“Ben Bunları Daha Önce De Yaşadım”

Manşet

cemil-cinar

Sinemanın büyüsüne ilk kapıldığımdan bu yana her türden filmi seyrettiğimi söyleyebilirim. Polisiye, bilimkurgu, komedi filmleri gibi ama her zaman favorim korku filmleri olmuştur. Belki her duyguyu tek filmde bulmayı sevdiğimden, belki de sadece korkmayı sevdiğimden ama ‘13. Cuma’ ve ‘Elm Sokağı’nda Kâbus’ ile başlayan korku filmi tutkum hala ilk başlardaki gibi devam ediyor. O yüzden bir korku filmi izlemeye gittiğimde ufakta olsa bir beklentiyle ve heyecanla yola koyuluyorum. Bu seferki hedefim Katliam Gecesi (You’re Next)’ydi.

Klasik bir Amerikan ailesi anne ve babalarının evlilik yıldönümleri için kırsal bir bölgedeki evlerinde toplanmaya karar verirler. Üç çocukları da erkek ve kız arkadaşlarını yanlarında getirir. Yemek sırasında aralarından birinin öldürülmesiyle kapana kısılan aile tehlikeyi atlatarak kurtulmaya çalışır.

En son söylenecek olan şeyi baştan söyleyelim. Film kendini izlettiren güzel bir gerilim filmi. Eğer korku filmlerine aşinaysanız karşınıza çıkacak olan filmden memnun ayrılacağınızı söyleyebilirim. Sinema seyircisiyle beraber filmlerde de değişiklikler başladı. Artık korku filmi deyince biraz daha gore* filmler akla geliyor. Bol kanlı, arada sürpriz unsurları olan, biraz slasher** türüne yatkın ama konudan çok, kana ve öldürme tarzlarının değişikliğine yaslanan filmleri görmeye başladık. İlkini çok sevdiğim ‘Testere’ serisi, ‘Hostel’, yine ilkini sevdiğim ama diğerlerinden keyif alamadığım ‘Final Destination’, yine geçen haftalarda gösterime giren ve beni pek etkilemeyen ‘The Purge’ türü filmler ağırlıklı olmaya başladı. Ama arada ‘Katliam Gecesi’ gibi, ilk ‘Rec’ filmi gibi değişik örnekler çıkmıyor değil.

Aslında 2011 yapımı bir film olan ‘Katliam Gecesi’ni izlemeye başladığınızda sizi çok fazla şaşırtmaya çalışmadığını ve bir aşinalık duygusunun sizi sardığını hissedeceksiniz. Film sürprizlere yaslanmaktan ziyade bu aşinalığı kullanarak olaya dâhil olmanızı istiyor.  Bunu da en çok yakın çekimlerle yapmaya çalışıyor. Kameranın genelde yüzlere odaklandığını ve oyuncuların ifadesiyle sizi etkilemeye çalıştığını düşünüyorum.  Bu konu da filmin bana göre zayıf yanlarından biri.

[bilgi]Filmi izlerken bir evde olduğunuzu biliyorsunuz ama hissedemiyorsunuz.[/bilgi]

Özellikle mekânın başrol olduğu korku filmlerinde kullanılan kamera açıları bazen oyuncudan daha fazla ön plana çıkabiliyor. Bunun benim için en güzel örneği ‘Evil Dead’ serisidir. Dışarıdan bakıldığında ormanın ortasında küçük bir kulübe gibi görünen ev kamera oyunlarıyla sanki büyük bir malikâne gibi her odasında ayrı bir korku unsuru barındırdığını size hissettirir. Yönetmen Adam Wingard oyunculara yönelirken bu unsuru atlamış gibi geldi bana. Filmi izlerken bir evde olduğunuzu biliyorsunuz ama hissedemiyorsunuz. Bu durumu anlatmak biraz zor. Ama korku filmlerinin en önemli unsuru olan atmosferi baltalayan bir seçimmiş gibi geldi bana.

Oyunculukları, özellikle başroldeki Erin’ı canlandıran Sharni Vinson fena bir performans sergilemiyor, geçmişi karanlık kız arkadaş rolünde. Filmografisinde ‘Yem 3D’ gibi bir korku filmi ve çeşitli TV dizileri olan aktris, oyuncu seçimindeki en isabetli karar diyebilirim. Tabi eskilerden Barbara Crampton yine güzel bir artı. Bana biraz Kim Novak’ı hatırlattı.

Yine de bir son söz söylemek lazım gelirse, son dönem sinema seyircisinin anlayışına uygun yapılandırılmış, eğlenerek seyredilebilecek ama çıktığınızda fazla aklınızda yer etmeyecek bir film.

İyi Seyirler.

*“gore’ kelimesi, “kan pıhtısı” anlamına gelmektedir. Gore film, kan göstermekten çekinmeyen ve bunu seven filmler diyebiliriz.

**Slasher film, genelde gençlerin başrolde olduğu ve sıraya öldürüldüğü filmler.

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up