Bizimle İletişime Geçin

Festivaller

“Batı’da Sanatçı Kendini Göstermeye, Doğu’da Sanatçı Kaybolmaya Çalışır”

Asghar Farhadi’nin Antalya Film Forum’daki konuşması.

Yayınlandı

tarihinde

53. Uluslararası Antalya Film Festivali bünyesinde gerçekleştirilen Antalya Film Forumu bu sene Darbareye Elly, Jodaeiye Nader az Simin, Le passé filmlerinin yönetmeni Asghar Farhadi‘yi ağırladı.

Alin Taşçıyan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen Ustalık Sınıfı oturumundaki konuşmayı, yazar ve sunucu Yekta Kopan, Fil Uçuşu adlı internet sitesinde yayınladı. İşte o konuşma metni:

Asghar Farhadi : Semboller ve İşaretler Dünyasında Bir Büyük Sinemacı

Burada olan herkese selamlarımı iletiyorum. Bu şehirde olduğum için çok mutluyum.

Burada kişisel deneyimlerimi paylaşacağım. Bana göre her sinemacının kendi kendisini bulması gerekir. Her sinemacının kendi yolu vardır.

Sinema türüm hakkında konuşmak istiyorum. Benim bazı filmlerimde sizi cezbeden bazı şeyler vardı ki, sizi burada ağırlıyoruz. Filmlerimdeki gerçeklik sizi cezbediyor olabilir. Bazılarınıza drama ve hikaye ilgi çekici gelmiş olabilir. Örneğin Hitchcock filmleri sağlam bir drama üzerine kurulur. Ya da çok gerçekçi olup, belgesel yaklaşan filmler ilginizi çekiyordur; Kiyarüstemi filmleri gibi.

Benim için en çekici taraf şu: Ben drama üzerine anlatılan filmleri izlediğim zamanlar, o karakterlerin gündelik hayatlarını merak etmeye başlarım. Tam tersine çok gerçekçi, belgesele yaklaşan filmleri izlediğimde de onların bir dramı olsun isterim. Yani ikisini birlikte görmek isterim. Aslında ben filmlerimde bu ikisini birleştirmeye çalıştım.

Gerçeklik nedir? Acaba bizim gündelik hayatımız mı? Gündelik hayat çekici mi? Bir sürü tekrardan oluşuyor bence hayat. Peki öyleyse biz neden gerçekliğe bu kadar önem veriyoruz. Size bir örnek vereyim, gerçekliğin ne kadar katmanlı olduğuna dair. Bir arkadaşınızla çay içmeye gidiyorsunuz. O daha erken gitmiş, siz gecikmişsiniz. Geldiğinizde, size yola çıkmaktan, başka yerlere gitmekten bahsediyor. Gündelik konuşmalar geçiyor aranızda. Bunlar bizim gündelik hayatlarımızın gerçekleri, sinemaya dönüşecek bir sahne değil gibi. Ama bir sonraki gün o arkadaşınızın öldüğünü düşünün. İşte o zaman, siz arkadaşınızın bir gün önce hep yolculuktan bahsettiğini söylersiniz. Bütün algı değişir. İşte bu gerçekliktir. Gerçeklikte bir sürü böyle işaret var ve biz onların önemi olmadığını düşünüyoruz. Ben bunları önemsiyorum.

Karakterlerimi öyle bir duruma getiriyorum ki, şimdiye ve düne bakmak istiyorum. Bütün değersiz gelen işaretlerin arasında bir anlam arıyor karakterlerim.

Şimdi iki kelimenin manası üstüne konuşalım:

Sembol: Arkasında bir anlam vardır. Örneğin beyaz güvercin farklı kültürlerde “özgürlük” anlamını taşır. Semboller hep sözleşme temelinde kurulmuştur. Farklı kültürlerde farklı anlamlar taşıyabilir. Sarı rengi benim kültürümde “şüphe” anlamına gelir. Taziye adındaki oyunumuzda şüphe içindeki karakterler hep sarı rengi giyer. Benim filmlerimde de inşaların evlerinin içinde sarı çok vardır. Ama bu rengin Çin’de bambaşka bir anlamı vardır. Sembollerle anlatmak sansürden doğmuştur. Ama bugün başka bir konu var: İşaret.

İşaret: Filmin içinde bir işaret gördüğümüzde gerçeklikten kopuk değildir aslında. Ama filmin bütününde yan yana koyduğumuzda bir bütün-anlam teşkil eder. Önrğin şehirdeki işaretlerden biri bizi bir yere götürmüyor. Şehir işaretlerinin bütününe bakarak yolumuzu buluyoruz.

Yani gerçekliği e, birden çok işaret bir araya gelerek buluşturuyor. Buluştuğunuz arkadaşınızın sözleri bir işaret hissi vermeyebilir. Ama bir gün sonra öldüğünü öğrendiğinizde, bir gün önce yaşanan bütün konuşmaları ölüme işaret olarak okuyacaksınızdır. Ben de filmlerimde böyle bir bütüne bakıyorum. Senaryolarımı yazarken de, bütün bu işaretlerin uyumuna önem verdim.

Örneğin son filmim “Satıcı”nın başında bir binanın yıkıldığını görürsünüz. Bu tek başına bir şey işaret etmiyor. Ama filmin tümüne baktığımızda, o binanın parçalanmış olması, filmdeki bütün ilişkilerin parçalanmasını çok iyi ifade ediyor.

Bazıları benim, bu işaretleri filmlerime sonradan soktuğumu söylüyor. Senaryoyu ilk yazdığımda işaretleri yerleştirmiyorum. Yazdığım senaryoya önce sadece gerçeklik içinde bakıyorum. Ama sonra, senaryonun içinde bu gerçeklikleri birbirine bağlayacak işaretleri yerleştiriyorum sonra.

Bu işaretleri koyarken, bu filmlerimin kimler tarafından izleneceğini hiç düşünmüyorum. O işaretlerle kendim için bir dünya kuruyorum.

Bir eve geliyorsunuz. Kapı kilitli. Dönmüyor. Bilinçaltınızda bir şeylerin iyi gitmediğine dair. İşaretler oluşuyor. Evin bahçe duvarı kırık. Giderek tedirgin oluyoruz. Ondan sonraki işarette iki çocuk aileden uzaklaşıp deniz kenarına gidiyor. İyice tedirgin oluyoruz. Çocuklar evin içine girdiğinde her şeyin kırılmış olduğunu görüyoruz. Tedirginliğimiz artınca, kısa sürede kötü bir şey olacağını biliriz.

Örneğin biri rüyasında dişlerinin düştüğünü görüyor. Bizim kültürümüzde bu ölüm anlamına gelir. Filmde o ölüm kısa süre içinde gerçekleşecektir.

Bu örnekleri hep işaretlerin benim için önemini anlatmak amacıyla veriyorum.

Son filmimde bir sahne var: Dolmuştaki kadın yanındaki kişiden biraz toparlanmasını istiyor. O kişi utanıyor. Ama burada anladığımızdan-gördüğümüzden değil hissimizden bahsediyorum. Hemen ardından gelen tiyatro sahnesinde aşağılanan bir kadın oyuncu kendini kötü hissediyor. Bu işaretler öyle bir yere gidiyor ki, bir gece ansınız biri bunların evine giriyor. Bütün bu hisler, filmin baş karakterine kadar uzanıyor. Bu duygu sürekliliği film boyunca devam ediyor.

Bir filmi yaparken, seyircinin yönetmenle aynı işaret yorumlamasına ulaşmasını beklemememiz gerekiyor. Her seyirci farklı bir yoruma ulaşabilmeli.

Günümüzün sinema seyircisi, yönetmenle “göz seviyesinde” bir ilişki kuruyor. Zaten günümüzün yönetmeni, sinemanın başlangıç yıllarının tersine “ders vermek” amacıyla film yapmıyor.

Farklı izleyiciler farklı yerlerden izlemek isteyebilir. Kimi sosyolojik, kimi siyasal, kimi ahlakçı. Bu seyirciye kalmış bir şey. Bu dediklerim korkutucu olabilir. Biz bir yönetmen olarak bütün bu perspektifleri mi bilmeliyiz yani? Hayır. Biz sadece hayatı bilmeliyiz. Çünkü bütün bunların doğuş yeri hayat.

Bazen bir seyirci benim filmimle ilgili, benim hiç düşünmediğim bir konuda yorum yapabilir. Benim düşünmediğim bir sonuca ulaşmış olabilir.

Bir film bize ne yapar? Bizi üzer ya da sevindirir. Ya da ikisini birlikte yapar. Eğer film bununla kalırsa, filmi unutacağız demektir. Eğer sevinç ya da üzüntü düşünceye dönüşürse o film kalıcı olabilir.

Filmin sonunda sizi düşünmeye iten bir soru işareti olmalıdır.

Günümüzde filmler farklı ortamlarda seyrediliyor. Benim isteğim sinema perdesinde ve toplu bir şekilde izlenmesidir. Sinemada izleyip bir arkadaşıma önerdiğim filmi, arkadaşım DVD ile izlediyse aynı enerjiyi almamış olur. İzleme dinamiklerimiz farklıdır. Sinemada izlemek bir toplu ayin gibidir. MA teknolojik değişimin önüne geçemeyiz. Bu değişim perdelerin ve sinemaların daha da küçülmesine neden olur.

Umarım biz yaşadıkça sinemalar kalır. Biz öldükten sonrasını bilemeyiz.

Tiyatroyla tanıştıktan sonra edebiyata ve şiirle olan ilgim arttı. Bu konuda çok güçlü bir kültürün içinde geliyorum.

Bir yönetmen kendi ülkesinde yaptığı filmleri bütün kalbiyle yapar. Ama başka bir ülkede film yapmaya başladığında zeka da giriyor devreye. Başka kültürlerde film yapmanın farkıdır bu. Bazı izleyiciler daha çok duygu ister ama bazılar da mantığı arar daha çok. Ben her iki seyirci kitlesini de gördüm ve yaşadım. Peki ben neden başka ülkelerde film yapıyorum. Daha global olmak için değil. Aslında global olmak için daha yerel olmak lazım. Ben sadece yeni tecrübeler olsun diye yapıyorum. Risk almak istiyorum.

“Bir Ayrılık” başarılı oldu ve konuşuluyordu. Sürekli seyahat halindeydim. Ve otel odalarında “Geçmiş” filminin senaryosunu yazıyordum. Bu filmle risk almak istiyordum. Ama hiçbir zaman hayatımda Fransa’da film yapacağımı düşünmüyordum. Bir akşam Tahran’da bir arkadaşımın evinde gittim. Bana Kanada’ya gittiğini söyledi. On beş sene önce ayrıldığım kadından resmen boşanmak için gidiyorum dedi. Ve Kanada dönüşü o kadınla iki hafta aynı evde yaşadığını söyledi. Ben de bu konudan kopamadım. Bu süre boyunca hep geçmişle ilgili konuşacaklarını düşündüm.

Bir filmimin sonunu nasıl bulurum? Bazıları filmlerimin açık bir sonu olduğunu düşünür. Önceleri bu yorumu sevmiyordum. Benim filmlerimin iki başlangıcı ve bir sonu vardır. Son denilen şey, insanların kaderlerinin değişmesidir. İki başlangıç nedir? Biri filmin ilk dakikalarında gördüğümüz başlangıç. Diğeri de filmin sonunda gördüğümüz başlangıç. Bu açık bir son değildir. Filmin yeniden zihninizde başladığı andır.

Hikaye ipten bir askıdır. Bu ipin bir ucu bir duvara, diğer ucu öbür duvara asılır. Ve üstüne elbiseler asarız. Bir son bağlamazsak elbiseler asılamaz, düşer. Hikayenizi yazarken her zaman bir son bulundurun aklınızda. Belki bu gerçekten kullanacağınız son değildir. Belki değiştireceksiniz ama kalemi her elinize aldığınızda bu sonu düşünün. Son olmadan bir senaryo yazamayız.

Yazmak isteyenlere bir önerim var. Anlatmak istediğiniz hikayeyi çevrenizdekilere üç satıda anlatabilin. Ve bu üç satırda başlangıç-orta ve son olsun. Başlayıp da sonu ne olacak bilmiyorum, diyemezsiniz.

Filmlerimde olaylara/ durumlara ve karakterlere anlatıcı mesafesiyle yaklaşırım. Mezar taşıma bir şey yazılacaksa karakterlerime mesafe konusunda yazılmalı. Bu mesafeyi hiç kaybetmedim. Peki nasıl? Herke iyi değildir. Ben bütün karakterlerime zaman veriyorum ve onların kendilerini müdafaa etmelerine alan tanıyorum. Bütün film boyunca yanlış davranmış bir karakterim olabilir. Ama yönetmen olarak ona zaman vermeniz gerekir. Bütün karakterlere eşit fırsat vermelisiniz. Benim eşit mesafe dediğim şey o fırsattır. Karakterlerimiz, onlarla empati kuracak kadar zaman tanımalıyız.

Benim yapmış olduğum bütün filmlerde bütün karakterlerimle empati kurulur. Bu benim yasam.

Eğer siz karakterleri iyi ve kötü diye ayırırsanız seyircinin zihnine güvenmemiş olur ve onlara güvenmemiş olursunuz. Yönetmen olarak seyirciyi sınırlamazsanız, iyiyle kötü arasındaki savaştan ziyade bir nokta yaratırsınız. İyiyle iyi arasındaki savaşı kim kazanacak der seyirci.

Örneğin “Bir Ayrılık”ın başlangıcında kamera yargıcın yerinde oturur. Seyricinin oturduğu yerdir orası.

Kadın ve erkek hakkında neler düşünüyorum? Niçin dünyayı kadın ya da erkek açısından görelim. Bizim kültürümüzde böyle olması gerekirken, bana Batı’da daha çok gelir bu sorular. Ben yazarken kadın ya da erkek diye düşünmem; yazdığımı insan olarak görürüm. İnsanları kadın ya da erkek olarak ayırmanın bir saygısızlık olduğunu düşünüyorum. Ben karakterlerimi birbirlerinden cinsiyet temelli ayırmam. Evet, kadın ve erkeğe ait farklılıklar vardır. Benim filmlerimdeki kadınlar daha ileri bakar. Erkekler ise daha çok geçmişte olan bitenle ilgilenir. Bunun nedenini şöyle buldum. Kadınlar doğurgan oldukları için daha çok geleceğe bakıyor. Erkekler ise daha çok çalıştıkları toprağa, yere ve geçmişe bakıyor.

Bence Ingmar Bergman nedir? Beni çok etkilemiş bir yönetmen. Beni hayrete düşürebiliyor her seferinde, bu kadar katmanlı karakter inceleyebilmesi benzersiz. Bergman’ın “Utanç” filmini izlediğimde, yazdıklarımın ona ne kadar yakın olduğunu hissetmişimdir. Ben de bu filme saygımdan bir filmimde karakterlerimden birinin odasına bu filmin posterini astım. Bergman’ın yerinin doldurulamayacağını düşünüyorum.

“Bir Ayrılık” filmindeki küçük kız benim kızım. Şimdi büyüdü ve benim en büyük eleştirmenim. Kızım en sevdiği filmimin “Geçmiş” olduğunu söylüyor. Bu övgü, bu filmi çektiğim için mutlu olmama yeter.

Hareketli kameranın hayatımızdaki karşılığı önemli. Savaşları izlemeye başlamamızla, hareketli kameranın gerçekliğine inanmaya başladık. Savaşlar ve savaşları anlatan belgeseller. Kamera ne zaman titrese, onun gerçek olduğuna inanıyoruz. Oysa gerçeklikte gözümüz daha çok “dolly” hareketi gibi bir görüntü sunuyor bize.

Batı sanatında sanatçı kendini göstermeye çalışır. Doğu sanatında ise sanatçı kaybolmaya çalışır. Batı sanatındaki bir eseri değerlendirirken, imzadan ayrı düşünemezsiniz. Doğu’da böyle değildir. Sanatçı aradan çıkar.

Tiyatro geçmişimden dolayı provayla çalışmaya çok alışkanım. Ama her oyuncunun farklı bir prova anlayışı vardır. Bazıları çok duygusal, bazıları çok mantık çerçevesinde davranır. Ben oyuncularla işimi çekimden önce bitiririm.

Not: Bu yazı, söyleşi sırasında aldığım notlardan oluşuyor. Sunumun büyük bir kısmı yazıya döküldü. Sadece soru-cevap bölümünü daha kısa okuyacaksınız. Yazım hataları varsa, kusura bakmayın. Yazım hatalarından kaynaklanan anlam hataları da benim suçumdur. Çünkü Farhadi anlam boşluğu bırakmayacak bir konuşma yaptı. Ustalık Sınıfı sunumu iki saatten uzun sürdü. Salon ve balkon tümüyle doluydu. Soru-cevap bölümünde uluslararası konuklar (doğudan ve batıdan) uzmanlık soruları sordular. Kadraj tercihlerinden, kamera kullanımına kadar…”

Kaynak: Cineritüel

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Festivaller

4. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali Faydalı Atölyeler ile Devam Ediyor

Atölyelere katılımlar tamamen ücretsiz.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

4. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali

4. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali”nin ikinci etabı birbirinden farklı atölye çalışmaları ile devam edecek.

Pandemi koşulları nedeniyle online olarak devam eden 4. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali‘nin ikinci etabı 22 Nisan’da başlıyor. İlk etabı 1-7 Mart tarihleri arasında Türkiye’de, Birleşik Krallık’ta ve Kosova’da başarıyla gerçekleşen festivalin ikinci etabı hız kesmeden devam ediyor. Kısmı karantina koşullarının geçerli olduğu ülkemizde Nisan ve Mayıs aylarında sinemaseverlere unutulmaz bir sinema deneyimine davet ediyor.

Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nin ikinci etabında birbirinden seçkin atölyeler, katılımcılarla buluşuyor. Festival programı dahilindeki atölyeler ise;

  • Prof. Berrak Taranç ile “Çocuklar için Müzik Atölyesi” (23 Nisan 2021)
  • Hira Selma Kalkan ile “Sanatla Terapi Atölyesi” (24 Nisan 2021)
  • WMC’nin katkılarıyla Sezen Kayhan ile “Belgesel Yapımında Fırsatlar ve Engeller Atölyesi” (30 Nisan 2021)
  • Yalnızca festival katılımcısı yönetmenlere açık olacak Zeynep Merve Uygun ile “KYF Doc Lab: Yeni Medya Belgeselleri MasterClass” (25 Nisan 2021) atölyesi de festival programı dahilinde yapılacak.

Atölyelere katılımlar tamamen ücretsiz ve kadinyonetmenlerfestivali.com adresi üzerinden başvurular açık.

Kadın Yönetmenler Derneği’nin organizasyonu ile hayata geçen 4. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali bu yıl #sığamıyoruz sloganıyla kaldığı yerden devam ediyor. Yönetmen söyleşileri ve Ulusal seçkinin yanı sıra seçkin Balkan Sinemasından örnekler, Dr. Ebru Beyazıt’ın fotoğraf seçkisi festivalin resmi web sitesi üzerinden 22 Nisan-5 Mayıs tarihleri arasında sinemaseverler tarafından tamamen ücretsiz, zaman kısıtlaması olmadan, yalnızca web sitesi üyeliği ile izlenebiliyor.

Okumaya Devam Et

Festivaller

74. Cannes Film Festivali’nin Açılış Filmi Annette Oldu

6 Temmuz’da Cannes’da prömiyerini gerçekleştirecek!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Annette

Bu sene 74. sü düzenlenecek olan Cannes Film Festivali’nin merakla beklenen açılış filmi, Adam Driver ve Marion Cotillard’lı Annette filmi olacak.

Spike Lee başkanlığında 74. sü düzenlenecek olan Cannes Film Festivali‘nin açılış filmi belli oldu. Bu sene heyecanla beklenen festivalin açılışını Adam Driver ve Marion Cotillard‘ın başrollerini paylaştığı Annette filmi yapacak.

6 Temmuz tarihinde Cannes’da prömiyerini gerçekleştirecek filmin yönetmen koltuğuna, Leos Carax oturuyor. Charles Gillibert, Paul-Dominique Vacharasinthu ve Adam Driver‘ın yapımcısı olduğu film, operacı eşinin ölümünün ardından 2 yaşındaki bir çocuğa bakmak zorunda kalan bir stand-up komedyeninin hikayesini anlatıyor.

74. kez 6-17 Temmuz tarihleri arasında düzenlenecek olan Cannes Film Festivali‘nin detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Festivaller

40. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma Filmleri Belli Oldu

Yarışmaya 13 film layık görüldü!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

 İstanbul Film Festivali

Bu yıl 40.’sı düzenlenen “İstanbul Film Festivali“nde Ulusal Yarışma kategorisinde yarışacak 13 film belli oldu. 

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından ilk kez 1982 yılında bir sinema haftası olarak düzenlenen İstanbul Film Festivali, bu yıl 40. yaşını kutluyor. 29 Haziran’a kadar devam edecek 40. İstanbul Film Festivali, 1 Nisan tarihinde ilk çevrimiçi gösterimiyle başladı. 

Dünya sinemasının en çok konuşulan örneklerinden, sinemamızın yeni yapımlarına, uluslararası festivallerde prömiyer yapmış ödüllü filmlerden klasiklere ve yeni keşiflere, aralarında efsane yönetmenlerden iz bırakan başyapıtların ve kült filmlerin de bulunduğu zengin programıyla bu yıl pandemi şartlarını da gözetmeye devam ederek nisan, mayıs ve haziran aylarına yayılıyor. 

40. İstanbul Film Festivali’nin çevrimiçi gösterimleri filmonline.iksv.org üzerinden gerçekleşiyor. Nisan ve mayıs ayları boyunca her perşembe, cuma, cumartesi ve pazar günü yeni filmler gösterime sunuluyor. Festivalin Ulusal Yarışma, Ulusal Belgesel Yarışması ve Ulusal Kısa Film Yarışması‘nın 20-29 Mayıs’ta çevrimiçi ve pandemi koşullarına bağlı olarak sinema salonlarında gerçekleştirilmesi planlanıyor. Festivalin Uluslararası Yarışma ile Galalar bölümlerindeki filmlerin, haziran ayında hem açık hava mekânlarda hem de sinema salonlarıyla çevrimiçi platformda festival takipçileri ile buluşması bekleniyor. 

Festival gösterimlerine kısıtlama ve uygulamaların elverdiği durumda yurtiçinden ve yurtdışından konuk yönetmen ve oyuncuların katılımı da planlanan festivalin Ulusal Yarışma bölümünde yarışacak filmler ise bugün açıklandı.

İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma Filmleri

  • Av / AV: The Hunt / Emre Akay 
  • 9,75 / Uluç Bayraktar 
  • Sardunya / Geranium / Çağıl Bocut 
  • Bir Nefes Daha / When I’m Done Dying / Nisan Dağ 
  • Beni Sevenler Listesi / The List of Those Who Love Me / Emre Erdoğdu 
  • Yeniden Leyla / Leyla Once Again / Barış Hancıoğulları 
  • Zîn ve Ali’nin Hikâyesi / Govenda Ali û Dayka Zîn / The Dance of Ali and Zin / Mehmet Ali Konar 
  • Af / Forgiveness / Cem Özay 
  • Çatlak / Fractured / Fikret Reyhan 
  • Cemil Şov / The Cemil Show / Barış Sarhan 
  • İnsanlar İkiye Ayrılır / Two Types of People / Tunç Şahin 
  • Dirlik Düzenlik / It’s All About Peace and Harmony / Nesimi Yetik 
  • Sen Ben Lenin / You Me Lenin / Tufan Taştan 
Okumaya Devam Et

Popüler