Başrollerde Tom ve Julia varsa…

Genel

Başrollerde Tom ve Julia varsa, romantik komediye bile katlanılır!

Çağdaş sinemanın simge aktörlerinden Tom Hanks, hem yazdığı, hem yönettiği, hem ortak yapımcılığını üstlendiği, hem de kendi kuşağının bir diğer saygın oyuncusu Julia Roberts ile başrolünü paylaştığı ‘Larry Crowne’da, Hollywood’un artık zirvesine ulaştığı ‘romantik komedi’ türünün üzerine yeni bir tuğla ekleyemese de film iki popüler oyuncunun sımsıcak performanslarıyla kendisini rahatça izlettiriyor.

ALİ MURAT GÜVEN
alimuratg@yahoo.com

 

 

LARRY CROWNE

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2011, ABD yapımı
Türü ve Süresi: Duygusal Drama-Romans / 98 dakika
Gösterim Formatı: 35 mm standart sinema filmi
Perdedeki Resim Formatı: 2.35:1 / Genişperde (Widescreen)
Ülkemizde Gösterime Sunulan Kopya Sayısı: 81
Yönetmen: Tom Hanks
Senaristler: Tom Hanks, Nia Vardalos
Görüntü Yönetmeni: Philippe Rousselot
Özgün Müzik Bestecisi: James Newton Howard
Kurgucu: Alan Cody
Yapım Tasarımcısı: Victor Kempster
Sanat Yönetmeni: Carlos Menéndez
Set Dekoratörü: Cheryl Carasik
Kostüm Tasarımcısı: Albert Wolsky
Makyaj Tasarım Ekibi Şefi: John Blake
Saç Tasarım Ekibi Şefi: Linda D. Flowers
Oyuncular: Tom Hanks (Larry Crowne), Julia Roberts (Mercedes Tainot), Gugu Mbatha-Raw (Talia), Wilmer Valderrrama (Dell), Pam Grier (Frances), Sarah Mahoney (Samantha), Roxana Orteqa (Alvarez), Taraji B. Henson (B’Ella), Sy Richardson (Avery), Bob Stephenson (Andrews), Rami Malek (Steve Dibiasi)
İthalatçı Şirket: Fida Film
Dağıtıcı Şirket: UIP Film
İçerik Uyarıları: Genel çerçevesiyle temiz bir film olmakla birlikte, içerdiği kısa süreli bir argo diyalog ve yüzeysel cinsellik nedeniyle ilköğretim çağındaki izleyiciler için uygun bir yapım değildir.
Ailece izlenebilir mi? / ŞARTLI EVET (Ailenin küçük üyelerinin 13 yaşından daha büyük olması şartıyla)
Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı: www.larrycrowne.com
Yeni Şafak-Sinema Yıldız Puanı: * * 1/2

 

FİLMİN KONUSU: Saf ve sevimli kahramanımız Larry Crowne, Amerikan deniz kuvvetlerinden istifa ettikten sonra özel bir şirkette çalışmaya başlamış ve orada zaman içinde çok başarılı bir ekip şefine dönüşmüştür. Bütün bu göz kamaştırıcı performansına karşılık, şirketi ekonomik kriz nedeniyle küçülmeye gidince Larry de ansızın işsiz kalır. Ev kredisini ödemekte zorlanan ve boş geçirdiği günlerde ne yapacağını bilemeyen adamımız, sonunda yakın arkadaşları Lamar ve B’Ella’nın tavsiyelerine uyarak, hayatta yepyeni bir başlangıç yapmak üzere yerel üniversiteye gitmeye karar verir.

 

Geçkince yaşına rağmen, Doğu Vadisi Halk Üniversitesi’nde, çoğunluğunu genç öğrencilerin oluşturduğu renkli bir grubun içine katılan Larry, orada kendilerine daha iyi bir gelecek kurmaya çalışan güzel Talia ve erkek arkadaşı Dell gibi deli dolu arkadaşlar edinecek; bu arada -kendisini de hayrete düşürecek şekilde- hitâbet hocası Mercedes Tainot’a âşık olacaktır. Mercedes, hem aşka hem de mesleğine yönelik ilgisini büyük ölçüde yitirmiş depresif bir kadındır. Olanca yılgınlığına rağmen, Larry’deki bu samimi hayata tutunma çabasının giderek kendisi için de ilham verici olduğunu fark eder. Sonuçta, o da müthiş bir değişim geçiren bu yaşlı öğrencisine gitgide artan bir yakınlık duymaya başlayacaktır.

 

Tom Hanks, ya da tam adıyla Thomas Jeffrey Hanks’i sinema sektöründe en fazla hangi meziyetiyle tanırsınız? Sanırım, bu sorunun cevabını verirken pek çoğunuz, “beyazperdede üstlendiği rolleri ete kemiğe büründürecek kadar başarılı aktörlük performansıyla” cümlesinde hemfikir olacaktır.

Kendisini 1984 yılında dünya çapında üne kavuşturan ilk başrolü, sonradan has dostuna dönüşecek olan Ron Howard’ın çektiği “Denizkızı” (Splash) adlı romantik serüvenden itibaren, “Büyük”ten (Big), “Sevginin Bağladıkları”na (Sleepless in Seattle), “Forrest Gump”tan “Apollo 13″e, “Er Ryan’ı Kurtarmak”tan (Saving Private Ryan) “Yeşil Yol”a (The Green Mile) uzanan birbirinden ilginç ve değerli yapıtlarda bizlere unutulmaz karakterler armağan etmiş bir sanatçı o… Hattâ, kimi zaman da “Oyuncak Hikâyesi” (Toy Story) animasyon üçlemesinde olduğu gibi yalnızca Kovboy Woody’yi seslendirerek, “Kutup Ekspresi”nde (The Polar Express) ise bir dizi farklı animasyon kahramana hem fiziksel görünümünü hem de sesini vererek, Hollywood’un hani ya deyim yerindeyse etinden, sütünden, yağından ve postundan tepe tepe istifade ettiği son derece verimli bir sinema adamı…

Ancak, Hanks’in sektörde bu gibi meziyetlerinin birazcık gölgesinde kalmış daha başka yönleri var ki onların da yalnızca kendisini çok yakın takibe almış bulunan sinefiller farkında… Öncelikle, günümüzde çok başarılı bir sinema-TV yapımcısı olarak kabul edilen sanatçı, kamera önünde oyuncu olarak kazandıklarını, 1990’ların ikinci yarısından itibaren kameranın ardına geçerek yine sinemaya harcamaya başladı. Bu süreçte de gösterime girdiğinde büyük ses getiren TV dizileri ve sinema filmlerinin yürütücü yapımcılığını gerçekleştirdi. Ki aynı zamanda başrolünü de üstlendiği dikkate değer çalışmalardan biri olan 2000 tarihli “Kazazede” (Cast Away), kadrosunda finansör olarak yer aldığı üç düzineye yakın prodüksiyon arasında ilk anda aklımıza gelenlerden biri…

Bütün bunların ötesinde, Hanks’in spot ışıklarının altına en az çıkan yeteneği ise “yönetmenlik”… Öyle ki pek çok sinemasever, onun meslek hayatı boyunca beyazcam ya da beyazperde için herhangi projeyi yönettiğinden bile habersiz durumda. Oysa, 1992 yılında kameranın ardına ilk kez geçip komut verdiği “Mezardan Hikâyeler” (Tales from the Crypt) adlı korku-gerilim içerikli televizyon dizisinden bu yana, yönetmenlik mesleği sanatçının gönlünde yatan aslanlardan bir diğerini oluşturuyor.

Son 20 yılda yarım düzine dolayında dizide yönetmenlik yapan Tom ağabeyimizin uzun metrajlı sinema filmi alanındaki ilk girişimi ise 1996 yılına dayanmakta… “Yapacağın Şey Bu!” (That Thing You Do!) adını taşıyan, 1960’ların başlarında, Beatles müziğinin istilâsı altındaki ABD’de yerel çizgiler içeren rock müzik arayışlarının anlatıldığı bir gençlik filmiyle uzun metraj yönetmenliğine merhaba diyen ve o günlerde orta karar bir başarı elde eden Hanks, ta 55 yaşında çektiği “Larry Crowne”a kadar bir daha da bu zorlu alana el atmamıştı.

Lafı hiç dolandırmadan ifade etmek isterim ki her ne projede rol alırsa alsın, benim için Tom Hanks’i beyazperdede izlemek vazgeçilmez bir zevk… Çünkü, kendisi Amerikan sinemasında, gerek içinde yer almayı kabul ettiği insancıl mesajlarla bezenmiş projeler, gerekse kamuoyuna hem aktör hem de “aile babası” olarak sunduğu pozitif resimle, sinema dünyasında benzerine öyle pek de sıklıkla rastlanmayan türden bir yıldız… Filmografisini şöyle bir gözünüzün önüne getirirseniz, arada sırada perdeden dışarı burnunu hafiften bir uzatan “Amerikan milliyetçisi damar” bir kenara bırakıldığında, hiç bir sinemasever “Ben bir Hanks filmi izledim ve anlattığı hikâyeden midem bulandı” diyemez. Genel olarak, kitlelere umut aşılayan, özellikle de çocuklara ve gençlere hayat yolunda olumlu mesajlar veren filmlerin yapımcı ve oyuncusu olarak karşımıza çıkan bu sevimli suratlı adam, yönetmenlik özlemini gidermek amacıyla çektiği âşikâr olan son hikâyesinde de yine benzer bir iyimserliğin izini sürüyor.

Yaşadığı bütün olumsuzluklara rağmen yüzünden gülücük hiç eksik olmayan ve hayata var gücüyle asılan Larry, günümüzün anti-depresanlarla ayakta duran metropol insanlarına ne kadar güzel bir örnek teşkil ediyorsa, onun hiç sönmeyen neşesi, heyecanı ve diriliği karşısında mecburen silkelenip kendisini toparlamaya girişen depresif partneri Mercedes de aynı oranda değerli alt mesajlar taşıyan bir karakter…

Sahip olduğu bu iyimser bakış açısıyla, klasik dönem Amerikan sinemasının unutulmaz yönetmenlerinden, büyük usta Frank Capra’nın ahlâkçılığıyla büyük paralellikler gösteren “Larry Crowne”, onun dışında zıtların uyumu, ilk anda birbirine ters yaradılışlı iki kişinin sonradan birbirlerine sırılsıklam âşık olmaları gibi yönleriyle ise romantik komedi türünün sinemaseverlerce pek iyi bilinen klişelerini biraz daha neşeli bir tonda tekrarlamaktan öteye gidemiyor.

Başta Hanks ve partneri Julia Roberts olmak üzere, özenle seçilmiş bir oyuncu kadrosu, yanı sıra da kimi anlarda izleyiciye tatlı tatlı tebessüm ettiren hınzırca esprilerin dışında, Hanks’in yönetmenlik antrenmanı yapmak amacıyla çektiği, yanısıra da senaristliğini ve ortak yapımcılığını üstlendiği bu kutu gibi filmi hak ettiğinden daha fazla önemsemek safdillik olur. Ancak, sıcak yaz günlerinde sinema salonundan çıkarken insanın yüzüne bir gülümseme astığı ve kalbini yenide yaşama sevinciyle doldurduğu da tartışılmaz bir gerçek. Hanks’in sinemasını önemseyip sevmemin gerekçesi de tamamen böylesi özelliklerinden kaynaklanmakta: Hayattan ve insandan umudu hiç kesmiyor; hayata bakışındaki kişisel iyimserliği filmlerine de aynen yansıtıyor.

Eh, durum böyle olunca, çağımızda salonları işgâl eden onca kirli mesajlı yapımın arasında, bunu yapmayı tercih eden her yeni film de benden peşin peşin bir “iki buçuk yıldız” almayı başarıyor!

YAYIN TARİHİ: 10.07.2011

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up