Ayla: Bir Hollywood Projesi

Manşet Serbest Kürsü
Ayla: Bir Hollywood Projesi

Abdullah Çevik kaleme aldı. 

Her şey Amerika’nın Hiroşima ve Nagasaki’ye atom bombası atmasıyla başladı. Bu insanlık suçunu fırsat bilen Sovyetler, Japonya’ya karşı savaş ilan edip askeri birlikleriyle Kuzey Kore’ye girerek 38. enleme kadar ilerlediler. Kuzeyi Sovyetlerin, güneyi Amerika’nın işgaline maruz kalan Kore böylece ikiye bölündü. Asya’ya uzanabilme konusunda stratejik öneme sahip olan Kore, 1950 Haziran’ında Kuzey ve Güney arasındaki çarpışmalarla savaşı büsbütün yaşamaya başladı. Türkiye, Amerika’nın tazyikiyle harekete geçen Birleşmiş Milletler Kuvveti’ne 1 tugayla dahil edildi. 3 yıl süren savaşta Türk askerinin sergilediği üstün kabiliyet diğer ülkeler tarafından şaşkınlıkla ve hayranlıkla karşılandı. Çünkü İstiklal Harbi’nden sonra ilk defa harp meydanına çıkan Türk askeri, hâlâ aynı cesareti ve güçlü savaş kabiliyetini taşıyordu. Nitekim bu süreç Türkiye’nin NATO’ya dahil edilmesiyle neticelendi.

Elbette tarih, sinemanın yöneldiği en verimli ve etkileyici alanlardan biridir. Amerika gibi, kahramanlar konusunda yoksunluk yaşayan fakat küresel iktidarını koruyup pekiştirmek isteyen bir ülke için ise sinema, eğlence endüstrisinin parçası olmakla birlikte siyasi, ekonomik, kültürel bir tarih teşekkül ettirme ve biçimlendirme aracıdır. Hollywood dediğimiz “Dünya” temelde bunun için vardır. Beyazların siyahlardan, kovboyların Kızılderililerden üstünlüğü Hollywood sayesinde anlaşılır. Hollywood, II. Dünya Savaşı’nda umutsuzluğa kapılan Amerikan toplumunu mutlak bir zafere inandırmak için ortaya çıkan Süperman’i ABD’nin Ortadoğu ’ya/Asya ’ya çöreklendiği günlerde yeniden icat eder. Bugün hâlâ Vietnam Savaşı’nı Amerika’nın kazandığına inananlar varsa Hollywood sayesindedir. Afganistan’da Rambo, ringlerde Rocky Sovyetlerin canına okur. Hiçbir Hollywood filminde Irak halkı Yahudiler kadar masum ve mazlum değildir. Kültürel dayatmalar ve yüce bir ideale dönüştürülen Amerikan rüyası ise hemen her filmde karşılaşılan durumdur. Beni ve izleyenlerin her birini gözyaşına boğan Ayla filminin de Hollywood’un sözünü ettiğim genel mantalitesinden nasibini aldığını söylemek yerinde olacaktır.

Warner Bros’un dağıtımını üstlendiği film, izleyenlerin perspektifine daha en baştan yön tayin ediyor: Kore’de bulunma gerekçemizi sorgulamamız yersizdir; çünkü ortada komünistlerin saldırganlığıyla doğan vahşet ve buna maruz kalanları temsilen bir çocuğun masumiyetiyle bütünleşmiş muhteşem bir hikaye var. Zaman zaman mizahi unsurların öne çıktığı filmde Türk askerinin cesareti ve merhameti göğsümüzü kabartacak şekilde etkili veriliyor. Oyuncuların her biri kabiliyetinin sınırlarını zorlayacak kadar başarılı performans sergiliyor. Görüntü yönetmeninin farkı, mekanlara, sahnelere, ışık özelliklerine yansıyor. Fahir Atakoğlu imzası filmin müziğinin kalitesini tarife yetiyor. Yönetmenin ekiple uyumu ve empati yeteneği seyircinin sahneler boyunca filmden kopmaksızın sürüklenişine imkan tanıyor. Bütün bunlarla birlikte yoğun duygusallıkla sarmalanmış mesajlar yalnızca hikayenin parçası olmaktan öte bir fonksiyonla bilinç altında yer arıyor. Neticede askerlerimizden övgüyle söz eden, takdirini esirgemeyen ve gösterdikleri yararlılık sebebiyle madalyayla ödüllendiren ABD’li/BM’li rütbeliler filmin ana fikrini sunmuş oluyor: Amerika ile birlikte savaşırsanız asaletiniz, Amerika’ya rağmen savaşırsanız (olmasa da) vahşetiniz konu edilir.

Birçok sahnesinde “Gerçekten Türk filmi mi?” sorusunu sorma ihtiyacı hissettiren Ayla’yı seyre koyulacakları başarılı bir prodüksiyon bekliyor: Türk askerinin cesaretini ve merhametini görecekler; ancak bu asil karaktere biçimini veren, kaynaklık teşkil eden manevi ve kültürel değerlerden eser göremeyecekler. Zaman zaman kamera açısına dahil olan kıyafetlerindeki ay-yıldız ile Amerikan kuvvetlerinden ayrışan askerleri izleyecekler. Askerlere moral aşılamak için bölgeye gelen Marilyn Monroe ve ondan imza almak için çırpınan Mehmetçik görüntüsü bütün olan bitenin tuzu biberi olacak. Mevzideki Türk askeri nakışlı mendili koklarken değil, Marilyn Monroe fotoğrafına bakarken gafil avlanacak. Daha üzerinden 30 yıl geçmiş İstiklal Harbi’nin -hiçbir Hollywood dahisinin dikkatini çekememiş- kahramanları tarafından yetiştirilmiş Türk askeri bu çerçevede tanımlanacak.

Amerika için artık Süpermanlı, Rambolu, Rockyli filmlerin varyasyonları politik kazanç elde etmeye kâfi değildir. “İnsan hakları ve adalet” konusunda iflas etmiş, kendi halkı nazarında dahi inandırıcılığını yitirmiş Amerika’nın yeni yöntemlere, hikayelere ve kahramanlara ihtiyacı var. Kendi yapımları olmasa da Ayla bu ihtiyaçlarına cevap verecek niteliktedir. Amerika ile Kuzey Kore arasındaki şu gerilimli günlerde fazlasıyla anlamlı olan bu filmin gişe rekorlarını zorlayacağı kesin. Kim bilir? Belki yeni bir takdir nişanesi olarak Oscar da gelir!

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up