Belçika Rüzgarında Silkelenen Bir Toz Bezi

Eleştiri Manşet Serbest Kürsü

yazar_serkanbastimar_

İstanbul Film Festivali’ne sayılı günler kaldı. Yaşıtım bir etkinliği takip etmek, izlemek güzel bir şey. Sizler festivale gitmek için gün sayarken ben de izleyeceğiniz filmler için fikir vermek adına az da olsa bir şeyler yazmak istiyorum.

Festivale üç filmle başladım, Türk filmleri ile aram yoktur ama; yazdığım haberlerden, katıldığım ödül törenlerinden bilinçaltıma bunları izle dediğim iki Türk filmi ile start verdim: Toz Bezi ve Rüzgarın Hatıraları. Hafta sonu hengamesinin arasına bu iki filmi yerleştirdim, pazartesi sabahı da basın gösteriminde aldım soluğu: Belgica’yı izledim.

TOZ BEZİ: YOKLUKLA YOK OLMAK ARASINDA VAR OLMAK

Ahu Öztürk’ün yönettiği Toz Bezi, ‘acımasız hayat’ karşısında ayakta durmaya çalışan iki kadının hikayesini anlatıyor. Gerek kahramanları, gerekse olay örgüsüyle epey feminist bir yapım. Erkeği, zorluklar karşısında kaçan, aile denen topluluğu ayakta tutmaya çalışan figürün kadın olduğunu hatırlatan yapım, o meşhur sözü biraz daha realist açıdan tekrarlıyor: Yuvayı dişi kuş yapar.

toz bezi

Nazan Kesal oyunculuğu ile filme ruh katmış desem yeridir. Asiye Dinçsoy ise canlandırdığı karakteri oynamamış; yaşamış adeta. Kadrajımızda biri çocuk 3 kadın var. Daha çok Asiye Dinçsoy’un karakteri Nesrin’in öyküsüne odaklanıyoruz. Henüz okul çağına bile gelmemiş kızıyla bir başına bir varoş semtinde kalan Hatice, evi terk eden kocasının izini sürmekte, ancak hayatın zorluklarına karşı da gücünü yitirmektedir. Komşusu Hatun ise ‘ölmüş eşeğin kurttan korkmadığı’ vakitleri yaşamakta olan ergen bir oğula ve sorumsuz bir kocaya sahiptir. Bir yandan var olmaya, diğer yandan ise yaşamaya çalışmaktadır. Güçlü duruşu ile Nesrin’e destek olsa da hayatın yazdığı senaryoda Nesrin hiç gülmeyen bir karakter olacaktır.

Tabii yaşamla verilen sınav bununla da sınırlı değildir. Bu iki kadın karakterin şahit oldukları başka bir dünya ve sınıf vardır, her ikisi de gündelikçidir, zengin muhitlerinde kendi varoşlarının acımasızlığını görürler. Hiç kendileri gibi olmayan kadınlarla karşılaşırlar.

Ahu Öztürk Toz Bezi’nde 21. yüzyılda halen birey sayılmamış, ötelenmiş ve ‘kaderine’ terk edilmiş kadınların zorlu hayatını gözler önüne seriyor. Toz Bezi, bir yandan bulundukları sınıfın ve kimliklerin önyargıyla itelenmiş yükleri altında ezilen bireylerini bir yandan da kadın kimliğinin toplumdaki yerini irdeliyor.  

Yönetmenin ilk uzun metrajı olduğunu da göz önüne alınırsa temiz bir iş çıkmış. Her ne kadar sadece karakter üzerinden gidip mekanı arka plana bıraksa da Toz Bezi başroldeki iki kadın oyuncunun performansları için bile izlenebilir. Bu arada filmde konuşulan ikinci dilin Kürtçe değil de Zazaca olduğunu hatırlatmak isterim; zira filmin künyesinde Kürtçe yazıyor.

rüzgarın hatıraları

HATIRALARIN RÜZGARI

Geçmiş nereye giderseniz gidin sizinle gelecektir. Acılar her hatırlandığında bir kez daha alevlenecek bir ateştir.

Rüzgarın Hatıraları için ilk söylenecek söz, mükemmel bir görüntü yönetimi olduğudur zannımca. İkincisi güzel müzik üçüncüsü ise edebi bir hikaye.

Özcan Alper’in yine şiirsel bir Karadeniz güzellemesi ile karşı karşıyayız (2008’deki Sonbahar’ın ardından). Tadı muhteviyatından ötürü acı ve ekşi ama anlatımı gayet roman/tik olan Rüzgarın Hatıraları, Nazi özentisi bir Türkiye döneminde, 1940’ların başında geçiyor. Adı çoktan ‘içeri tıkılacaklar’ listesine yazılmış hafifçe komünizme bulaşmış ressam Aram’ın Gürcistan’a kaçmak için düştüğü bir hatıralar resmigeçidi, Rüzgarın Hatıraları.

Enfes bir Karadeniz fonunda geçen filmin baş karakteri Aram, ‘misafir’ olduğu ailenin evinde epeyce düşünecek epeyce vakit bulur, soluğu çocukluğunda, yaşadığı acılarda alır. Baygınlıkla sarhoşluk arasındaki zamanlarda aklına gelenleri yanında taşıdığı deftere resmeder. Bir nevi unutmamak için yapılmış egzersizdir bu.

Çekimleri İstanbul, Artvin ve Batum’da gerçekleştirilen film; daha çok Gürcistan’ın yakınlarında, sis, orman ve yağmurlu coğrafyanın insanı geçmişe çeken atmosferinde geçiyor. Görsel olarak kusursuz bir anlatıma sahip olan Rüzgarın Hatıraları bir romanın sinemada vücuda gelmiş hali gibi. Onur Saylak’ın duru oyunculuğuna, Mustafa Uğurlu’nun gösterişsiz ancak karizmatik performansı da eklenince bize de keyifle izlemek düşüyor.

belciga

BELGICA: HEP KARDEŞ KALALIM

Belçikalı yönetmen Felix Van Groeningen’in yine fonuna, alkol, uyuşturucu ve fazlasıyla uygunsuz durum serpiştirdiği Belgica, huyu suyu farklı iki kardeşin birlikte giriştiği bar açma macerasını konu alıyor. Bu hikaye bir kısmı ile Cem Yılmaz’ın oynadığı Her Şey Çok Güzel Olacak’ına benzese de Belgica aşırı dozda kullanılan kokain ve fazlaca tüketilen alkol ile daha çok Scarface’nin şiddet kısmının operasyonla alınmış hali gibi. Şiddetin yerini Fatih Akın’ın Soul Kitchen’i ile doldurursak işte size Belgica!

Gereğinden birazcık uzun olan filmin elle tutulabilir en güzel yeri enfes müzikleri. Her biri sizi coşturacak farklı türdeki müzikler filmin akılda kalma süresini uzatacak cinsten.

Ailenin önemine, gençliğin barda geçirilmiş bir gece kadar kısa olduğuna ve uyandığınızda çoktan bitmiş olabileceğine işaret eden Belgica, aynı zamanda bir müessesenin nasıl ruh katılarak ‘mekan’ olabileceğine dair ipuçlarını da içinde barındırıyor.

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up