Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

‘‘Blood Ties – Kan Bağları’’ Yapım Bilgileri

Yayınlandı

tarihinde

‘‘Blood Ties – Kan Bağları’’

İthalatçı Şirket: Kodeks Medya Hizmetleri ve Reklamcılık Tic. A.Ş.

Dağıtımcı Şirket: Warner Bros.

Vizyon Tarihi: 30 Mayıs 2014

KÜNYE

Yönetmen: Guillaume Canet

Senaryo: Guillaume Canet & James Gray

Uyarlanılan Film: Jacques Maillot’tan Les Liens  Du Sang

Uyarlanılan Film Senaryo Yazarları: Jacques Maillot, Pierre Chosson ve Eric Veniard

Uyarılanılan Roman: ‘’Deux Freses, Un Flic, Un Trauand’’

Roman yazarları: Michel ve Bruno Papet,Editions Flammarion

Muzik: Yodelice

Görüntü Yönetmeni: Christophe Offenstein

Prodüksiyon Amiri: Ford Wheeler

Kurgu: Herve de Luze

Kast Direktörü: Avy Kaufman

Kostüm: Michael Clancy

Kamera Operatörü: Rodolphe Lauga

Prodüksiyon Tonmayster: Michael Barosky

Ses Kurgusu: Jean Goudier

Tekrar-Kayıt: Tom Johson- Vincent Cosson

Post-Prodüksiyon Süpervizörü: Nicolas Mouchet

Saha Yapımcıları: Xavier Amblard, Bruno Vatin

Yardımcı Yapımcılar: Jean-Baptiste Dupont, Cyril Colbeau,- Justin

Yürütücü Yapımcılar: Kerry Orent, Chris Goode, James Gray, Vincent Maraval, Molly Conners,Sarah Johnson redlich, Maria Cestone, Hoyt David Morgan,

Yapımcılar: Alain Attal, Guillaume Canet, Hugo Selignac, Christopher Woodrow, John Lesser

Ortak Prodüksiyon Şirketleri: Les Productions du Tresor , Worldwide Entertainment, Caneo Films, Mars Films, Wild Bunch, France 2 Cinema, Chi-Fou-Mi Productions, Lgm cinema, Trasure Company

Katkıları ile :  Canal+, Cine+,France Televisions, M6, France 4, W9,Wild Bunch

OYUNCULAR

Clive Owen                       Chris

Billy Crudup                     Franck

Marion Cottilard            Monica

Mila Kunis                        Natalie

Zoe Saldana                      Vanessa

Matthias Schoenaerts    Scarfo

James Caan                      Leon

Noah Emmmerich           Lt. Colon

Lili Taylor                        Marie

Domenick Lombardozzi               Mike

Jone Ventimiglia             Valenti

Griffin Dunne                   McNally

Jamie Hector                   Nick

Yul Vazquez                     Fabio de Soto

 

SİNOPSİS

New York 1974… 50 yaşındaki Chris hapishaneden iyi halinden dolayı salıverilir. Başarılı bir polis olan kardeşi Frank kapıda onu beklemektedir. Chris ve Frank her zaman farklı olmuştur ve babaları Leon, ilginç bir şekilde Chris’e bağlıdır.  Kardeşinin bu sefer değişebileceğine inanan Frank ona evini açar, bir iş bulur ve eski karısı Monica ve çocuklarıyla görüştürür. Ancak Chris yeni bir başlangıç yapamadan tekrar suç işlemeye başlar. Frank bu durum karşısında Chris ile tüm ilişkisini keser ancak aralarındaki kan bağı buna sonsuza dek izin vermeyecektir…

YÖNETMEN

Guillaume CANET

Aktör, senarist ve yönetmen. Guillaume Canet jenerasyonunun en yetenekli ve popüler sanatçılarından birisi oldu. 2013 yılında hem yazıp hem oynadığı  ‘‘JAPPELOUP’’ ile başarısından bir kez daha söz ettirdi. Küçük yaşından beri at binicisi olmak hayaliydi ancak 18 yaşında kötü bir kazadan sonra bu rüyasından vazgeçmek zorunda kaldı. Paris’te bulunan Cours Florent Drama Okulu’nda eğitimine devam etti.  Zamanla birçok televizyon filminde yer aldıktan sonra Jean Rochefort ile tanıştı. Philip Haim’in  ‘‘BARRACUDA’’filminde oynadığı oyun ile 1997 St-Jean-de Luz Festival’de ‘‘ En İyi Aktör’’ ödülüne layık görüldü.  Bir sene sonra Pierre Jolivet tarafından yönetilen ‘‘IN ALL INNOCENSE’’ filminde Cesar Ödüllerine aday oldu. 1999 yılında Leonardo di Caprio ile beraber Danny Boyle yönetmenliğinde ‘‘THE BEACH’’ filminde yer aldı. Bu filmlerden sonra daha birçok ünlü yönetmenin filminde oynadı. 2002 senesinde kamera arkasına geçti. İlk uzun metrajlı filmi ‘‘MON IDOLE’’ Cesar Ödülleri’nde ‘‘En İyi İlk Film’’ ödülüne aday gösterildi.  Tekrar Marion Cottilard ile başrolleri paylaştığı ‘‘ LOVE ME IF YOU DARE’’ filmiyle tekrar kamera önüne geçen Canet, 2006 yılında çektiği ikinci filmi ‘‘TELL NO ONE’’ ile hem senarist hem de yönetmenlik yeteneğini sürdürmeye devam etti. Bu film ile Cesar Ödülleri’nde ‘‘En İyi Yönetmen’’ ödülünü alan en genç yönetmen oldu. Canet, Claude Berri’nin ‘‘HUNTING AND GATHERING’’ filminde oynadığı performansıyla 2007 yılında Cauborg Romantic Film Festivali’nde ‘‘ En İyi Aktör’’ ödülüne sahip oldu. Bu performansıyla tüm rollerde başarılı olduğunu gösteren Canet, sırasıyla Christine Carriere’nin ‘‘DARLING’’ filminde kötü karakteri, Jacques Maillot’un  ‘‘RIVALS’’ında bir polisi ve Nicolas Saada’nın ‘‘ESPIONS’’ filminde de gizli bir ajanı oynadı. 2010 yılında üçüncü uzun metraj filmi ‘‘LITTLE WHITE LIES’’ ile sadece Fransa’da değil dünya çapında 5.5 milyon adet bilet satışıyla başarısını pekiştirdi. Başrollerinde Clive Owen, Marion Cottilard, Mila Kunis, Zoe Saldana, Matthias Schoenaerts ve James Caan gibi yıldızların bulunduğu dördüncü filmi olan ‘‘BlOOD TIES- KAN BAĞLARI’’ ise  2013 Uluslarası Cannes Film Festivali resmi seçkisinde yer aldı. Canet, son olarak Andre Techine’nin son filmi ‘‘ L’HOMME QUE L’ON AIMEIT TROP’’ filminin çekimlerine Mayıs ayında başladı.

 

OYUNCULAR

CLIVE OWEN

-CHRIS-

Royal Akademi’de Drama sanatı çalışmaları yapmış olan Clive Owen, ilk olarak sahne ve televizyon projelerinde yer aldı. 1991 yılında ilk ana rolünü Stephen Poliakoff’un ‘‘CLOSE MY EYES’’ filminde Allan Rickman ile beraber aldı. 1997yılında ‘‘BENT’’ filminde homoseksüel bir karakteri canlandırdı ancak asıl kariyeri 2000 li yılların başında başladı.  Robert Alttman’ın ‘‘GOSFORD PARK’’ filminde bir uşak rolünde olan Owen, iki sene sonra Matt Demon ile beraber the ‘‘BOURNE IDENTITY’’ filminde yer aldı. Antonie Fuqua’nın ‘‘KING ARTHUR’’ filminde baş role sahip oldu ve Altın Küre ve BAFTA ödüllerini kazanarak kendini bir yıldız olarak ispatladı. Aynı sene Mike Nichol’sun ‘‘CLOSER’’ filmi ile Oscar Akademi ‘‘En İyi Yardımcı Aktör’’ ödülü adaylığına erişti. Bu projede Clive Owen, Natalie Portman, Jude Law ve Julia Robert’s gibi önemli oyuncularla beraber çalıştı. Daha sonra Robert Rodriguez’in ‘‘SIN CITY’’ filminde yer aldı ve Jenifer Anniston ile beraber rolleri paylaştı. Robert De Niro, Jason Statham gibi ünlülerle beraber paylaştığı filmler ile kariyerine devam etmekte ve son olarak Morgan Freeman ile ‘‘THE LAST KNIGHTS’’ filmine çalışmaktadır.

BILLY CRUDUP

-FRANK-

New York Üniversitesi Güzel Sanatlar mezunu olan Billy Crudup, genç yaşta drama ile tanışmış ve bu tutkusu ile kariyerine devam etmiştir. 1995 yılında Tom Stoppard’ın çalışması ‘‘ARCADIA’’ ile ödül kazanmış ve ilk film girişimini Robert De Niro ve Brad Pitt ile Barry Levinson’un ‘‘DEBUT’’ filminde yapmıştır. Daha sonra Woody Allen’ın ‘‘EVERYONE SAYS I LOVE YOU’’ filminde yer almıştır. Daha sonra Stephen Frears’in western filmi ‘‘THE-HI-LO COUNTRY’’ ve ‘‘JESUS SON’’ filmileri ile Paris Film Festivali’nde ‘‘En İyi Aktör’’ ödülünü aldı. Aynı zamanda müzik ile ilgilenen Crudup, ‘‘Almost Famous’’ adlı projede gitarist olarak yer almıştır. 2003 yılında Marion Cottilard ile beraber ilk filmi Tim Burton yönetmenliğinde çekilen ‘‘BIG FISH’’ olmuştur. Daha sonra ‘‘MISSION: IMPOSSIBLE , THE GOOD SHEPHERD ve WATCHMEN’’ gibi filmlerde de farklı roller ile yer almıştır…

MARION COTTILARD

-MONICA-

‘‘ BLOOD TIES- KAN BAĞLARI’’ filmi Cottilard’ın Canet ile beraber dördüncü çalışmasıdır. Daha önce ‘‘LOVE ME IF YOU DARE, THE LAST FLIGHT ve LITTLE WHITE LIPS’’ filmlerinde beraber yer aldılar. Oyuncularla dolu bir aileden gelen Cottilard, 1994 yılında ilk çalışmasını Philippe Harrel’in ‘‘THE STORY OF A BOY WHO WANTED TO BE KISSED’’ filmi ile yaptı. Fakat en büyük etkiyi 1998 yılındaki ‘‘TAXI’’ filmi ile gerçekleştirdi. 2001 yılında devam eden kariyeri Gilles Paquet-Brenner’ın ‘‘PRETTY THINGS’’  filmi ile devam etti. İki sene sonra  ilk Amerikan filmi Tim Burton yönetmenliğindeki ‘‘BIG FISH’’ oldu. Daha sonra Abel ferrara’nın ‘‘MARY’’ ve Ridley Scott’un ‘‘A GOOD YEAR’’ filmlerinde oynadı. 2005 yılında Jean-Pierre Jenuet’in ‘‘A VERY LONG ENGAGEMENT’’ filmiyle Cesar Ödülleri’nde ‘‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’’ ödülünü aldı. Fakat esas vurucu film Olivier Dahan’nın ‘‘LA VIE EN ROSE’’ oldu. Film çok sayıda ödül aldı ve Marion Cottilard Cesar ‘‘En İyi Kadın Oyuncu’’, ‘‘Altın Küre’’, ‘‘BAFTA’’ ve ‘‘Oscar Akademi Ödülü’’ sahibi oldu. Bu ödül Marion Cottilard’a Hollywood yolunu açtı. Michael Mann, Christopher Nolan, Woody Allen  ve Steven Soderbergh  gibi isimlerle çalıştı ve Rob Marshall’ın ‘‘NINE’’ müzikal uyarlamasında da yer aldı…

MILA KUNIS

-NATHALIE-

Ukrayna doğumlu Mila Kunis 8 yaşındayken Los Angeles’a yerleşti. Bir sene sonra da oyunculuk atölyelerinde çalışmaya başladı. 1994 yılında ilk televizyon deneyimini ‘‘DAYS OF OUR LIVES ve 7th HEAVEN AND BAYWATCH’’ ile gerçekleştirdi. Kırılma noktası 1998 yılında başrollerinde Ashton Kutcher ile ‘‘70 SHOW’’ dizisi oldu. 8 sezon oynadı ve ‘‘En Genç Aktris Ödülünü’’ aldı. Bir sene sonra dünyaca başarılı ‘‘FAMILY GUY’’  animasyonunda Mag karakterini seslendirdi.  İlk film deneyimini American Psycho 2 filmi ile yaşayan Kunis, başrol kimliğini ‘‘FORGETTING SARAH MARSHALL’’ filmi ile kazandı. Daha sonra farklı türlerde birçok çalışmaya imza attı ve ‘‘THE BOOK OF ELI, MAX PAYNE, DATE NIGHT’’ gibi popüler çalışmalarda yer aldı. 2011 yılında Nathalie Portman ile beraber oynadıkları ‘‘BLACK SWAN’’ filmi ile ‘‘Altın Küre’’ adaylığına layık görüldü. Şu an Andy ve Lana Wachowski kardeşlerin yürttüğü ‘‘JUPITER  ASCENDING’’ filmi ile çalışmalarına devam etmektedir…

ZOE SALDANA

-VANESSA-

Zoe Saldana, New Jersey’de doğdu, henüz 10 yaşındayken ailesi ile beraber Dominik Cumhuriyeti’ne gitmiştir. Burada bale, caz, modern dans ve Latin dansları üzerine Ritmos Espacio de Danza Akademisi’nde eğitim görmüştür. 17 yaşındayken ailesi ile beraber tekrar Amerika’ya dönen Zoe, tiyatro üzerine çalışmalara başladı. İlk büyük rolünü Nicholas Hytner’in ‘‘CENTER STAGE’’ filminde bir balerin olarak kazandı ve daha sonra Britney Spears ile beraber ‘‘CROSSROADS’’ filminde yer aldı.  Johny Deep’in başrolünde oynadığı ‘‘PIRATES OF CARRIBEAN: The Curse of the Black Pearl’’  ve Steven Speilberg’in yönetmenliğini yaptığı ‘‘THE TERMINAL’’ filmleri kariyerinde önemli filmlerdir. 2009 yılında iki dünyaca ünlü film haline gelmiş ‘‘STAR TREK ve AVATAR’’ filmlerinde yer almıştır. Bir sonraki projesi olan Scott Cooper yönetmenliğindeki ‘‘OUT OF THE FURNACE’’ filminde Christian Bale, Casey Affleck, Willam Dafoe gibi isimlerle beraber çalışmaktadır….

MATTHIAS SCHOENAERTS

-SCARFO-

Matthias Schoenaerts Belçikalı aktör ve ünlü oyuncu bir babanın oğludur. İlk sahne deneyimini 8 yaşındayken babası ile beraber yaşamıştır ve 7 sene sonra ‘‘DEANS’’ filminde tekrar babasıyla yer almıştır. Royal Drama Academy ‘den mezun olduktan sonra ‘‘BLACK BOOK’’ adlı filmde ufak bir rol almıştır. Bunu ‘‘THE PACK’’ adlı korku filmi takip etmiştir. Daha sonra Belçikalı yönetmen Michael R. Roskam ona ‘‘BULLHEAD’’ filminde unutamayacağı bir başrol vermiştir ve bu film ile beraber Jacques Audiard onu keşfetmiştir. Bu durum onu daha sonra Marion Cottilard ile beraber başrolleri paylaşacakları ‘‘RUST AND BON’’’ filmine götürecektir. ‘‘RUST AND BONE’’ filmindeki performansı 2012 Cannes film Festivalin’de parlamasına ve Cesar Ödüllerinde ‘‘En İyi Umut Vadeden Erkek Oyuncu’’ ödülünü kazanmasına sebep olmuştur…

JAMES CAAN

-LEON-

Bronx doğumlu James Caan gençlik yıllarında ekonomi ve hukuk ile ilgili dersler almaktaydı. Daha sonra Stanford Meisner Neighboorhood Playhouse’da oyunculuk üzerine dersler kazandı ve Wynn Handman ile beraber çalışmak için burs aldı.   Caan, sahne kariyerine 1961 yılında bir Broadway prodüksiyonu olan ‘‘LA RONDE’’ ile başladı ve ‘‘THE UNTOUCHABLES’’ ında içlerinde bulunduğu televizyon dizilerinde yer aldı. 1963 yılında ilk film deneyimi Billy Wilder’in ‘‘IRMA LE DOUCE’’ filmi olmuştur ve devamında John Wayne ile beraber oynadıkları ‘‘EL DORADO’’ ve Howard Hawks’ın ‘‘RED LINE 7000’’ filmleri kariyerine devam etmesini sağlar. Daha sonra 1969 yılında Ford Coppola’nın ‘‘THE RAIN PEOPLE’’ adlı filminde yer alır. Üç sene sonra Coppola ona ‘‘THE GODFATHER’’ filminde Sonny Carlione rolünü vermiş ve Caan bu rol ile Oscar Academi Ödülleri ‘‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’’ ödülü adaylığını kazanmıştır. Bu ona kariyerinde büyük bir dönüm noktası kazandırmış ve ‘‘THE GAMBLER, FUNNY LADY ve ROLLERBALL’’ gibi filmlerde yer almasını sağlamıştır. Wes Anderson’un ‘‘BOTTLE ROCKET’’i, James Gray’in ‘‘THE YARDS’’ filmi ve Lars Von Trier’in ‘‘DOGVILLE’’ projelerinde de yer almıştır…

YÖNETMEN İLE RÖPORTAJ

Soru: İlk Amerikan Film Maceranızın Nasıl Başladığını Anlatabilir misiniz?

Guillaume Canet: Her şey  ‘‘TELL NO ONE’’  filminin Amerika’da vizyona girmesi ile başladı. Çünkü film orada ünlenmişti ve birçok stüdyodan yönetmenliğini yapmamı istedikleri projeler için teklifler almaktaydım. Ancak henüz bir Amerikan filmi yapma gibi bir düşünceye hazır değildim, özellikle İngilizce dili yüzünden… Bir aktör veya bir yönetmen olarak Amerikan Rüyası’na bağlı birisi değilim, ancak zamanla farklı alanlarda çalışarak ve özellikle İngilizce konuşarak, aklımın bir yerinde böyle bir fikir oluştu. Hiçbir zaman bir prodüktörün başında beklediği ve filmi  nasıl çekip nasıl keseceğimi belirten birisiyle çalışmak istemem. Bu yüzden tüm teklifleri geri çevirdim fakat ajansım ısrar etmeyi bir türlü bırakmadı. Bu ısrar sonucunda kendi kendime düşündüm ve Amerika’ya ancak kişisel bir proje ile gidebileceğime karar verdim. Fakat genel bir problem vardı o da kendi başıma İngilizce senaryo yazamıyordum.

Soru: James Gray bu adaptasyonu yazmanızda ortak oldu, peki bu işbirliğiniz nasıl başladı?

G.C.: Bir gün Fransız ajansımdan James Gray’in Paris’te olduğunu ‘‘TELL NO ONE’’ filmimi izledikten sonra etkilendiğini ve benimle tanışmak istediğini belirten bir telefon aldım. Beraber bir öğle yemeği yedik ve sanki 20 senelik dost gibiydik. Birkaç ay sonra Cannes Film Festivali’ne gittiğimde onun jüride olduğunu gördüm. O zamanlar ‘‘BlOOD TIES’’ henüz yazılma aşamasındaydı ve ben de 70’li yıllarda New York’ta yaşamış bir ortak senarist aramaktaydım.  James’e bu soruyu sorduğumda kendisin cevabı beni oldukça şaşırtmıştı: ‘‘Ben’’! Şaşırmıştım çünkü daha önce kimseyle bir şey yazmamıştı. Fakat daha sonra projeyi sevdiğini ve beraber çalışmaktan memnuniyet duyacağını söyledi. Dürüst olmak gerekirse benim ilk tepkim buna pek inanmamak oldu ancak daha sonra Fransa’ya Benaue Festivali’ne geldi. İki haftalık bir süreç organize ettim ve durmadan yazmaya başladık. Tahmin edebileceğiniz gibi ondan çok fazla şey öğrendim. James, beni film çalışmaları hakkında oldukça eğitti halbuki amacımız hikayemizi New York’a göre uyarlamaktı. Paris’ten ayrıldığında elimizde bir taslak bile yoktu. Daha sonra ben Los Angeles’a gittim ve orada hikayeyi okunabilir bir hale getirdik.

Soru:  İki ana karakteriniz olan Billy Crudup ve Clive Owen’ı nasıl seçtiniz?

G.C.: Bu oldukça uzun bir hikaye. Amerikalı ajansımdan telefon ile başlayan bir olaylar zinciri.  ‘‘TELL NO ONE’’ filmini izleyen Mark Wahlberg’in benimle buluşmak istediğini söylediler. Benim için bu iyi bir fikir de olabilirdi kötü de. Mark Wahlberg, James Gray tarafından yazılan bir projede oynamaktaydı ve o hikayede iki kardeşin hikayesiydi. Bu ilk olarak kulağıma Deja-Vu gibi geldi. Ancak ajansım ısrar etti ve Mark ile buluştum. İlk düşüncem benimle buluşmasından çok memnun olduğumu ve onur duyduğumu ancak film için doğru kişi olmadığını söylemek olacaktı. O sırada ‘‘THE FIGHTER’’ filmini yeni bitirmişti ve bu filmi beraber yapabileceğimizden bahsetti. Ben de ona senaryoyu verdim ve iki gün sonra telefon ile hikayeyi çok beğendiğini söyledi. İlerleyen aylarda büyük kardeşi oynaması için yeni oyuncular aramaya devam etmekteydim. Fakat bu oldukça yorucu ve sert bir süreçti. ‘‘TELL NO ONE’’ filmi oyuncularından François Cluzet’i düşünürken aklıma arayışımın yanlış bir biçimde olduğu geldi. Karakterlerin yeteneklerini değil kötü ünlerini aradığımı farkettim ve bir anda Clive Owen kafamda canlandı. ‘‘CHILDREN OF MEN’’ filmindeki performansını çok beğenmiştim. Hemen Alfonso Cuaron’u aradım ki onu tanıyacak kadar şanslı biriyim… Hemen fikrimi söyledim ve o da Clive ‘ı arayıp projeden bahsetti ve bunu kabul ettirdi.

Soru: Neden başka birisi yerine onu seçtiniz?

G.C.: Çünkü filminizin kastını seçerken filminizdeki karakterin rolünün oyuncunun hayatında özel bir yere denk gelmesi gerektiğini bilmek zorundasınız. Çünkü bir aktör hayatının bir bölümünde yer etmiş bir rolü oynarken kendisi için özel olduğunu hisseder ve doğal olarak onu derin bir şekilde yaşar. Ve Clive Owen’ın ‘‘BLOOD TIES’’ ta bir gansgteri oynaması böyle bir durum. Aksanını daha Amerikan duyulması için değiştirmek zorundaydı. Bu yeni bir çalışmaydı ve daha önce oynadığı oyunlardan farklıydı. Ayrıca karizmatik ve sert olmakla beraber çekici ve korkutucu bir adam olmak zorundaydı. Bu macerayı kabul etti. Ancak o sırada… Mark Wahlberg bu filmi yapamayacağını bana söyledi. Çünkü ikinci kez düşündüğünde bölümlerin diğer filmle çok benzer olduğunu ve oynamanın çok zor olabileceğinden bahsetti. Bu uzaydan bir anda aşağıya düşmek gibi bir şey olmuştu çünkü isminin geçmesi büyük bir kısımda bizlere yardım etmişti, özellikle maddi açıdan. Bu olay Aralık ayında oldu ve preprodüksiyon Ocağın 15’inde başlayacaktı.

Soru: Billy Crudup hem kardeş hem de polis rolüne nasıl geldi?

G.C.: Dürüstçe söylemek gerekirse, bir bir buçuk ay boyunca tam bir kabus yaşadım.  Ve inanılmaz bir zaman darlığı söz konusuydu. Sizlere yalan atmayacağım, bazı aktörler benim için tamamen zaman kaybıydı. Tekrar oyuncuların yeteneklerine odaklandım aynı Clive Owen’ı seçtiğim gibi. Aniden Billy Crudup’un ismi kafamda canlandı. Çünkü ‘‘ALMOST FAMOUS’’ ve ‘‘JESUS SON’’ dan onu çok beğenmiştim ve profilime uyabileceğini hissettim. Billy’nin senaryoyu okuması iki günü aldı ve hemen bana onayını yolladı. Ve Allain Attal gibi bir yapımcıya sahip olmanın ne kadar büyük bir şans olduğunu her zaman söyleyeceğim. Mark Wahlberg’in yokluğunda ve paraların azalmasından sonra bile beni hiçbir şekilde yalnız bırakmadı.

Soru: Müzikler filmde çok önemli bir rol oynuyor. Her zamanki gibi yazarken dinlediğiniz müziklerden oluşan bir karışım mı bu?

G.C.: Evet, her zaman çekime başlamadan önce şarkıyı çalarım. Bu filmde müzikler çekim alanlarını inşa etmekte önemli bir rol oynadı özellikle 70’leri ekrana yansıtabilmek adına… Fakat bu uygulamam ekibim tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Fransa’da teknisyenler bu uygulamayı severler çünkü filmin moduna girmek için güzel olduğunu düşünürler. Burada ise çıldırdığımı düşündüler.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Tören 25 Nisan’da!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Adayları geçtiğimiz gün belli olan 93. Oscar Ödülleri’nin merakla beklenen ödül töreni tren garında düzenlenecek.

Geçtiğimiz haftalarda seyirci katılımıyla düzenleneceği açıklanan 93. Oscar Ödül Töreni‘nin bir kısmı tren garında gerçekleşecek. 25 Nisan tarihinde düzenlenmesi planlanan töreninin, COVID-19 önlemleri kapsamında bu karara varıldığı da yapılan açıklamalar arasında.

Törenin geleneksel olarak yapıldığı Dolby Tiyatrosu‘nun yanında Los Angeles şehir merkezindeki geniş tren garında (Union İstasyonu) düzenleneceği, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Başkanı David Rubin tarafından e-posta ile açıkladı.

Salgın hastalıktan korunmak için geniş boşlukları ve mekanları mercek altına alan akademi, seyirci katılımı ile gerçekleşecek olan törenin detayları hakkında henüz açıklamada bulunmadı.

Okumaya Devam Et

Film

Emma Corrin’in Yeni Projesi Belli Oldu

Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Emma Corrin'in Yeni Projesi Belli Oldu

The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parlayan Emma Corrin’in gelecek projesi belli oldu.

Son zamanların dikkat çeken oyuncularından Emma Corrin‘in yeni projesi belli oldu. Konuşulan isim, D. H. Lawrence tarafından 1928 yılında yayınlanan Lady Chatterley’s Lover kitabının film uyarlamasında başrolü üstlenecek. Pennyworth dizisi ile güzel bir çıkış yakalayan Emma Corrin, Netflix’in çok sevilen ödüllü dizisi The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parladı.

Daha önce bir kere sinemaya, bir kez de diziye uyarlanan kitabın yeni film uyarlamasını, Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek. Filmin senaryosunu ise Life of Pi’nin senaristi David Magee kaleme alacak.

Detaylı bilgilerin henüz açıklanmadığı film, doğuştan varlıklı bir aileden gelen talihli Lady Chatterley adındaki genç bir kadının yaşadıklarına odaklanacak. Şimdiden meraklandıran film, evlendiği adama evlendikten sonra aşık olan Lady Chatterley’nin avcı bir adamla yaşadığı aşkı ekranlara taşıyacak.

Okumaya Devam Et

Liste

Amazon Prime’da Kaçırılmaması Gereken 10 Dizi

En iyiler!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Dünya genelinde 150 milyon abonesi olan, köklü stream platformu Amazon Prime’da kesin izlemeniz gereken 10 diziyi listeledik. İyi seyirler!

Community (2009–2015) IMDb 8,5

Diplomasının sahte olduğu ortaya çıkan Jeff Winger üniversiteye geri gönderilir ve burada en az kendisininki kadar şüpheli geçmişe sahip öğrenci ve öğretmenlerle tanışır. Lisans diploması iptal edilen avukat Jeff Winger, üniversiteye geri döner ve burada birkaç tuhaf tiple bir çalışma grubu kurar

Upload (2020– ) IMDb 8,0

Upload konusu, yakın geleceği ele alıyor. Dizide sanal gerçeklik hizmeti veren şirketin müşteri hizmetlerinde çalışan Nora ve arkadaşı Nathan’ın yaşadıklarını anlatılıyor.

Yakışıklı ve parti sever Nathan, kendi sürdüğü arabanın kaza yapması sonucu ağır yaralanır. Nathan’ın kız arkadaşı Nathan’ı ölümden sonra yaşamı deneyimlemek için Nora’nın çalıştığı sanal gerçeklik şirketindeki sanal gerçeklik dünyasının içine gönderir.

Counterpart (2017–2019) IMDb 8,1

Counterpant, çalıştığı şirkette paralel evrene açılan bir kapı olduğunu keşfeden bir adamın hikayesini konu ediyor. Howard Silk, Birleşmiş Milletler’e bağlı Berlin merkezli bir casusluk ajansında çalışmaktadır. Neredeyse 30 yıldır aynı şirkette çalışan Howard, tam olarak ne iş yaptığını bilmemektedir.

Fleabag (2016–2019) IMDb 8,7

Fleabag dizisinin temelini genç bir kadının insanlar ile olan ilişkilerini anlatması oluşturuyor. Takma isim olarak Fleabag adını kullanan genç bir kadının 30’lu yaşlarını sürdürürken hayatında gerçekleşen olayları aktaran bu dizi Londra’da geçmektedir.

Carnival Row (2019– ) IMDb  7,9

Carnival Row, Pact ve Burgue isimlerindeki iki ülkenin Peri Diyarı’nın hakimi olabilmek için verdiği savaş ile başlıyor. Savaşın kazananı Pact olduktan sonra da periler için zulümle dolu bir yönetime geçiliyor. Mitolojik canlıların insanlardan korktukları için temel özgürlükleri kısıtlanıyor

The Mentalist (2008–2015) IMDb 8,1

Kaliforniya Araştırma Büro’sunda (CBI), Lisbon’ın (Robin Tunney) önderliğinde ve gizemli cinayetleri çözmeye çalışan bir ekibe dahil olur ve kabiliyetini CBI’a verilen davaların sonuca ulaştırılması için kullanır. Fakat artık hayattaki tek amacı, karısı ve kızını öldüren Red John’dan intikamını alabilmektir.

 The Marvelous Mrs. Maisel (2017– ) IMDb 8,7

The Marvelous MrsMaisel 1960’lı yıllarda, New York City’de geçiyor. Şehrin lüks semtlerinden birinde eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan Miriam “Midge” Maisel hayatta istediği her şeye sahiptir. Ancak bir gün tesadüf eseri, hiç bilmediği bir yeteneğe sahip olduğunu keşfeder ve bu gelişme hayatını derinden sarsar.

The Americans (2013–2018) IMDb 8,4

The Americans; Soğuk Savaş döneminde 1980’li yılların başlarında, Ronald Reagan’ın ABD başkanlık koltuğuna geçmesinin hemen ardından; Washington, DC’de bir banliyöde çevreye iki Amerikalı görünümü veren ancak gerçekte iki KGB ajanı olan evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor

Hannibal (2013–2015) IMDb 8,5

Dr. Hannibal Lecter’ın çaylak FBI ajanı Clarice Starling’in büyük hatası sonucu hücresinden kaçışının üzerinden yedi yıl geçmiştir. Dr. Lecter, bu kaçışının ardından Floransa’ya gidip yerleşmiş hayatın tadını çıkarmaktadır; fakat Clarice Starling hala Dr. Lecter ile yedi yıl önce en yüksek güvenlik önlemlerinin olduğu tehlikeli deliler koğuşunda yaptığı görüşmeyi unutmamıştır.

Dr. Lecter’ı unutmayan biri daha vardır: Mason Verger. Dr. Lecter’ın eski bir kurbanı olan Mason Verger onun elinden güçlükle kurtulmuştur. Verger domuz besiciliğiyle kendine bir imparatorluk yaratmıştır ve de Dr. Lecter’dan intikam alma duygusuyla yanıp tutuşmaktadır. Dr. Lecter yüzünden bir soluk makinesine bağlı yaşamak zorunda kalan Verger’in zenginliği sayesinde elinde çok geniş imkanlar vardır ve kendi kurduğu dünyada en ufak bir hareketi bile hissetmektedir. Mason Verger sonunda Dr. Lecter’ı nasıl tuzağa düşüreceğini bulur. Dr.Lecter’a onun için dünyanın en değerli ve en zarif yemini sunacaktır. Verger’in bu yemi Dr. Lecter’a sunmasında Clarice Starling’i kendinde bir saplantı haline getiren FBI başmüfettiş yardımcısı Paul Krendler da ona yardım edecektir.

Mozart in the Jungle (2014–2018) IMDb 8,2

Mozart in The Jungle’ın konusu New York Senfoni Orkestrası’nın emektar Şefi Thomas’ın yerine dönemin en başarılı, genç şefi Rodrigo’yu getirmesi üzerine şekilleniyor. … Bunların yanında New York Senfoni Orkestrası’nda yer almak için can atan obuacı Hailey’in hayatı dizide anlatılıyor.

Okumaya Devam Et

Popüler