Cemal Hünal: “Yılda 36 Bölüm Çekerek Dizileri Mahvediyoruz”

Manşet Röportajlar

cemal-hunal (3)

Röportaj: Rukiye Saraç

Fotoğraflar: Bahadır Uşun

Issız Adam, Ulak, Romantik Komedi filmleriyle tanınan, yeni filmi Günce’de diğer karakterlerinden bambaşka bir karaktere hayat veren oyuncu Cemal Hünal’la filmin basın gösterimi ve doğum günü kutlamasının ardından bir sohbet gerçekleştirdik. Bu yoğunlukta vakit ayırdığı için teşekkürler, filmi için tekrar başarılar ve mutlu yaşlar Cemal Hünal’a!

Filmden bahsedelim mi? Taze taze, yeni de çıkmışken basın gösteriminden. Siz de ilk defa izlediniz sanırım tamamını?

Evet, ben de ilk defa basın gösteriminde izlemiş oldum.

 Diğer oynadığınız rollerden farklı bir rol olmuş bu. Biraz anlatır mısınız?

Filmde bir radyocuyu canlandırıyorum. Eşi ve yeni doğmuş çocuğuyla o da yeniden doğuyor. Eşinin ölümüyle kızıyla kalıyor ve baba kız bir yaşam sürerlerken işler adamın beklemediği gibi gelişiyor.

Filmde partneriniz bir çocuk, Nisa Melis Telli. Çok da başarılı. Çocuk oyuncuyla çalışmak zor oldu mu?

Çok kolaydı. Ne yaptığını bildiğini zanneden bir büyükle çalışmaktan çok daha kolay. Nisa da çok yetenekli bir çocuk zaten.

İnsanlar sizi Issız Adam’la tanıdı ve Issız Adam olarak biliyor ama arka planda İskoçya’da, Amerika’da eğitim almış bir oyuncusunuz. Disiplin sorunlarınız yüzünden göndermiş aileniz sizi yurtdışına.

 Evet, disiplin sorunlarım yüzünden beni yurtdışına gönderdiler ve disiplin sorunlarımın devamı yüzünden okuduğum her okuldan atılmaya devam ettim.

Oyunculuğa nasıl yöneldiniz peki?

Oyunculuk zaten okuyordum ama ben  önce yazar, sonra yönetmen olmak istiyordum. Yazıyordum da zaten. Hala da yazıyorum. Ama yazmaya mesai ayırmak yazar olmak demek değil. O ayrı bir vasıf zaten. Tabii bütün bu eğitimin içinde oyunculuk eğitiminin çok önemli bir yeri vardı. Aynı zamanda benim için oyunculuk eğitimimi eğlenceli bir platform olarak kullanmam için çok fazla da fırsatım vardı. Ben bu fırsatların suyunu çıkardım bu süre boyunca. Netice itibariyle hayat geldi, beni buldu, bu yöne itiverdi.

[bilgi] Yaptığım her şey faydalı olmayabilir ama hiç boşa vakit geçirmedim.[/bilgi]

Ekonomik durumunuz daha az iyi olsaydı, yurtdışında eğitim alabilecek durumda olmasaydınız  da oyunculuğa yönelir miydiniz? Cesaret edebilir myidiniz o zaman?

Dediğim gibi, oyunculuğa yönelmedim aslında. Ama okuduğum konularda bir değişiklik olmazdı sanırım. Okuldayken zaten çok varlıklı bir yaşam sürmedim. Allah razı olsun, annem babam okulumu ödediler.  Ama kiram olsun, yediğim içtiğim olsun, her şey için çalışmak zorundaydım. Çocuk bakıcılığından, bulaşıkçılıktan, özel güvenlikten, aşçılığa kadar elimin gittiği her işi yaptım. Ve sürekli. Hiç boşa vakit geçirmedim. Yaptığım her şey faydalı olmayabilir ama hiç boşa vakit geçirmedim.

cemal-hunal (8)

Mutlaka bir faydası olmuştur, en azından size.

Evet, bana epey faydası oldu.

Siz de eşiniz de tam birer hayvanseversiniz. Dizilere, filmlere eğitimli atlar veriyorsunuz. Peki, hayvanlarla alakalı bir projeniz var mı? Hayvan hakları, yardım, dernek vs. gibi?

Hayvan haklarıyla alakalı genel olarak yaptıkları faaliyetlere beni çağırıyorlar. Ben katkım olabilen yerlere gidiyorum. Ama kendime bir aktivist demiyorum, onlar sürekli olarak ciddi sorumluluklar alıp, böyle şeyleri takip edip, organize ediyorlar. Ben o arkadaşlar kadar sorumlu değilim. Ama tabii, bana sorarsan da, bir ünlü olmanın vasfını en iyi değerlendirebileceğim platformları genellikle seçiyorum. Madem insanlara ulaşabiliyorum; sesimi daha faydalı şekilde, daha iyi ya da önemli olduğunu düşündüğüm mesajları iletmek için kullanmayı tercih etmeye çalışıyorum genellikle. Yürüyüşler, yayınlar, bunlar oldukça gitmeye çalışıyorum.

[bilgi]Konuşamayacağım kadar yüksek müzik çalan yerlerde olmak bana son derece anlamsızca geliyor.[/bilgi]

Şehir hayatını çok sevmediğinizi söylüyorsunuz. Peki, nerede, nasıl bir yaşam sürdürüyorsunuz? ‘Şehir insanları’nın yaptıklarından farklı siz neler yapmayı tercih ediyorsunuz, ne kadar uzak kalabiliyorsunuz bu şehir hayatından?

Aslında benim de bir şehir hayatım var neticede, ister istemez. Şehirde yaşıyorum bir kere. Fakat daha çok çiftlikte vakit geçiriyorum. Dışarı çıkmayı çok sevmiyorum. Kalabalıkları çok sevmiyorum. Konuşamayacağım kadar yüksek müzik çalan yerlerde olmak bana son derece anlamsızca geliyor, mesela.

Yaptığınız sporlar; ata binmek, ok atmak vs. tarihi sporlar diyebiliriz. Aynı zamanda kılıç, ok, yay, cirit koleksiyonunuz da var. Nereden geliyor bu merak? Sadece hayvanları sevmek olmasa gerek, tarihe de ayrıca bir ilginiz var mı?

Tarihe her zaman çok büyük bir ilgim oldu benim. Özellikle Ortaçağ Tarihi, Osmanlı Tarihi, Ortaçağ Avrupa Tarihi, genel olarak dünyadaki keşifler tarihi… Çok farklı dönemlere çok ilgi duydum. Bir süre Antik Yunan Tarihi’ni çok ciddi çalışmıştım. Netice itibariyle bir medeniyet beşiğiydi orası.

Eğitimini aldınız mı peki?

Üniversite okurken seçmeli dersler arasında Tarih, Amerikan Tarihi falan almıştım. Ama adamlar 150 senelik tarihlerini 1000 senelik gibi okuttukları için, o da çok enteresan değildi.

Oynadığınız rollerin çoğunda da ata binmeniz gerekiyordu. ( Ulak, Asi, Kış Masalı, Bir Zamanlar Osmanlı) Sizi biraz da bunun için tercih etmiş olabilirler mi, yoksa tesadüfi mi?

Yok, genelde, “Aa Cemal gelmiş sete, hazır at biniyor. At getirelim bir tane, bizde de binsin.” diyorlar. Biz de hiçbir şeyde o kadar planlı, nizami çalışmıyoruz bildiğiniz gibi. Planlı, oturalım, yazalım çizelim, böyle olamıyor. Bir senaryoyu bile doğru düzgün yazacak vakti ayırmadığımız bir sektörde kimsenin de oturup düzgünce bunu planladığını sanmıyorum.

cemal-hunal (5)

Bunların dışındaki rollerde de özellikle Issız Adam’la birlikte modern, bağlanmaktan korkan, yalnızlığı seven, ilişkilerde zorlanan karakterleri oynadınız. Nedir günümüz ilişkilerine bakışınız? Şu an ikinci evliliğinizi yaşıyorsunuz. Peki, bir insan ne zaman anlıyor o evliliğin ya da ilişkinin bittiğini? Bir gün uyandığında ‘bu iş bitmiş’ demiyor herhalde.

Sanırım o da kendi içinde bir direniş hikâyesi. Ama bireyden bireye çok fazla değişiyor. Herkes adına çok fazla bir şey söyleyebileceğimi sanmıyorum. Netice itibariyle bir beraberliği hayatta ve ayakta tutmak hiç kolay bir şey değil. Sadece sevgi yeterli olamayabiliyor. Keşke yeterli olabilse.

Aldatma, güvensizlik mi günümüzün ilişki sorunu sizce yoksa insanların bir şeyleri çabuk tüketmesi mi? Nasıl olsa alternatifi var, o olmazsa başkası olur diye düşünülüyor günümüzde.

Tabi ki. Kapitalist sistem bizi artık tamamen tüketiciye çevirdi. Üretmeyin, evde oturun, tüketin. Biz sizin için üretiriz. Siz kredi kartı borçlarınızı ödeyin. Siz ofislerde oturun, akşama kadar çalışın, alışverişinizi internetten yapın, biz evinize göndeririz. Siz tüketin, paraları harcayın. Sonra bizim kredimiz var, biz size onu taksit taksit, burnunuzdan getire getire ödeteceğiz. Tabii ki, bu da ilişkileri etkiliyor haliyle. Çünkü insanlar, dikkatlerini dağıtıp kendilerini oyalayabilecekleri o kadar çok şey buldular ki hayatta şimdi. Değer yargılarımız tamamen sapmış vaziyette.

Eşinizin de oyunculuk yapıyor olması ilişkiniz, aileniz için bir avantaj mı? Bu sektör için konuşursak; başka sektörden birinin sizi ve yaptığınız işi anlaması sorun yaratabilirdi belki.

Benim eşimle yaratmazdı en azından. Çünkü farklı bir dünya görüşü olan, bir kadın olarak kendi özgürlüklerini, kendi kariyerini kurmaya karar vermiş olan, kendi çizgisini çizen bir insan. Dolayısıyla, karşıdaki insandan bu tip özgürlükleri talep ettiği zaman karşıdaki insana da aynı özgürlükleri veriyor. Bizim birbirimizi çok iyi anladığımız, sağlıklı bir iletişimimiz olduğu, dertlerimizi açıkça paylaşabildiğimiz, genel olarak iyi bir farkındalık içinde olduğumuz bir evliliğimiz var.

cemal-hunal (2)

Sinemada, TV dizilerinde ve tiyatroda oyunculuk yapıyorsunuz. Bir ayrımdan söz edebilir miyiz; sinema oyunculuğu, tiyatro oyunculuğu ya da TV oyunculuğu diye?

Çok farklı şeyler. Kesinlikle bir ayrım var. Çok çok farklı şeyler. Bir kere bir sahnede olduğunuz zaman en arkadaki seyirciye de ulaşabilecek, farklı bir vücut lisanında, farklı bir telaffuzda, farklı bir üslupta oynamanız lazım. Bir oyunu iki saat boyunca ayakta tutabilmeniz, seyircinin nabzına göre, karşıdaki oyuncunun temposuna ve o günkü ruh haline göre bir şekilde o uyumu her seferinde seyircinin karşısında baştan pişirip sonuna kadar hazırlayıp, yenilebilir, tüketilebilir, seyircinin beraberinde alıp götürebileceği bir formata getirmeniz lazım. Bunları da canlı olarak yapmanız lazım. Dolayısıyla çok farklı bir farkındalık gerektiriyor. Sinemada bunu çok parçalayarak çalışıyoruz ve tiyatrodaki gösterdiğimiz büyük tepkileri gösterdiğimiz zaman kocaman kafalar, kocaman göz hareketleriyle beraber çok başka türlü duruyor. Orada metot oyunculuğu devreye giriyor. Genel olarak duygular ve duyguları daha net belirleyip hedeflerin adlarını daha net koymamız gerekiyor ki karşı tarafa daha net geçebilsin. Televizyonda da tabakhaneye b*k yetiştiriyoruz.

Birbirlerini besliyor mu peki bunlar? Yani TV’de sürelerinden dolayı sinema filmi çekiyor gibisiniz bir haftada. Sinema ve televizyondaki oyunculuğunuz birbirini besliyor mu?

Genel olarak televizyonda oynamak durumunda kaldığımız metin zaten yetiştirilmiş bir metin oluyor. Bir senaryonun oynanabilir, uygulanabilir, yapılabilir, çekilebilir, seyredilebilir olması için bir edebi eser niteliğinde olması lazım. Bu da, 80 sayfa, oturup da bir haftada yazılabilecek bir şey değil aslında.

TV dizilerinin sürelerinin kısalması konuşuluyor ama oyuncuların bunu “daha az para alacağız” diyerek kabul etmediklerini söylüyor yapımcılar. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bakın, ben şöyle söyleyeyim; mesai olarak daha çok çalışabilirim. Ama bir senede bir diziye 36 bölüm çektiğiniz zaman, o işin temelinde olan güzel bir şey olsa bile onu mahvediyorsunuz. Dejenere etmek zorundasınız. Ne kadar bir şey anlatabilirsiniz ki? Oyuncu ya da o yazar ne kadar bir şey çıkartabilir? Dizilerin başarısından bahsediyoruz ya da piyasanın ihtiyacından. Diziler çok daha başarılı olabilir. Amerikalılar ne yapıyorlar mesela? Dünyanın en iyi dizilerini yapan adamlar. Yaptıkları şey şu: çok iyi bir yapı oluşturuyorlar, çok iyi bir hikâye oluşturuyorlar, bunun başını sonunu biliyorlar, ona göre oyuncularla çalışıyorlar, oyuncuları set için doğru hazırlıyorlar ve diyorlar ki “Bu sene 10 bölüm çekiyoruz ya da 20 bölüm çekiyoruz.” Genel olarak zaten en çok tutan diziler sezonluk olarak 10-15 bölüm giden diziler oluyor. Bütün sene 36 bölüm satacağına 10 bölümü on kere satabiliyorsun zaten. Çok basit bir örnek vereyim size; Taht Oyunları (Game of Thrones). Birinci sezonu hala televizyonda yayınlanıyor, millet böyle oltada ton balığı çeker gibi 4.bölümü tırnaklarıyla kazıyor. Diziyi zaten seyretmiş insanlar bildikleri hikâyenin kitabını okumaya başladılar. Neden? İyi yazılmış çünkü. Dolayısıyla bir şeyi iyi yaptığınız zaman daha nitelikli bir ürünü, dört köşesi belli olan bir ürünü, elle tutulabilir bir ürünü daha fazla satabiliyorsunuz.

Amerika’da TV oyuncuları ve sinema oyuncuları ayrı gibi. Mesela film yıldızlarını sadece filmlerde görürüz, çoğunu. Televizyon dizisi pek yapmıyorlar. TV’nin kendi starları oluştu sanki Hollywood’ta.

O biraz değişti. Son yıllarda televizyon sektöründeki bazı değişiklikler ve televizyon sektörünün daha nitelikli diziler yapma arayışından çıktı bu ortaya. Baktılar, hesap kitap yaptılar ve dediler ki: “Evet, biz dizileri de bütün dünyaya satabiliyoruz.” Böylelikle televizyonun da kendi starları ortaya çıkmaya başladı. Benim orada yaşadığım dönem içerisinde sinema ve televizyon çok ayrıydı. Televizyon bugünkü kadar güçlü değildi. Ve Amerika’da televizyon gerçekten çok kötüydü. Günün yarısı zaten banka soymuş kaçan birini takip eden polis arabalarını gösteriyor. Diğer yarısı berbat haberler. Amerikalılar’ın haber anlayışı da berbat. Günün kalanı da televizyon mahkemeleri. Tuhaf bir toplum.

Tiyatro projeniz var mı yakın zamanda?

Geçtiğimiz sene John Osborne’ün Öfke Oyunu’nu hayata geçirdik. 15 oyun oynayabildik ama acemi bir organizasyon vardı dolayısıyla çok fazla yol alamadı o oyun. Ama ben yine oynamış olduğumdan çok mutluyum. Lale’yle (Lale Cangal) beraber çalıştık, çok iyi bir tecrübeydi. Bu sene yoğun bir talep üzerine Onur Şenay ve Tiyatro Şenay’la yaptığımız Aşk Kokusu’nu tekrar sahneye koyuyoruz. Bugüne kadar Biletix’in yaptığı en büyük satışlarmış onlar.

Yani bu sezonda da sahnede göreceğiz sizi?

Bu sezon da Aşk Kokusu’yla devam edeceğiz. Belki sezon ortasında yeni bir oyunla da ortaya çıkabiliriz.

Bundan sonraki projeleriniz nelerdir? Kamera arkasına geçme düşünceniz var mı?

Bir an evvel!

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Latest posts by Sinefesto (see all)

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up