Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Çizgili Harikalar Diyarı: Animeler (1)

Çocukluğum çizgi romanlarla geçti. Okumayı öğrendikten sonra o zamanki genellemeyle Teksas Tommiks’le haşır neşir olmaya başladık.

Yayınlandı

tarihinde

cemil-cinar

Çocukluğum çizgi romanlarla geçti. Okumayı öğrendikten sonra o zamanki genellemeyle Teksas Tommiks’le haşır neşir olmaya başladık. Zamanla yanına Zagor, Kinowa, Teks Willer gibi farklı kahramanlarda katıldı. Ama benim için en özeli yanlış hatırlamıyorsam 1985 yılında yayınına başlayan Atlantis isimli seriydi. İmkansızlıklar Dedektifi Martin Mystere ve kadim dostu Neanderthal Adamı Java’nın maceraları hem çeşitlilik açısından hemde içerdiği fantastik ton ile beni kendine bağlamıştı. O dönemlerde yayınlanmaya başlayan “Bilinmeyen” dergisi de buna destek gibi gelmişti. Her sayıda olağanüstü olayları okur, arkadaşlarla tartışmaya çalışır ama her şeyden önce hiç bir şeyin göründüğü kadar basit olmadığını fark ederdim.

Zaman ilerledi… Ben hala çizgi roman sayıları peşinde koşan o küçük çocuğum. (yaş kırka yaklaşsa da) Bazen ufak kırılma noktaları da yaşanıyor hayatta. Ben de Neil Gaiman’ın yazdığı Sandman serisi ile yeniden çizgi romana başladım. Ama bu sefer daha ciddi ve sanat eseri denilebilecek yapıtlarla devam etti okuma zevkim. Alan Moore ( V for Vendetta), Frank Miller ( Sin City) gibi üst düzey yazarların eserleri hem benim yeniden çizgi romanlara yeniden dönüş yapmam da hem de çevremdeki insanlara okuma alışkanlığı kazandırmam da yardımcı oldu. Özellikle fantastik konulara olan ilgim kitaplarda, çizgi romanlarda ve çizgi filmler de devam ediyor. Bu konuların sinema izdüşümü olan çizgi filmler de hep merakla takip ettiğim bir konu oldu. Gerek seksenler döneminin tek kanallı yayınlarında seyrettiğim seriler, gerek hollywood yapımı uzun metrajlar veya Bugs Bunny gibi hala severek seyrettiğim karakterler olsun çizgi filmler kopamadığım zevklerimden biri oldu. Annesini arayan Marko, Güneşin oğlu Esteban, Şeker Kız Candy’nin yanında Who Framed Roger Rabbit, Space Jam gibi nispeten hafif ama oldukça keyifli, Wall­-E, Shrek, Tarzan, Aslan Kral gibi gişe yapmış seyretmekten zevk aldığım filmler hayatımdan geçti. Biraz daha Avrupai Les Triplettes De Belleville (Belleville’de Randevu) gibi örnekler çizgi filmlerin yeri geldiğinde sanat olarak da görünebileceğini kanıtlamıştır benim gözümde.

Free Wallpapers

Derken bir gün Matrix filmi vizyona girdi. Yeni yıl itibariyle kapanan sinema dergisinde…

Matrix’le alakalı bir yazı yayınlandı. O yazıda bazı çizgi film isimleri geçiyordu. Lüpen III, Armitage III, ve Ghost in the Shell. Matrix gibi aksiyon sinemasında mihenk taşı haline gelmiş bir filmin yanında bu üç çizgi filmde anılıyordu. Bu ufak yazı sayesinde çizgi filmlerde yeni bir kavramla tanıştım. Animeler.

Anime çok fazla detaya girilmeden tarifi istenirse Japon çizgi filmleridir. Bu kısa tanımı altında

ise manga (japon çizgi romanları), cosplay (karakter canlandırmaları) ve benzeri bir çok alt kültür ürününe sahiptir. Farkına varmadan hemen herkes anime seyretmiştir diyebilirim. Yazımın başında bahsettiğim Şeker Kız Candy, Heidi, Pokemon, Kaptan Tsubasa gibi örnekler özellikle yaşı şu an 25­ 35 yaş arası için hemen akla gelen örnekler olacaktır. Önce şunu belirtmek lazım geliyor ki yazacaklarım buzdağının sadece görünen ucudur. Amacım sadece benim için gerçekten çok değerli bazı örnekleri tanıtarak ufak bir kapı aralamaktır.

Animelerin benim için en çekici tarafı her türden örnek bulabilmenizdir. Romantizm, gizem,

korku, macera, komedi, aksiyon, bilim­kurgu, fantastik vs. tür olarak aklınıza ne gelirse emin olun bir örneğini bulacaksınız. Bu okyanus içinde benim örnek vereceklerim biraz şahsi tercihler olacak, diğerlerine ulaşmak sizin elinizde. Şuan özellikle Studyo Ghibli’nin eserleri DVD formatında yayınlanmış durumda ulaşmak nispeten kolay olacaktır.

Ve tavsiyemdir. Genelde İngilizce ve Türkçe dublajlarına rastlayacak olsanız da Japonca ve altyazılı olarak izlemeyi tercih edin. Konuşmalardaki bir çok nüans dublajda aynı keyfi vermiyor.

Matrix yazısından sonra ilk kez seyrettiğim anime Ghost in the Shell oldu. Onunla başlamak benim için daha özel ve güzel olacak.

ghost_in_the_shell

Ghost In The Shell (1995)

Yönetmen : Mamoru Oshii

Konu 2029 yılında geçer. Net’in kullanımının artmasıyla insanlar birbirlerine bağlı olarak

gitgide makineleşen bir dünyada yaşamaya başlarlar. Düzen robotik özellikler katılmış polis güçlerince sağlanmaya çalışılır. Kendini Kuklacı olarak adlandıran bir hacker, insanların beynine giriş yaparak üst düzey gizli devlet belgelerini ele geçirir. Kuklacı’yı durdurmak için Yüzbaşı Kusanagi ve yardımcısı Bateau’ya görev verilir. Görev sırasında Kusanagi insan olmanın ne anlama geldiği konusunda farklı sorulara cevap bulmaya çalışacaktır.

Kusanagi hep bir arayış içinde bir çok sıradan insanın her gün yapmaya çalıştığı gibi. Anılarına

sarılıyor. Kuklacı’nın neden insanların düşünceleriyle oynadığını bulmaya çalışırken farkına varmadan onun yörüngesine giriyor ve sayısız polisiye filmde olduğu gibi onun gibi düşünmeye başlıyor.

Genel tavrı biraz karamsar olsa da konusuyla, aksiyonuyla, çizimleriyle, müziğiyle ve

diyaloglarıyla zamansız bir film Ghost In The Shell. O’nu izledikten sonra Matrix neymiş diyebilirsiniz.

Bilimkurgu deyince akla gelen benim için iki yazar vardır. ilki Philip K. Dick, ikincisi Isaac Asimov ama buna bir de siberpunk eklerseniz yazar William Gibson’u anmadan geçmek olmaz.

“Ghost In The Shell” her üç yazara da saygı duruşunda bulunarak güzel bir harman yaratır.

Özellikle Kusanagi’nin felsefik arayışları Philip K.Dick’in kitaplarındaki karaketerlerin benzeridir. Eğer Ridley Scott’ın Blade Runner (Bıçak Sırtı­ 1982) filmini izlediyseniz Kusanagi’nin yaşadığı ikilemler size oldukça tanıdık gelecektir. Blade Runner’da yasadışı robotları “emekli” etmekle görevlendirilmiş Deckard yavaş yavaş insan­ robot ayrımının sınırlarında dolaşmaya başlıyordu. Aynı konuyu özellikle “Ben, Robot” kitabında işleyen İsaac Asimov robotların bilinçlenmesi üzerine oldukça güzel hikayeleri biraraya getirmiştir. William Gibson aynı zamanda Matrix’e de fikir babalığı yaptığı Neuromancer kitabında siberpunk kavramının oluşmasını sağlamış bir yazardır.

Eğer bilimkurgu filmlerinden biraz da olsa hoşlanıyorsanız muhakkak izleyin derim.

Not : Siberpunk (cyberpunk) yakın geleceği ele alan, ülkelerde devletlerden ziyade büyük şirketlerin egemenliğinin görüldüğü teknolojik gelişmelerin uç noktalara vardığı buna karşılık insanların sefalet içinde yaşadığı bir karamsar gelecek (distopya) tasviridir.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Tören 25 Nisan’da!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Adayları geçtiğimiz gün belli olan 93. Oscar Ödülleri’nin merakla beklenen ödül töreni tren garında düzenlenecek.

Geçtiğimiz haftalarda seyirci katılımıyla düzenleneceği açıklanan 93. Oscar Ödül Töreni‘nin bir kısmı tren garında gerçekleşecek. 25 Nisan tarihinde düzenlenmesi planlanan töreninin, COVID-19 önlemleri kapsamında bu karara varıldığı da yapılan açıklamalar arasında.

Törenin geleneksel olarak yapıldığı Dolby Tiyatrosu‘nun yanında Los Angeles şehir merkezindeki geniş tren garında (Union İstasyonu) düzenleneceği, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Başkanı David Rubin tarafından e-posta ile açıkladı.

Salgın hastalıktan korunmak için geniş boşlukları ve mekanları mercek altına alan akademi, seyirci katılımı ile gerçekleşecek olan törenin detayları hakkında henüz açıklamada bulunmadı.

Okumaya Devam Et

Film

Emma Corrin’in Yeni Projesi Belli Oldu

Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Emma Corrin'in Yeni Projesi Belli Oldu

The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parlayan Emma Corrin’in gelecek projesi belli oldu.

Son zamanların dikkat çeken oyuncularından Emma Corrin‘in yeni projesi belli oldu. Konuşulan isim, D. H. Lawrence tarafından 1928 yılında yayınlanan Lady Chatterley’s Lover kitabının film uyarlamasında başrolü üstlenecek. Pennyworth dizisi ile güzel bir çıkış yakalayan Emma Corrin, Netflix’in çok sevilen ödüllü dizisi The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parladı.

Daha önce bir kere sinemaya, bir kez de diziye uyarlanan kitabın yeni film uyarlamasını, Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek. Filmin senaryosunu ise Life of Pi’nin senaristi David Magee kaleme alacak.

Detaylı bilgilerin henüz açıklanmadığı film, doğuştan varlıklı bir aileden gelen talihli Lady Chatterley adındaki genç bir kadının yaşadıklarına odaklanacak. Şimdiden meraklandıran film, evlendiği adama evlendikten sonra aşık olan Lady Chatterley’nin avcı bir adamla yaşadığı aşkı ekranlara taşıyacak.

Okumaya Devam Et

Liste

Amazon Prime’da Kaçırılmaması Gereken 10 Dizi

En iyiler!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Dünya genelinde 150 milyon abonesi olan, köklü stream platformu Amazon Prime’da kesin izlemeniz gereken 10 diziyi listeledik. İyi seyirler!

Community (2009–2015) IMDb 8,5

Diplomasının sahte olduğu ortaya çıkan Jeff Winger üniversiteye geri gönderilir ve burada en az kendisininki kadar şüpheli geçmişe sahip öğrenci ve öğretmenlerle tanışır. Lisans diploması iptal edilen avukat Jeff Winger, üniversiteye geri döner ve burada birkaç tuhaf tiple bir çalışma grubu kurar

Upload (2020– ) IMDb 8,0

Upload konusu, yakın geleceği ele alıyor. Dizide sanal gerçeklik hizmeti veren şirketin müşteri hizmetlerinde çalışan Nora ve arkadaşı Nathan’ın yaşadıklarını anlatılıyor.

Yakışıklı ve parti sever Nathan, kendi sürdüğü arabanın kaza yapması sonucu ağır yaralanır. Nathan’ın kız arkadaşı Nathan’ı ölümden sonra yaşamı deneyimlemek için Nora’nın çalıştığı sanal gerçeklik şirketindeki sanal gerçeklik dünyasının içine gönderir.

Counterpart (2017–2019) IMDb 8,1

Counterpant, çalıştığı şirkette paralel evrene açılan bir kapı olduğunu keşfeden bir adamın hikayesini konu ediyor. Howard Silk, Birleşmiş Milletler’e bağlı Berlin merkezli bir casusluk ajansında çalışmaktadır. Neredeyse 30 yıldır aynı şirkette çalışan Howard, tam olarak ne iş yaptığını bilmemektedir.

Fleabag (2016–2019) IMDb 8,7

Fleabag dizisinin temelini genç bir kadının insanlar ile olan ilişkilerini anlatması oluşturuyor. Takma isim olarak Fleabag adını kullanan genç bir kadının 30’lu yaşlarını sürdürürken hayatında gerçekleşen olayları aktaran bu dizi Londra’da geçmektedir.

Carnival Row (2019– ) IMDb  7,9

Carnival Row, Pact ve Burgue isimlerindeki iki ülkenin Peri Diyarı’nın hakimi olabilmek için verdiği savaş ile başlıyor. Savaşın kazananı Pact olduktan sonra da periler için zulümle dolu bir yönetime geçiliyor. Mitolojik canlıların insanlardan korktukları için temel özgürlükleri kısıtlanıyor

The Mentalist (2008–2015) IMDb 8,1

Kaliforniya Araştırma Büro’sunda (CBI), Lisbon’ın (Robin Tunney) önderliğinde ve gizemli cinayetleri çözmeye çalışan bir ekibe dahil olur ve kabiliyetini CBI’a verilen davaların sonuca ulaştırılması için kullanır. Fakat artık hayattaki tek amacı, karısı ve kızını öldüren Red John’dan intikamını alabilmektir.

 The Marvelous Mrs. Maisel (2017– ) IMDb 8,7

The Marvelous MrsMaisel 1960’lı yıllarda, New York City’de geçiyor. Şehrin lüks semtlerinden birinde eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan Miriam “Midge” Maisel hayatta istediği her şeye sahiptir. Ancak bir gün tesadüf eseri, hiç bilmediği bir yeteneğe sahip olduğunu keşfeder ve bu gelişme hayatını derinden sarsar.

The Americans (2013–2018) IMDb 8,4

The Americans; Soğuk Savaş döneminde 1980’li yılların başlarında, Ronald Reagan’ın ABD başkanlık koltuğuna geçmesinin hemen ardından; Washington, DC’de bir banliyöde çevreye iki Amerikalı görünümü veren ancak gerçekte iki KGB ajanı olan evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor

Hannibal (2013–2015) IMDb 8,5

Dr. Hannibal Lecter’ın çaylak FBI ajanı Clarice Starling’in büyük hatası sonucu hücresinden kaçışının üzerinden yedi yıl geçmiştir. Dr. Lecter, bu kaçışının ardından Floransa’ya gidip yerleşmiş hayatın tadını çıkarmaktadır; fakat Clarice Starling hala Dr. Lecter ile yedi yıl önce en yüksek güvenlik önlemlerinin olduğu tehlikeli deliler koğuşunda yaptığı görüşmeyi unutmamıştır.

Dr. Lecter’ı unutmayan biri daha vardır: Mason Verger. Dr. Lecter’ın eski bir kurbanı olan Mason Verger onun elinden güçlükle kurtulmuştur. Verger domuz besiciliğiyle kendine bir imparatorluk yaratmıştır ve de Dr. Lecter’dan intikam alma duygusuyla yanıp tutuşmaktadır. Dr. Lecter yüzünden bir soluk makinesine bağlı yaşamak zorunda kalan Verger’in zenginliği sayesinde elinde çok geniş imkanlar vardır ve kendi kurduğu dünyada en ufak bir hareketi bile hissetmektedir. Mason Verger sonunda Dr. Lecter’ı nasıl tuzağa düşüreceğini bulur. Dr.Lecter’a onun için dünyanın en değerli ve en zarif yemini sunacaktır. Verger’in bu yemi Dr. Lecter’a sunmasında Clarice Starling’i kendinde bir saplantı haline getiren FBI başmüfettiş yardımcısı Paul Krendler da ona yardım edecektir.

Mozart in the Jungle (2014–2018) IMDb 8,2

Mozart in The Jungle’ın konusu New York Senfoni Orkestrası’nın emektar Şefi Thomas’ın yerine dönemin en başarılı, genç şefi Rodrigo’yu getirmesi üzerine şekilleniyor. … Bunların yanında New York Senfoni Orkestrası’nda yer almak için can atan obuacı Hailey’in hayatı dizide anlatılıyor.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler