Çoklu Kişilik Bozukluğu Hakkında En İyi 15 Film

Liste Serkan Baştimar

Çoklu kişilik rahatsızlığı (ÇKR) ya da Çoklu kişilik bozukluğu (ÇKB), iki veya daha fazla kişilik ya da kimliğin hafıza bozukluğu ile beraber bireyin davranışlarını kontrol ettiği mental bir durumdur.

Konuyu psikolojik tanımlamalar ya da semptomlara getirip büyük detaylar vermeyeceğiz. Özellikle filmlere ve bu durumun filmlerde iyi sanılan karakterin aslında kötü çıkması şeklinde nasıl harika bir biçimde işlendiğine odaklanacağız. Bu teknik, “Dr. Jekyll ve Mr Hyde’ın Tuhaf Vakası” uyarlamalarından beri kullanılmaktadır fakat özellikle son birkaç on yıldır yaygındır. Bu konuyu işlerken çoğu film inandırıcılık anlamında başarısız olmuştur ama aşağıda sizin için bu işi hakkıyla yapabilen filmleri seçtiğimiz kısa bir liste hazırladık. Açıkça görülüyor ki başlık bile başlı başına bir spoiler ve biz daha fazla detay vermemeye çalışcağız. Fakat yine de ne kadar devam edeceğiniz, sizin risk alma cesaretinize bağlı.

Me, Myself & Irene

Çeviri: Eda İşler 

15. Charlie Bailey Gates – Ben, Kendim Ve Sevgilim (2000, Jim Carrey)

 Tuhaf Farrelly kardeşler iş başındaysa, kendinizin neyin içinde olduğunu bilirsiniz –sağlam senaryolu, tamamen kaba, kara mizah ve tuhaf bir biçimde uygunsuz durumlarla dolu bir komedi. Bu yüzden Fletcher Reede ve Llyod Christmas’ın yanı sıra, Jim Carrey onun en komik karakterini yaratmasında mükemmel bir araç omuştur.

Jim Carrey, bir eyalet polisi için fazla nazik birini oynamaktadır ki onun nezaketi hayatı boyunca sayısız kez kullanılıp istismar edilmiştir. Yılların biriktirdiği bastırılmış öfke sonunda çanlarını eline alır ve karısının sadakatsizliğinin de tetiklediği bir sinir krizi geçirir. Burada zalim ve kaba öteki-ben olarak Hank ortaya çıkar ve istediği her şeyi almak ve Charlie’ye zarar veren insanlardan öç almak adına kendini kontrol etmeksizin her şeyi yapar. Kendisine, söylenilene göre basit bir vur-kaç suçundan hüküm giymiş bir kadına eşlik etme görevi verilir ve sonunda olaylar aslında pek de göründüğü gibi çıkmaz. Kadınla birlikte kendilerini bir anda kadının gangster eski erkek arkadaşı tarafından yönetilen bir grup yoldan çıkmış polisin ve haydutların peşinde kovalamaca içinde bulurlar. Ve Hank’in olur olmaz zamanlarda durmadan su yüzüne çıkması da hiç yardımcı olmaz. Bu hızlı komedi Carrey’nin yeteneğini doruk noktasına çıkarmasını sağlamıştır ve o bunu iyi huylu Charlie’den, kusursuz bir biçimde kötü ruhlu olan Hank’a muhteşem yıkıcılıktaki geçişlerle sağlar. O içinde bir azgınlığın bulunmasını kendini tamamiyle serbest bırakmakla eşit görmüştür ve filme de içten bir biçimde sahiptir. Eğer Jim Carrey hayranıysanız ve bir de kaba saba ve yer yer de müstehcen mizaha aldırış etmiyorsanız, tavsiye edilir.

14. Mort Rainey – Gizli Pencere (2004, Johnny Depp)

Gizli Pencere

Jack Nicholson’ın “Cinnet” teki tüyler ürpertici rolünden sonra Johnny Depp, Stephen King’in edebi eserine dayanan vahim durumdaki bir yazarı canlandırdığı bir başka iyi performansla karşımıza çıkar. Yakinen önceki kadar iyi olmasa da, bu filmin de Mort Rainey adında güçlü bir karakteri vardır, eskiden ünlü bir yazardır ve tuhaf bir adamın onu hikâyesini çalmakla suçladığı zaman kendini bir belanın içinde bulur ve zamanla giderek vahşileşmeye başlayan bir karaktere dönüşür.

Dengesiz ve mental olarak tutarsız karakterlere çok da yabancı olmayan biri olarak Depp, arka bahçesinde kendisiyle ve gizemli misafiriyle aradaki noktaları bağlantılarken, akıl sağlığından şüphe etmeye başlayan ve ayrıca bunun da romanın kendi hayatıyla olan korkunç benzerliğini sorgulamasına yol açan birini oynamaktadır. Önünde sonunda bulduğu cevaplar son derece can sıkıcı olur fakat Depp’i kendi çarpıklığını ve gerçeklerin korkunçluğunu kabul ederken seyretmek izleyiciye büyük bir keyif verir ayrıca filmin akışını görmeye gelen izleyiciyi yazarın ruhuna başka bir bakış açısıyla bakmaya zorlamış olmak da filmin bir başka güzelliğidir.

Ne yazık ki, Johnny Depp karakter olarak öne çıkarken, film önceden amaçladığı şok eden o ters köşe işinde başarısız olur ve bizi o bilindik “daha önce bunu görmüştüm” hissiyle baş başa bırakır. Yine de, sonu tahmin edilir olmasına karşın, Johnny Depp hayranları onu böyle dolu dolu bir roldeki mücadelesini görmekten oldukça memnun kalır. Onun tipik acayip tavrı bu film için oldukça uygundur da zaten.

13. Robert Elliott – Ölüme Kuşanmak (1980, Michael Caine)

Dressed to Kill

Bu erotizm dolu heyecanlı hikâyede, Michael Caine hastasının kendisine çaresizce asılmalarını reddetmekte sorun yaşayan ve bir de cinsiyet değiştirmiş bir hastasını herhangi bir uygunsuz davranış yapmaktan alıkoymak zorunda olan bir psikiyatrı canlandırmaktadır. Caine burada kendisi için tamamen atipik bir rolü canlandırmaktadır ve bu da onun oyuncu olarak ne kadar çok yönlü olduğunu bir kez daha kanıtlar bize.

Duygusal açıdan oldukça karmaşık bir rolü, büyük bir rahatlıkla oynamaktadır. Bunu ne kadar belirsizlik ve gerilim yaratması gerekiyorsa o biçimde yapar ve bu da elde olan malzemeyle her zaman o kadar da kolay yapılan bir iş değildir çünkü bu, her ne kadar yukarıda bahsi geçen başyapıta yetersiz gelecek bir yorum olacak da olsa direkt olarak“sayko” ya hürmet niteliğinde bir eserdir.

Bu nedenle, her ne kadar yer yer memnun edici bölümleri olsa da, filmin sonu tam bir klişe ve tahmin edilebilir niteliktedir.

Yine de, Caine filmde ikna edici karakterler arasındadır ve içinde olduğu hemen her sahneyi çalar ki tıpkı daha fazla sahnesi varmış gibi hissettirir seyirciye.

Her ne kadar film ucuz bir mizah olmaktan kıl payı kurtulsa da, cinselliği hakkında büyük oranda karmaşık sorunları olan kafası karışık bir doktoru somut bir şekilde çizen performansıyla göz doldurur. Özellikle de kadınsı yanlarının öne çıktığı sahnelerde.

12. Carter Nix – İçimizdeki Şeytan (1992, John Lithgow)

Raising Cain

İşinde oldukça iyi bir çocuk psikologu karısının sadakatsizliğini öğrendiğinde açığa çıkacak olan bir takım sırlar saklamaktadır.

Baba meseleleri birey üzerinde az da olsa iz bırakır ve karakterimiz geçmişteki bu izleri şimdi kendi kızına yöneltir ki bu izler farklı birçok kişilik olarak karakterimizde ortaya çıktığında onları karakterin intikamcı birer parçaları haline dönüştürür.

Önceden bahsi geçen filmden 12 sene sonra Brian de Palma başka bir psikolojik hikâye olan oldukça tutarsız, hızlı ve bazen de eğlenceli ama gerçek anlamda korkunç olan bir senaryo ile yeniden ortaya çıkar. Ve bu hikâye büyük oranda şüphe ve duygusal rahatsızlık yaratmayı başarır. ( Daha çok çıplaklık içeriyor da olsa). Ve takdirin çoğu da tam anlamıyla büyüleyici olan ana karaktere, yani John Lithgow’a gider. Filmi, filmdeki işkence görmüş karakterini (açıkçası önceden kötü karakter olarak planlanmış) insani bir boyutta canlandırarak götürmeyi başarır ve bu da izleyicilerin onun önceki mental problemlerine aldırmaksızın bu karakterine odaklanmasını sağlar. Küçük bir bebekten yetişkin bir bireye kadar canlandırdığı her karakterde farklı bir konuşma, tavır ve jest sergiler. Gerçek anlamda muhteşem bir dönüşü olan bu filmi onun “Alacakaranlık Kuşağı” ve “Ricochet” filmlerindeki olağanüstü performanslarını akıllara getirir. Elindeki malzemeler tam anlamıyla birinci sınıf olmasa da o gerçek anlamda bunları en iyi şekilde kullanıp ortaya harika bir iş çıkarmayı başarır. Lithgow ve De Palma’nın bir hayranıysanız kesinlikle bu filme bir göz atmanız gerekir. Kendinizi büyüleyici bir oyunculuğun içinde bulacaksınız.

11. Earl Brooks – Mr. Brooks (2007, Kevin Costner)

Mr. Brooks

Kevin Costner’ı buradaki gibi duygusal olarak kompleks bir karakter içinde düşünmek kulağa biraz tuhaf gelebilir fakat yine de o bu işin üstesinden iyi gelmiştir. Konusu biraz yavan olmasına rağmen (saygıdeğer bir beyefendi aynı zamanda bir seri katil olduğunu gizlemeye çalışmaktadır), zaman zaman baskın gelen vahşi dürtülerini dizginlemeye ve aynı zamanda kendisinden şüphe eden ailesinden bunu saklamaya çalışan ve sürekli olarak da kafası karışık olan bir anti-kahramanı izlerken biz bunun çok başarılı bir şekilde ele alındığını görürüz.

Sonunda ona acı veren ihtiyaçlarını kontrol edebileceğini düşündüğünde, öteki-ben (Parmak İzi Katili olarak bilinir) yeniden açığa çıkar ve onu yeniden öldürmeye iter. Bu film çok nadir kullanılan bir tekniği kullanır -iki kişilik de başından beri tamamiyle birbirinden farklıdır ( ve farklı aktörler tarafından canlandırılmışlardır). William Hurt, Mr. Brooks’un öldüren kişiliği olan Marshall gibi harika bir işle meşguldür ve kendisinin bir katil olmakla ilgili hiçbir sorunu yoktur fakat yine de kurban bir çiftin perdeler açık bir şekilde sevişmesinden tiksinti duyar.

Harika bir şekilde zalimlik ve şakacılıkla kombine edilmiştir ve ikinci özelliği biz böyle bir karaktere ihtiyaç duyacağımız sırada daima ortaya çıkar (çünkü filmdeki en önemli karakterdir ve biz ona daima ihtiyaç duyarız). Peşlerindeki yılmaz bir dedektif yüzünden iki karakter de biat eden ve çözüm odaklı olmak zorundadır çünkü işler aynı anda bir beyefendi ve bir seri katilin birbirinden ayrılmasını oldukça zor hale getirmiştir. Şüphesiz ki bu rol Kevin Costner’ın son birkaç on yıldır oynadığı rollerin içinde daha iyi olanlardan biridir.

10. Henry Jekyll – Dr Jekyll And Mr Hyde (1931, Fredric March)

Dr. Jekyll ve Bay Hyde

ÇKR (Çoklu Kişilik Rahatsızlığı) veya ÇKB (Çoklu Kişilik Bozukluğu) hakkındaki her listenin Jekyll ve Hyde hakkında bir başlığı vardır çünkü bu romancık bu rahatsızlıktan bahseden ilk eserdir. Film yapımcıları için ne kadar entrika yüklü ve ilgi çekici olduğunu görmek için, onun şimdiye dek 123 tane uyarlamasının olduğuna bakmanız yeterli. Her ne kadar onların bir tanesi bile edebi eserinin yerini tamamen tutmasa da, Oscar da kazanmış olan Fredric March’la olan versiyonu bu filmlerin en ünlülerinden biridir.

March, herkesin bir iyi bir de şeytani yönü olduğunu savunan ve bunları ayırmak için de bir ilaç üreten bir doktoru harika bir şekilde canlandırmaktadır. Beklendiği gibi vahşi yanının açığa çıkmasına ve korkunç cinayetler işlemesine izin verir. Bu, ekrandan adeta edebiyat aktığını hissedebileceğiniz yeri yerinden oynatan bir sinema filmi olduğu için, iki yönünün de oldukça ikna edici bir şekilde oynamasını gerektiren bir aktöre ihtiyaç duyulmaktadır. March, sevgiyle anılıp saygı duyulan bir doktorla zaman geçtikçe öne çıkmaya başlayan ucube ve katledici bir öteki-beni arasındaki ayrımı güzel bir biçimde dengeler. Rose Hobart ile ticaret için çiçekler hakkında romantik bir diyalog kurmak zorunda olan Jekyll ( ki bu bir süre sonra sıkıcı bir hale gelir), Hyde olması için hiçbir engeli yoktur ve bu çift karakterli kimliği büyük bir keyifle oynar.

Onu, Doğu Londra’lı bir fahişenin hayatını kâbusa çeviren bu tehdit edici, canavar karakterin içinde izlemek tam anlamıyla bir zevktir. Onun hem psikolojik hem de olağanüstü ve sanatsal makyaj ve efektlerle dönüşümü bu filmin en çok öne çıkan kısmıdır.

9. Smeagol – Yüzüklerin Efendisi Franchise (2002/2003, Andy Serkis)

The Lord of the Rings: The Two Towers

Smeagol, üçlemenin en ilgi çeken karakterlerinden biridir. Bunun öncelikli nedenlerinden biri, grinin tüm tonlarını gösteren karakterlerin arasında ele avuca sığmaz olanı olmasıdır. Esasında o karakterlerin içinde muhtemelen en insancıl olanıdır. Hayatını belirgin bir şekilde uzatan yüzüğün kara büyüsünün etkisine çabucak düşer. Aynı anda hem yüzükten hem de kendinden hem nefret etmiş hem de onları sevmiştir ve bu onu, sürekli olarak yüzüğü arzulamak ve ona (ve onun elinde tuttuğu güce) sahip olmak arasında kalmaya itmiştir ve bu arzu onun şeytani etkisinin özgür kalmasına yol açmıştır.

Bilgisayar ürünü bir karakter olmasını göz önünde bulundurursak Andy Serkis bu duygusal ikilemi yalnızca sesini kullanarak oldukça iyi bir iş çıkarmıştır. Onun sıkıntı çekmesinden ve neşesinden, acısından ve mutluluğundan bu işi ne kadar güzel yaptığını anlayabilirsiniz. Yoğun ses performansına etkili olsun diye boğazını yağlamak için Gollum suyu olarak da bilenen (limon, bal ve zencefil) şişelerce meyve suyundan bolca içtiği bilinir. Sesi o kadar etkileyici olmuştur ki Peter Jackson, onun dublajını olduğu kadar Gollum’un hareketlerini de canlandırmasına karar vermiştir.

Kendi deyimiyle Gollum’un umutsuzluğunu ve tutkusunu eroin bağımlılığını bırakmaya benzetmiştir ve yine kendi dağ tırmanma hobisi de dört ayak üstüne düştüğü sahnesi için epey elverişli olmuştur. Bu şahane özveriler bir şekilde işine yaramıştır ve o Franchise’deki en heyecan verici karakterlerden biri haline gelmiştir.

8. Malcolm Rivers – Kimlik (2003, Pruitt Taylor Vince)

Kimlik

Hükümlü bir katilin infazından hemen önce ortaya yeni kanıtlar çıkar ve süreç adam iddiaya göre deli çıktığı için ertelenir. Biz ayrıca Nevada çölündeki şiddetli bir yağmur fırtınası boyunca pejmürde bir otelde tıkılı kalan on kişinin paralel hikâyesini izleriz. Beklendiği üzere bilinmeyen bir katil moteldeki misafirleri öldürmeye başlar.

İki hikâye birbirine bağlıdır. Ama nasıl? Katliamların infaz edilmeyi bekleyen adamla bir ilgisi var mıdır? Cevaplar gerilim ve aksiyon yüklü doksan dakika içinde saklıdır ve filmin biraz hayal kırıklığı içeren tahmin edilebilir bir sonu olsa da, harika oyunculuklar bahse değerdir.

Her ne kadar bahsi geçen deli filmin sadece başında ve sonunda görünse de, filmin sonundan önce onun zihninin bütün karanlık köşelerinde bir tur atacaksınız ve John Cusack ve Ray Lolita gibi birkaç aktörün muhteşem oyunculuklarını göreceksiniz. Bu tam olarak bir aktörün güç gösterisi içeren bir performans değildir, yetenek daha çok ortaya konmuştur burada. Parçalar birleştikçe karakterler giderek ürkütücü hale gelirler ve her ne kadar öngörülebilir bile olsa bu çözülme muhteşem bir oyunculuk içermektedir. Filmin sonu gelmeden evvel her şeyi tahmin etmiş olabilirsiniz fakat yine de gözlerinizi ekrandan ayırmamış da olacaksınız.

7. Teddy Daniels – Zindan Adası (2010, Leonardo DiCaprio)

Shutter Island

Martin Scorsese ile dördüncü çalışmasında Di Caprio akıl hastanesinden kaçan ve yakınlarda saklandığı tahmin edilen kadın bir katilin ortadan kaybolmasını araştırmakla görevlendirilen bir Amerikan mareşalini oynuyor. Doktorlardan neredeyse hiç yardım almayınca ve tuhaf tuhaf şeyler olmaya başlayınca herkesten her şeyden hatta zamanla kendi akıl sağlığından bile şüphe duymaya başlar. Bu, tamamen Di Caprio’nun lokomotifin başında yürüttüğü ve diğer oyuncuların onu takip ettiği bir filmdir. Onun performansı güçlü ve ikna edicidir fakat bir kez daha filmin ilk yarısından itibaren besbelli olan öngörülebilir bir sonuçla bozulmuştur.

Kişisel nedenlerle araştırmaya dahil olan duygusal açıdan yıkıma uğramış bir adam portresini başarılı bir şekilde çizer. Bir şey düşünürken ya da bir şey üstündeyken takındığı kendini beğenmiş gülümseme ve dünyasının harap olduğunu fark ettiğinde yüzünde beliren sahici ümitsizlik arasındaki dengeyi güzel bir şekilde kurar.

Leo bunu ortalamanın altında heyecanlı bir psikolojik hikâyenin harika bir görüntü ve prodüksiyon dizaynı ile birlikte sağlamıştır. Banyodaki ilk sahneden soğukkanlı bir şekilde kaderini çizdiği son sahneye kadar Di Caprio bu filmin kalbindedir ve bunu çok güzel bir şekilde yürütür.

6. Eve White – Üç Ruhlu Kadın (1957, Joanne Woodward)

“Dr Jekyll and Mr Hyde“ ın yanı sıra ÇKR’yi filmlerde işleyen ve ayrıca bu rahatsızlığı belgeselleştiren ilk yapımlardandır. Önceden Paul Newman’ın karısı olmasıyla bilinen Joanne Woodward ona Oscar ödülü de kazandıran harika rolüyle bir stara dönüşmüştür. Ekseriyetle migren ağrısı çeken ve ara sıra da göz kararmaları olan ürkek bir ev hanımını canlandırmaktadır.

Teşhis tedavisi sonucunda iki kişilikli bir kadın olduğu ortaya çıkar. İçlerinden bir tanesi yabani ve dikkatsizdir diğeri ise istikrarlı ve gerçekçidir. Woodward, farklı sesler, tonlamalar ve tavırlar verip bu ayrı kişilikleri eşit biçimde oynamak için elinden gelenin en iyisini yapmıştır. O geçişleri o kadar kolay ve acısız bir şekilde başardı ki o yılın en iyi oyuncu Oscar’ını alması işten bile değildi.

Güneyli güzel daha sonra ne hikmetse aksanını kaybetmek için uzun yıllar çalıştı fakat Oscar kazanmak için onu yeniden kazanmaya da uğraştı. Oyuncu bu filmiyle izlenmeye kesinlikle değerdir.

Sayfa 1 – 2

Yorumlar

 

2 Yorum

  1. yeni bi dizi kill me heal me önerebilirim süperrdi izleyin

    Reply
  2. Listede kisilik bolunmesine dair en onemli film yok

    Reply

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up