Bergman Sinemasında Hakikatle Yüzleşmek

Liste

2007 yılında kaybettiğimiz büyük yönetmen Ingmar Bergman, 60’dan fazla filmiyle sinemaya değerli eserler kazandırmıştır. Usta yönetmen eserlerinde, İsveç halk sanatının, İsveç kukla tiyatrosunun ve Selma Lagerlöf’ün romanlarından etkiler görülür. Filmlerinde modern zaman insanını olaylara karşı kaçmaya değil, yüzleşmeye, ölüme ve hakikati sorgulamaya bir davet vardır. Bu yüzleşmelerin hepsi, insanı hakikatle karşı karşıya getirecek bir başka perspektif sunar. Hakikat avcısı Bergman’ın 11 filmini sizler için masaya yatırdık.

Yedinci Mühür (1956)

“Ölümle satranç oynamak.”

 

Bergman’ın başyapıt filmlerindendir. 1957 Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü kazanmıştır. Film, güçlü alt metinlere derin bir felsefi dile sahiptir. Yönetmenin varoluşçu eserlerinin ilkidir. Filmin konusu Orta Çağ’da haçlı seferlerinden sonra hayatının anlamını, Tanrı’nın varlığını sorgulayan şövalye Jöns ile ona eşlik eden arkadaşı Jof -ki kendisi hayatın tadını çıkarmaya çalışır- karakterleri ile karşımıza farklı bir portre çıkarır Bergman. Bu hayatı iki farklı karakterler üzerinden film dilini oluşturur. Jöns’ün karşısına ölüm gelir. Ve ona Tanrı’nın varlığını söylemesini ister. Ölümle karşılaştığı sahnelerde Jöns’ü mizansende sıkça çerçeve içinde görürüz. Burada kendi içinde sıkışmışlığı, hayatına ve inançına dair derin gelgitlerde yaşadığı mesajını verir. Filmde mekanlar hep klostrofobik olarak geçer. Film karanlık, insanı rahatsız eden bir atmosfer sunar.

_____

 

Yaban Çilekleri (1957)

“Hani benim gençliğim nerede” 

Bergman sineması saplantılı bir biçimde varoluşsal konuları işler. Bu konular içerisinde en önemlisi ölümdür. Yaşlı bir tıp profesörü Isaac’ın gelini ile tıp ödülünü almaya giderken, bu yolculukla çocukluğuna, mutsuzluğuna ve rüyaları aracılığıyla kendi hakikatinde yüzleşmesini ele alır. Gelini: “yardımsever dış görünüşünüzün altında, çivi kadar sertsiniz der.’’ Burada Isaac’ın annesi ile olan kopuk ilişkisi, ailevi aidiyet sorunları ele alınır. Çocukluktan sevgisiz yetişmiş, anne ve ya baba ilgisi alamayan bireylerde ileriki hayatlarında derin boşluklar, bencilliklerin kaçınılmaz olduğunu görüyoruz. Isaac mesleği doktor olmasına rağmen kendi yalnızlığına, bencilliğine ve en önemlisi ölüm korkusuna derman olamıyor.

_____

 

Kaynak (1959)

 “Masumiyeti katletmek”

Kaynak, 13.yy’dan bir halk türküsüne dayanan tecavüz, kötülük ve inanç üzerine kurulu bir filmdir. Hem Oscar hem de Altın Küre ödülünü almıştır. Filmin konusu, İsveç’in paganizmi bırakıp, hristiyanlığı kabullendiği dönemde geçer. Kilise yollarında öldürülen genç bir kızın ve dininin öğretisine karşı gelen papaz babasının hikayesidir. Hikayede papaz, kızını öldüren delikanlıları öldürür. Ve sonrasında kuru bir ağaçın altında Tanrısın’dan bağışlanmak diler. Kuru ağaç belki de kuru vicdanlarımıza bir göndermedir.

 ______

Sessizlik (1963)

 “Sussam olmuyor, susmazsam olmaz.”

Mevlana: “aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşır” der. Filmde ne bir duygu ne de bir konuşma geçmez. Anlatının temel ögesi sessizlik üzerine kurulmuştur. Birbirlerine yabancı ve iletişimsiz iki kız kardeş üzerinden film anlatılır. Görüntü ve ses anlatısında kapalılık duygusu yer alır. Kaldıkları yer de görsel atmosfer klostrofobiktir. Yanlarında aldıkları çocukta bile masumiyet, merhamet ya da sıcaklık görülmez. Tıpkı filmin konusu ve mizanseni gibidir. Çocukta bu beceriksiz iletişime sağır olmuştur. Bergman filmde, sessizliğin mekanını bize gösterir.

_______

Kış Işığı (1963)

 “İnancını kaybetmiş bir peder.”

Aşk ve ölüm insanı derinden etkileyen ve değiştiren duygulardır. Rahip eski eşini kaybetmiş ve hayatının anlamını sorgulamıştır. İnancını sorgulayan kişi bir din adamıdır. Belkide en derin çelişkili Bergman karakteridir. Kendi mesleği ile derin uçurumlar yaşar. Bergman sinemasındaki inanç sorunu, insanlardaki derin boşluklar ve bunu yansıtma da kullanılan klostrobik ve ürkütücü mekanların varlığı bu filmde de kaçınılmazdır.

_______

 Persona (1965)

“Hangimiz ben’im?”

Kadrajda bergman’ın kült oyuncuları Liv Ullmann ve Bibi Andersson vardır. Filmde kendilerine ayna olup, maskeleriyle yüzleşen iki kadının hikayesi anlatılır. Tiyatro oyuncusu Elizabeth Vogler, Elektra isimli bir tiyatro sahnesinde aniden susar. Bir psikiyatri kliniğinde yatırılır. Bu suskunluk hastalık değildir. Elizabeth, bilinçli bir şekilde susar. Çünkü oynadığı oyunda onu rahatsız eden şeyler vardır. Yanında hemşire Alma ile sessizliğini sürdürerek yaşar. Alma bu sessizliğin rahatlığına güvenerek, çok objektif bir şekilde kendi hayatını günlerce anlatır. Monolog sahnelerine çok fazla rastlarız. Alma sürekli konuşan taraftır. Film teknik olarak hep yakın çekim planı kullanır ve oyuncuların yüzüne vurgu yapar. Sanki hem oyuncuların hem izleyen seyircinin kendi hakikati ile yüzleşmesine bir anlam biçmeye çalışır.

_____

En Passion (1969)

 “Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi.”

Bergman’ın derin yüzleşmelerle dolu başka bir filmidir. Andreas Winkelman bir adada yaşar. Belki de yalnızlığını anlayabileceğimiz bir mesajdır. Geçmişinden, acılarından kaçan münzevi bir adam simgesi sunar. Ne kadar münzevi olsa da insanlarla iletişim kurmadan da kaçamaz. İnsanların içinde duvarları ve maskeleriyle bir portre çizer. Eva Vergerus etrafında mutluluk rolleri çizen, derin bunalımlarını maskelerle kapatan bir başka profildir. Biri mutsuzluklarıyla dürüst bir hayat yaşarken, bir diğeri yalanlarıyla sahte bir mutluluk çizer. Bu filmdeki en etkileyici sahne Andreas Winkelman’ın içini açtığı monolog sahnesidir. Ciddi bir özgüven düşüklüğü ve hayat bunalımı yaşayan karakterimizi burada daha iyi anlarız. Bergman Ada’nın tekinsiz, ürpertici olmasını koyu ışık tonları kullanarak göstermiştir. Güneşli ve açık renkler yoktur. Filmimizdeki karakterlerin iç dünyasına bir atıf vardır.

_______

 

Cries and Whispers (1972)

 “Kardeşlik kan bağı değildir.”

Bergman’ın konu olarak diger filmlerine benzer ama mizansen olarak farklı bir üslup kullandığını görürüz. Film anlatımını renkler üzerinden yapar. Beyaz, kırmızı ve siyah renk hakimdir. Beyaz, yatakta hasta olarak yatan Agnes’in rengidir. Saflığı, masumiyeti temsil eder. Bergman kırmızı için: “ruhun rengi olduğu için kullandım” der. Ev tamamen bu dekorla kaplıdır. Siyah renk ise Agnes’in vefatından sonra ölüm’ün temsili olarak sunulur. Konu olarak kız kardeşler ve aralarındaki kopukluk anlatılır. Agnes ablalarının sıcaklığından ve samimiyetinden yoksun olarak hasta yatağında yaşar. Agnes’a merhamet eden bakıcısı Anna’dır. Agnes’a ağrılarında yanına gelerek gögsünü açar. Anneliği, merhemetin anlatılmaya çalışıldığı sahne olarak görüyorum. Kardeşler arasındaki kopukluk ve beceriksiz dil Agnes’ın ölümünden sonra da devam eder. Ne hastalık ne de ölüm soğukluğu eritemez.

_______

 

Güz Sonatı (1978)

“Anneler ve kızları” 

Bergman filmleri, hep tezatlılar üzerine kuruludur. Umut/umutsuzluk, inanç/inançsızlık ve bu filmde de işlenen sevgi/nefret gibi. Karakterler de hep bu tutarsızlık yüzünden bunalım yaşar. Ayrıca dünyaca ünlü oyuncu İngrid Bergman’ın oynadığı ilk ve son Bergman filmidir. Chorlette histerik, yalnız ve baskın bir karakter izlenimini sunar. Kızı Eva ise daha çekingen bir yapıya sahiptir. Anne kız arasında hem karakter hem de yaşantı olarak derin uçurumlar vardır. Birbirlerine olan kopukluklarını filmde derin diyalog sahneleriyle anlarız. Filmde müziğinde ayrı bir yeri vardır. Müzik zaten duygularımızı gösterme de ve yansıtmada en önemli kullanılan araçlardan biridir. Filmde kullanılan müzikte hayatlarındaki yavaşlığı ve kopukluğu gösterecek şekilde kullanılmıştır.

 ________

 

Fanny ve Alexander (1983)

 “Ev bizim sıcak yuvamızdır.”

Bergman bir Lutheryan papazın oğludur. Ve babası ile kopuk bir ilişki yaşamıştır. Bunun etkilerini de bu filminde görüyoruz. Film konu olarak; Fanny ve Alexander kardeşler gözünden hikayeyi bize anlatır. Kendi hallerinde mutlu bir hayatları var iken babalarının ölümüyle hayatları da değişen iki kardeş ve annesinin öyküsüdür. Kendi evlerinde, ev renkli tonların olduğu canlı bir atmosfer çizer. Ev kollayıcı bir sığınak yeridir. Ama annelerinin bir rahip ile evlenmesi ile yaşadıkları ev değişimi ürkütücü, tekinsiz ve geçmiş yaşantıların travmatik izleriyle dolu bir mekana dönüşür. Renkler pastel, cansızdır. Bergman kardeşlerin hayatlarının değişimi ve dönüşümünü ev ve renkler üzerinden anlatmıştır.

 ______

Saraband (2003)

“Hayatlarımızı ölümü düşünerek harcıyoruz.”

Ingmar bergman’ın televizyon için çektiği son filmi olarak bilinen “Saraband”, boşanmalarının üzerinden yıllar geçmesine rağmen görüşmeye devam eden Marianne ve Johan, genç sevgilisi Paulina ile evlenen Johan’ın, ‘Henrik’ adında bir oğlu olmasından sonra bir daha görüşmemişlerdir. Şehir dışında, orman içinde, tek katlı bir evde yalnız başına yaşayan Johan, kendisini ziyarete gelen Marianne’yi görünce mutlu olur.

______

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up