir. Ancak bir gün tesadüf eseri, hiç bilmediği bir yeteneğe sahip olduğunu keşfeder ve bu gelişme hayatını derinden sarsar.

The Americans (2013–2018) IMDb 8,4

Soğuk Savaş döneminde 1980’li yılların başlarında, Ronald Reagan’ın ABD başkanlık koltuğuna oturmasının hemen ardındaki zaman diliminde geçecek The Americans; Washington DC’de bir banliyöde çevreye iki Amerikalı görünümü veren, ebeveynlerinin gerçek kimliklerinden habersiz durumdaki iki çocuğa sahip ancak gerçekte iki KGB ajanı olan evli bir çift üzerine odaklanıyor.

Anlaşmalı evliliklerine rağmen, Soğuk Savaş dönemi daha yoğun ve hararetli bir hal aldıkça ikilinin birbirlerine olan bağlılıkları ve duyguları her geçen gün daha gerçekçi bir hal almaya başlayacaktır.

Hannibal (2013–2015) IMDb 8,5

Thomas Harris’in ünlü serisi Hannibal’dan uyarlanan dizi Red Dragon’a odaklanıyor. Hepimizin bildiği bu seri katil hikayesinde bu kez Bryan Fuller merkeze FBI Ajanı Will Graham ve onun akıl hocası Hannibal Lecter’ı alıyor. Bu iki adam arasındaki ilişkinin gelişme aşamalarını izleyeceğimiz Hannibal, NBC’nin ara sezonunda ekrana gelecek.

Mozart in the Jungle (2014–2018) IMDb 8,2

Blair Tindall’ın Mozart In The Jungle: Sex, Drugs and Classic Music isimli kitabından uyarlanan dizi, New York’ta yaşayan profesyonel bir obuacının yaşadığı çılgın hayatı ve müzik dünyasının perde arkasını anlatıyor.

Okumaya Devam Et

Liste

Umutsuzluğa İyi Gelen 10 Film

Motivasyon arttırır.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Cazcı kardeşler (1980) The Blues Brothers IMDb 7,9

Jake Blues hapisten çıkar çıkmaz kardeşi Elwood ile birlikte eski öğretmenleri Rahibe Mary Stigmata’ya koşar ve korkunç gerçeği öğrenir: birlikte büyüdükleri yetimhane yokolmaktan kurtarmak için tam 5000 dolara ihtiyaç vardır.

Jake ve Elwood bunun üzerine eski müzisyen arkadaşlarını bir araya toplayarak bir konser vermeye karar verirler. Bunu yaparken Şikago’nun altını üstüne getirecekler, peşlerinde tüm bir polis filosu ve naziler olduğu halde müthiş bir serüvene girişecekler.

Küçük Gün Işığım (2006) Little Miss Sunshine IMDb 7,8

Hoover ailesi, uzaktan bakılırsa oldukça sıradan ve modern bir Amerikan ailesidir. Ancak birbirlerine taban tabana zıt üyeleriyle ve çatışmalarıyla aslında hiç de öyle değildir. Küçük, akıllı ancak şişman kızları Olive’in tüm hayali ülkenin öteki yakasında düzenlenecek bir güzellik yarışmasına katılmaktır. Eski bir minibüse atlayarak yola çıkan aile, bu yolda bir aile olmanın ne demek olduğunu yeniden keşfedecektir.

Esaretin Bedeli (1994) The Shawshank Redemption IMDb 9,3

Esaretin Bedeli, Andy ve Red isimli iki mahkumun parmaklıklar ardında kurdukları dünyanın hikayesini anlatıyor. Andy Dufresne, genç ve başarılı bir bankerdir. Karısını ve karısının sevgilisini öldürmek suçundan yargılanır ve ömür boyu hapis cezası alır. Shawsank Hapishanesi’nde dayak, işkence, tecavüz, her türlü durum yaşanmaktadır fakat Andy gene de hayata bağlı ve iyimserdir. Bu tutumu etrafındakileri de etkiler. Andy umutlu bakış açısıyla çevresindeki tüm mahkumları, parmaklıklar arkasında bile özgür bir yaşam olabileceğine inandırır. Andy’nin bu çabalarına ortak olacak bir arkadaşı da olacaktır: Red.Bir Stephen King uyarlaması olan filmde Morgan Freeman ve Tim Robbins başrolde. Film, 1995’te, aralarında en iyi film adaylığı da olmak üzere tam 7 dalda Oscar’a aday gösterildi.

Bana Sevdiğini Söyle (1989) Say Anything… IMDb 7,3 

Lloyd Dobler, hobi olarak kick boks yapan, ortalama notlarla okulu bitirmiş bir öğrencidir. Çıkma teklif ettiği Diane Court ise aynı okulun birincisidir. Diane İngiltere’deki bir üniversiteden burs kazanmıştır ve yaz bitince oraya gitmenin planlarını yapmaktadır. Derslerindeki başarısını o güne kadar sosyal hayatına yansıtamamış olan Diane, Lloyd’un çıkma teklifi karşısında heyecanlanır ve onunla görüşmeyi kabul eder. Bunun ardından genç ikili, birbirlerini sıklıkla görmeye başlayacaklardır.

Yüksek Topuklar (1991) Tacones lejanos IMDb 7,1 

Bir televizyon kanalında haber sunuculuğu yapan Rebeca, çocukluğundan bu yana görmediği annesi Becky’i karşılamak için Madrid havalimanında son derece endişeli bir bekleyiştedir. Ünlü bir şarkıcı olan annesi, 15 yıl Meksika’da yaşamasının ardından İspanya’ya dönmektedir. Rebeca, annesini beklerken çocukluk anılarını hatırlamakta ve annesiyle yaşayamadığı her şeyi telafi etmenin hayalini kurmaktadır. Anne geri döndüğünde kızını eski sevgililerinden biriyle evlenmiş bir şekilde bulur ve işler gittikçe çığırından çıkmaya başlar. Yüksek Topuklar, ünlü İspanyol yönetmen Pedro Almodovar’ın imzasını taşıyor.

Tavşan Jojo (2019) Jojo Rabbit IMDb 7,9

Tavşan Jojo, annesinin evlerinde bir kızı sakladığını öğrenen bir gencin hikayesini konu ediyor. Hitler’in gençlik kamplarında yer alan Jojo Betzler adındaki bir çocuk, annesinin evlerinde Yahudi bir kızı gizlice misafir ettiğini öğrenir. Kız, evlerinin çatı katında kalıyordur. Tabii bu durum en yakın sırdaşı hayali arkadaşı Adolf Hitler olan Jojo’nun kafasında büyük bir karmaşaya yol açacaktır. Hayali arkadaşı olan Hitler, hiç de orijinalindeki gibi değildir. Jojo’nun bu korkunç ırkçılığa karşı gelmek için mücadele etmesi gerekmektedir.

Harry Sally’yle Tanışınca (1989) When Harry Met Sally… IMDb 7,6 

Bir yolculuk sırasında karşılaşıp tanışan Harry ve Sally isimli iki genç sohbetleri esnasında aynı üniversiteden mezun olduklarını, ancak daha önce hiç karşılaşmadıklarını fark ederler. Bu keyifli sohbet sırasında konu ikili ilişkilere gelir ve iki karşı cinsin arkadaş olup olamayacağı üzerine uzun uzun tartışırlar. Sonuç ise arkadaş olamadıkları yönündedir. New York’a vardıklarında ayrılırlar ve ikisi de ayrı ayrı kendi hayatlarını yaşamaya devam ederler. Ta ki kader yollarını tekrar birleştirine dek.

Frances Ha (2012) IMDb 7,5

Bir dans topluluğunda çıraklık yapan 27 yaşındaki Frances, pek de parlak bir kariyere sahip olmayan bir dansçıdır. Tam anlamıyla istikrarlı bir işe sahip olmayan Frances’in tek hayali çalıştığı bu şirketin daimi çalışanı olabilmektir. Öte yandan kendi jenerasyonundakiler gibi birçok farklı işe atılmakta ancak hiçbirinde tam anlamıyla başarılı olamamaktadır. Frances’i tam anlamıyla anlayan tek kişi ise aynı daireyi paylaştığı Sophie’dir. Ne var ki Sophie’nin hayallerindeki şehre taşınacak olması ilişkilerini sarsacak; Frances’in ‘gerçek hayat ve sorumluluklar’ gerçeğiyle tanışmasına neden olacaktır.

Senden Nefret Etmemin 10 Sebebi (1999) 10 Things I Hate About You IMDb 7,3

Bianca, okuduğu üniversitede herkesi kendine hayran bırakan güzeller güzeli bir kızdır. Ablası ise sürüp giden tüm hayatı boyunca nedense erkeklere hiç ilgi duymamıştır. Bianca’nın yaşamı da ablasının bu çekinik tercihleri tarafından şekillendirilmektedir. Zira ailevi kuralları vardır. Bu kurallara göre iki kardeşin aynı anda sevgilisi olmadığı sürece, kimsenin sevgilisi olmayacaktır. Bianca bu durumun içerisinde kendisine yarar sağlayabilecek planlar yapmaya koyulur.

Aşkın (500) Günü (2009) (500) Days of Summer IMDb 7,7

Alışılmamış türde bir romantik komedi olan film, aşkın gerçek olduğuna inanmayan bir kadın ve ona aşık olan bir adamın hikayesini anlatıyor.

Tom Hansen, hayatından tamamen çıktığına emin olduğu zaman Summer Finn ile tanıştığı ilk günü hatırlar. Tom, kıza ilk gördüğü anda aşık olur. Hayatının geri kalan kısmını bu kızla birlikte geçirmesi gerektiğini biliyordur. Ne var ki Summer ne aşka ne ilişkilere inanmamaktadır. Buna rağmen aralarında arkadaşlıktan öte farklı bir ilişki başlar. Birlikte geçirecekleri günler sıradışı, eğlenceli ve komik bir hikayeye tanıklık edecektir.

Okumaya Devam Et

Popüler