Bir Rüya Gördüm, Her Yer Bembeyazdı

Manşet

yazar_ümit_ortak_

2014 Cannes Film Festivali’nde yarışan psikolojik-gerilim  filmi Kayıp Çocuk – The Captive, 2 Ocak’ta vizyona girecek. Filmin yönetmenliğini Atom Egoyan üstlenirken,  senaryosu David Fraser ile birlikte Atom Egoyan tarafından kaleme alındı.

112 dakika süren bu filmde; çocukları kaçırılan bir ailenin kendi iç ilişkilerinin nasıl yerle bir olabileceği ele alınıyor. Yaklaşık iki saat boyunca kaçırılan kızlarını 9 yıl arayan bir ebeveynin neler yaşayabileceğine şahitlik ediyoruz.

Nasıl ki kelimelerin tek başlarına taşıdıkları enerji, hissettirdikleri duygular varsa renklerin de zihnimizde oluşturduğu atmosfer söz konusu. Kayıp Çocuk filmine hakim olan renk, kadrajı dolduran kar dolayısıyla beyaz. Beyaz, tüm renklerin karışımı neticesinde ortaya çıkar. İnsanda saflık, masumluk ve sonsuzluk hissini uyandırır. Nihayetinde filme hakim olan renk,  bizi saf bir hikayenin atmosferine hazırlar.  Böylece hikayedeki  çetin mücadele, diğer unsurlardan arındırılmış bir şekilde, stüdyo fotoğrafı çeker gibi ortaya konulur.

Sporcu küçük kızıyla antreman sonrası evine dönen baba (Ryan Reynolds), turta almak için lokantaya girer ancak geri döndüğünde kızını  yerinde bulamaz. Yaşadığı kaybın acısı henüz taze iken bir de kaçırılma eyleminin baş şüphelisi olarak addedilmesi  babayı, acınası bir yalnızlığa iter. Bir de eşinin kendisine bitmek bilmez bir öfkeyle yaklaşması onu daha da biricikleştirir. Kayıp kızın aranması 9 yıl gibi uzunca bir süreye yayılmaktadır. Elbette ki anne baba için onulmaz bir yaradır bu.  Ancak, babaya doğrudan atfedilebilecek bir hatalı davranış yokken kadının öfkesinin geçmemesi biraz acımasızca görünür. Zaten çaresiz ve desteksiz kalan baba, kızının bulunamaması dolayısıyla devlete karşı güven duygusunu da  kaybeder.

Gelişen teknoloji dolayısıyla ceza kanunlarına yeni suç tipleri ekleniyor. Bilişim yoluyla işlenen suçlar uluslar arası hukukta kendine yer buluyor. İnternetin mutlak kontrolden uzak yapısı dolayısıyla bazı suçlar açığa çıkartılamayabiliyor. Filmde, Kevin Durand’ın canlandırdığı karakter (Mika), nüfuzlu bir adam olması ve takıntılarının derinliği dolayısıyla tam bir baş belası olur. Psikiyatrik bir çözümleme gerektiren acıdan haz alma hali de bu karakter üzerinden okuması yapılacak detaydır. Ortalama insan, acı çekmenin ve çektirmenin ne olduğunu bilir. Ancak bazıları, çoğunluğun hayal bile edemeyeceği kadar ileri gider. Açığa çıktığı zaman önce şaşkınlık yaşatan, ardından da kamuoyunun öfkesini harlayan bu tip davranışlar gayet tabi hastalıklıdır. Mika karakteri açısından acı çektirme ve bundan keyif alma arasındaki ilişki görülür. Mika karakterine giydirilen imajın (saçı, çene yapısı) basit dokunuşlarla görsellik kattığını da belirtmek isterim.

Hikayenin akışı içerisinde ‘suça sürüklenen çocuklar’ konusu, ceza hukuku bağlamında değerlendirilebilecek detay olarak göze çarpıyor.

Filmin anlatım diline de değinmek gerekiyor. Yönetmen Atom Egoyan, hikayeyi parçalara bölerek ileri geri sararak anlatıyor. Parçaları birleştirerek hikayeyi bütünleştirmeyi seven izleyici tipi için bu seçim gayet keyifli olacaktır. Ancak benim gibi bu seçimi hoş karşılamayan seyirciler açısından ise bu anlatım tarzı yorucu bulunacaktır. Kamera kullanımı bakımından sabit kadrajların seçilmesi ortaya oturaklı görüntüler çıkarıyor.

Oyunculuklara genel olarak baktığımızda birkaç iyi performans dışında sivrilenin olmadığını söyleyebiliriz.

Nihayetinde ortaya eli yüzü düzgün, üzerine çalışılmış, temiz görüntülerin olduğu fakat sabır gerektiren hakkı yenilmez bir film çıkıyor.

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up