Bir Hayal Kuruyorum…

Genel

muhammeduyar copy

Ülkemizde 18 yaşına gelmiş her gencin üniversiteye özgürce girebileceği ve öğrenim görmek istediği bölümü hiçbir kısıtlama olmadan seçebileceği bir gelecek hayali…

Bu hayali 20 yıl önce kursaydım insanlara bir ütopya gibi görünebilirdi. Ve fakat günümüzde bu mesele hayal olmaktan çoktan çıktı. Üniversitelere girişte öğrencinin okuduğu liseye göre katsayı uygulanması gibi gereksiz uygulamalardan kurtulduk.

Peki, bu hayalim gerçekleştiğinde ne olacak? Bu sorunun cevabını bulmak için hayalimin uzantıları olan başka hayaller kurmaya devam ediyorum.  Örneğin; çocukluk yıllarında sinemanın büyülü dünyasına kendini kaptıran bir genç, lise yıllarına geldiğinde sinema ilgili çalışmalara başlayacak ve üniversitede sinema ile ilgili yapacağı çalışmaların zeminini daha lisedeyken hazırlayacak. Ve üniversiteye başlayıp yine sinema ilgili çalışmalara giriştiğinde lisede oluşturduğu temelin üzerine artık kendi görüşlerini ve fikirlerini bina etmeye başlayacak. 4 yıllık üniversite eğitimi boyunca pratik anlamda kendini geliştirmiş, belki ayakları yere basan 1 uzun metraj ve 4-5 kısa filmi olan, en önemlisi de bir sinema dili ve tarzı olan genç bir yönetmen, yapımcı, senarist, görüntü yönetmeni vb. olarak mezun olacak.

Yıllar böyle geçip gittiğinde ülkemizin, dünya sinemasında söz sahibi olduğu güzel günlerin geleceğini de hayal etmeden duramıyorum. Bırakın bir sinema dilimizin olup olmadığını tartışmak, sinema alanında dünyayı farklı bir boyuta taşıyabileceğimiz günlerin hayali…

Sonra bir köşe yazısı okuyorum ve kendime geliyorum. Radikal’den Ezgi Başaran yazmış: Marmara İletişim ‘böyle mi olacaktı?’ Kendime geliyorum, çünkü bu ülkenin acı bir gerçeği ile karşılaşıyorum: ‘güvensizlik’. Aslında her şey bundan 6-7 ay öncesine, Prof. Dr. Yusuf Devran’ın Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi dekanlığına atanması ile başlıyor… Devran, Marmara İletişim’in dekanlık koltuğuna oturur oturmaz bir takım değişiklikler yapmaya başladı. Bunların başında, daha önce birbirinden bağımsız olarak faaliyet gösteren MİHA, MİSA, MİRAJ gibi fakültenin farklı bölümlerinin öğrencilerine mesleki pratik imkânı sunan topluluklarını(!) Prof.Dr. Erdal İnönü Bilim ve Kültür Merkezi’nde oluşturduğu bir bölüme topladı ve ismini de Marmara Medya Merkezi olarak belirledi. Yusuf Devran, buranın yönetimini bizzat devraldı. Ve burada, öğrencilerin ücretli olarak çalışmaları için belli sayıda kadro imkânı sağladı. Kadrolu çalışan öğrencilerin dışında, Marmara Medya Merkezi’nde isteyen öğrenciler gönüllü olarak görev alabiliyor veya staj yapabiliyor. Daha önce MİHA, MİSA gibi ayrı birimler halindeyken şimdi hepsinin bir araya getirilmesinden bazı öğretim görevlileri ve öğrenciler rahatsız oldu. Şahsi kanaatim, bunları normal karşılamaktan yana. Çünkü her değişikliğin rahatsızlık yarattığı kesimler bugüne kadar var olmuştur ve var olmaya da devam edecektir.

Devran, Marmara Medya Merkezi’nin ardından, en büyük değişikliği ders müfredatı konusunda yaptı.  Öğrencilerin derslerden başını kaldıramadığı, pratik ve sosyal anlamda çalışmalar yapmasını kısıtlayan ağır müfredatı, Avrupa standartlarına çekerek öğrencileri rahatlattı. Daha önce bir öğrencinin 4 yıl boyunca tamamlaması gereken kredi sayısı neredeyse %50 azaltılarak 140’a çekildi. Peki, öğrencinin ders yükünü azaltmak ne işe yarayacak? Bir İletişim Fakültesi öğrencisi için sosyal bir insan olmak, aldığı eğitimi dışarıdaki insanlar ile paylaşmak ve kendi mesleğinde pratik yapabileceği alanları keşfetmek kadar önemli bir şey olmasa gerek. İşte haftanın beş gününü de dolduran eski müfredatın yeniden düzenlenmesi bu açıdan büyük önem taşıyor.

Ve fakat bazı kesimler bu durumdan oldukça rahatsız. Bahsedilen yeniliklerde rahatsızlık verici bir durum gözükmüyor. ‘Peki, sıkıntı nerede?’ diye sorduğumuzda işin içinde çok daha farklı oyunların olduğunu görüyoruz. ‘Bazı kesimler’e rahatsızlık veren Yusuf Devran’ın geçmişi, özellikle de Samanyolu TV’de görev almış olması. Yani rahatsızlığın nedeni tamamen ideolojik.

Yapılan yeniliklere doğru taraftan bakıp doğru okuyabilmek için bazı ideolojik takıntılardan sıyrılabilmek gerekiyor. Zira Devran’ın gerçekleştirdiği ve şu ana kadar bahsettiğim değişikliklerin içinde ideolojik bir tutum gözükmemekle birlikte ideal bir fakülteye sahip olma arzusu var. Yusuf Devran’ın sık sık dile getirdiği hedeflerin başında bu geliyor: Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi dünya standartlarında bir üniversite olacak, kimse öğrencileri çıkarlarına alet edemeyecek ve ciddi bir üniversite olarak yalnızca başarıları ile konuşulacak.

Radikal yazarı Ezgi Başaran, bahsi geçen köşe yazısında ideolojik kaygıyı üstü kapalı da olsa ifade etmeye çalışıyor. Yusuf Devran’ı eleştirmek için yazısına dayanak olarak kullandığı argümanın içeriği bize bunu gösteriyor. Ama nereden tutacağını bilemediğini kendisi de söylüyor ve tam bu noktada tabiri caizse çuvallıyor. Ve aciz durumda kalanların her zaman yaptığı gibi geçmişe sığınıp oralardan medet bekliyor. Daha bir-iki ay öncesinde patlak veren bir olayı tekrar gündeme taşıma derdine düşüyor: Mikail Boz’a verilen ceza. Ezgi Hanım, bu cezanın bir haftaya düşürüldüğünü küçük bir araştırma yaparak öğrenemeyecek kadar aciz olduğundan cezanın hala altı ay olduğunu düşünüyor. Mikail Boz ve ceza konusunda Yusuf Devran’ı eleştirenler tamamen haksız değil ama tamamen haklı da değiller. Bu konu gündemime düştüğünde oturup tek düşündüğüm mesele şuydu: Bu kadar insan acımasızca Yusuf Devran’ı eleştirebiliyor ve onu yıpratmak için ellerinden geleni ardına koymuyor, peki neden hiç kimse bizim ananelerimizden sayılan büyüklere saygı, güzel konuşmak, kavli leyyin (yumuşak söz) gibi hasletlerimizi bir tarafa koyup -bırakın ünvanları bir kenara sadece insan olmanın gereği- Devran’a “herif” gibi sözlerle hitap eden bu arkadaşı eleştirmiyor. İletişimci olmak ‘insana saygı duymamak’ demek mi? Her ağzıma geleni söylerim ama kimse bana dokunamaz demek mi? Bunun adı düpedüz iletişimsizlik.

Neyse bu kadar olumsuzluk yeter. Zira karşı taraftan bakınca her şey gözümüze olumsuz gözükmeye başlıyor. Biz yapılan icraatlara ve değişikliklere bakalım. Ve bunların önümüzdeki günlerde Marmara İletişim’i nerelere taşıyacağını hep birlikte izleyelim. Öğrencilerin ideolojik kavgalara tutuşmadığı, kendi alanlarında ülkenin saygın iletişimcileri konumuna yükseldiği, teorik-pratik anlamda mesleki yeterliliğe daha mezun olmadan ulaşan ve iyi bir İngilizce(!)ye sahip olarak ayrılabildikleri bir üniversitenin temellerinin atılmaya çalışıldığı bugünlerde, yapılanları yıkmaya çalışmak yerine bu temele bir taş da biz ekleyelim. Yıkmak kolay, yapmak zordur. O yüzden, kolaya kaçanlar hiçbir zaman başarılı olanların tarafında yer bulamazlar.

Bu arada başta Ezgi Başaran olmak üzere Marmara İletişim’de Yusuf Devran ile birlikte yapılan değişikliklerin tam listesini merak edenler için bir link paylaşıyorum. – Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinde Son Altı Ayda Yapılan İcraatlar- En azından Marmara İletişim ‘Böyle mi olacaktı?’ diye soran Ezgi hanım bunu bir okusun. ( Google çevirisine ihtiyaç yok, Türkçe yazılmıştır.)

Ben hayaller kurmaya devam ediyorum… En azından hayallerim bazılarınınkiler gibi geçmişe değil, geleceğe dair.

 

Muhammed Uyar
Sinefesto.com Yayın Yönetmeni
twitter.com/muhammeduyar 

Yorumlar

 

1 Yorum

  1. Marmara Medya Merkezi kadrolu çalışanı ve Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisiyim. Yapılan faaliyetleri en yakında görenlerden biriyim. Kimsenin tarafında değilim. Yazdıklarım kimseye malzeme çıkarmasın. Kendi fanatikleri yine savunuyorlar gibi şeyler düşürmeyin aklınıza. Marmara Medya Merkezi kurulmadan önceki Mistek klubünü görmüş bir öğrenciyim. O klüpte neler yapıldığını kimseler bilmez. Bunları açık açık söyleyecek değilim fakat şunu bilin ki şuan yapılan şeylerin binde biri yapılmıyordu. Bütün klüpleri bir çatı altında toplamasından ziyade yapılan çok daha iyi çalışmalar var. Biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.
    İletişim Fakültesi demek kitaplarda yazılanlar değildir. Teorik bilgiler sektöre girecek olan öğrencilerin hiç bir yararına değildir. Tabi ki bunları yadsımıyorum. Nitelikli bir çalışan yetiştirebilmek için kitaplar çok önemlidir. Gazetecinin, televizyoncunun ya da sinemanın her dalı ile ilgilenen arkadaşımın sosyoloji, psikoloji, felseye, coğrafya, ingilizce vs. bilmesi gereklidir. Üniversitemizin değerli birbirinden kaliteli hocaları bunları karşılamaktan geri kalmamışlardır. Eksik olan yön kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Teoriğin pratiğe dönüşmediği durumlar para etmiyor. Kimse kendini kandırmasın yarın okul bittiğinde herkes iş ve para kazanma telaşına düşecek ve o zaman da kimse kimseye hiçbir şey öğretmeyecek. Kurtlar sofrasında bir parça yemek kolay olmasa gerek. Marmara İletişimin her öğrencisi bu merkezden rahatlık faydalanabiliyor. İsteyen staj yapabiliyor. Kimse kapıdan kovulmuyor. – Eskiden olduğu gibi- Hocaların giremediği yerde sınıflar gelip ders işleyebiliyor. Marmara kamerayı tahtada çizerek öğrendiği dönemleri ne çabuk unuttu. Marmara kamera görmeden verdiği mezunları ne çabuk unuttu. İdeolojinin kurbanı olmaya mahkum mu edecek kendini? Sorarım size. Eleştiri yapanlar şapkalarını önlerine alıp biraz düşünsünler derim. Meyve veren ağaç taşlanır ama meyvelerden faydalanacak kişiler bile taşlıyor.
    Kurumsallaşma içinde bulunan Marmara Medya Merkezi ile karşı karşıyayız. Her gün bir haber ajansı, iletişim ile çok ya da az bir bağı olan kişiler gelip bizi -Marmara İletişimi- haber yapıyorlar. Bizim farkımıza varıyorlar. Bir ordu geliyor diyorlar. Marmara Mezunları geliyor diyorlar, Nitelikli kişiler geliyor. Merkezimizi gezen her bir kişi Marmara İletişime yarın mezun olup sektöre atladığımızda bize iyi bir prestij ve referans olacak. Marmara mezunuyum demek bir ayrıcalık olacak. Herkesin bir tuğla koyması gerekiyor. Bırakın elinizde balyozları. Marmara büyüyor. Bu işleri yapan Yusuf DEVRAN olmuş. Sorun bu mu? Bırakın bu örümcek kafalılığı. Size açılan kapıları kapatmayın. Eleştirilen kişileri karıştırmayın. Kimi neye göre savunduğunun farkına varan önünü görenlerden olun. Eleştirileriniz bir gün sizi utandıracaktır.

    Reply

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up