Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Bir Festivalin Ardından…

Yayınlandı

tarihinde

muhammeduyar copy

Sinemanın sanat dünyasına yeni bir soluk getirdiği ortada… Ve fakat sinemanın hiç masum olmayan ve affedilmeyecek bazı olumsuz etkilerinin olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Bu olumsuz etkilerin başında da kentleşme, şehre göç, şehir yaşamına özendirme gibi başlıklar geliyor. Tabii ki daha birçok konuda olumsuz etki bulabilirsiniz. Ama biz şimdilik kentleşme ve kültürel etkileri üzerine düşüneceğiz.

Ülkemizde sinema macerası 1896 yılının Aralık ayında Beyoğlu’nda Sponeck Lokantası’nın üst katında yapılan bir gösterimle başladı. O zamanki genel tanımlamayla Pera’da başladı. Ülkemizde sinemanın kurumsallaşması ise 1908 yılı başlarında yine Pera’da bir Fransız firmasının eliyle oldu. “… Fransız Pathé Fréres firması Tepebaşı Tiyatrosu’nda Pathé Sineması ya da “Cinémathéatre Pathé” adıyla film gösterimlerine başlar. Bunu sinemanın İstanbul’da kurumsallaşması açısından önemli bir adım olarak değerlendirmek gerekir.”1 Pathé’nin İstanbul’da kurumsallaşmasının ardındaki yerel özellikleri ve seyir alışkanlıklarını da irdelediği yazısında önemli noktaların altını çizer ve Osmanlı başkenti İstanbul’da yerel sinemanın Batı hegemonyası altında kurumsallaşması sürecine eğilir.”2 Ve bu kurumsallaşma sürecini takip eden yıllarda ülkemizde gösterilen ilk filmlerin dili Fransızca olarak devam etti. Pathé firması gösterimlere ilginin yoğun olduğu günlerde izleyicilerin görüntülerini de kaydetmiş ve insanlara sonraki gösterimlerde kendilerini seyretme imkânı vermişti. Beyazperdedeki ünlülere özenen insanlar kendilerini de o perdede görmenin büyüsüne kapılmaya başlamışlardı. Ve daha ilk yıllardan itibaren perdede yer alan dünya imrenilecek, özenilecek ve olması gereken bir dünya gibi algılandı ya da algılanması bilinçli olarak sağlandı.

Yukarıdaki alıntıda İstanbul’a yaptığımız vurguya gelince; İstanbul sinemanın ilk yıllarında bir film platosu gibi kullanılmıştı. Filmlerde yer alan İstanbul manzaralarının, İstanbul’daki yaşamın ayrıntılarının ve en önemlisi de “taşı toprağı altın” olan bir şehir imajının bu şehre göçü hızlandırdığı bir gerçek. İlk yıllarda çok ciddi bir problem olarak algılanmayan ya da önlemi alınmayan bu meselenin etkilerini günümüzde çok daha acı bir şekilde görmekteyiz. Kalabalık, çarpık kentleşme, trafik, işsizlik vb… Birçok olumsuzluğa rağmen devam eden göç… Peki, bu işin sonu ne olacak? Böyle giderse çok daha kötüye gideceği kesin.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi sinema ile başlayan ve halkın gözünde oluşturulan İstanbul algısı ilerleyen yıllarda televizyon ekranlarına taşındı ve çok daha geniş kitlelere ulaşmaya başladı. Günümüzde birkaç istisna dışında neredeyse bütün diziler İstanbul’da çekiliyor ve İstanbul’da şekillendirilen bir yaşam biçimi ülkemizin diğer şehirlerinde yaşatılıyor. Dolayısıyla İstanbul hala göç almaya devam ediyor. Buna bağlı olarak insanın çok olduğu yere yapılan yatırımlar diğer illere yapılandan daha fazla oluyor. Sinema filmlerinin çekildiği iller son zamanlarda çeşitlenmeye başladı. Ve fakat günümüzde sinemanın televizyon kadar etkili olmadığını da üzüntüyle söylemek zorundayız.

Bu meselenin çözümü yine sinema ve televizyon eliyle olacaktır kanaatindeyim. Zira tersine bir göçün yaşanılması ya da en azından göçün durması için bunun yapılması şarttır.

Yazımın buraya kadar ki kısmını bir girizgâh olarak yazdım. Bütün bunları yazmama neden olan ise geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen Malatya Uluslararası Film Festivali. Malatya’ya İstanbul’dan uçakla gittim. Giderken görmeyi hayal ettiğim şehir ile karşılaştığım şehir arasında çok büyük bir fark vardı. Zihnimde oluşan Malatya’nın gelişmemiş, küçük, yolları bozuk vb. bir şehir olduğuna dair olumsuz yargılar havaalanına inip şehre doğru yola çıktığımda bir bir yıkılmaya başladı. Şehrin içine girdiğimizde de zihnimdeki tabular yıkılmaya devam etti. Reklam panolarında geçtiğimiz haftalarda gösterime giren ‘Allah’ın Sadık Kulu: Barla’ filminin tanıtımı, otobüs duraklarındaki panolarda, yol kenarlarındaki direklerin üzerlerinde, MalatyaPark AVM’nin ve Malatya Kongre ve Kültür Merkezi’nin dış cephelerinde ise festivalin tanıtımlarının yer aldığı afişleri görmek beni çok sevindirdi… Film festivali için geldiğimiz bu şehirde sinemaya dair bir ilginin oluşması için gerekli tanıtımlar yapılmıştı. Malatya Valiliği’nin himayesinde Malatya Kayısı Araştırma Geliştirme ve Tanıtma Vakfı’nın düzenlediği festivale çok fazla olmasa da büyük bir ilginin olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle hafta sonu gösterimlerinde salonların büyük bölümü doluyordu.

Festival vesilesiyle de olsa Batı şehri Manisa’da doğmuş ve İstanbul’da yaşayan birisi olarak gittiğim bu şehir beni etkiledi. Beklentilerini çok yüksek tutan insanlar elbette bu kanaatime katılmayacaklardır. Ve fakat sıcakkanlı insanlarıyla ve aceleci olmayan sakin yaşantısıyla Malatya modern bir Anadolu şehri olarak ilgiyi ve yaşanmayı hak ediyor. Bunu insanlara göstermek ve anlatmak ise sinema ve televizyonların görevidir. Nasıl Yeşilçam filmlerinde İstanbul bir cazibe merkezi olarak gösterildiyse günümüzde bütün illerimizin güzellikleri insanlarımıza eşit şekilde tanıtılmalıdır. Valilikler, belediyeler ve diğer kamu kuruluşları sinema ve televizyonun bu etkisini asla göz ardı etmemelidir. Yoksa şehre ne kadar yatırım yaparsanız yapın o insanların algısında hep güzel şehir olarak İstanbul, İzmir, Ankara ve diğer sahil şehirleri kalacaktır. Kısacası bir şehrin kamu kuruluşlarının öncelikli gayesi o şehrin insanlarına o şehri sevdirmek ve dışarıya göçü önlemek olmalıdır.

Sinemacıların ve televizyoncularında İstanbul’daki saymakla bitiremeyeceğimiz dizilerden, Behzat Ç.’lerden, İzmir Çeteleri’nden kafalarını kaldırıp biraz da Anadolu’nun güzel şehirlerindeki yaşamları ekranlara ve perdeye taşımaları gerekli diye düşünüyorum. -Belgesel gibi değil tabii ki!- (‘İstanbul ve diğer büyük şehirler yaşanılmaz oldu aman diğer şehirleri batırmasınlar.’ diyenlerde olabilir. Onlara da saygı duyuyorum, zira tamamen haksız değiller.)

Anadolu’nun köklü yerleşim yerlerinden olan turuncu renkli şehir Malatya’da geçen günlerin kendi alemimdeki yansımaları böyleydi. Festivalde izlediğimiz “Mar”, “Kar Beyaz”, “Küçük Günahlar”, “Saklı Hayatlar” filmleri ile ilgili görüşlerimi ise önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşacağım.

Sinema Bir Şenliktir! Şen kalın…

1 Mustafa Özen (2006), “Fransız Firma Pathé Fréres İstanbul’da, 1908-1914”. Türk Film Araştırmalarında Yeni Yönelimler 5. (Yayına hazırlayan: Deniz Bayraktar). İstanbul: Bağlam Yayınları. (57-64).

2Serpil Kırel (2010)”Kültürel Çalışmalar ve Sinema”İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi, (81).

Muhammed Uyar
muhammeduyar@sinefesto.com 

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Etkinlikler

İlker Çatak’ın Ödüllü Filmi “Söz Senettir” 14 Eylül’de Bahçe Sineması’nda

KüçükÇiftlik Film kulübü sunar!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

KüçükÇiftlik Park, her hafta Salı akşamı püfür püfür bahçe ortamında sinemanın en beğenilen filmleriyle sinemaseverleri buluşturmaya devam ediyor. URU organizasyonu ve Türk Tuborg A.Ş.’nin katkılarıyla gerçekleştirilen KüçükÇiftlik Film Kulübü Sunar: Bahçe Sineması, 14 Eylül Salı akşamı Almanya’dan sonra Türkiye’de ilk kez ve sadece bir kereye özel olarak gösterilecek “Söz Senettir” filmine ev sahipliği yapacak. İlker Çatak’ın, festivallerden ödüllerle dönen ikinci uzun metraj filmi “Söz Senettir”, muzip, yalın ve olgun sinema diliyle dikkat çekerken izleyicilerin ilişkilere ve kimliklere dair pek çok algısını sarsıyor. Sinemaseverler filmden hemen önce ve sonra ise Türk DJ ve prodüktör ikilisi Schnell Schnell ile açık havanın keyfini müzik eşliğinde de çıkaracaklar.

KüçükÇiftlik Film Kulübü Sunar: Bahçe Sineması, 14 Eylül Salı akşamı İlker Çatak’ın yönetmen koltuğunda oturduğu ve 3 gencin, izleyiciyi sarsan ilişki döngüsüne yer veren “Söz Senettir” filmini sinemaseverlere sunacak. 2020 Bavyera Film Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu, 2019 Münih Film Festivali’nde ise En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo ödüllerini alan Almanya-Fransa ortak yapımı “Söz Senettir”, Türkiye’de ilk kez ve sadece Bahçe Sineması’nda gösterilecek.

Kadının pilot, erkeğin müzisyen olduğu bir çift… Marion ve Raphael Almanya’dan uçağa atlayıp yaz tatili için Türkiye’ye geliyorlar ve yolları jigololuk yapan genç Baran’la kesişiyor. Bundan sonra ilişki üç kişilik bir oyuna dönüşüyor. Avrupa’ya gitmeyi kafasına koymuş Baran, Marion’a evlenme teklif ediyor. Hayatını her zaman kontrol altında tutmayı başarmış ama kanser olduğunu öğrendikten sonra her şeyi yeniden gözden geçirmeye başlayan Marion ise ilk defa bir yabancının müdahalesine izin veriyor ve Baran’ın teklifini kabul ediyor. Kâğıt üstünde tanıdık gelebilecek bu anlaşmalı evlilik öyküsü, Bir Zamanlar Kızılderili Ülkesinde filmini Kino 2018’de izlediğimiz İlker Çatak’ın elinde, neşesi de eksik olmayan, toplumsal cinsiyet rolleri ve tekeşli ilişkilerin çizdiği çemberleri sürekli esneten, muzip ve dinamik bir romantik drama dönüşüyor. “Söz Senettir”, ilişkilere ve kimliklere dair pek çok algımızı sarsabilecek katışıksız bir enerjiyi dokusuna katıyor.

KüçükÇiftlik Film Kulübü Sunar: Bahçe Sineması kapsamında film gösterimlerinin yanı sıra film konseptine uygun DJ performansından mini konserlere kadar farklı içerikler de yer alıyor. 14 Eylül Salı akşamı sinemaseverler çimenlerde oturup müziğin keyfini çıkartmaya Türk DJ ve prodüktör ikilisi Schnell Schnell ile başlayacak. Hem filmden önce hem de filmden sonra DJ kabininde yer alacak olan Doğu Civicik ve Ozan Korkmaz ikilisi, kolektif olarak aktif ve en üst düzeyde elektronik müzik yaratmaya çalışırken 2016 yılında müzikal kariyerlerini birleştirerek geleceklerini yeniden yazdılar ve Schnell Schnell doğdu. Farklı janralarda yaptıkları işbirlikleri, yerli ve yabancı bir çok önemli sanatçı ile yer aldıkları sahneler ve düzenli olarak 2017 yılından beri Radio FG 93.8’de yayınladıkları  Schnell Schnell Radio Show ile seslerini duyuruyorlar. Ürettikleri ve remix’ledikleri parçalar, Vesvese Records (TR), Eskimo Recordings (BE) ve Ostra Discos (POR) gibi plak şirketleri aracılığıyla yayınlandı. 2020 yılında kendi plak şirketleri SCHNLL’yi kurdular ve ilk albümleri “The Grit”i yayınladılar.

Kapı açılış saati 18.30, film başlama saati ise 21.00 olan etkinliklerin biletleri online olarak Biletix’ten temin edilebiliyor.

Tüm Hijyen Önlemleri Alındı

Pandeminin başından itibaren aldığı koronavirüs tedbirlerini hassasiyetle uygulamaya devam eden KüçükÇiftlik Park, sinema tutkunlarını pandemi şartlarına uygun olarak sınırlı sayıda kapasiteyle ağırlıyor. Online biletleme sisteminin kullanıldığı ve HES kodu zorunluluğunun olduğu etkinliklerde misafirlerin ateş ölçümü sağlık görevlileri tarafından yapılırken, ortak alanların hijyeni en üst düzeyde sağlanıyor. Misafirler KüçükÇiftlik Park’a 6 Eylül itibarıyla hayata geçen yönetmelik gereği PCR testi veya aşı kartı ibrazıyla giriş yapılabilecek.  

Okumaya Devam Et

Türkiye

Cengiz Bozkurt “Kim Bu Aile?” İçin Tam Formunda

Kim Bu Aile? setinden yeni fotoğraf yayınlandı.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Başrolünde Cengiz Bozkurt’la birlikte Nurgül Yeşilçay, Onur Buldu ve Ferit Aktuğ’un yer aldığı “Kim Bu Aile?” filminin setinden yeni fotoğraf yayınlandı.

Yapımını CJ ENM Türkiye’nin üstlendiği Kim Bu Aile?, sinema salonlarını kahkahaya boğmaya hazırlanıyor. Çekimleri geçtiğimiz günlerde İstanbul’da başlayan Kim Bu Aile? filmi, eğlenceli hikayesi ile olduğu kadar aksiyon sahneleriyle de iddialı olacak.

Yönetmenliğini Bedran Güzel’in yaptığı filmin başrol oyuncularından Cengiz Bozkurt, önceki gün setten yaptığı paylaşımla sosyal medyayı salladı. Tam teçhizatlı vaziyette poz veren usta oyuncu, paylaşımına “Aksiyona başladık” notunu ekledi.

Zengin oyuncu kadrosuyla dikkat çeken filmin başrollerinde Cengiz Bozkurt’la birlikte Nurgül Yeşilçay, Onur Buldu ve Ferit Aktuğ yer alıyor.

Aksiyon ve komediyi bir araya getiren renkli hikayesi, yıldızlarla dolu oyuncu kadrosu ve zengin prodüksiyonu ile son zamanların en çok konuşulacak filmlerinden biri olacak Kim Bu Aile?, sinema salonunda eğlenceli vakit geçirmeyi özleyen seyirciyi fazlasıyla memnun edecek.

Okumaya Devam Et

Günün Haberi

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Tören 25 Nisan’da!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Adayları geçtiğimiz gün belli olan 93. Oscar Ödülleri’nin merakla beklenen ödül töreni tren garında düzenlenecek.

Geçtiğimiz haftalarda seyirci katılımıyla düzenleneceği açıklanan 93. Oscar Ödül Töreni‘nin bir kısmı tren garında gerçekleşecek. 25 Nisan tarihinde düzenlenmesi planlanan töreninin, COVID-19 önlemleri kapsamında bu karara varıldığı da yapılan açıklamalar arasında.

Törenin geleneksel olarak yapıldığı Dolby Tiyatrosu‘nun yanında Los Angeles şehir merkezindeki geniş tren garında (Union İstasyonu) düzenleneceği, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Başkanı David Rubin tarafından e-posta ile açıkladı.

Salgın hastalıktan korunmak için geniş boşlukları ve mekanları mercek altına alan akademi, seyirci katılımı ile gerçekleşecek olan törenin detayları hakkında henüz açıklamada bulunmadı.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler