Bir Kutu Peçete

Manşet Serbest Kürsü

benim-dunyam-1

Black, 2005 yılı Hint yapımı, yeterince duygusalsanız size 1 kutu peçeteye mal olan drama.

Benim Dünyam, 2013 yılı Türk yapımı, olsa olsa size 1 kutu peçetenin çeyreğine mal olan uyarlama.

Eski Günler

– Yücel.

-Hangi yücel?

-Bizim Yücel canım hani ödüllü falan olan Uğur Yücel yani.

-Yok canım, o yapmaz böyle şey.

-Neylersin kapitalizm herkesin başında, o da yapıvermiş işte. Neyse ki iyi bilirdik mevtayı.

Uğur Yücel…

Birçok ödül kazanmış sanat adamı. Zamanında Milyarder, Eşkıya, Arabesk, Alacakaranlık, Hırsız Polis, Ejder Kapanı gibi birçok dizi ve filmde yer almış. Ya oynamış, ya çekmiş, ya yazmış ya da yapımcı rolünü üstlenmiş. Sonra da bir gün yolu Hint sinemasına düşmüş olacak ki ünlü Black filminin bir uyarlamasını yapmak istemiş. Yapmış yapmasına da keşke yapmasa mıymış?

Çalıntı Hayaller

Bir gün bir film izlersin. Keşke biz de böyle filmler yapabilsek dersin. Sonra bir gün bi’ filme gidersin. Bir bakmışsın tüm hevesin kaçmış. Sanırsın ağzı açık kalmış kola şişesi.

Öncelikle yazıma başlamadan önce(!) bir konuyu açıklığa kavuşturalım. Film çalıntı bir film değildir. Benim Dünyam filminin yapımcı şirketi TMC, Black filminin yapımcı şirketi Bhansali Productions’tan filmin bir kereliğine Türk diline yeniden çevrilmesi ile ilgili telif haklarını satın almış. O yüzden film çalıntı diye ortalıkta dolaşmanın gereği yok. Her iki tarafta bu konuda net. En azından müzik dünyasından sinemaya balıklama dalanlar gibi davranmamışlar bu konuda.  Hem ne var bunda canım, alt tarafı yeniden uyarlayıvermişler. Aman yani şey yeniden çevirivermişler.

Her sonun bir başlangıcı vardır

Her sonun elbet bir başlangıcı vardır amma bu filmde bu biraz hızlı oldu. Neden diye soracak olursanız beni filme bağlayan tek şey filmdeki küçük kızdı. Yani Melis Mutluç. Yani filmin başında izleyip bir süre sonra kaybolan küçük kör, sağır kızımız. Bence film süresince en etkili oyunculuğu sergileyen oyuncumuz Melis’tir. Neden derseniz kızımız doğuştan kör olan birinin havuza doğru(ya da herhangi belirsiz bir noktaya) normal bir insanmışçasına koşamayacağını bilecek kadar Beren ablasından daha deneyimli bir oyuncu. Eğer yanlışım yoksa lütfen, hocasının havuz başında olduğunu öğrenince engelli 100 metre koşularında dünyada ilk beşi kapacak Beren Saat’e söyleyin de doğru alana yönelsin.

Farklı gözlerle bakalım

Yani ‘fresh eyes’ denilen temiz objektif bir şekilde sanki hiç Black filmini izlememiş biri gibi filmi değerlendirmeye çalışayım izninizle. Şunu söylemek zorundayım filme böyle baktığımda beni etkileyen noktaları bulmakta fazlasıyla zorlanıyorum. Çünkü Beren Saat’in oyunculuğunu fazlasıyla eksik bulduğumu belirtmek durumundayım ki böylesi bir rolü tabiri caizse kıvırmanın çok zor olduğunun farkındayım. Duyguları vermede aslında bizim anladığımız bir dünya kavramı hiç zihninde olmayan bir kızı resmetmek için daha fazla karanlıkta kalmalıydı Beren Hanım. Karanlığı hissedebilmeliydi ki bizde onun çaresizliğini anlayabilelim. Ne yazık ki bu iş yüze hep hafif bir gülümseme hali oturtmakla bitmiyor. Böylesi bir rolde görmeyen gözler ve konuşmayan dudakların eşliğinde bizim aydınlığımız olması gereken Ela’yı bizlere altın tepside sunması gereken oyuncu nedense hep kuytu köşelerde beden diliyle bir iki kıvılcım gösterisi sunuyor o kadar. Olayların dramatik oluşu bir filmi izlenilebilir değil ağlanılabilir yapar. Bir oyuncunun dramı iyi bir şekilde ortaya koymasıysa bir filmi kalıcı kılar. Çünkü akılda kalanlar hikâyelerden çok fotoğraf kareleridir. Tıpkı, anılarımız gibi… Tıpkı, Black gibi…

Filme genel olarak bakacak olursak diğer oyunculuklar ne vasat ne de muhteşem. Yine de hakkını yememek üzere Ela’nın annesi rolündeki Ayça Bingöl’ü başarılı bulduğumu belirtmeliyim. Uğur Yücel’in performansının daha iyi olmasını beklerdim açıkçası. Belki de bu uyarlamanın sebep olduğu bir şeydi. Bu nedenle Uğur Yücel pek bir Uğur Yücel tadında değil gibiydi zannımca. Kalıplar, klişeler, umutlar gibi belki de…

Şimdi oyunculuklardan, konudan, tekniklerden geri çekiliyorum. Genel fotoğrafa bakıyorum. Hala bir hissizlik, bir eksiklik, tamamlanmamış bir puzzle, kimi yerde korkarak vurulmuş kimi yerde hiç vurulmamış fırça darbeleri. Tedirgince dokunulmuş bir deklanşör, kopyalanmaya çalışılmış bir yemek, bir oya örneği sanki amatör ellerden fışkırmışçasına…

Gelelim Asıl Meseleye

Efendiler izninizle az bir çemkireyim…

İyi, güzel yap uyarla elbet güzel şeyler bunlar. Yalnız sayısız sahnede aynı açıyı, aynı dekoru, aynı kıyafeti, aynı ışığı mı kullanır insan? Ne bileyim azıcık uyarlarken de özgün olmalı insan. Kendinden bir şeyler katabilmeli, fark yaratabilmeli. Yoksa halimiz nice olurdu şimdiye değin şu milyar yıllık dünyada. Hep güzel şeyler bulunca bire bir kopyalamak zorunda mıyız? Bir filme katabileceğimiz tek yorum senaryoya kardeşini aynı dertten kaybeden bir kardeş eklemek mi? Hani sanatımız, hani fikirlerimiz, hani bizim de hayallerimiz. Yoksa tüm mesele akrep dolan ceplerimizin zehrini kalplere ulaştırmak mı? Sanat? Hayal? Para?

Bir şairin dizesiyle bitirmek istiyorum bölümü:

“Ben diyorum ki ona:

– Kül olayım Kerem gibi yana yana.

Ben yanmasam,

sen yanmasan,

biz yanmasak,

nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…”

Son olarak birkaç şey daha eklemek niyetindeyim. Mazur görünüz. Omzunda ağlayan bir sevgili bulmak isteyen acıklı ergenlere hitap eden bir film olabilir bu izleyeceğiniz. Ya da izlediğiniz. Tabi siz de benim gibi arkadaşlarınızın ısrarını reddedemeyecek kadar iyi bir dostsanız durum başka. Ya da Black izlememiş biriyseniz…

Evren Baba eleştirdi…

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up