‘Ana ve Oğul’ Filmi Üzerine

Eleştiri Serbest Kürsü

belkıs-bayrak-son

Ana ve ölüm çevresinde gezinen filmin zemininde çiçekler, yeşiller olsa da hüznünü ve dramını kurtarmaya yetmemiş maalesef.

Ana ve oğul ilişkisi, psikolojide mazisi Oedipus ve İkosta’nın sapkın mitolojik hikâyesine kadar uzanan bir ilişki olarak tanımlanmış (maalesef)… Annelik duygusuna genel anlamda zaten hormonsal bir dengesizlik olarak bakılır. Şöyle ki dünyada hiç kimse kimseye bu kadar karşılıksız bağlanamaz, katilin annesi “yavrum!” diye bağrına basabilir evladını.

Şimdi işin anne yönünü –belki bayan olmam hasebiyle- inceleyen ben, bu film sayesinde “oğul” kısmını da iyice gözlemleme fırsatını yakalamış oldum, hem de böylesine estetik bir seyir içerisinde.

Düşünce o dur ki; kocalarından umudunu kesen kadınlar, belli bir yaşa geldikten -ve tabii ki oğlu da belli bir yaşa geldikten sonra- merkeze oğullarını yerleştirirler. Burada erkek çocuğun özel olmasının alt nedeni, ataerkil bir toplumda kadın vücudundan erkek çıkarmış olmaktır. Bu erkek çocuğunun dünyaya gelişi, doğumdan ziyade “kopuş” olarak algılanır.

motherandson

Erkekler neden annelerine bu kadar bağlıdır? Onlar hayattan istediklerini annelerinin dizlerinin dibinde kolayca yakalarlar, taa ki erkeklere mahsus özellikler onları iyice sarana kadar. Her şeyin düzenli ve yolunda gittiği bir senaryoda da hanımından, onun dırdırından sıkılan erkek yine bir özlem içerisinde annesinin, koşulsuz şefkatini arar.

Yani hem annenin hem de oğlunun olgunluk zamanında yeniden bu denli kavuşması ikisini de taa çocukluk zamanlarındaki kutsal huzura geri götürecektir. Burada erken yaşta kaybedilen bir anne ya da babadan bahsedecek olursak bu arayış ve özlem çok daha ağırlaşacaktır; huzur, yerini hüzne ve melankoliye bırakacaktır. Genç yaşta annesini kaybeden ve babası savaştan daha sonraları dönen Tarkovsky için de bu böyledir, Sokurov için de. Anneler Meryem Ana gibidir, kutsaldır durudur ve huzur verir. Ivan’ın Çocukluğu’nda, annesiyle olan sahnesi kadar film boyu içimizi ısıtan hiçbir sahnesi olmamıştır filmin.

Ana ve Oğul filminden devam edecek olursak, anne ve oğlun şefkat ihtiyaçlarını ve yalnızlıklarını paylaşma anını görürüz. Bir erkeğin şefkatli gözleriyle baktırıyor yönetmen…

“Ruhumda barınan Tanrı sadece bilincime tesir ediyor

 Asla dış dünyaya açılmıyor

 Olayların gidişatına

 Kalbim böyle bir eksiklikten ağırlaştı”

Evet, dış dünyaya film boyu açılmadılar ve bilinçleri Tanrı’nın elindeydi.

“İnsanların bazılarının yaşamak için sebepleri yok, ama bazı sebeplerden dolayı ölüyorlar.”

Anne ısrarla sebebi olduğunu söylüyor ve oğlu adına üzüntüsü korkusu olduğunu da ekliyor…

Filmin 50. dk.’sından sonra bambaşka bir dünyaya doğru yolculuğa çıkıyoruz. Oğul, annesi uyurken dışarı çıkar ve ormanda bir yere serer vücudunu adeta bukalemun gibi. O an toprakla öylesine tek vücut olur ki, ölümün hikâyesini görürüz. Ölü bir vücudun toprakla kaynaşmasını hatırlatacak sinek sesleri de ihmal edilmemiştir zaten.

Sonra yerinden kalkar ki bu temsili kalkış aslında ruhun beden giysisinden ayrılmasıdır. Sonra yürümeye başlar. Bu sahnelerden hemen önce, yani daha ölmeden önce sesini duyduğumuz ama bir türlü göremediğimiz yüce dalgalı bir deniz vardır. İşte o denizi artık görür ve bir gemi gider Onsuz!

Kervanı kaçıran, amellerine yanan evladın yana yakıla ağaçların dibinde ağlamasına tanıklık ederiz. Ağladığı ağaçların dalları kurudur, film boyunca yeşilliklerini gördüğümüz mekân bir anda şeytanın mabedine dönüşüverir, yani cehenneme. Ve o cennete kalkan gemiye yetişememenin acısıyla kıvranmaktadır.

Döndüğünde annesinin ölü ellerini sarması ve boynundaki acılar yüreğimizi parçalar. Ama sözünü yeniler, annesinin onu hala duyduğu inancıyla, annesiyle sözleştikleri yerde buluşacaklarını hatırlatır.

Annenin kutsallığı, anne olabilmesi, yani meyvesini verebilmesindendir. Anne olmamış bir kadının merhameti, bu yüzden anneye hiçbir zaman erişemez… Dostumun tabiriyle o ziyan olmuş kozadır ve filmdeki ananın parmağında can bulan kelebek onun ellerine hiç dokunamamıştır.

Yetimlerin, öksüzlerin sahibi Efendim

Kâbe’ deki tüm freskleri sildirirken, Meryem İsa freskine dokunamayan şefkat sahibi.

Kalplerimizin senin eksikliğinle ağırlaşması duasıyla…

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up