Bizimle İletişime Geçin

Liste

Çoklu Kişilik Bozukluğu Hakkında En İyi 15 Film

Dikkat sürpriz bozan içerir.

Yayınlandı

tarihinde

Çoklu kişilik rahatsızlığı (ÇKR) ya da Çoklu kişilik bozukluğu (ÇKB), iki veya daha fazla kişilik ya da kimliğin hafıza bozukluğu ile beraber bireyin davranışlarını kontrol ettiği mental bir durumdur.

Konuyu psikolojik tanımlamalar ya da semptomlara getirip büyük detaylar vermeyeceğiz. Özellikle filmlere ve bu durumun filmlerde iyi sanılan karakterin aslında kötü çıkması şeklinde nasıl harika bir biçimde işlendiğine odaklanacağız. Bu teknik, “Dr. Jekyll ve Mr Hyde’ın Tuhaf Vakası” uyarlamalarından beri kullanılmaktadır fakat özellikle son birkaç on yıldır yaygındır. Bu konuyu işlerken çoğu film inandırıcılık anlamında başarısız olmuştur ama aşağıda sizin için bu işi hakkıyla yapabilen filmleri seçtiğimiz kısa bir liste hazırladık. Açıkça görülüyor ki başlık bile başlı başına bir spoiler ve biz daha fazla detay vermemeye çalışcağız. Fakat yine de ne kadar devam edeceğiniz, sizin risk alma cesaretinize bağlı.

Me, Myself & Irene

Çeviri: Eda İşler 

15. Charlie Bailey Gates – Ben, Kendim Ve Sevgilim (2000, Jim Carrey)

 Tuhaf Farrelly kardeşler iş başındaysa, kendinizin neyin içinde olduğunu bilirsiniz –sağlam senaryolu, tamamen kaba, kara mizah ve tuhaf bir biçimde uygunsuz durumlarla dolu bir komedi. Bu yüzden Fletcher Reede ve Llyod Christmas’ın yanı sıra, Jim Carrey onun en komik karakterini yaratmasında mükemmel bir araç omuştur.

Jim Carrey, bir eyalet polisi için fazla nazik birini oynamaktadır ki onun nezaketi hayatı boyunca sayısız kez kullanılıp istismar edilmiştir. Yılların biriktirdiği bastırılmış öfke sonunda çanlarını eline alır ve karısının sadakatsizliğinin de tetiklediği bir sinir krizi geçirir. Burada zalim ve kaba öteki-ben olarak Hank ortaya çıkar ve istediği her şeyi almak ve Charlie’ye zarar veren insanlardan öç almak adına kendini kontrol etmeksizin her şeyi yapar. Kendisine, söylenilene göre basit bir vur-kaç suçundan hüküm giymiş bir kadına eşlik etme görevi verilir ve sonunda olaylar aslında pek de göründüğü gibi çıkmaz. Kadınla birlikte kendilerini bir anda kadının gangster eski erkek arkadaşı tarafından yönetilen bir grup yoldan çıkmış polisin ve haydutların peşinde kovalamaca içinde bulurlar. Ve Hank’in olur olmaz zamanlarda durmadan su yüzüne çıkması da hiç yardımcı olmaz. Bu hızlı komedi Carrey’nin yeteneğini doruk noktasına çıkarmasını sağlamıştır ve o bunu iyi huylu Charlie’den, kusursuz bir biçimde kötü ruhlu olan Hank’a muhteşem yıkıcılıktaki geçişlerle sağlar. O içinde bir azgınlığın bulunmasını kendini tamamiyle serbest bırakmakla eşit görmüştür ve filme de içten bir biçimde sahiptir. Eğer Jim Carrey hayranıysanız ve bir de kaba saba ve yer yer de müstehcen mizaha aldırış etmiyorsanız, tavsiye edilir.

14. Mort Rainey – Gizli Pencere (2004, Johnny Depp)

Gizli Pencere

Jack Nicholson’ın “Cinnet” teki tüyler ürpertici rolünden sonra Johnny Depp, Stephen King’in edebi eserine dayanan vahim durumdaki bir yazarı canlandırdığı bir başka iyi performansla karşımıza çıkar. Yakinen önceki kadar iyi olmasa da, bu filmin de Mort Rainey adında güçlü bir karakteri vardır, eskiden ünlü bir yazardır ve tuhaf bir adamın onu hikâyesini çalmakla suçladığı zaman kendini bir belanın içinde bulur ve zamanla giderek vahşileşmeye başlayan bir karaktere dönüşür.

Dengesiz ve mental olarak tutarsız karakterlere çok da yabancı olmayan biri olarak Depp, arka bahçesinde kendisiyle ve gizemli misafiriyle aradaki noktaları bağlantılarken, akıl sağlığından şüphe etmeye başlayan ve ayrıca bunun da romanın kendi hayatıyla olan korkunç benzerliğini sorgulamasına yol açan birini oynamaktadır. Önünde sonunda bulduğu cevaplar son derece can sıkıcı olur fakat Depp’i kendi çarpıklığını ve gerçeklerin korkunçluğunu kabul ederken seyretmek izleyiciye büyük bir keyif verir ayrıca filmin akışını görmeye gelen izleyiciyi yazarın ruhuna başka bir bakış açısıyla bakmaya zorlamış olmak da filmin bir başka güzelliğidir.

Ne yazık ki, Johnny Depp karakter olarak öne çıkarken, film önceden amaçladığı şok eden o ters köşe işinde başarısız olur ve bizi o bilindik “daha önce bunu görmüştüm” hissiyle baş başa bırakır. Yine de, sonu tahmin edilir olmasına karşın, Johnny Depp hayranları onu böyle dolu dolu bir roldeki mücadelesini görmekten oldukça memnun kalır. Onun tipik acayip tavrı bu film için oldukça uygundur da zaten.

13. Robert Elliott – Ölüme Kuşanmak (1980, Michael Caine)

Dressed to Kill

Bu erotizm dolu heyecanlı hikâyede, Michael Caine hastasının kendisine çaresizce asılmalarını reddetmekte sorun yaşayan ve bir de cinsiyet değiştirmiş bir hastasını herhangi bir uygunsuz davranış yapmaktan alıkoymak zorunda olan bir psikiyatrı canlandırmaktadır. Caine burada kendisi için tamamen atipik bir rolü canlandırmaktadır ve bu da onun oyuncu olarak ne kadar çok yönlü olduğunu bir kez daha kanıtlar bize.

Duygusal açıdan oldukça karmaşık bir rolü, büyük bir rahatlıkla oynamaktadır. Bunu ne kadar belirsizlik ve gerilim yaratması gerekiyorsa o biçimde yapar ve bu da elde olan malzemeyle her zaman o kadar da kolay yapılan bir iş değildir çünkü bu, her ne kadar yukarıda bahsi geçen başyapıta yetersiz gelecek bir yorum olacak da olsa direkt olarak“sayko” ya hürmet niteliğinde bir eserdir.

Bu nedenle, her ne kadar yer yer memnun edici bölümleri olsa da, filmin sonu tam bir klişe ve tahmin edilebilir niteliktedir.

Yine de, Caine filmde ikna edici karakterler arasındadır ve içinde olduğu hemen her sahneyi çalar ki tıpkı daha fazla sahnesi varmış gibi hissettirir seyirciye.

Her ne kadar film ucuz bir mizah olmaktan kıl payı kurtulsa da, cinselliği hakkında büyük oranda karmaşık sorunları olan kafası karışık bir doktoru somut bir şekilde çizen performansıyla göz doldurur. Özellikle de kadınsı yanlarının öne çıktığı sahnelerde.

12. Carter Nix – İçimizdeki Şeytan (1992, John Lithgow)

Raising Cain

İşinde oldukça iyi bir çocuk psikologu karısının sadakatsizliğini öğrendiğinde açığa çıkacak olan bir takım sırlar saklamaktadır.

Baba meseleleri birey üzerinde az da olsa iz bırakır ve karakterimiz geçmişteki bu izleri şimdi kendi kızına yöneltir ki bu izler farklı birçok kişilik olarak karakterimizde ortaya çıktığında onları karakterin intikamcı birer parçaları haline dönüştürür.

Önceden bahsi geçen filmden 12 sene sonra Brian de Palma başka bir psikolojik hikâye olan oldukça tutarsız, hızlı ve bazen de eğlenceli ama gerçek anlamda korkunç olan bir senaryo ile yeniden ortaya çıkar. Ve bu hikâye büyük oranda şüphe ve duygusal rahatsızlık yaratmayı başarır. ( Daha çok çıplaklık içeriyor da olsa). Ve takdirin çoğu da tam anlamıyla büyüleyici olan ana karaktere, yani John Lithgow’a gider. Filmi, filmdeki işkence görmüş karakterini (açıkçası önceden kötü karakter olarak planlanmış) insani bir boyutta canlandırarak götürmeyi başarır ve bu da izleyicilerin onun önceki mental problemlerine aldırmaksızın bu karakterine odaklanmasını sağlar. Küçük bir bebekten yetişkin bir bireye kadar canlandırdığı her karakterde farklı bir konuşma, tavır ve jest sergiler. Gerçek anlamda muhteşem bir dönüşü olan bu filmi onun “Alacakaranlık Kuşağı” ve “Ricochet” filmlerindeki olağanüstü performanslarını akıllara getirir. Elindeki malzemeler tam anlamıyla birinci sınıf olmasa da o gerçek anlamda bunları en iyi şekilde kullanıp ortaya harika bir iş çıkarmayı başarır. Lithgow ve De Palma’nın bir hayranıysanız kesinlikle bu filme bir göz atmanız gerekir. Kendinizi büyüleyici bir oyunculuğun içinde bulacaksınız.

11. Earl Brooks – Mr. Brooks (2007, Kevin Costner)

Mr. Brooks

Kevin Costner’ı buradaki gibi duygusal olarak kompleks bir karakter içinde düşünmek kulağa biraz tuhaf gelebilir fakat yine de o bu işin üstesinden iyi gelmiştir. Konusu biraz yavan olmasına rağmen (saygıdeğer bir beyefendi aynı zamanda bir seri katil olduğunu gizlemeye çalışmaktadır), zaman zaman baskın gelen vahşi dürtülerini dizginlemeye ve aynı zamanda kendisinden şüphe eden ailesinden bunu saklamaya çalışan ve sürekli olarak da kafası karışık olan bir anti-kahramanı izlerken biz bunun çok başarılı bir şekilde ele alındığını görürüz.

Sonunda ona acı veren ihtiyaçlarını kontrol edebileceğini düşündüğünde, öteki-ben (Parmak İzi Katili olarak bilinir) yeniden açığa çıkar ve onu yeniden öldürmeye iter. Bu film çok nadir kullanılan bir tekniği kullanır -iki kişilik de başından beri tamamiyle birbirinden farklıdır ( ve farklı aktörler tarafından canlandırılmışlardır). William Hurt, Mr. Brooks’un öldüren kişiliği olan Marshall gibi harika bir işle meşguldür ve kendisinin bir katil olmakla ilgili hiçbir sorunu yoktur fakat yine de kurban bir çiftin perdeler açık bir şekilde sevişmesinden tiksinti duyar.

Harika bir şekilde zalimlik ve şakacılıkla kombine edilmiştir ve ikinci özelliği biz böyle bir karaktere ihtiyaç duyacağımız sırada daima ortaya çıkar (çünkü filmdeki en önemli karakterdir ve biz ona daima ihtiyaç duyarız). Peşlerindeki yılmaz bir dedektif yüzünden iki karakter de biat eden ve çözüm odaklı olmak zorundadır çünkü işler aynı anda bir beyefendi ve bir seri katilin birbirinden ayrılmasını oldukça zor hale getirmiştir. Şüphesiz ki bu rol Kevin Costner’ın son birkaç on yıldır oynadığı rollerin içinde daha iyi olanlardan biridir.

10. Henry Jekyll – Dr Jekyll And Mr Hyde (1931, Fredric March)

Dr. Jekyll ve Bay Hyde

ÇKR (Çoklu Kişilik Rahatsızlığı) veya ÇKB (Çoklu Kişilik Bozukluğu) hakkındaki her listenin Jekyll ve Hyde hakkında bir başlığı vardır çünkü bu romancık bu rahatsızlıktan bahseden ilk eserdir. Film yapımcıları için ne kadar entrika yüklü ve ilgi çekici olduğunu görmek için, onun şimdiye dek 123 tane uyarlamasının olduğuna bakmanız yeterli. Her ne kadar onların bir tanesi bile edebi eserinin yerini tamamen tutmasa da, Oscar da kazanmış olan Fredric March’la olan versiyonu bu filmlerin en ünlülerinden biridir.

March, herkesin bir iyi bir de şeytani yönü olduğunu savunan ve bunları ayırmak için de bir ilaç üreten bir doktoru harika bir şekilde canlandırmaktadır. Beklendiği gibi vahşi yanının açığa çıkmasına ve korkunç cinayetler işlemesine izin verir. Bu, ekrandan adeta edebiyat aktığını hissedebileceğiniz yeri yerinden oynatan bir sinema filmi olduğu için, iki yönünün de oldukça ikna edici bir şekilde oynamasını gerektiren bir aktöre ihtiyaç duyulmaktadır. March, sevgiyle anılıp saygı duyulan bir doktorla zaman geçtikçe öne çıkmaya başlayan ucube ve katledici bir öteki-beni arasındaki ayrımı güzel bir biçimde dengeler. Rose Hobart ile ticaret için çiçekler hakkında romantik bir diyalog kurmak zorunda olan Jekyll ( ki bu bir süre sonra sıkıcı bir hale gelir), Hyde olması için hiçbir engeli yoktur ve bu çift karakterli kimliği büyük bir keyifle oynar.

Onu, Doğu Londra’lı bir fahişenin hayatını kâbusa çeviren bu tehdit edici, canavar karakterin içinde izlemek tam anlamıyla bir zevktir. Onun hem psikolojik hem de olağanüstü ve sanatsal makyaj ve efektlerle dönüşümü bu filmin en çok öne çıkan kısmıdır.

9. Smeagol – Yüzüklerin Efendisi Franchise (2002/2003, Andy Serkis)

The Lord of the Rings: The Two Towers

Smeagol, üçlemenin en ilgi çeken karakterlerinden biridir. Bunun öncelikli nedenlerinden biri, grinin tüm tonlarını gösteren karakterlerin arasında ele avuca sığmaz olanı olmasıdır. Esasında o karakterlerin içinde muhtemelen en insancıl olanıdır. Hayatını belirgin bir şekilde uzatan yüzüğün kara büyüsünün etkisine çabucak düşer. Aynı anda hem yüzükten hem de kendinden hem nefret etmiş hem de onları sevmiştir ve bu onu, sürekli olarak yüzüğü arzulamak ve ona (ve onun elinde tuttuğu güce) sahip olmak arasında kalmaya itmiştir ve bu arzu onun şeytani etkisinin özgür kalmasına yol açmıştır.

Bilgisayar ürünü bir karakter olmasını göz önünde bulundurursak Andy Serkis bu duygusal ikilemi yalnızca sesini kullanarak oldukça iyi bir iş çıkarmıştır. Onun sıkıntı çekmesinden ve neşesinden, acısından ve mutluluğundan bu işi ne kadar güzel yaptığını anlayabilirsiniz. Yoğun ses performansına etkili olsun diye boğazını yağlamak için Gollum suyu olarak da bilenen (limon, bal ve zencefil) şişelerce meyve suyundan bolca içtiği bilinir. Sesi o kadar etkileyici olmuştur ki Peter Jackson, onun dublajını olduğu kadar Gollum’un hareketlerini de canlandırmasına karar vermiştir.

Kendi deyimiyle Gollum’un umutsuzluğunu ve tutkusunu eroin bağımlılığını bırakmaya benzetmiştir ve yine kendi dağ tırmanma hobisi de dört ayak üstüne düştüğü sahnesi için epey elverişli olmuştur. Bu şahane özveriler bir şekilde işine yaramıştır ve o Franchise’deki en heyecan verici karakterlerden biri haline gelmiştir.

8. Malcolm Rivers – Kimlik (2003, Pruitt Taylor Vince)

Kimlik

Hükümlü bir katilin infazından hemen önce ortaya yeni kanıtlar çıkar ve süreç adam iddiaya göre deli çıktığı için ertelenir. Biz ayrıca Nevada çölündeki şiddetli bir yağmur fırtınası boyunca pejmürde bir otelde tıkılı kalan on kişinin paralel hikâyesini izleriz. Beklendiği üzere bilinmeyen bir katil moteldeki misafirleri öldürmeye başlar.

İki hikâye birbirine bağlıdır. Ama nasıl? Katliamların infaz edilmeyi bekleyen adamla bir ilgisi var mıdır? Cevaplar gerilim ve aksiyon yüklü doksan dakika içinde saklıdır ve filmin biraz hayal kırıklığı içeren tahmin edilebilir bir sonu olsa da, harika oyunculuklar bahse değerdir.

Her ne kadar bahsi geçen deli filmin sadece başında ve sonunda görünse de, filmin sonundan önce onun zihninin bütün karanlık köşelerinde bir tur atacaksınız ve John Cusack ve Ray Lolita gibi birkaç aktörün muhteşem oyunculuklarını göreceksiniz. Bu tam olarak bir aktörün güç gösterisi içeren bir performans değildir, yetenek daha çok ortaya konmuştur burada. Parçalar birleştikçe karakterler giderek ürkütücü hale gelirler ve her ne kadar öngörülebilir bile olsa bu çözülme muhteşem bir oyunculuk içermektedir. Filmin sonu gelmeden evvel her şeyi tahmin etmiş olabilirsiniz fakat yine de gözlerinizi ekrandan ayırmamış da olacaksınız.

7. Teddy Daniels – Zindan Adası (2010, Leonardo DiCaprio)

Shutter Island

Martin Scorsese ile dördüncü çalışmasında Di Caprio akıl hastanesinden kaçan ve yakınlarda saklandığı tahmin edilen kadın bir katilin ortadan kaybolmasını araştırmakla görevlendirilen bir Amerikan mareşalini oynuyor. Doktorlardan neredeyse hiç yardım almayınca ve tuhaf tuhaf şeyler olmaya başlayınca herkesten her şeyden hatta zamanla kendi akıl sağlığından bile şüphe duymaya başlar. Bu, tamamen Di Caprio’nun lokomotifin başında yürüttüğü ve diğer oyuncuların onu takip ettiği bir filmdir. Onun performansı güçlü ve ikna edicidir fakat bir kez daha filmin ilk yarısından itibaren besbelli olan öngörülebilir bir sonuçla bozulmuştur.

Kişisel nedenlerle araştırmaya dahil olan duygusal açıdan yıkıma uğramış bir adam portresini başarılı bir şekilde çizer. Bir şey düşünürken ya da bir şey üstündeyken takındığı kendini beğenmiş gülümseme ve dünyasının harap olduğunu fark ettiğinde yüzünde beliren sahici ümitsizlik arasındaki dengeyi güzel bir şekilde kurar.

Leo bunu ortalamanın altında heyecanlı bir psikolojik hikâyenin harika bir görüntü ve prodüksiyon dizaynı ile birlikte sağlamıştır. Banyodaki ilk sahneden soğukkanlı bir şekilde kaderini çizdiği son sahneye kadar Di Caprio bu filmin kalbindedir ve bunu çok güzel bir şekilde yürütür.

6. Eve White – Üç Ruhlu Kadın (1957, Joanne Woodward)

“Dr Jekyll and Mr Hyde“ ın yanı sıra ÇKR’yi filmlerde işleyen ve ayrıca bu rahatsızlığı belgeselleştiren ilk yapımlardandır. Önceden Paul Newman’ın karısı olmasıyla bilinen Joanne Woodward ona Oscar ödülü de kazandıran harika rolüyle bir stara dönüşmüştür. Ekseriyetle migren ağrısı çeken ve ara sıra da göz kararmaları olan ürkek bir ev hanımını canlandırmaktadır.

Teşhis tedavisi sonucunda iki kişilikli bir kadın olduğu ortaya çıkar. İçlerinden bir tanesi yabani ve dikkatsizdir diğeri ise istikrarlı ve gerçekçidir. Woodward, farklı sesler, tonlamalar ve tavırlar verip bu ayrı kişilikleri eşit biçimde oynamak için elinden gelenin en iyisini yapmıştır. O geçişleri o kadar kolay ve acısız bir şekilde başardı ki o yılın en iyi oyuncu Oscar’ını alması işten bile değildi.

Güneyli güzel daha sonra ne hikmetse aksanını kaybetmek için uzun yıllar çalıştı fakat Oscar kazanmak için onu yeniden kazanmaya da uğraştı. Oyuncu bu filmiyle izlenmeye kesinlikle değerdir.

Sayfa 1 – 2

Sayfalar: 1 2

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
1 Yorum

1 Yorum

  1. zeynep çakıcı

    25 Mart 2015 at 20:07

    yeni bi dizi kill me heal me önerebilirim süperrdi izleyin

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Gözden Kaçan 10 Güzel Fransız Filmi

Fransız kalmayın!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Tatlı Günler (1967) Les demoiselles de Rochefort IMDb 7,7

Hollywood’un Altın Çağ’ından bir müzikal uyarlaması olan Tatlı Günler, ikiz kız kardeşlerin hikayesini anlatıyor. Anneleriyle birlikte yaşayan kardeşlerin biri piyano, diğeriyse dans öğretmenidir. Rengarenk sahneleriyle komediyi bütünleştiren kasabaya gelen iki yabancı, askerliğini yapmak üzere gelen genç sanatçı Maxence ve sevgilisiyle buluşmak isteyen Parisli işadamı Simon, kardeşlerin hayatını baştan aşağı değiştirecektir.

Paris Eğleniyor (1955) French Cancan IMDb 7,4

Yetenek avcısı ve şov yapımcısı Danglard, bir yandan tüm engellere ve kıskançlıklara rağmen ilerlemeye devam ederken bir yandan da çamaşırhanede çalışan ve Nini’ye bir kariyer hazırlama çabasındadır. Danglard’ın Moulin Rouge adlı yeni dans salonu Fransız Cancan’ın tapınağı olmak üzeredir.

Unutulmazlar (1962) Le doulos IMDb 7,8

 Maurice hapisten yeni çıkmış bir hırsızdır. Bir gün çalıntı mal satan Gilbert’i öldürür ve başka bir soygunun ganimetine konar. Bir sonraki soygunu için gerekli ekipmanı kendisine arkadaşı Silien tedarik eder.

Yumuşak Ten (1964) La peau douce IMDb 7,5

Pierre Lachenay, başarılı bir edebiyatçı ve yayıncıdır. Lizbon’a bir konferans için giderken Nicole isminde bir hostesle tanışır. Evli ve bir çocuk babası olmasına rağmen Nicole’a karşı duygularını engelleyemeyen Pierre, tüm varlığını kasıp kavuran bir aşkın içine düşer.

Son derece dengesiz bir yapısı olan karısı Franca’dan durumu saklamaya çalışsa da duyguları, artık Nicole’dan ayrı yaşamaya dayanamayacak boyuttadır. Karısından ayrılmaya karar verir ama bu ayrılık herkes için son derece trajik bir sonla noktalanacaktır.

François Truffaut’ya Cannes’da Altın Palmiye adaylığı getiren bu etkileyici dram, son derece sağlam karakter analizleri ve durum tahlilleri ile bunları çarpıcı bir dille sunan oyunculuklarla bezeli. Truffaut’nun en etkileyici filmlerinden biri olduğunu ekleyelim.

Une femme est une femme (1961) IMDb 7,5

Film, günün birinde bir bebek sahibi olmaktan başka bir şey istemeyen bir striptizci olan güzel Angela’nın öyküsünü anlatır. Birlikte yaşadığı sevgilisi Emile buna yanaşmaz ve ertelemeye çalışır. Angela’nın sürekli ısrarları karşısında onu biraz da baştan savmak için şaka yaparak onun en iyi arkadaşı Alfred ile bir gece geçirmesini önerir. Bu arada Alfred de Angela’ya ilan-ı aşk eder. Sonunda Angela, Emile’in önerisine uyar; şaka gerçek olur ve yanlış anlamalar, kıskançlıklar ve tartışmalar başlar. Ama sonunda Angela istediğine kavuşur.

Jean de Florette (1986) IMDb 8,0

Uzun bir aradan sonra doğduğu köye dönen Ugolin’in en büyük hayali karanfil yetiştirmektir. Bu işte yüksek bir kâr olabileceğini gören amcası Le Papet yeğenine karanfil ekmesi için bir tarla aramaya başlar ve komşusu Jean Cadoret’nin çiftliğinde karar kılar.

Un homme qui dort (1974) IMDb 8,1

Modern yaşamın ağırlığını kaldıramayan, tutunamayan bireyler üzerine bir film. Artık hiçbir şey hissetmeyen isimsiz baş karakterin hikayesi, diyalog olmayan, sadece bir dış sesin konuştuğu film boyunca anlatılıyor.

Paralel Yaşamlar (1955) La Pointe-Courte IMDb 7,1

Dört yıllık evlilikleri boyunca birbirlerinden uzaklaşan bir adam ile bir kadın, kocanın doğum yeri olan La Pointe-Courte adlı küçük balıkçı köyünü ziyaret ederler. Köyde bulundukları süre boyunca iş, eğlence, evlilik, doğum ve ölümün basit izleği çevrelerinde sürüp gidiyor. Bu durum yavaş yavaş çiftin hayata bakışını değiştiriyor ve yeniden bir araya geliyorlar. Film, Fransız Yeni Dalgası’nın ilk örneği olarak kabul ediliyor. Agnès Varda’nın geniş bir toplumsal-siyasal konular yelpazesini içeren bu ilk sinemasal çabası, aslında paralel olarak gelişen iki film. Paralel Yaşamlar, nesnelerin görünürdeki dünyası ile duygu ve düşüncelerin iç dünyası arasındaki ikili ilişkiye duyduğu ilgiyle, 60’lı yılların yeni Fransız sinemacılarını çok meşgul edecek bir temayı ele alıyor.

Zazie dans le métro (1960) IMDb 7,0

Küçük kız çocuğu Zazi, taşradan Paris’e Amcası Gabriel’in evinde kalmaya gelir. Zazi’nin hayallerini Paris metrosunda gezmek süslemektedir. Bu amaçla Gabriel’in evinden kaçar.

Genç ve Güzel (1972) Une belle fille comme moi IMDb 6,5

Stanislas Previne suçlu kadınlar üzerine tez yazan genç bir sosyologtur. Hapishanede yapacağı bir görüşme kapsamında Camille Bliss ile tanışır. Camille, sevgilisi Arthur’u ve kocası Clovis’i öldürmekle suçlanmaktadır. Böylece Stanislas’a hayatını ve aşk ilişkilerini anlatmaya başlar.

Taste Of Cinema

Okumaya Devam Et

Liste

Psikolojiyi Geren 10 Film

Dikkat bu filmler psikolojiyi gerer.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Ölüm Korkusu (1958) Vertigo IMDb 8,3

Vertigo, Hitchcock’un teknik ve işlediği konu itibariyle sinema tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilir. Bir suçluyu kovalarken çatıdan düşen ortağını kurtaramayan dedektif Scottie Ferguson’da, bu olayın ardından yükseklik korkusu başgösterir. “Vertigo” hastalığına dönüşen bu korku nedeniyle mesleğini bırakıp emekli olan dedektir, eski bir arkadaşı tarafından, ruhsal sağlığından şüphe ettiği karısı Madeleine’ni izlemesi için kiralanır. Scottie de kadını daha yakından izledikçe bir şeylerin yolunda gitmediğini fark eder; dahası kadının intihara meyilli olduğunu görür. Artık işleri yoluna koymak için uzaktan takip etmek yetersiz kalacak, Scottie’yi kendi korkularıyla da yüzleşeceği bir mücadelenin içerisine sürükleyecektir.

Rosemary’nin Bebeği (1968) Rosemary’s Baby IMDb 8,0

Tanınmış bir aktör olmak için çabalayan Guy ve güzeller güzeli karısı Rosemary, New York’taki yeni hayatlarına başlamak için eski bir binada mütevazi bir daire kiralarlar. Genç çiftin bu yabancı yere alışmalarındaki en büyük yardımcısı üst katlarında oturan yaşlı Castavet çifti olur. Castavet çiftinin ‘fazlaca’ misafirperver olan tavırları güzel Rosemary’i şüphelere sürüklerken kocası Guy olan bitenin farkında değildir. Günden güne tedirginleşen ve şüpheleri kocası tarafından önemsenmeyen Rosemary gördüğü tuhaf ve korkutucu bir rüyayla derinden sarsılır. Rüyasında şeytani bir varlık tarafından tecavüze uğradığını gören kadın gerçek hayatında da hamile kaldığında komşuların gizemi giderek artacaktır.

The Wicker Man (1973) IMDb 7,5

Neil Howie isimli bir dedektif polis İskoçya’daki Summerisle Adası’nda meydana gelen gizemli bir davayı çözmek için bölgeye gider. Bir genç kız esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmuştur ve Howie onu bulması için görevlendirilmiştir. Adaya vardığında bir sürprizle karşılaşan dedektif yerli halktan aslında öyle bir kızın asla var olmadığını işitir. Koyu bir Pagan inancına sahip olan yerli halk genç kızın varlığını kabul etmedikçe Neil Howie burada paganizme dair öğrendiği şeylerle birlikte olayların göründüğü gibi olmadığına kanaat getirecek, genç kıza ne olduğunu öğrenebilmek için ada halkına karşı zorlu bir mücadeleye girişecektir.

Gözü Tamamen Kapalı (1999) Eyes Wide Shut IMDb 7,4

Bill Harford ve karısı Alice Harford’ın dış dünyaya mutlu bir yansıyan bir evlilikleri vardır. İlişkilerinde her şey yolunda gibi görünmektedir. Bir gün katıldıkları bir davette Alice, başka erkeklerle sohbetlere dalar. Bunu fark eden Bill, hem sinirlenir hem de yaşanan bu duruma tuhaf bir tepki gösterir. Bill, yaşanan o geceden sonra kimliğini cinselliğe emanet edecektir. Oldukça tuhaf düşüncelerle örülü bir cinsellik dünyasına doğru savrulacaktır.

İnsan Avcısı (1986) Manhunter IMDb 7,2

Will Graham özel bir vazifelendirmeyle tekrar eski işine geri dönmek durumunda kalmıştır. Kendisi emekli olmuş bir gizli ajandır. Daha önce FBI için hizmetlerde bulunmuş, emekli olmuş, lakin şimdi amansız bir seri katili enselemek için tekrar iş başı yapmıştır. Will Graham, psikopat düşünce tarzını çözme konusundaki yeteneğine ek olarak, daha önce yakaladığı ünlü katil Dr. Hannibal Lecter’ın da yardımıyla Kızıl Ejder olarak bilinen korkunç caninin peşine düşer. Thomas Harris’in Kızıl Ejder adlı kitabından Michael Mann tarafından sinemaya uyarlanan yapım, Hannibal Lecter efsanesinin gençlik dönemini de kapsamaktadır. 1986 yapımı bir suç filmi olan Manhunter’da yönetmenlik koltuğunda Michael Mann oturmakta. Heyecanlı br polisiye.

Tiksinti (1965) Repulsion IMDb 7,7

Londra’da kız kardeşi ile yaşayan Carol’un (Catherine Deneuve) oldukça güzelliğinin ve sıradan yaşamının arkasında kimsenin bilmediği takıntılı tiksintileri saklıdır. Özellikle cinselliğe olan tiksintisi kız kardeşinin tatile çıktığı bir zamanda oldukça şiddetli ve şizofrenik bir görünüm kazanır.

Karanlık Sırlar (2003) Janghwa, Hongryeon IMDb 7,2

Psikolojik gerilim içerikli film uslubu ve oyunculuk performansı ile dikkat çekiyor. İki kız kardeşin anneleri tuhaf bir biçimde ölür ve bunu takiben de kardeşler hastalanırlar. İyileşene dek de hastanede kalırlar. Tedavileri tamamlandıktan sonra eve dönen kardeşler, babalarının yeni eşi olan Eun-joo isimli üvey anneleriyle anlaşamaz. Zaman zaman üvey annelerinin garip davranışları ve kardeşlerin hastalığının tekrarlaması evde huzursuzlık yaratır. Ayrıca babalarının olaylara tepkisiz kalışı ve labirenti andıran yapısıyla yaşadıkları ev, kızları tedirgin etmeye başlar. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de doğaüstü olayların meydana gelmesi, gerilimi arttıracaktır.

Suç Zamanı (2007) Los Cronocrímenes IMDb 7,2

Hector karısıyla birlikte yeni evlerine taşındığı gün inanılmaz bir olay yaşar. Elinde dürbünü çevreyi gözetlerken ormanda çıplak bir kadın görür, çaktırmadan yanına gider fakat bu esnada gizemli bir adam tarafından bıçaklanır.

Aynı adamdan kaçarken garip bir mekana ve mekanda yer alan bir aletin içine sığınır. Fakat bu kaçış onun zamanda geriye gitmesine neden olacaktır. Hector zamanda geriye gidince bir anda 2. Hector durumuna düşer. Eski hayatına devam etmek için orijinalini öldürmesi gerekmektedir. Bu arada Hector’ların sayısı artar.

Şeytan Çıkmazı (1987) Angel Heart IMDb 7,3

Louis Cypher adlı gizemli bir müşteri, özel dedektif Harry Angel’dan bir adamı bulmasını ister. Verilen ipuçlarını değerlendiren Angel, hedefine doğru ilerledikçe bir takım doğaüstü olaylarla karşılaşır. Dahası, aranan kişiye dair bilgi aldığı herkes vahşice katledilmektedir. Polisin suçu kendi üzerine atmasından korkan Angel, her şeye rağmen görevini yerine getirmeye çalışır… Ta ki…

Kill List (2011) IMDb 6,4

Elindeki işi yüzüne gözüne bulaştırdıktan sonra yeni görev üstlenen bir tetikçi üç cinayet için garanti vererek önceki başarısızlığına dair sağlam bir bedel ödeyecektir. Başlangıçta kolay bir iş gibi görünen olay çok geçmeden farklı bir biçimde çözülmeye başlar. Öyle ki katilin kalbi dipsiz karanlıklara doğru yola çıkacaktır. Bedel sözcüğü hiç ummadığı bir anlamda gerçek olacaktır. Hayatı yönetenin kişinin kendisinden ziyade çok daha yüksek bir güç ve enerji olduğu aşikardır. Ve elbette duruma teslimiyet kaçınılmazdır.

Okumaya Devam Et

Liste

10 Johnny Depp Klasiği

İyi ki doğdun!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Hollywood’un yıldız isimlerinden Johnny Depp‘in fantastikten drama uzanan film geçmişinden, 10 izlenesi film karşısınızda. Koltuklarınızı hazırladıysanız derin sulara açılıyoruz, keyifli seyirler.

Karayıp Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti (2003) Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl IMDb 8,0

Karayip Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti, genç bir kızı kurtarmaya çalışan korsan Jack Sparrow ile demirci Will Turner’ın maceralarını anlatıyor. Yerel vali Weatherby Swann’ın 12 yaşındaki kızı Elizabeth, Jamaica’ya yaptığı deniz yolculuğu esnasında bir gemi enkazıyla karşılaşırlar. Bu enkazdan kurtulabilen tek kişi küçük Will’dır. Elizabeth küçük çocuğun boynundaki altın madalyondan onun bir korsan olduğunu anlar, bu yüzden madalyonu alarak saklar. Yıllar sonra Elizabeth, azılı bir korsan olan Barbossa tarafından kaçırılır. Çılgın ve iyi yürekli bir korsan olan Jack Sparrow ise Elizabeth’in çocukluk arkadaşı Will Turner’la bir olur ve kızı kurtarmaya çalışırlar. Ancak bu gizemli madalyon hayalet gemiyi harete geçirerek gizemli incinin lanetini canlandıracaktır.

Makas Eller (1990) Edward Scissorhands IMDb 7,9

Edward Scissorhands’i yatan mucit, işini tam olarak bitiremeden ölmüş ve Edward’ı makaslardan oluşan elleriyle bırakmak zorunda kalmıştır. Münzevi bir yaşam süren genç, Peg Boggs’in onu evine götürmesiyle birlikte topluma karışmaya başlayacaktır.

Ed Wood (1994) IMDb 7,8

Ed Wood, kimilerine göre dünyanın en kötü yönetmeni, kimilerine göre de, filmleri son derece keyifli, nev-i şahsına münhasır kült bir yönetmen. Tim Burton, ikinci grupta yer alan bir yönetmen olarak daima ilhamları arasında tuttuğu Wood’un filmcilik serüveni üzerine bu filmi gerçekleştirdi.

Köstebek (1997) Donnie Brasco IMDb 7,7

1978 senesi… Joe Pistone işine ve teşkilatına sadık bir FBI ajanıdır. İşi gereği, altı yıldır mücevher hırsızlığı yapmaktadır ve Donnie Brasco olarak anılmaktadır. Sorun şudur ki, Pistone bir süre sonra oynadığı role inanmaya ve gerçekten de Donnie Brasco olmaya başlayacaktır. Bir süre sonra mafyanın bağırsaklarında gezinmeye başlayan Pistone, gitgide kendini bu yeraltı kültürün içerisinde devinmeye başlayacaktır. Kim olduğunu unutmaya başlar başlamaz, tüm hayatını değiştirecek bir açmazın içerisine doğru sürüklenecektir. Mike Newell’ın En İyi Uyarlama Senaryo dalında Oscar’a aday olan filmi Joe Pistone’un kendi yazdığı bir kitaptan, yani, gerçek bir hikâyeden yola çıkıyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise Al Pacino, Johnny Depp ve Michael Madsen gibi isimler var.

Vegas’ta Korku ve Nefret (1998) Fear and Loathing in Las Vegas IMDb 7,6

Yıl 1972… Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanlık koltuğunda Nixon hüküm sürmektedir. Halen cereyan etmekte olan Vietnam savaşında birçok genç ne uğrunda bile olduğunu bilmeden teker teker ölmektedirler. Doktor Gonzo ve Raoul Duke, Las Vegas çölünde yola devam etmektedirler. Geçmişin acılarını üzerlerinde taşıyan bu iki adam, çeşitli taşkınlıklarla kendilerine bir merhem bulmaya çalışmaktadırlar. Bir otostop ile durdurulurlar. Halisülasyonlarıyla yaşayan ikili, arabalarına binen üçüncü kişiye karşı normal tavırlar takınmaya çalışacaktırlar. Terry Gilliam’ın 1998 yapıtı filmi kısa sürede gençliği etkilemiş ve kendi haline bir külte dönüşmüştü. Filmin başrollerinde Johnny Depp, Benicio Del Toro ve Tobey Maguire var.

Sweeney Todd: Fleet Sokağının Şeytan Berberi (2007) Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street Ù IMDb 7,3

Sweeney Todd İngiltere’de berberlik yaparak yaşamını sürdüren, çok güzel bir eşi olan, hayata umutla bakan bir adamdır. Fakat kasabanın önde gelenlerinden birinin güzel eşinde gözü vardır. Yersiz bir suçlama ile hapse atılır ve ardından sürgüne gönderilir. Hayatı darmadağan olan Sweeney Todd kurtulup geri dönmek ve intikam almak için yemin eder. Yıllar sonra geri geldiğinde her şey çok değişmiştir fakat onu hatıralar içerisinde sabırla bekleyen biri vardır, Bayan Lovett. Şeytan Berber Bayan Lovett’ın da yardımıyla suçluyu bulana kadar acımasız bir cellada dönüşecektir; bu arada kasabayı birbirinden güzel kek ve çörek kokuları kaplarken şüphelenmek kimsenin aklına gelmeyecektir.

1936 yılında oynanan bir Broadway müzikali olan Sweeney Todd: The Demon Barber of the Fleet Street’ten Tim Burton tarafından sinema perdesine uyarlanmış versiyonunda Şeytan Berberi her karakterin altından başarıyla kalkan Johnny Depp canlandırırken, ona Bayan Lovett karakterinde Helena Bonham Carter eşlik ediyor.

Amerikan Rüyası (1993) Arizona Dream IMDb 7,3

Axel Blackman, ailesi ölünce New York’a yerleşip büyük bir balıkçılık şirketinde tuhaf bir işe girmiştir. İşi balıkları saymaktır! Arizona’da araba satıcısı olan Leo Amca birden ortaya çıkar ve onu memleketine çağırır. Çünkü evlenecektir ve Axel’in nikahta sağdıcı olmasını, sonrasında da işini devralmasını istemektir.

Charlie’nin Çikolata Fabrikası (2005) Charlie and the Chocolate Factory IMDb 6,6

Son derece sıra dışı bir yapıya sahip olan Willy Wonka’nın bir çikolata fabrikası vardır. Bu fabrikayı, kendisinden sonrası için bırakabileceği birini aramaktadır. Bir değerlendirme yapabilmek için yarışma düzenler. Önce eğitecek sonra da zamanla yerini devredecektir. 5 çocuk seçer. Bunlardan birisi Charlie’dir. O fakir bir aileden gelen bir çocuktur. Diğerleri ile birlikte çikolata fabrikasını gezerler. Charlie’nin orada görecekleri, çok etkileyecek ve onu Wonka’nın hayal alemine çekecektir. Tim Burton, bu işte en iyilerden olarak yeni bir fantastik komedi ile karşımızda.

Gilbert Grape’i Ne Yiyor? (1993) What’s Eating Gilbert Grap IMDb 7,7

Küçük bir kasabada sıradan bir yaşam süren Gilbert’ın hayatı sorumluluklarından ibarettir. Bir yandan obezite hastası annesi, diğer yandan ise otizm hastalığıyla mücadele eden kardeşiyle ilgilenmek zorundadır. Hayatında en olağandışı durum ise kasabalarından geçmekte olan Becky ile karşılaşması olur. Becky, Gilbert’ın hayatına adeta bir güneş gibi doğar. Ona daha önce hiç karşılaşmadığı bir şeyi, aşkı armağan eder. Ancak Gilbert’ın omuzlarındaki sorumlulukları bu aşkın arasında devasa bir engel olarak durmaktadır.

Ölü Gelin (2005) Corpse Bride IMDb 7,3

1800’lerin sonlarına doğru bir Victorian kasabasında bir adam ve bir kadın Victor Van Dort ile Victoria Everglot nişanlanırlar. Everglotlar’ın paraya ihtiyacı vardır aksi takdirde sokaklarda uyumak üzeredirler. Van Dortlar ise sosyetede adlarının geçmesini seven insanlardır. Yalnız düğün provası esnasında bir şey yanlış gider. Victor, koruluğa girer ve orada bulduğu bir iskeletin parmağındaki yüzüğü kendi parmağına geçirir. O anda da kendisini ölü gelin Emily ile evlenmiş bulur. Öteki tarafta Victoria onu beklerken, Victoria’nın yerini alacak zengin bir başka kişi vardır. Bu durumda ortada iki gelin ve bir damat varken Victor’u hangisinin elde edeceği bir muammadır.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler