Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Çerçeve

Yayınlandı

tarihinde

Ekrem Ergüder / Çerçeve

Çerçeve yazılarına başlarken öncelikle sinemacı değil televizyoncu olduğumu belirtmek istiyorum. Benim de diğer meslektaşlarım gibi hayatım çerçevenin içerisinde olacakları seçmekle geçti. Dışında kalanlar başka arkadaşlarımın çerçevelerinde yer aldılar.

Dolayısıyla çerçeve yapmak aslında bir seçim yapmaktır.

Hayatımızda da aynı durum var zaten.

Neleri ve kimleri hayatımıza alacağız,  kimler dışarıda kalacak.

“Çerçeve” hem maddi anlamıyla hem de sinema ve televizyondaki kadraj anlamıyla önemli. Çünkü çerçevenin içindekiler bizi ilgilendiriyor, dışında kalanlar ise önemini yitiriyor.

Televizyon ve sinema arasındaki farklar ve benzeşmeler konusuna girmek istemiyorum ama her ikisinde de seyirciye sunulan “şey” mutlaka önem verilendir. Bu önemli şeyi seyirciye nasıl aktardığınız da sizin bakış açınız ve estetik kaygılarınızla doğrudan ilintili. Aslına bakarsanız işin sırrı da orada.

Geçmiş yılllardan biriydi. Televizyonculukta yapım yönetim dersinde “dijital televizyon” konusunu işliyordum. Analogdan farklarını, getirdiği yenilikleri bir televizyoncunun bilmesi gerekiyor. Öğrencilerimden gelebilecek daha derinlemesine sorular olabileceğini düşünerek konuyla ilgili yayınları araştırdığımda maalesef pek Türkçe kaynak bulamadım. Elime Dijital Televizyon nedir? (What is Digital Television?) adlı İngilizce bir kitap geçti. Teknolojik bir konuda kitap okumak… Hem de yabancı dilde.

Oldukça meşakkatli bir iş gibi gelmişti. İlk sayfaları açtığımda şaşırdım.    Yazar, çok iyi bildiğim bir konuyla başlamıştı kitabına.

“Hikâye anlatmanın tarihçesi”. Gülümsedim.

Teknolojinin kablolarını araladığımda karşıma yine insan çıkmıştı.

Bir hikâye anlatmak… Hem de görüntülü.

Çok insanca bir şey. Çünkü bu yolculuk dünyada insanın varlığı kadar eski.

İlk insanın mağara duvarlarına çizdiği resimlerden sinemaya, televizyona kadar giden uzunca bir serüven. Ve geleceğe uzanan sonu açık bir yol bu.

Televizyon yayıncılığının temelini yapımlar oluşturuyor. Bir yapımın çıkış noktasında da insanlara anlatılacak bir hikâye var. (Sinemada için de aynı şey geçerli demeye gerek yok sanırım)

Seyirci her zaman seçimini buna göre yapıyor. Hikâyeniz seyircinin ilgisini çekerse varsınız. Aksi takdirde yoksunuz. Çok mu acımasızca?

Tabi burada kullandığım “hikâye” kavramının içine onu anlatım tarzınız, sunum şekliniz ve kullandığınız mecra da giriyor.

Zaten bir hikâye anlatmaya karar verdiğimizde yani işin derinliklerine daldığınızda karşınıza birçok “yeni” unsur çıkacaktır.

Tıpkı Gaziantep baklavasını çok beğenip ilk kez baklava yapmaya karar vermek gibi düşünün. Peki, insanlar bu karşılarına yeni çıkacak aşamalara hazırlıyorlar mı kendilerini. Bu soruya şöyle cevap verdiğim için şaşırmayın:

Baklava yaparken evet ama televizyonda hayır.

Hani televizyonlarda izlenecek bir şey yok diyoruz ya bazen.

Bazen de filan dizi, filan program ne kötü diyoruz ya işte onlarda böyle sorunlar var demektir. Televizyon programının daha içeriğine karar verememiş insanlar bile televizyon programı yapmayı denediler. Seyirci olarak çok kez şahit olduk. Denediler olmadı. Kimisi sunumda hata yaptı, kimisi rejide, kimisi de yanlış saatte yanlış sürelerle karşımıza çıktı. Yanlış insanları konuk aldı, yanlış sorular sordu, yanlış kameraya baktı, yanlış dekorla yanlış ışıkta çekildi, zaten o sırada yanlış kamera yanlış bir açından çekiyordu belki de. İşte bunun gibi sebepler bir araya geldiğinde ortaya izlenemez bir “iş” çıkıyor.

Bir hikâye anlatmak kolay iş değil. Yolları, yöntemleri, usulleri, adabı, ahlakı, kuralları ve maliyeti var. Bunların herhangi birini göz ardı ederek işe girişenler bedeller ödemeye devam ediyorlar. Bir tepsi baklavayı çöpe atmayı göze alabilirsiniz ve bundan da kimsenin haberi bile olmayabilir. Ama eğer televizyonda bir iş yapmaya kalkışıyorsanız birçok gözün sizi izlediğini unutmamalısınız. Geçenlerde bir ulusal kanalda gördüm genç bir adam bir Talk Show’a başlamış. İlk bölümü. Dekoru güzel, ışık iyi, stüdyo harika. Özel bir masa seçmiş kendine, hatta masa antika galiba.

Canlı yayında üç konuğu var, ilk yarım saatte bitti söz.

Ne konuşacağını, ne soracağını bilemiyor. Konuklara şarkı söyletiyor bol bol. İşin “talk” tarafı bitti. Baktı program kötü gidiyor kalktı bu sefer şarkılarda halay filan çekmeye başladı.

Aman ne çırpınış.

Açılışta Alain Delon’du kapanışta ise elindeki halay mendilini kemerine sıkıştırmış ve alnının terini kol düğmeli gömleğine silen bir yorgun adam gördük. Gece şovu yapmaya karar verirken hiç mi izlemedin dünyadaki örneklerini? Kreatif bir ekip kurman gerekiyordu. Konuklara soracağın sorularını hazırlayacak metin yazarların, espriler hazırlayacak ve senin için beynini ayıracak insanların olmalıydı ekibinde.

Niçin illa iki saat ekranda kalma merakı. Eskiler bile bir saat programı ancak yaparken iki saati nasıl dolduracağını düşünmedin mi?  Hiç mi program akışı diye bir şey duymadın da ne yapacağını bilemez haldeydin? Peki, ekibinde bunları sana söyleyecek kimsen de mi yoktu?

Bir hafta sonra aynı gün ve saatte o kanalda yabancı bir film vardı.

İyi bir filmdi, izledim. Çok acımasız bir katili anlatıyordu.

Ekrem Ergüder
ekremerguder@gmail.com 
https://twitter.com/ekremerguder


Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum

4 Comments

  1. muruvvet

    19 Eylül 2011 at 15:33

    yazınızı beğenerek okudum ve tebessümle okumamı bitirdim.ne kadarda haklısınız.bu ülkede televizyonculuğu bilmeden yapanlar olduğu sürece bence daha çok katiller çıkacak.hem ekranda hem de ekran karşısında.saygılarımla…

  2. oktay

    20 Eylül 2011 at 01:37

    gerçekten çok etkileyici ve haklı bir yazı, ellerinize sağlık saygılarımla.

  3. meryemgenc

    22 Eylül 2011 at 01:25

    yazınızın başında arkadaşlarımla okulda çekmeye çalıştığımız tv programlarının içeriği geldi. hep dünyayı kurtarmaya çalışıyorduk.
    bir şeyi bilmeden yapan veya maddi yönünü düşünüp yapanlar oldukça bizim tv programları ancak derslerde olur.

    Yazınızı ders alarak okudum. Diğer yazılarınızı merakla bekleyeceğim.

  4. selamiyanbu

    16 Mart 2012 at 17:07

    keşke bu yazıyı işe yeni başlayacaklar okusa!

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Tören 25 Nisan’da!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Adayları geçtiğimiz gün belli olan 93. Oscar Ödülleri’nin merakla beklenen ödül töreni tren garında düzenlenecek.

Geçtiğimiz haftalarda seyirci katılımıyla düzenleneceği açıklanan 93. Oscar Ödül Töreni‘nin bir kısmı tren garında gerçekleşecek. 25 Nisan tarihinde düzenlenmesi planlanan töreninin, COVID-19 önlemleri kapsamında bu karara varıldığı da yapılan açıklamalar arasında.

Törenin geleneksel olarak yapıldığı Dolby Tiyatrosu‘nun yanında Los Angeles şehir merkezindeki geniş tren garında (Union İstasyonu) düzenleneceği, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Başkanı David Rubin tarafından e-posta ile açıkladı.

Salgın hastalıktan korunmak için geniş boşlukları ve mekanları mercek altına alan akademi, seyirci katılımı ile gerçekleşecek olan törenin detayları hakkında henüz açıklamada bulunmadı.

Okumaya Devam Et

Film

Emma Corrin’in Yeni Projesi Belli Oldu

Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Emma Corrin'in Yeni Projesi Belli Oldu

The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parlayan Emma Corrin’in gelecek projesi belli oldu.

Son zamanların dikkat çeken oyuncularından Emma Corrin‘in yeni projesi belli oldu. Konuşulan isim, D. H. Lawrence tarafından 1928 yılında yayınlanan Lady Chatterley’s Lover kitabının film uyarlamasında başrolü üstlenecek. Pennyworth dizisi ile güzel bir çıkış yakalayan Emma Corrin, Netflix’in çok sevilen ödüllü dizisi The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parladı.

Daha önce bir kere sinemaya, bir kez de diziye uyarlanan kitabın yeni film uyarlamasını, Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek. Filmin senaryosunu ise Life of Pi’nin senaristi David Magee kaleme alacak.

Detaylı bilgilerin henüz açıklanmadığı film, doğuştan varlıklı bir aileden gelen talihli Lady Chatterley adındaki genç bir kadının yaşadıklarına odaklanacak. Şimdiden meraklandıran film, evlendiği adama evlendikten sonra aşık olan Lady Chatterley’nin avcı bir adamla yaşadığı aşkı ekranlara taşıyacak.

Okumaya Devam Et

Liste

Amazon Prime’da Kaçırılmaması Gereken 10 Dizi

En iyiler!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Dünya genelinde 150 milyon abonesi olan, köklü stream platformu Amazon Prime’da kesin izlemeniz gereken 10 diziyi listeledik. İyi seyirler!

Community (2009–2015) IMDb 8,5

Diplomasının sahte olduğu ortaya çıkan Jeff Winger üniversiteye geri gönderilir ve burada en az kendisininki kadar şüpheli geçmişe sahip öğrenci ve öğretmenlerle tanışır. Lisans diploması iptal edilen avukat Jeff Winger, üniversiteye geri döner ve burada birkaç tuhaf tiple bir çalışma grubu kurar

Upload (2020– ) IMDb 8,0

Upload konusu, yakın geleceği ele alıyor. Dizide sanal gerçeklik hizmeti veren şirketin müşteri hizmetlerinde çalışan Nora ve arkadaşı Nathan’ın yaşadıklarını anlatılıyor.

Yakışıklı ve parti sever Nathan, kendi sürdüğü arabanın kaza yapması sonucu ağır yaralanır. Nathan’ın kız arkadaşı Nathan’ı ölümden sonra yaşamı deneyimlemek için Nora’nın çalıştığı sanal gerçeklik şirketindeki sanal gerçeklik dünyasının içine gönderir.

Counterpart (2017–2019) IMDb 8,1

Counterpant, çalıştığı şirkette paralel evrene açılan bir kapı olduğunu keşfeden bir adamın hikayesini konu ediyor. Howard Silk, Birleşmiş Milletler’e bağlı Berlin merkezli bir casusluk ajansında çalışmaktadır. Neredeyse 30 yıldır aynı şirkette çalışan Howard, tam olarak ne iş yaptığını bilmemektedir.

Fleabag (2016–2019) IMDb 8,7

Fleabag dizisinin temelini genç bir kadının insanlar ile olan ilişkilerini anlatması oluşturuyor. Takma isim olarak Fleabag adını kullanan genç bir kadının 30’lu yaşlarını sürdürürken hayatında gerçekleşen olayları aktaran bu dizi Londra’da geçmektedir.

Carnival Row (2019– ) IMDb  7,9

Carnival Row, Pact ve Burgue isimlerindeki iki ülkenin Peri Diyarı’nın hakimi olabilmek için verdiği savaş ile başlıyor. Savaşın kazananı Pact olduktan sonra da periler için zulümle dolu bir yönetime geçiliyor. Mitolojik canlıların insanlardan korktukları için temel özgürlükleri kısıtlanıyor

The Mentalist (2008–2015) IMDb 8,1

Kaliforniya Araştırma Büro’sunda (CBI), Lisbon’ın (Robin Tunney) önderliğinde ve gizemli cinayetleri çözmeye çalışan bir ekibe dahil olur ve kabiliyetini CBI’a verilen davaların sonuca ulaştırılması için kullanır. Fakat artık hayattaki tek amacı, karısı ve kızını öldüren Red John’dan intikamını alabilmektir.

 The Marvelous Mrs. Maisel (2017– ) IMDb 8,7

The Marvelous MrsMaisel 1960’lı yıllarda, New York City’de geçiyor. Şehrin lüks semtlerinden birinde eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan Miriam “Midge” Maisel hayatta istediği her şeye sahiptir. Ancak bir gün tesadüf eseri, hiç bilmediği bir yeteneğe sahip olduğunu keşfeder ve bu gelişme hayatını derinden sarsar.

The Americans (2013–2018) IMDb 8,4

The Americans; Soğuk Savaş döneminde 1980’li yılların başlarında, Ronald Reagan’ın ABD başkanlık koltuğuna geçmesinin hemen ardından; Washington, DC’de bir banliyöde çevreye iki Amerikalı görünümü veren ancak gerçekte iki KGB ajanı olan evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor

Hannibal (2013–2015) IMDb 8,5

Dr. Hannibal Lecter’ın çaylak FBI ajanı Clarice Starling’in büyük hatası sonucu hücresinden kaçışının üzerinden yedi yıl geçmiştir. Dr. Lecter, bu kaçışının ardından Floransa’ya gidip yerleşmiş hayatın tadını çıkarmaktadır; fakat Clarice Starling hala Dr. Lecter ile yedi yıl önce en yüksek güvenlik önlemlerinin olduğu tehlikeli deliler koğuşunda yaptığı görüşmeyi unutmamıştır.

Dr. Lecter’ı unutmayan biri daha vardır: Mason Verger. Dr. Lecter’ın eski bir kurbanı olan Mason Verger onun elinden güçlükle kurtulmuştur. Verger domuz besiciliğiyle kendine bir imparatorluk yaratmıştır ve de Dr. Lecter’dan intikam alma duygusuyla yanıp tutuşmaktadır. Dr. Lecter yüzünden bir soluk makinesine bağlı yaşamak zorunda kalan Verger’in zenginliği sayesinde elinde çok geniş imkanlar vardır ve kendi kurduğu dünyada en ufak bir hareketi bile hissetmektedir. Mason Verger sonunda Dr. Lecter’ı nasıl tuzağa düşüreceğini bulur. Dr.Lecter’a onun için dünyanın en değerli ve en zarif yemini sunacaktır. Verger’in bu yemi Dr. Lecter’a sunmasında Clarice Starling’i kendinde bir saplantı haline getiren FBI başmüfettiş yardımcısı Paul Krendler da ona yardım edecektir.

Mozart in the Jungle (2014–2018) IMDb 8,2

Mozart in The Jungle’ın konusu New York Senfoni Orkestrası’nın emektar Şefi Thomas’ın yerine dönemin en başarılı, genç şefi Rodrigo’yu getirmesi üzerine şekilleniyor. … Bunların yanında New York Senfoni Orkestrası’nda yer almak için can atan obuacı Hailey’in hayatı dizide anlatılıyor.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler