Bir Günah Uğruna Ya Rab!

Manşet

34. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Azrail filmini Asım Akıncı izledi ve sizin için değerlendirdi…

5T9C2246

Bireyin sadece kendini ilgilendiren günahları, hataları tövbe ettiği zaman peşini bırakır. Pişmanlığını yaşayacaktır, keşke yapmasaydım diyecektir ama unutulmaya müsaittir. Toplumda derin yaralar açan günahlar ise sosyal hafızaya kazınacağından kişinin tecrit edilmesine sebep olur. Bizzat içinde yaşadığı grup, böyle birine hapislerde cezasını çekse de, bu günah için büyük bedeller ödese de sırtını döner, ona asla güvenmez.

34. İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilen Hırvat yönetmen Zvonimir Juric’e ait Azrail (Kosac / The Reaper) de böyle bir tema üzerinden hareket ediyor. Arabasının benzini biten Mirjana’ya yardım ettiği sırada eski mahkûm İvo’nun geçmiş hayatı yeniden karşısına çıkar. Yıllar önce işlediği büyük suçun izlerini yok etmek isteyen, hayatını normalleştirmeye çalışan İvo, Mirjana’ya sadece yardım ettiğini göstermeye çalışır. Artık kimseye zarar vermeyeceğini bilinmesini öyle ister ki, birlikte yaşadığı insanlara bunu göstermek için bir plan yapar. Ancak onu virane bir odaya tıkan geçmişi peşini bırakmayacaktır.

Azrail, bana çok eski bir filmi hatırlattı. John Frankenheimer’in 1962’de çektiği, dört dalda oskara aday olmuş Alkatraz Kuşçusu (Birdman of Alcatraz) da cinayetten hapse girmiş Robert Franklin Stroud’un hüzünlü hikâyesini anlatıyordu. Mahkûm Robert penceresine konan yaralı bir kuşu tedavi ettikten sonra, büyük bir değişim yaşamasına rağmen kendisine uygulanan tecrit artarak devam ediyor ve sonunda Alkatraz’a nakil ediliyordu. Azrail filminde de İvo, mahkûmiyeti ömür boyu devam edecek biri olarak karşımıza çıkıyor.

Benzincide çalışan Josip, Mirjana’ya “Sizi buraya İvo mu getirdi?” diye sorduktan sonra “İsterseniz sizi ben götüreyim. Bir şey olacağından değil ama…” diye devam ettiğinde seyirciler olarak bizler de aynı güvensizliği duyuyoruz İvo’ya. Onun geçmişten günümüze ne gibi bir vicdan azabı çektiğini ve tam olarak değişip değişmediğini bilmeden Mirjana’nın geceyi salim bir şekilde atlatmasını istiyoruz. Bazı suçların telafisinin ve sosyal hafızada silinmesinin imkânsızlığını da bizzat kendimiz tecrübe ediyoruz.

Hırvatistan’da düzenlenen Pula Film Festival’inde; “en iyi görüntü”, “en iyi erkek oyuncu”, “en iyi yardımcı erkek oyuncu”, “en iyi Hırvat filmi” ödüllerini alan filmin aynı zamanda senaristi olan yönetmen Zvonimir Zuric, kahramanlarımızın başından geçenleri anlattığı sırada savaşın etkilerinin devam ettiğini de göstermeye çalışır. Çeşitli diyaloglar, savaştaki haliyle kalan odalar üzerinden bu şiddetli olayın bıraktığı izleri gözler önüne serer. Son dönem balkan sinemasının iyi bir örneği olan Azrail, festivalde dikkat çeken yapımlar arasında.

Son bir not da filmin ismiyle ilgili. Film isimlerinin Türkçe’ye yanlış veya eksik çevirisi sorunu burada da karşımıza çıkıyor. Filmin orijinal ismi olan “Kosac” Türkçe’de orak, keski gibi anlamlara geliyor. Filmin İngilizce karşılığı “The Reaper”ın ilk anlamı Azrail olsa da, ikinci ve üçüncü anlamları orak, keski. Küçük bir ayrıntı gibi görünse de filmin genel konusuna, yapısına “Azrail” çok uymuyor.

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up