Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Başrollerde Tom ve Julia varsa…

Yayınlandı

tarihinde

Başrollerde Tom ve Julia varsa, romantik komediye bile katlanılır!

Çağdaş sinemanın simge aktörlerinden Tom Hanks, hem yazdığı, hem yönettiği, hem ortak yapımcılığını üstlendiği, hem de kendi kuşağının bir diğer saygın oyuncusu Julia Roberts ile başrolünü paylaştığı ‘Larry Crowne’da, Hollywood’un artık zirvesine ulaştığı ‘romantik komedi’ türünün üzerine yeni bir tuğla ekleyemese de film iki popüler oyuncunun sımsıcak performanslarıyla kendisini rahatça izlettiriyor.

ALİ MURAT GÜVEN
alimuratg@yahoo.com

 

 

LARRY CROWNE

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2011, ABD yapımı
Türü ve Süresi: Duygusal Drama-Romans / 98 dakika
Gösterim Formatı: 35 mm standart sinema filmi
Perdedeki Resim Formatı: 2.35:1 / Genişperde (Widescreen)
Ülkemizde Gösterime Sunulan Kopya Sayısı: 81
Yönetmen: Tom Hanks
Senaristler: Tom Hanks, Nia Vardalos
Görüntü Yönetmeni: Philippe Rousselot
Özgün Müzik Bestecisi: James Newton Howard
Kurgucu: Alan Cody
Yapım Tasarımcısı: Victor Kempster
Sanat Yönetmeni: Carlos Menéndez
Set Dekoratörü: Cheryl Carasik
Kostüm Tasarımcısı: Albert Wolsky
Makyaj Tasarım Ekibi Şefi: John Blake
Saç Tasarım Ekibi Şefi: Linda D. Flowers
Oyuncular: Tom Hanks (Larry Crowne), Julia Roberts (Mercedes Tainot), Gugu Mbatha-Raw (Talia), Wilmer Valderrrama (Dell), Pam Grier (Frances), Sarah Mahoney (Samantha), Roxana Orteqa (Alvarez), Taraji B. Henson (B’Ella), Sy Richardson (Avery), Bob Stephenson (Andrews), Rami Malek (Steve Dibiasi)
İthalatçı Şirket: Fida Film
Dağıtıcı Şirket: UIP Film
İçerik Uyarıları: Genel çerçevesiyle temiz bir film olmakla birlikte, içerdiği kısa süreli bir argo diyalog ve yüzeysel cinsellik nedeniyle ilköğretim çağındaki izleyiciler için uygun bir yapım değildir.
Ailece izlenebilir mi? / ŞARTLI EVET (Ailenin küçük üyelerinin 13 yaşından daha büyük olması şartıyla)
Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı: www.larrycrowne.com
Yeni Şafak-Sinema Yıldız Puanı: * * 1/2

 

FİLMİN KONUSU: Saf ve sevimli kahramanımız Larry Crowne, Amerikan deniz kuvvetlerinden istifa ettikten sonra özel bir şirkette çalışmaya başlamış ve orada zaman içinde çok başarılı bir ekip şefine dönüşmüştür. Bütün bu göz kamaştırıcı performansına karşılık, şirketi ekonomik kriz nedeniyle küçülmeye gidince Larry de ansızın işsiz kalır. Ev kredisini ödemekte zorlanan ve boş geçirdiği günlerde ne yapacağını bilemeyen adamımız, sonunda yakın arkadaşları Lamar ve B’Ella’nın tavsiyelerine uyarak, hayatta yepyeni bir başlangıç yapmak üzere yerel üniversiteye gitmeye karar verir.

 

Geçkince yaşına rağmen, Doğu Vadisi Halk Üniversitesi’nde, çoğunluğunu genç öğrencilerin oluşturduğu renkli bir grubun içine katılan Larry, orada kendilerine daha iyi bir gelecek kurmaya çalışan güzel Talia ve erkek arkadaşı Dell gibi deli dolu arkadaşlar edinecek; bu arada -kendisini de hayrete düşürecek şekilde- hitâbet hocası Mercedes Tainot’a âşık olacaktır. Mercedes, hem aşka hem de mesleğine yönelik ilgisini büyük ölçüde yitirmiş depresif bir kadındır. Olanca yılgınlığına rağmen, Larry’deki bu samimi hayata tutunma çabasının giderek kendisi için de ilham verici olduğunu fark eder. Sonuçta, o da müthiş bir değişim geçiren bu yaşlı öğrencisine gitgide artan bir yakınlık duymaya başlayacaktır.

 

Tom Hanks, ya da tam adıyla Thomas Jeffrey Hanks’i sinema sektöründe en fazla hangi meziyetiyle tanırsınız? Sanırım, bu sorunun cevabını verirken pek çoğunuz, “beyazperdede üstlendiği rolleri ete kemiğe büründürecek kadar başarılı aktörlük performansıyla” cümlesinde hemfikir olacaktır.

Kendisini 1984 yılında dünya çapında üne kavuşturan ilk başrolü, sonradan has dostuna dönüşecek olan Ron Howard’ın çektiği “Denizkızı” (Splash) adlı romantik serüvenden itibaren, “Büyük”ten (Big), “Sevginin Bağladıkları”na (Sleepless in Seattle), “Forrest Gump”tan “Apollo 13″e, “Er Ryan’ı Kurtarmak”tan (Saving Private Ryan) “Yeşil Yol”a (The Green Mile) uzanan birbirinden ilginç ve değerli yapıtlarda bizlere unutulmaz karakterler armağan etmiş bir sanatçı o… Hattâ, kimi zaman da “Oyuncak Hikâyesi” (Toy Story) animasyon üçlemesinde olduğu gibi yalnızca Kovboy Woody’yi seslendirerek, “Kutup Ekspresi”nde (The Polar Express) ise bir dizi farklı animasyon kahramana hem fiziksel görünümünü hem de sesini vererek, Hollywood’un hani ya deyim yerindeyse etinden, sütünden, yağından ve postundan tepe tepe istifade ettiği son derece verimli bir sinema adamı…

Ancak, Hanks’in sektörde bu gibi meziyetlerinin birazcık gölgesinde kalmış daha başka yönleri var ki onların da yalnızca kendisini çok yakın takibe almış bulunan sinefiller farkında… Öncelikle, günümüzde çok başarılı bir sinema-TV yapımcısı olarak kabul edilen sanatçı, kamera önünde oyuncu olarak kazandıklarını, 1990’ların ikinci yarısından itibaren kameranın ardına geçerek yine sinemaya harcamaya başladı. Bu süreçte de gösterime girdiğinde büyük ses getiren TV dizileri ve sinema filmlerinin yürütücü yapımcılığını gerçekleştirdi. Ki aynı zamanda başrolünü de üstlendiği dikkate değer çalışmalardan biri olan 2000 tarihli “Kazazede” (Cast Away), kadrosunda finansör olarak yer aldığı üç düzineye yakın prodüksiyon arasında ilk anda aklımıza gelenlerden biri…

Bütün bunların ötesinde, Hanks’in spot ışıklarının altına en az çıkan yeteneği ise “yönetmenlik”… Öyle ki pek çok sinemasever, onun meslek hayatı boyunca beyazcam ya da beyazperde için herhangi projeyi yönettiğinden bile habersiz durumda. Oysa, 1992 yılında kameranın ardına ilk kez geçip komut verdiği “Mezardan Hikâyeler” (Tales from the Crypt) adlı korku-gerilim içerikli televizyon dizisinden bu yana, yönetmenlik mesleği sanatçının gönlünde yatan aslanlardan bir diğerini oluşturuyor.

Son 20 yılda yarım düzine dolayında dizide yönetmenlik yapan Tom ağabeyimizin uzun metrajlı sinema filmi alanındaki ilk girişimi ise 1996 yılına dayanmakta… “Yapacağın Şey Bu!” (That Thing You Do!) adını taşıyan, 1960’ların başlarında, Beatles müziğinin istilâsı altındaki ABD’de yerel çizgiler içeren rock müzik arayışlarının anlatıldığı bir gençlik filmiyle uzun metraj yönetmenliğine merhaba diyen ve o günlerde orta karar bir başarı elde eden Hanks, ta 55 yaşında çektiği “Larry Crowne”a kadar bir daha da bu zorlu alana el atmamıştı.

Lafı hiç dolandırmadan ifade etmek isterim ki her ne projede rol alırsa alsın, benim için Tom Hanks’i beyazperdede izlemek vazgeçilmez bir zevk… Çünkü, kendisi Amerikan sinemasında, gerek içinde yer almayı kabul ettiği insancıl mesajlarla bezenmiş projeler, gerekse kamuoyuna hem aktör hem de “aile babası” olarak sunduğu pozitif resimle, sinema dünyasında benzerine öyle pek de sıklıkla rastlanmayan türden bir yıldız… Filmografisini şöyle bir gözünüzün önüne getirirseniz, arada sırada perdeden dışarı burnunu hafiften bir uzatan “Amerikan milliyetçisi damar” bir kenara bırakıldığında, hiç bir sinemasever “Ben bir Hanks filmi izledim ve anlattığı hikâyeden midem bulandı” diyemez. Genel olarak, kitlelere umut aşılayan, özellikle de çocuklara ve gençlere hayat yolunda olumlu mesajlar veren filmlerin yapımcı ve oyuncusu olarak karşımıza çıkan bu sevimli suratlı adam, yönetmenlik özlemini gidermek amacıyla çektiği âşikâr olan son hikâyesinde de yine benzer bir iyimserliğin izini sürüyor.

Yaşadığı bütün olumsuzluklara rağmen yüzünden gülücük hiç eksik olmayan ve hayata var gücüyle asılan Larry, günümüzün anti-depresanlarla ayakta duran metropol insanlarına ne kadar güzel bir örnek teşkil ediyorsa, onun hiç sönmeyen neşesi, heyecanı ve diriliği karşısında mecburen silkelenip kendisini toparlamaya girişen depresif partneri Mercedes de aynı oranda değerli alt mesajlar taşıyan bir karakter…

Sahip olduğu bu iyimser bakış açısıyla, klasik dönem Amerikan sinemasının unutulmaz yönetmenlerinden, büyük usta Frank Capra’nın ahlâkçılığıyla büyük paralellikler gösteren “Larry Crowne”, onun dışında zıtların uyumu, ilk anda birbirine ters yaradılışlı iki kişinin sonradan birbirlerine sırılsıklam âşık olmaları gibi yönleriyle ise romantik komedi türünün sinemaseverlerce pek iyi bilinen klişelerini biraz daha neşeli bir tonda tekrarlamaktan öteye gidemiyor.

Başta Hanks ve partneri Julia Roberts olmak üzere, özenle seçilmiş bir oyuncu kadrosu, yanı sıra da kimi anlarda izleyiciye tatlı tatlı tebessüm ettiren hınzırca esprilerin dışında, Hanks’in yönetmenlik antrenmanı yapmak amacıyla çektiği, yanısıra da senaristliğini ve ortak yapımcılığını üstlendiği bu kutu gibi filmi hak ettiğinden daha fazla önemsemek safdillik olur. Ancak, sıcak yaz günlerinde sinema salonundan çıkarken insanın yüzüne bir gülümseme astığı ve kalbini yenide yaşama sevinciyle doldurduğu da tartışılmaz bir gerçek. Hanks’in sinemasını önemseyip sevmemin gerekçesi de tamamen böylesi özelliklerinden kaynaklanmakta: Hayattan ve insandan umudu hiç kesmiyor; hayata bakışındaki kişisel iyimserliği filmlerine de aynen yansıtıyor.

Eh, durum böyle olunca, çağımızda salonları işgâl eden onca kirli mesajlı yapımın arasında, bunu yapmayı tercih eden her yeni film de benden peşin peşin bir “iki buçuk yıldız” almayı başarıyor!

YAYIN TARİHİ: 10.07.2011

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

Çocukların gözünden film eleştirileri: Hakuna Matuta

Hakuna Matata programı YouTube kanalımızda yayınlanmaya başladı.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Çocukların gözünden çocuk filmi eleştirileri nasıl olur diyerek yola çıktığımız Hakuna Matata programı YouTube kanalımızda yayınlanmaya başladı.

İkizlerimiz İlve ve Meva bizler için hem bilgili hem de eğlenceli videolar hazırlıyor. Serinin ilk bölümünde geçen yılın rekortmen animasyonu Rafadan Tayfa 2: Göbeklitepe filmini eleştiren ikizler, 2 bölümde ise Hayao Miyazaki’nin sevilen animasyonlarından Küçük Deniz Kızı Ponyo filmini mercek altına aldı. Hakuna Mata’nın 3. bölümünde ise Tim Burton imzalı Alis Harikalar Diyarında filmi ikizlerin radarına takıldı.

Hakuna Matata’nın tüm bölümlerini izlemek ve güncel bölümlerden haberdar olmak için Sinefesto’nun Youtube kanalına abone olmayı ve bildirimleri açmayı unutmayın!

Okumaya Devam Et

Liste

Müzikleriyle Hafızalarda Yer Edinen 10 Güzel Film

Filmlerin ötesine geçen müzikler.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Bir filmin ortaya çıkış aşamasının en ince çizgilerinden biri olan müzik kullanımı, çoğu zaman filmin kaderini belirler. Öyle ki, ait olduğu filmin ötesine geçerek farklı hayal dünyaları kurduran film müzikleri, karakterlerin seyirciyle olan bağlarını kuvvetlendirerek beyaz perdenin en kalıcı hissiyatını oluşturur. Sizler için, müzikleriyle yıllar boyu hafızalarda yer edenin 10 güzel filmi derledik. İyi seyirler, iyi dinlemeler.

Requiem for a Dream (2000) Bir Rüya için Ağıt 

Darren Aronofsky’nin başyapıtı olarak görülen Requiem for a Dream, döneminin en çok beğeni kazanan filmlerinden biri olmuştur. Hubert Selby’nin romanından uyarlanan film, uyuşturucu bağımlısı Harry’nin trajik hikayesini seyirciyle buluşturur. Hikayesiyle uzun süre etkisinden çıkamayacağınız bir deneyim sunan Requiem for a Dream, aynı zamanda İngiliz müzisyen Clint Mansell’ın besteleriyle de yıllarca konuşulanlar arasında kalmayı başarmıştır.

Interstellar (2014) Yıldızlararası

Christopher Nolan’ın imzasını taşıyan Interstellar filmi, 2014’ün en iyi filmleri arasında yer almıştır. Distopik bir dünyada hayatta kalmaya çalışan Cooper’ın hikayesine odaklanan film; evren ve zaman kavramı üzerinden seyirciye unutulmaz bir deneyim yaşatıyor. Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Jessica Chastain, Matt Damon gibi ünlü isimlerin kadrosunda yer aldığı film, Nolan’ın vazgeçilmezi olan Hans Zimmer besteleriyle unutulmazlar arasına girmeyi başarıyor.

Nocturnal Animals (2016) Gece Hayvanları

Tom Ford’un yönetmenliğini yaptığı 2016 yapımı neo-noir ve psikolojik gerilim türlerindeki Nocturnal Animals, Austin Wright’ın kitabından beyaz perdeye uyanmıştır. 19 yıl önce ayrılmış bir çiftin ilişkisinin tekrar hatırlamasına odaklanan film, 73. Venedik Uluslararası Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü’ne layık görülmüştür. Abel Korzeniowski’nin imzasını taşıyan film müzikleri, seyirciyi hikaye atmosferinin içine çekerek eşsiz bir zaman dilimi sunuyor.

Extremely Loud & Incredibly Close (2011) Çok Gürültülü ve Çok Yakın

Tom Hanks, Thomas Horn, Sandra Bullock’un başrollerinde yer aldığı Extremely Loud & Incredibly Close, 11 Eylül saldırısında babasını kaybeden  Asperger sendromunlu bir çocuğun hikayesine odaklanıyor. Forrest Gump ile uyarlama dalında Oscar alan Eric Roth’un kaleme aldığı dram filmi, Alexandre Desplat’ın besteleriyle duygusal bir serüven vadediyor.

Jane Eyre (2011)

Cary Fukunaga’nın imzasını taşıyan romantik drama filmi Jane Eyre, Charlotte Brontë’nin aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanmıştır. Babasını kaybettikten sonra birçok zorlukla hayata tutunmaya çalışan bir kadının erkek egemen bir toplumda yaşadığı olaylar anlatılmaktadır.

Başrollerinde Mia Wasikowska, Michael Fassbender ve Jamie Bell’in yer aldığı filmin müziklerinde Altın Küre ve Oscar kazanmış usta besteci Dario Marianelli imzası bulunuyor.


In the Mood for Love (2000) Aşk Zamanı

Yapımcılığını, yönetmenliğini ve senaristliğini Wong Kar-wai‘nin üstlendiği, 2000 yılı yapımlı romantik dram filmi In the Mood for Love, 1962 yılında bir aşk hikâyesini konu alıyor. Maggie Cheung ve Tony Leung’in oynadığı film adını Zhou Xuan’un aynı isimli şarkısından almıştır.


J’ai perdu mon corps (2019) Bedenimi Kaybettim

Amelie’nin senaristi Guillaume Laurant’ın Mutlu El adlı romanından uyarlanan animasyon türündeki film, ayrıldığı vücudunu bulmaya karar veren ve bunun için laboratuvardan kaçan bir elin hikayesini konu ediyor.

 Bedeninden ayrılmış bir el, ait olduğu vücudu bulmak için laboratuvardan kaçarak yola koyulur. Ancak yol boyunca karşısına üstesinden gelmesi gereken birçok engel çıkar. Pizza kuryesi olan Naoufel’e kavuşmak için her şeyi yapmaya hazır olan el, önüne çıkan güvercinler ve sıçanlarla mücadele eder. Elin vücuttan nasıl ayrıldığının cevabı ise Naoufel ve Naoufel’in kütüphane çalışanı Gabrielle’e olan hislerinde saklıdır.

Dan Levy’nin müziklerine imza attığı film, 2019’un en başarılı yapımları arasında yer alıyor.


Arrival (2016) Geliş

Gizemli bir uzay gemisi dünyaya iniş yapar. Amaçlarının ne olduğu bilinmeyen uzaylılarla iletişim kurmanın yolları aranmaya başlar. Uzaylılarla iletişim kurması için bir dil bilimcisi olan Dr. Louise Banks hükümet tarafından göreve çağrılır. Uzaylıların barışçıl mı yoksa istilacı mı olduğu çözülmeye çalışılacaktır. Başrollerini Amy Adams ve Jeremy Renner’ın palaştığı Arrival filminin yönetmen koltuğunda Denis Villeneuve oturuyor.

2016’nın en iyi 10 filminden biri olarak seçilen film; 89. Akademi Ödülleri’nde 8, 74. Altın Küre Ödülleri’nde 2, 70. BAFTA Ödülleri’nde ise 9 adaylık elde etti. Filmi ön plana çıkaran özelliklerden birisi de şüphesiz ki Max Richter’ın eşsiz besteleriydi.


Perfect Sense (2011) Yeryüzündeki Son Aşk

Michael ilişkilerde bağlanma sorunu yaşayan ama yemek pişirme konusunda usta olan bir şeftir. Soğuk görünümlü ama işinin ehl-i doktor Susan ise uzun zamandır özel hayatına kimseyi sokmadan, kendisini sadece işine vermiştir.

Susan ve Michael yakınlaşırken, tüm dünyada insanların duygularını bir bir yok eden bir salgın hastalık ortaya çıkar. İnsanlar sevme yetilerini bir bir kaybederken Susan ve Michael’ın aşkı hayata tutunabilecek midir?

Eva Green ve Ewan McGregor’ın baş rolleri paylaştığı dram ve hüzün dolu filmde, McGregor ile daha önce Young Adam’da çalışmış olan İngiliz yönetmen David Mackenzie’nin imzası var.


Loving Vincent (2017)

Film, ünlü ressam Vincent Van Gogh’un oldukça ilgi çekici hayat hikayesini ressamın tablolarını bir araya getirerek anlatıyor. Filmde yer alan 60 bin karenin her biri Polonya ve Yunanistan’da yer alan stüdyoyu ziyaret eden 125 profesyonel yağlı boya ressamı tarafından çizildi. Film, Van Gogh’un etkileyici resimleri kadar tutkulu ve talihsiz hayat hikayesi ve gizemli ölümününü mercek altına alıyor.

Dorota Kobiela ve Hugh Welchman’ın yönetmenliğini üstlendiği filmin müzikleri ise Clint Mansell’a ait.

Okumaya Devam Et

Avrupa Sineması

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Ken Loach Filmi

Ken Loach sinemasında öne çıkan filmler.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sosyal açıdan eleştirel tarzı ve sosyalist idealleriyle tanınan usta yönetmen Ken Loach, beyaz perde yolculuğunda onlarca filme imza atma başarısını yakalamıştır.

Filmlerinde sosyalist kimliğini her zaman öne çıkaran Loach, sıradan insanı ele alarak onun günlük yaşamını, yaşadığı sosyal ve maddi zorlukları tüm çıplaklığıyla ortaya sermiştir. 2 kez Cannes Film Festival’inde büyük ödül alan yönetmenin izlenmesi gereken 10 filmini sizler için derledik. İyi seyirler.

Kes (1969) Kerkenez IMDb 7,9

“Belki bazen kötü biri oluyorum ama o kadar da değil efendim. Benden daha kötülerini tanıyorum ama yaptıkları yanlarına kalıyor.”

Okulda kabadayı, evde alakasız bir anne ve abisi tarafından dayak yiyen, işçi sınıfına ait bir Yorkshire çocuğu olan on beş yaşındaki Billy Casper, Kes adını verdiği bir şahini evcilleştirmeye ve eğitmeye başlamasıyla hayatının anlamı değişir. İngilizce öğretmeni Mr. Farthing ve sınıf arkadaşları tarafından yardım alan ve yüreklendirilen Billy, sonunda şimdiye kadar farkında olmadığı bir tarafını keşfederek mutsuz varlığının amacını bulur, ta ki hayatının trajedisi meydana gelene kadar.

Ken Loach’ın ilk filmi olan Kes, aynı zamanda yönetmenin en önemli filmleri arasında yer alır.


Riff-Raff (1991) Ayak Takımı IMDb 7,0

– Sen hiç depresyona girdin mi?
+ Depresyon burjuvalar içindir. Biz sadece sabah uyanır ve yollara düşeriz hepsi bu.

İşçi sınıfında geçen bir romantik komedi etiketiyle tanıtılan filmde, Londra’da hayat bulan bir aşkın hikayesi işleniyor. İnşaat firmasında çalışan bir işçi olan genç Stevie ile uyuşturucu bağımlısı, şarkıcı sevgilisinin öyküsünün anlatıldığı film yönetmeni Ken Loach, başrollerinde ise Robert Carlyle ile Emer McCourt bulunuyor.


Family Life (1971) Aile Hayatı IMDb 7,6

Genç bir kadın olan Janice, sıkıcı bir orta sınıfı hayatı sürdüren ve kızları ne zaman hayatta kendi yolunu bulmaya çalışsa “hata yapacağını” düşünen, kısıtlayıcı ve muhafazakar anne babasıyla birlikte yaşamaktadır. Kendileri için katı bir yaşam kurmuş olan anne baba, önyargılarıyla yaşamakta ve çocuklarının her türlü isyankar davranışını düzeltmek gerektiğine inanmaktadır. Kızları hamile kaldığında onu kürtaja zorlarlar ve kız kürtajın yol açtığı duygusal ve zihinsel sonuçlar ile baş etmeyi beceremediğinde, ikiyüzlü bir tavır sergileyerek onu “kendilerini üzmekle” suçlarlar. Bir kızları kaçıp kurtulmuştur; ama daha genç olanı hala evdedir ve iplerini koparamamaktadır. İkiyüzlü bir toplumun sert ve acı dolu portresini sunan bir başyapıt. Sandy Ratcliff, güçsüz ama çaba gösteren, ancak sonunda sistem tarafından yanlış anlamalarla yenilgiye uğratılan kız rolünde oldukça etkileyici.


Land and Freedom (1995) Ülke ve Özgürlük IMDb 7,6

Filmde Büyük Britanya Komünist Partisi’ne üye bir işsiz olan ve İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyetçilerin tarafında savaşa katılmaya karar veren David Carr’ın hikâyesi anlatılır. Ayrıca film İspanya İç Savaşı’na, Uluslararası Tugaylar aracılığıyla cumhuriyetçilere destek olmak üzere bizzat katılan George Orwell’ın burada yaşadıklarını kitaplaştırdığı Katalonya’ya Selam (Homage to Catalonia) adlı eserinde anlatılanlara geniş yer vermiştir. Film, FIPRESCI Uluslararası Eleştirmenler Ödülü ve Cannes Ekümenik Jüri Ödüllerinin sahibidir.


The Wind that Shakes the Barley (2006) Özgürlük Rüzgarı IMDb 7,5

“Neye karşı olduğunu bilmek kolay ama ne için savaştığını bilmek bir onurdur.”

Özgürlük Rüzgârı, İrlanda Bağımsızlık Savaşı (1919-1921) ve İrlanda İç Savaşı’nı (1922-1923) konu almaktadır. Film, adını “The Wind That Shakes the Barley” şarkısından almıştır.

Ken Loach’un çektiği en önemli filmlerden biri olan Özgürlük Rüzgarı, 2006 yılında Cannes’da Altın Palmiye’nin de sahibi olmuştu.


Ladybird Ladybird (1994) Minik Kuş, Minik Kuş IMDb 7,4

Gerçek bir hikayeden uyarlanan filmde Maggie Conlan’ın mücadelesine tanık oluyoruz. Her biri farklı adamlardan dört çocuğu olan Maggie, her gün yalnızlığın zorluklarıyla yüzleşmektedir.  Bir gece işi nedeniyle çocuklarını evde yalnız bırakmak zorunda kaldığında hayatı kabusa dönüşecektir. Evde yangın çıkar ve sosyal hizmetlerden gelen görevliler, çocukları annesinden alır. Maggie çocuklarını geri almaya çalışırken Jorge isimli bir adamla karşılaşır ve aralarında mutlu bir ilişki başlar. Tam her şey yoluna girecekken yeni talihsizlikler yaşanacaktır.


Sweet Sixteen (2002) Afili Delikanlı IMDb 7,4

Sweet Sixteen, Liam isminde hapishaneden çıkacak annesi ile yeni bir hayata başlamayı uman bir gencin hikâyesini anlatmaktadır. Liam’ın bu uğurda para kazanma çabalarının arkaplanını İskoçya’daki sosyal hayat oluşturmaktadır.


My Name Is Joe (1998) Benim adım Joe IMDb 7,5

Glasgow’un fakir mahallelerinden birinde oturan Joe, hayatını geçici işlerle kazanmakta ve bir yandan da bir futbol takımını çalıştırmaktadır. Takımdaki oyunculardan birisinin, mahallenin mafyatik tiplerinden birine yüklü bir borcu vardır. Karısı uyuşturucu bağımlısı olan Liam’a yardım etmek Joe’ya düşecektir. Kendisi de bin türlü belaya bulaşmış olan Joe, sosyal görevli Sarah ile aşk yaşamaya başlar ve ikisi birlikte Liam ve ailesine yardım etmenin yollarını bulmaya çalışırlar.


Raining Stones (1993) Yağan Taşlar IMDb 7,4

Bob, küçük kızına pahalı ve yeni bir elbise almak istemektedir. Süreç içerisinde inandığı değerler, para, yoksulluk ve din olgusunun çatışmasını hissedecek olan Bob, “kurtuluş” kavramına artık farklı bir anlam yükleme dönemine girecektir.


I, Daniel Blake (2016) Ben, Daniel Blake IMDb 7,9

“Kimseye boyun eğmem, ama elimden gelirse komşumun gözünün içine bakarak ona yardım ederim. Sadaka istemiyorum ve kabul de etmiyorum. Benim adım Daniel Blake. Ben bir insanım, bir köpek değilim.”

Daniel Blake bir marangozdur. Geçirdiği kalp krizi nedeniyle çalışmasına izin verilmez. Devlet yardımı alamayınca da iş aramak zorunda kalır. Daniel bu süreçte yalnız genç bir anne olan Katie ve onun çocuklarıyla dostluk kurar. Katie, çocukları Daisy ve Dylan ile birlikte uzak bir şehirdeki küçük apartman dairesinde yaşamaya başlamıştır. Aynı kaderin kurbanı olan Daniel ve Katie, kendilerini sosyal yardım bürokrasisinin girdabında sürüklenirken bulurlar.

Film, 2016 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye dahil olmak üzere 3 ödül birden aldı. Ayrıca film, Ken Loach’a ikinci Altın Palmiye’sini kazandırmıştır.

Okumaya Devam Et

Popüler