ekspresyonizm

   Rıfat Can Cihangir hazırladı…

Sinemada akımlar sıkıcı bir konu gibi görünüyor olsa da sinema sanatının geçirdiği tarihsel süreçleri anlamak açısından oldukça faydalıdır. Bu anlamda özellikle ekspresyonizm üzerinden konuşur dururuz ama neden ekspresyonizm?

Dışa vurumculuk (ekspresyonizm), doğanın olduğu gibi temsili yerine duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı 20. yüzyıl sanat akımıdır. Politik istikrarsızlık ve ekonomik çöküntü ortamında Almanya’da pozitivizm, natüralizm ve empresyonizm akımlarına karşı olarak ortaya çıkmıştır.

Sinema sanatına en büyük katkı sağlayan akım olmasının sebebini ise Lumiere Kardeşlerle başlayan sinema tarihinin kalıplarını kırmasına ve kamera hareketlerinin zincirlerinden kurtularak özgürleşmesine olan katkısını gösterebiliriz. Ayrıca ekspresyonizm filmdeki karakterlerin iç dünyasını, arka planda konumlandığı dekorları değiştirerek anlatmayı başarmıştır. Bu anlamda sinemanın bugünkü türlerinin ortaya çıkmasında tartışmasız bir önemi vardır.

Bu bağlamdan hareketle Alman Ekspresyonizmi‘nden 5 filmi masaya yatırıp kısa bir değerlendirme yaptık. Keyifli okumalar.

nosferatu

Nosferatu 1922 IMDb 8.0

Nosferatu bilinen tüm vampir temsillerinin ilkidir; yönetmen F.W. Murnau‘nun çekmiş olduğu film karanlık atmosferi, mitlerle beslenen naratif yapısıyla, türünde bir ilki gerçekleştirmiş ve günümüz korku sinemasına referans olup bu dalganın, büyüyüp bugünlere gelmesini sağlamıştır. Sessiz dönem filmlerinin, diyalogsuz oluşu görsel malzemenin, en üst seviyede anlatıma hizmet etmesini mecbur kılıyordu bu anlamda sinemanın gelişim çağındaki bir çok örneğin, günümüz filmlerinin çoğundan iyi olup onlara ışık tutması da kaçınılmaz olmuştur. Günümüz yönetmenlerinden Robert Eggers‘in The Witch filmindeki başarısından sonra Nosferatu‘nun yeniden çevrimi için yeniden yönetmen koltuğuna oturacağı, hepimizi heyecanlandırmıştı. Umarız Nosferatu‘nun geleneksel öğelerine sadık kalan ve anlatımını genişleten bir performansla izleyinin karşısına çıkar; zira en büyük temennimiz bu.

__________

das-cabinet-des-dr-caligari-poster

Dr. Caligari’nin Muayenehanesi 1920 IMDb 8.1

Filmin senaryosunu dönemin en ünlü sanatçılarından Carl Mayer, bir arkadaşıyla birlikte yazmıştır. Açılış ve kapanıştaki sahnelerin eklenmesi fikri daha sonra, filmi yönetmesi düşünülen Fritz Lang tarafından önerilmiştir. Dr. Caligari’nin Muayenehanesi, Alman dışavurumcu sinemasının ilk örneği olarak kabul edilir.
Doktor Caligari’nin Muayenehanesi, Alman sinemasının bu dönemini (Altın Çağ 1918-1927) simgeleyen ve en çok konuşulan filmdir. Anlattığı gizemli cinayet öyküsünü polisiye türüne örnek olması yanı sıra resimli panolardan oluşan dekorları, boyayla elde edilmiş gölgeleri, eğik bacalı, yamuk duvarlı evleriyle filmin yarattığı fantastik ve ürkütücü dünya dekor sanatının sinemayla ne denli bütünleşebildiğine  güzel bir örnek olmuş bugün bile ilgiyle izlenmesini sağlamıştır. Öyleki Kaligarizm bir terim haline gelmişti. Bu anlamda günümüzden örnekleyecek olursak Nolan‘ın Inception filmindeki mimarinin bir illüzyonla yaratımı, Sin City filminin karanlık atmosferi ve şiddet öğelerini kendine has bir üslupla ele alması, Tarantinon’un şiddeti sunuş  ve bunu estetize ediş şekli B türü sinemadan alınan her geleneğin beraberinde alman dışavurumuna paralel olarak bir potada eriyip bugünlere geldiğini bize gösteriyor.

__________

maxresdefault

Metropolis 1927 IMDb 8.3

Dünyanın en pahalı sessiz yapımı olan film Fütüristik bir distopya ortamında geçer, sık rastlanan bir bilim kurgu temasını anlatır: kapitalist bir düzende işçiler ile işverenler arasında yaşanan sosyal kriz anlatılmaktadır. Alman dışavurumcu sinema akımının bir örneği olan film aslında ekspresyonist olarak başlayıp daha ılımlı bir şekilde biter. Sürekli tekrarlanan “üreten eller ile planlayan beyin arasındaki aracı kalp olmalıdır” cümlesi Almanlara o dönemde korporatizmin ne kadar yakın göründüğünü anlatmaktadır. Film Naziler tarafından da oldukça beğenilmiş özellikle de “arabulucu” simgesi halkın farklı kesimleri arasında dengeyi sağlayacak olan devlet ile özdeşleştirilmiştir.

Günümüz sinemasına katkısı açısından değerlendirildiğinde film; futuristik bir bakış açısı ortaya koymuş, bilim ve sinema sanatının aynı potada erimesine  vesile olmuştur. Jules Verne nasılki edebi yapıtlarında hayal gücünü teknolojiyle ile ilişkilendirip, sanatın bilime olan katkısını sağlamışsa, Metropolis filmi de bunu sinema sanatıyla ortaya koymuş benzersiz bir yapıttır.

__________

m2

M – Bir Şehir Katilini Arıyor 1931 IMDb 8.4

1931’in Almanya’sında pedofili bir seri katil çocukları kaçırıp öldürmektedir. Şehrin odak sorunu olan bu katil gündemi çok meşgul etmekte ve toplumu bir korku atmosferine sürüklemektedir. Polisin katili bir türlü yakalayamamış olması ise halkı olduğu kadar dilencileri, çeteleri ve diğer normal suçluları da tedirgin etmiştir çünkü bu katil yüzünden oluşan polis baskısı bir şekilde dengede tutulan, her türlü illegal durumun aksamasına sebep olmaktadır. Önceleri katilin yüzü görülmez,sadece gölgesi ve sürekli ıslıkla çaldığı bir melodi duyulur. Kulağı keskin, kör bir balon satıcısının ıslığı teşhis etmesi ile insan avı başlar. Kör baloncunun haber verdiği bir başka suçlunun, avını gözden kaybetmemek için kendi eline tebeşirle bir M harfi (Murder kelimesinin baş harfi türkçe katil anlamına denk gelmektedir) yazıp katilin paltosunun sırtına eliyle bastırarak onu damgalaması sonucunda, katil sıkıştırılır ve polisten daha önce suç örgütünün eline düşer. Örgütün kendi içinde kurduğu sözde mahkemede yargılanmaya başlar.

Bir şehrin kendi içinde karanlık bir düzenine sahip olmadan var olmayacağını anlatan ve adalet hukuk gibi kavramları aynı zamanda felsefik bir dil yaratarak da işleyen film bugünkü polisiye filmlerinin temelini oluşturmuş olsa da nitelik olarak altı daha dolu bir hikayeyi bizlere sunar. Bu anlamda ekspresyonizm temsili polisiye ve korku sinemasını gölgeler, çağrışımlar ve gerginlik atmosferinin oluşturulmasıyla sağlayarak bugünkü türlere, referans yaratmış olur.

__________

The-Last-Laugh-1924

Son Adam (1924) Der letzte Mann IMDb 8.1

1.Dünya Savaşı sonrasında Berlin’in lüks otellerinden birinin üniformalı iri yarı kapıcısı yaşlandığı ve görevlerini aksattığı gerekçesiyle çok sevdiği işinden alınarak tuvalet bekçiliğine verilir. Üniforması üzerinden söktürülür ve bir dolaba kitlenir. Oturduğu mahallede kendisine kral gibi davranılmasını sağlayan gece bekçisi, yaşadığı bu sarsıcı olay karşısında derin bir kedere boğulur ancak kendini bu kedere teslim etmez ve mücadele etmeyi seçer. Onuru kırılan otel bekçisinin yaşadığı bu sarsıcı gece, kızının düğününe denk gelir. Düğünde halüsinasyonlar gören gece bekçisi, kendini büyük bir otel kapsının önünde en şık üniformalarla ve devasa bavulları tek parmağıyla kaldırırken görür.

Yine Murnau‘nun çektiği bu film günümüz metaforik anlatı dilinin durum ve psikolojik hikayelere katkısı üzerindeki etkisini, yadsınamaz derecede gözler önüne serer. Zira üniforma Nazizm’in bir temsili ve Almanya’nın savaştan mağlup ayrılarak kinci bir politikayla kendini nasıl bedbaht bir duruma soktuğunun temsili anlatısı haline gelir.

Film çekildiği tarihte hem biçimsel hem de üslup olarak sinemaya birçok yenilik getirmekle beraber kameranın sabit durumundan kurtulup özgürce hareket ettirildiği ilk filmlerden biri olmuştur . Daha filmin başında kamera asansörle beraber otel lobisine iner ve lobiden döner dış kapıya kadar kayarak ilerler ve filmin kahramanına ulaşır. Sinema tekniğinde dolly adı verilen ve hareket halinde çekim yapılmasını sağlayan kamera taşıyıcılarının ilk prototipi bu filmde kullanılmıştı, ‘dolly’ hareketi ise bebek arabasına sabitlenen bir kameranın çekimiyle sağlanmıştı.

O zamana kadar hiçbir film bir kişinin ruhsal durumunun detaylarına bu derece eğilmemişti. Bilerek bozulmuş çarpıtılmış görüntüler filmin kahramanının ruh halini yansıtmak için kullanıldığından anlatıma büyük bir yenilik getirmiştir.

Ekspresyonizm örneği bu filmlerin geneline bakacak olursak, şöyle bir sonuca ulaşabiliriz: sinema sanatında kuralların yıkıldığı ve konuların özgürce işlendiği bir ortamda yaratıcılık ortaya çıkmış ve bugünkü film türleri kendini bulmuştur.

Hepimiz Alman ekspresyonizmine bir teşekkür borçluyuz o halde daim olsun sinema.

twitter:@rcancihangir

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up