Cehennem’in Dibindeki İstanbul

Eleştiri Manşet

yazar_serkanbastimar

Kendimizi bir başkasının gözünden görmeyi acayip derecede merak eden bir milletiz. Her gün gezdiğimiz o mekanları bir Hollywood filminde görünce aşırı derecede heyecanlanıyoruz. Bu yüzden en iyi Bond filmi Rusya’dan Sevgilerle‘dir bizim için. Çünkü Türkiye var içinde. İstanbul var. Nostalji var. Lindsay Lohan gelir, deli gibi etrafına toplanırız, başörtü taktırır yanında fotoğraf çekiliriz, bizden biriymişçesine sevinir, ağzından her çıkanı haber yaparız. Yabancı futbolcular transfer olur, hemen Türkçe küfür ettiririz. Bu önemlidir çünkü!

Bir de sevdiğimiz oyuncular var ki Haluk Bilginer gibi, bir Hollywood filminde gördük mü titreme nöbetleri geçiririz sevinçten. Ama filmde (Ben-Hur) şamar oğlanı muamelesi yapılıp bir dakikalık görünmesinin ardından ölünce de öfkeleniriz. Bizden birine bu yapılır mı, ayıp ayıp diye hiddetleniriz.

Aynada bizim gördüğümüzü başka ülkeler görmüyor maalesef. Çünkü biz aynaya bakarken yüreğimize de bakıyoruz, onlarsa aynanın kendi işlerine gelen kısmına bakıyorlar. Hatta bakmıyorlar, onlar bizi daha önce görmüşlerdi, bu sureti alıp filmlerine, müziklerine ve kitaplarına koyuyorlar.

inferno-cehennem

Gevezelik ettim, kusura bakmayın. Sözü hemen Inferno‘ya getirip direksiyonu da filmsel mevzulara kırayım. Efendim malum; epeydir beklenen bir Dan Brown uyarlamasıydı, kitabını okuyanlar filmi için sabırsız, Tom Hanks sevenler heyecanlı, serinin sinema tutkunları ise geri sayımdaydı. Konunun bir de Türkiye tarafı vardı ki filmin epey bir kısmı Türkiye’de, İstanbul’da geçiyordu ve bu defa başka görünebilirdik bu filmde. Ayasofya vesaire…

Ron Howard serinin üçüncü filminde kitaptan hareketle bizi Dante‘nin Cehennem‘ine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Aksiyon, gerilim ve değişik Ortaçağ şeyleri… yüzyıllar, veba ve modern bir kıyamet veya ‘tür azaltılaması’… İnsanlığın geleceği bir profesörün elinde. İpuçları, kötü-iyi adamlar, sürprizler… Adrenalin dolu bir film. Eyvallah.

Inferno iki saatlik süresinin hemen başında kitabın içerdiği ‘bilgiden’ ziyade aksiyon yönüne evriliyor. Robert Langdon profesörlükten James Bondluğa terfi etmişçesine aksiyonun içine dalıyor. Filmin tüm iskeleti de Bond filmlerinin formülü üzerine kuruluyor. Zaten her filmde Langdon‘un yanına iliştirilen ‘güzel – ateşli’ ve her nasılsa süper İngilizce konuşan kadın figür doğal olarak bir James Bond kızı işlevinde. Ve Langdon da Bond gibi her bölümde bir başka ülkede. Gerçi Inferno biraz da Jason Bourne izleri de taşımıyor değil, zira film Langdon‘un hafıza sorunlarıyla ziyadesi ile ilgili.

Inferno, kitabı sevenlerin pek hoşuna gitmeyecek; ama aksiyon ve gerilim tutkunları için tatmin edici. Üç-beş tarihi ‘bilgiciğin’ paylaşıldığı heyecanlı bir turistik gezi gibi. Floransa’nın güzelliklerine, İtalya’nın muhteşem tarihine ‘eğilerek selam veren’ Inferno, konu İstanbul’a gelince bel ağrısı numarasını devreye sokup eğilmemeyi tercih ediyor; film geleneksel Hollywood ve oryantalist bakışını çekinmeden kullanıyor. İlk sahnede bir cami ve ezan sesi, birkaç başörtülü figür ve kapalı mekanlar. Zaten Türkçe yazılmış diyalogların da içi epey boş. Film, özrünü, kabahatini az buçuk Yerebatan Sarnıcı ile gideriyor.

Kubrick‘in Shining‘indeki asansörden sızan kan deryasına da selam çakan Inferno, herkesin izleyeceği bir popüler kültür ürünü. Kitabı, filmi, oyuncağı…

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Latest posts by Sinefesto (see all)

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up