Bir Ada Bir Salon

Manşet

yazar_serkanbastimar_

Tolstoy’un o meşhur hikayesinde cevabını aradığı ‘insan ne ile yaşar’ sorusunun kıssası malumdur: Bir avuç toprak.

Gürcü yönetmen George Ovasvhili’nin Corn Island – Mısır Adası filmi de bu bir avuç toprak cevabıyla yetinen ve bu toprağın üzerinde yaşamlarını sürdürmek için yolan koyulan bir dede torunun mücadelesini anlatıyor.

Başkarakterlerimiz, biri yetmişine merdiven dayamış maharetli bir ihtiyar diğeri ise çocukluğunun son kırıntılarını cebinde taşıyan genç bir kız. Hayat denen uzun yolun birbirine uzak iki ucunda; fakat yan yana olan karakterlerimiz ‘sessiz’ bir öyküyü iç dünyalarındaki korku – kaygı – keder ve yalnızlıkla süslüyor.

Mekan oldukça egzotik. İki karakterimizin ortak kaygısı Abazya – Gürcistan arasındaki tarafsız bölgede bulunan küçük bir adaya (etliye sütlüye karışmadan) mısır ekmek. Dede ile torunun toprakla haşır neşir olan öyküsü günler geçtikçe değişir. İki kişinin sessizliği ile tıklım tıklım dolan adaya bir üçüncü şahıs gelir. O kişi yaralı bir askerdir, üstelik kaçaktır ve kızımızda gözü (gönlü) vardır. Bu yaralı imge elbette hikayenin seyrini değiştirir. İhtiyarı korku ve kaygı, torununu ise aşka benzer karışık duygular sarar.

Yönetmen George Ovashvili, çıkış noktasıyla oldukça özgün olan bu filmin aynı zamanda senaristlerinden biri. Lakin film, doyma noktasına gelmeden yarı yolda lastik patlatıyor diyebiliriz. Zira hikayeyi genç kızın üzerine yıkan ve birçok konuda birçok şey anlatmak isteyen Ovashvili hiçbirini özgünleştiremiyor, sinema ateşinde eritemiyor. Aşk, korku, ölüm, yalnızlık kadın olmak, ihtiyarlamak gibi birçok insani tema o küçük adayı saran suyun altında kalıyor. Ovashvili tüm bu duyguları sesizlikten kekemeliğe azlediyor.

Hiç değilse görselliği bize kalsın dediğimiz film teknik bakımından da pek yeterli değil. Kamera, ışık, kadraj kullanımı da pek doyurucu değil. Aceleci tavırlarla bir çuval incir zincirleme görüntüler silsilesinde mahvoluyor.

Adı Oskar’la anılan Msır Tarlası, Türkiye’de İlyas Salman’ın performansı ile daha çok öne çıkan filmlerden. Epi topu birkaç cümle söyleyip de sessizliği ile seyirciyi etkileyen Salman’ın oyunculuğu takdire şayan. Ama ‘bu filmde zirve yapmış, en iyi bu filmde oynamış’ demek kendisinin sanatçılığına hakarettir zannımca.

Yüzünde galaksideki kadar çil olan güzel oyuncu Mariam Buturishvili’nin oyunculuğuna da diyecek bir şey yok.

Şu günlerde Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu ile kıyaslanan Mısır Tarlası Oskar yolunda ilerliyor. Ceylan ise vedayı erken yaptı. Peki, neden bu film Oskar için seçildi de Kış Uykusu elendi? Sanırım iki filmin arasındaki en büyük uçurum ‘konuşmalar’. Ceylan’ın filmi ‘konuşmalı’ bir film. Derdini anlatan türden. Ayrıca Mısır Adası’nın mekanından daha da dar ve kapalı alanlarda geçiyor. Üstelik uzunca. Mum ışığıyla aydınlanmış kuytu odalarda hayatlarını ve ilişkilerini sorgulayan tiplerdense Akademi, bir adada yaşam mücadelesi veren iki kişinin sessiz ve kısa öyküsünü tercih eder… Tabii bu benim kanaatim.

Mısır Tarlası beyazperdedeki diğer filmlerden olduça farklı. Yukarıda da değindiğim gibi çıkış noktası oldukça özgün. Film yalnızca İlyas Salman için bile izlenebilir. Gerisi bir ada bir salon…

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up