Bu Rekorlar Bizi Nereye Götürecek?

Manşet Serbest Kürsü

Naz Emel Berber

Son aylarda sinema filmleri şaşırtıcı rekorlara imza atıyor. 2012 yılında, Fetih 1453 filminin elli iki hafta boyunca vizyonda kalarak kırdığı 6.572.618 kişilik seyirci rekorunun, Düğün Dernek tarafından on beş hafta gibi kısa bir sürede egale edilmesine yakın zamanda tanık olduk. Daha Düğün Dernek’in rüzgârı geçmeden Recep İvedik serisi dördüncü filmiyle üç günde 1.641.474 kişi tarafından seyredilerek inanılmaz bir hızla sinema salonlarını fethetti. Üçüncü haftasında ise 6 milyon sınırını çoktan aşmıştı bile. Büyük bir ihtimalle beşinci haftasında Düğün Dernek’in rekorunu egale etmiş olacak.

Bu rakamlar şu anda bizi şaşırtıyor çünkü sinema salonlarımız 90’lı yıllardan bu yana, dört milyon seyirci sınırını aşan yalnızca dört, üç milyon seyirciyi aşan ise sekiz film görmüştü… Yani son tabloda neredeyse rekorlar ikiye katlanmış oldu. Bana kalırsa tabloyu doğru analiz edersek rekor diye tanımladığımız durumun, ortaya çıkan yeni bir seyirci potansiyeli olduğunu görebiliriz. Başka bir deyişle, yazlık sinemaların popüler günlerini bir yana bırakırsak, ülkemizde film seyretmek için evinden çıkıp sinemalara giden insan sayısı gözle görülür biçimde artmış durumda.

Bu bize sektörel bir büyümenin sinyallerini veriyor… Yani sadece seyirci sayısında değil, sinema salonları ve perde sayısında da paralel bir artış söz konusu… Elbette ortaya çıkan tablonun sinemamız adına olumlu ve olumsuz sonuçları olacaktır.

Olumlu sonuçlarının başında elbette ki bu sektörden ekmeğini kazanan insan sayısının artması geliyor. Malumunuz sinema, bütün sanat dallarından daha fazla sermaye ve işbirliğine ihtiyaç duyar. Yani bir sinema filminin yapılabilmesi için bir dolu insana gerek vardır ve bu işte yetkinleşmiş insanların yetişebilmesi için emeklerine karşılık ekmeklerini bu işten çıkarmaları gerekir.

Türkiye’de sinema sektöründen para kazanan ve yatıran insan sayısı maalesef oldukça az, lakin seyirci sayısına paralel olarak artacağına şüphe yok. Bu da, daha fazla profesyonelleşmek demek… Filmlere yatırdığı parayı yeniden filmlerden kazanacağını bilmek yapımcıların şevkini ve risk alma cesaretini de tetikleyecek bir gelişme… Ülkemizde pek çok yapımcı sinemaya yatırdığı parayı başka sektörlerden kazanmaya çalışmak gibi bir sorunla karşılaşır. Ama yeterli seyirciye ulaşmanın zaman içerisinde bu sorunu da ortadan kaldıracağını umuyoruz.

Tabi bu anlattıklarım tablonun ilk bakışta görünen tozpembe yüzü… Bir de aynı verilerin bize sunduğu olumsuz sonuçlar var… Sinemada belli kategorideki filmlerin bu kadar yoğun rağbet görmesi bazı yapımları doğrudan ringin dışına itmiş oluyor. Ne denli seyirci çekeceği daha vizyona girmeden belli olan filmler, hemen her sinemada birden fazla salonu aynı anda işgal ederken diğer yapımlar vizyona girecek salon bulmakta dahi güçlük çekebiliyor. Özellikle yeterince reklam bütçesi bulunmayan yerli yapımlar ve internet ortamında kolay ulaşılabilen yabancı filmler bu pastanın tamamıyla dışında… Bazı kaliteli ve arşivlik filmlerin bu şekilde perde yüzü görmeden, sessiz sedasız sinema seyircisine ulaşamayışı oldukça trajik…

Bir de Recep İvedik gibi düşük bütçeli bir yapımın her filmiyle yeni bir seyirci rekora imza atması yapımcılara dolaylı olarak şu mesajı veriyor: “Sinemadan para kazanmak için ille de çok para harcamak gerekmez. İnsanların beğenilerini yakaladığınızda televizyon dizilerinden daha az para harcanmış bir yapımla bile çok para kazanabilirsiniz.” Bana kalırsa Selçuk Aydemir gibi yetenekli bir yönetmenin televizyonda AB grubu denilen sosyo-kültürel seviyesi yüksek izleyiciye iş yaparken, CD yani sosyo-kültürel seviyesi daha düşük seyirciye hitap eden bir yapımla sinemada boy göstermesi büyük oranda böyle bir okumanın sonucudur.

Sinemaya para yatırıp karşılığını bulma anlamında Fetih 1453 ise iyi bir örnektir. Türkiye sinemasının en yüksek bütçeli (17 Milyon Dolar) filmidir ve seyirciden buna paralel bir rağbet gördü. Her ne kadar içerik anlamında pek parlak olmasa da; dekor, kostüm, efekt gibi giderlere bütçe ayırma, kalabalık sahnelere yer vermesi gibi yönleriyle sinemamıza önemli bir katkısı oldu. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen ne yazık ki hala sinemamızda (niceliksel kalitesi bakımından) benzer düzeyde yapımlar gelmedi.

Sözün özeti… Umulur ki, yapımcılar salonlara akın eden yeni seyirci potansiyelini doğru değerlendirebilirler… Umulur ki, bu seyirci kendini nitelik ve nicelik olarak geliştirecek bir Türkiye sinemasına maddi bir alt yapı sağlanmasına katkıda bulunur… Ve umulur ki, sinema seyircisi estetik zevkleri konusunda artık çıtayı biraz yükseltir.

twitter.com/nazemelk

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up