Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Bir “Çocukluk Çağı” Portresi

Yayınlandı

tarihinde

husna-karanfil

Richard Linklater bundan yaklaşık 20 yıl kadar önce gerçekleştirdiği bir gece gezintisini senaryo fikrine dönüştürerek 1995 yılında Before Sunrise filmini çekmiş ve devam filmleriyle kültleştirmiş sıra dışı bir yönetmen. Avrupa’da bir tren yolculuğu sırasında tanışan ve geceyi Viyana sokaklarında sohbet ederek geçiren, lâkin yeni günü birbirlerine âşık olarak karşılamalarına rağmen yolları ayrılan iki gencin bol (hattâ sırf!) diyalogla örülü öyküsünü anlatarak “Before” serisinin temellerini atan Linklater, 9 yıl aradan sonra çektiği Before Sunset‘te karakterlerimizi tekrar buluşturarak konuşmalarına kaldıkları yerden devam ettirmiş, son olarak da geçtiğimiz yıl Before Midnight‘ta onların yolculuğuna bir kez daha eşlik etmemizi sağlamıştı. Bu üç filmi konusundan daha önemli yapan özellik, yönetmenin aynı oyuncularla (Ethan Hawke ve Julie Delpy) çalışması ve bize hem oyuncuların hem de karakterlerin geçirdiği (gerek fiziksel gerekse ruhsal) değişimi belli periyotlarla gözlemleme fırsatını vermesiydi. Kendisi, bu enteresan deneyimi daha da ileri taşıyan bir projeyi nihâyet tamamlamış ve beyaz perdeye taşımış bulunuyor.

Bu yılın ses getiren yapımı olarak değerlendirilen Boyhood, heyecan verici, deneysel bir çalışma. Zîrâ 2002 yılından bu yana, adım adım çekildi. Richard Linklater Before serisinin 2. filmini çekmeden önce tasarlamış bu projeyi ve bir çocuğun büyümesini, gelişmesini ve de kişiliğini bulmasını 12 yıl boyunca, aynı oyuncularla, belirli aralıklarla buluşarak görüntülemiş. Nihâyetinde ortaya alanında ilk ve -şimdilik- tek olan bu yapıt çıkmış.

Boyhood-1

Mason karakterini canlandıran Ellar Coltrane bu projeye 6 yaşındayken adım atmış; oyuncunun fiziksel değişimini film boyunca izlemek zaten başlı başına ilginç. Filmin kadrosunda yönetmenin kızı Lorelei Linklater da yer almış, keza onun da büyüme süreci (Ellar C. kadar olmasa da) dikkat çekiyor. Mason’ın büyümesine tanıklık ederken ailesinin geçirdiği değişimleri de müşahede ediyoruz. Özellikle de Patricia Arquette tarafından canlandırılan anne karakterinin hırçın ve hırslı tavırları, eş ve mekân değişimlerinin çocuklarının üzerinde ne gibi bir etki bıraktığını fazla önemsememesi, buna mukabil önceleri yersiz yurtsuz gibi takılan baba karakterinin yaşı ilerleyince bir yuva kurup olgunlaşması vs. unsurlar izleyenin karşılaştırma yapmasını sağlıyor. Filmin başlarında arada bir uğrayan baba, çocuklara kurallarla örülü (sonrasında da okul ve ev arasında ortalama bir rutine dönüşen) yaşamlarından biraz uzaklaşmaları, bir anlamda nefes almaları için kapı aralıyor. Mason Sr., çocuklarından uzakta olsa da bu ziyaretleriyle onların hayata daha renkli bakmalarını sağlıyor. Örneğin müşkülpesent ve kuralcı üvey baba, Mason’ın Elflerle ilgili sorusunu cevaplayacak kapasitede biri değilken, o,  çocuğunun sorularını bastırmak yerine tahayyülünü farklı bir boyuta, fanteziden gerçek, hattâ doğal ve asıl olana yöneltmesini sağlayacak bir kişilikte. Lâkin finalde ebeveynleri karşılaştırdığımızda, annenin çocuklarını eğitim ve kendi ayakları üzerinde durma konusunda (baskın bir şekilde, hattâ kızını biraz geri planda bırakarak da olsa) teşvik edip nispeten iyi yetiştirmiş olduğunu fark ediyoruz ve baba karakterinin yokluğunu yıllar sonra maddî destekle kapatmaya çalışmasını tıpkı anne gibi acı bir tebessümle izliyoruz. Yani yönetmen iyi ya da kötü ayrımı yapmamış ebeveynler arasında, her ikisinin de eleştirilebilecek ya da takdir edilebilecek yönlerine değinerek değerlendirmeyi bize bırakmış. Bu da filmi daha gerçekçi yapıyor.

Boyhood-2

Filmde kardeşler arası çekişmeler ve atışmalar tam dozunda yansıtılmış, ebeveynlerin tartışmaları ise çoğu ailenin maalesef ki bulaştığı ve yüzleştiği durumlar; fakat Bill’in öfke nöbetleri filmin gerilimi yüksek sekanslarını oluşturuyor. Amerikan WASP’ının[1] rutini ve kendisi haricinde kalan değişimlere tahammülsüzlüğünü de inceden inceye eleştiren yönetmen, ülkesinin Irak vb. coğrafyalardaki varlığına dâir de dokundurmalar yapmış. Ki benzer dokundurmaları Before Sunset‘te de yapmıştı. Lâkin bunlar kıyasıya bir eleştiri gibi değil de zayıf bir değinme gibi geçiştirilmiş. (Zîrâ eleştirdikleri Bush dönemi geride kaldı ama, Obama döneminde de değişen pek bir şey olmadığı ortada, lâkin bu dönem için tek bir eleştiri yok.)

Mason’ın babasını Ethan Hawke’un canlandırması, izleyene (bir yere kadar) Before serisinin Amerika cephesinde geziniyormuş hissi yaşatabiliyor. Bu çağrışımın oluşmasında başkarakterimizin bir erkek çocuk olması ve baba karakterinin ondan uzakta bir hayat sürdürmesi, hattâ başka bir hayat kurması etkili olabilir.

Filmin soundtrack’leri de konuya yakışan tarzda, geçmişten bugüne bir müzik yolculuğu yaptırıyor. Soundtrack Filmin Gıdasıdır şeklinde düşünenler filme bu açıdan da gönül rahatlığıyla iyi not verebilir.

Mason’ın ekseninde ülkesinin orta sınıf gençliğinin (çoğunluğunun) portresini bir nevî resmeden Linklater, üç saate yakın süresine rağmen sıkılmadan izlenebilen, olağanüstü bir iş çıkarmış ortaya. Adını sinema târihine şimdiden yazdıran, yönetmenine Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı ödülünü kazandıran ve muhtemelen gelecek günlerde-gecelerde (hattâ Oscar sahnesinde) adından epey söz ettirecek olan film, bu yılın Filmekimi programında da yer alıyor. Festivalin en çok merak edilen ve rağbet gören filmleri arasında yer aldığı için biletleri daha ilk günden tükenmişti, hattâ ek seans bile konuldu; fakat en azından Başka Sinema perdesinde de gösterileceğini, bu farklı deneyimi gözlemlemek isteyen sinemaseverlerle o mecrâda da buluşacağını umut ediyorum…

[1]Beyaz Anglo-Sakson Protestan: Amerika halkının baskın kesimi.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Tören 25 Nisan’da!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Adayları geçtiğimiz gün belli olan 93. Oscar Ödülleri’nin merakla beklenen ödül töreni tren garında düzenlenecek.

Geçtiğimiz haftalarda seyirci katılımıyla düzenleneceği açıklanan 93. Oscar Ödül Töreni‘nin bir kısmı tren garında gerçekleşecek. 25 Nisan tarihinde düzenlenmesi planlanan töreninin, COVID-19 önlemleri kapsamında bu karara varıldığı da yapılan açıklamalar arasında.

Törenin geleneksel olarak yapıldığı Dolby Tiyatrosu‘nun yanında Los Angeles şehir merkezindeki geniş tren garında (Union İstasyonu) düzenleneceği, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Başkanı David Rubin tarafından e-posta ile açıkladı.

Salgın hastalıktan korunmak için geniş boşlukları ve mekanları mercek altına alan akademi, seyirci katılımı ile gerçekleşecek olan törenin detayları hakkında henüz açıklamada bulunmadı.

Okumaya Devam Et

Film

Emma Corrin’in Yeni Projesi Belli Oldu

Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Emma Corrin'in Yeni Projesi Belli Oldu

The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parlayan Emma Corrin’in gelecek projesi belli oldu.

Son zamanların dikkat çeken oyuncularından Emma Corrin‘in yeni projesi belli oldu. Konuşulan isim, D. H. Lawrence tarafından 1928 yılında yayınlanan Lady Chatterley’s Lover kitabının film uyarlamasında başrolü üstlenecek. Pennyworth dizisi ile güzel bir çıkış yakalayan Emma Corrin, Netflix’in çok sevilen ödüllü dizisi The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parladı.

Daha önce bir kere sinemaya, bir kez de diziye uyarlanan kitabın yeni film uyarlamasını, Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek. Filmin senaryosunu ise Life of Pi’nin senaristi David Magee kaleme alacak.

Detaylı bilgilerin henüz açıklanmadığı film, doğuştan varlıklı bir aileden gelen talihli Lady Chatterley adındaki genç bir kadının yaşadıklarına odaklanacak. Şimdiden meraklandıran film, evlendiği adama evlendikten sonra aşık olan Lady Chatterley’nin avcı bir adamla yaşadığı aşkı ekranlara taşıyacak.

Okumaya Devam Et

Liste

Amazon Prime’da Kaçırılmaması Gereken 10 Dizi

En iyiler!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Dünya genelinde 150 milyon abonesi olan, köklü stream platformu Amazon Prime’da kesin izlemeniz gereken 10 diziyi listeledik. İyi seyirler!

Community (2009–2015) IMDb 8,5

Diplomasının sahte olduğu ortaya çıkan Jeff Winger üniversiteye geri gönderilir ve burada en az kendisininki kadar şüpheli geçmişe sahip öğrenci ve öğretmenlerle tanışır. Lisans diploması iptal edilen avukat Jeff Winger, üniversiteye geri döner ve burada birkaç tuhaf tiple bir çalışma grubu kurar

Upload (2020– ) IMDb 8,0

Upload konusu, yakın geleceği ele alıyor. Dizide sanal gerçeklik hizmeti veren şirketin müşteri hizmetlerinde çalışan Nora ve arkadaşı Nathan’ın yaşadıklarını anlatılıyor.

Yakışıklı ve parti sever Nathan, kendi sürdüğü arabanın kaza yapması sonucu ağır yaralanır. Nathan’ın kız arkadaşı Nathan’ı ölümden sonra yaşamı deneyimlemek için Nora’nın çalıştığı sanal gerçeklik şirketindeki sanal gerçeklik dünyasının içine gönderir.

Counterpart (2017–2019) IMDb 8,1

Counterpant, çalıştığı şirkette paralel evrene açılan bir kapı olduğunu keşfeden bir adamın hikayesini konu ediyor. Howard Silk, Birleşmiş Milletler’e bağlı Berlin merkezli bir casusluk ajansında çalışmaktadır. Neredeyse 30 yıldır aynı şirkette çalışan Howard, tam olarak ne iş yaptığını bilmemektedir.

Fleabag (2016–2019) IMDb 8,7

Fleabag dizisinin temelini genç bir kadının insanlar ile olan ilişkilerini anlatması oluşturuyor. Takma isim olarak Fleabag adını kullanan genç bir kadının 30’lu yaşlarını sürdürürken hayatında gerçekleşen olayları aktaran bu dizi Londra’da geçmektedir.

Carnival Row (2019– ) IMDb  7,9

Carnival Row, Pact ve Burgue isimlerindeki iki ülkenin Peri Diyarı’nın hakimi olabilmek için verdiği savaş ile başlıyor. Savaşın kazananı Pact olduktan sonra da periler için zulümle dolu bir yönetime geçiliyor. Mitolojik canlıların insanlardan korktukları için temel özgürlükleri kısıtlanıyor

The Mentalist (2008–2015) IMDb 8,1

Kaliforniya Araştırma Büro’sunda (CBI), Lisbon’ın (Robin Tunney) önderliğinde ve gizemli cinayetleri çözmeye çalışan bir ekibe dahil olur ve kabiliyetini CBI’a verilen davaların sonuca ulaştırılması için kullanır. Fakat artık hayattaki tek amacı, karısı ve kızını öldüren Red John’dan intikamını alabilmektir.

 The Marvelous Mrs. Maisel (2017– ) IMDb 8,7

The Marvelous MrsMaisel 1960’lı yıllarda, New York City’de geçiyor. Şehrin lüks semtlerinden birinde eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan Miriam “Midge” Maisel hayatta istediği her şeye sahiptir. Ancak bir gün tesadüf eseri, hiç bilmediği bir yeteneğe sahip olduğunu keşfeder ve bu gelişme hayatını derinden sarsar.

The Americans (2013–2018) IMDb 8,4

The Americans; Soğuk Savaş döneminde 1980’li yılların başlarında, Ronald Reagan’ın ABD başkanlık koltuğuna geçmesinin hemen ardından; Washington, DC’de bir banliyöde çevreye iki Amerikalı görünümü veren ancak gerçekte iki KGB ajanı olan evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor

Hannibal (2013–2015) IMDb 8,5

Dr. Hannibal Lecter’ın çaylak FBI ajanı Clarice Starling’in büyük hatası sonucu hücresinden kaçışının üzerinden yedi yıl geçmiştir. Dr. Lecter, bu kaçışının ardından Floransa’ya gidip yerleşmiş hayatın tadını çıkarmaktadır; fakat Clarice Starling hala Dr. Lecter ile yedi yıl önce en yüksek güvenlik önlemlerinin olduğu tehlikeli deliler koğuşunda yaptığı görüşmeyi unutmamıştır.

Dr. Lecter’ı unutmayan biri daha vardır: Mason Verger. Dr. Lecter’ın eski bir kurbanı olan Mason Verger onun elinden güçlükle kurtulmuştur. Verger domuz besiciliğiyle kendine bir imparatorluk yaratmıştır ve de Dr. Lecter’dan intikam alma duygusuyla yanıp tutuşmaktadır. Dr. Lecter yüzünden bir soluk makinesine bağlı yaşamak zorunda kalan Verger’in zenginliği sayesinde elinde çok geniş imkanlar vardır ve kendi kurduğu dünyada en ufak bir hareketi bile hissetmektedir. Mason Verger sonunda Dr. Lecter’ı nasıl tuzağa düşüreceğini bulur. Dr.Lecter’a onun için dünyanın en değerli ve en zarif yemini sunacaktır. Verger’in bu yemi Dr. Lecter’a sunmasında Clarice Starling’i kendinde bir saplantı haline getiren FBI başmüfettiş yardımcısı Paul Krendler da ona yardım edecektir.

Mozart in the Jungle (2014–2018) IMDb 8,2

Mozart in The Jungle’ın konusu New York Senfoni Orkestrası’nın emektar Şefi Thomas’ın yerine dönemin en başarılı, genç şefi Rodrigo’yu getirmesi üzerine şekilleniyor. … Bunların yanında New York Senfoni Orkestrası’nda yer almak için can atan obuacı Hailey’in hayatı dizide anlatılıyor.

Okumaya Devam Et

Popüler