Bizimle İletişime Geçin

Manşet

Ali Nuri Türkoğlu: “Tiyatroyu çok özledim!”

Yayınlandı

tarihinde

Yazarlarımızdan Abdurrahman Badeci, ünlü oyuncu Ali Nuri Türkoğlu ile keyifli bir röportaj yaptı. Hatta röportaj o kadar keyifli geçmiş ki çok uzun olduğu için siz sinemaseverlere iki bölüm halinde sunmaya karar verdik. Ali Nuri Türkoğlu’nun çocukluğundan okul yıllarına, müzisyenliğinden ilk aşkına bir çok konuda yaptığı açıklamaları büyük bir keyfile okuyacağınıza eminiz. Haydi buyrun sohbet meclisine… 

Röportaj: Abdurrahman Badeci

Fotoğraflar: Onur Aldoğan

(1.Bölüm)

Abdurrahman: Ali Nuri Türkoğlu kimdir diye başlayalım röportajımıza isterseniz?

Ali Türkoğlu:  74 Kasımında İstanbul’un güzel mekâna sahip semtlerinden bir tanesinde ; denizde, denizatını yakalayacak kadar deniz halini görmüş bir yerde dünyaya gelen, İstanbul aşinası, 8-10 yaşlarına kadar her kahvaltısını deniz kenarında yapmış -çok zengin olduğundan değil, öyle bir semtte dünyaya geldiğinden- bostan tarlalarından geçerken kahvaltılıklarını toplayarak geçen bir ailenin mensubu bir insan…(Gülüyor) Çok küçük yaşta babası tır şoförü olduğu için yurt dışına gitme şansı bulmuş biri. Hatırladığı az ülke olmakla beraber nerdeyse gitmediği Avrupa ülkesi kalmayan birisi…

Abdurrahman: O zamanlardan hatırınızda kalanlar var mı?

Ali Türkoğlu: Bulgaristan da kiraz topladığımızı hatırlıyorum kamyonun kasasına. Peynir yediğimi hatırlıyorum. Orda bir doktor ailenin yanında gizli gizli kaldığımızı hatırlıyorum. Çünkü Türklere çok ciddi bir baskı var. İsimlerinin değiştirildiğini hatırlıyorum. Zannediyorum 6 -7 yaşlarında falandım.  Çok erken konuşmaya başladığım için bazen inanılmaz hatıraları hatırlıyorum.

(Gülüşmeler)

Abdurrahman: Çok küçük yaşlarda bu kadar anıyı hatırlamanız size de garip gelmiyor mu?

Ali Türkoğlu: (Gülerek) Annem de hala bu anıları nasıl hatırladığımı sorar. O zamanlar dört aylıkmışım çünkü… Altı aylıkken konuşmaya başlamışım. Hatta babam sefere giderken ‘Baba gitme!’ diye cümle kurmuşum. Babam da içeri girip bir süre daha kalmış. Artık bilmiyorum 1 saat mi 1 buçuk saat mi? Mesela bu anıyı hatırlamıyorum. Ama onun dışında bebekliğime dair, çocukluğuma dair, çok fazla anı hatırlıyorum.

Trenle çok seyahat ettiğimiz için tren istasyonundaki direkler benim alnımı çok iyi tanırlar. Küçüklüğümden beri bir elimde annemin eli, bir elimde babamın eli, o beton direklere çok kafamı çarpardım. Çünkü sağa sola bakarak gezerdim. Kafamda çok şişikler oluşmuştu.

Abdurrahman: Meraktan herhalde, etrafı gözlemlemeniz?

Ali Türkoğlu: (Gülerek)Evet. İnsanları seyretmekten önüme bakmazdım. Böyle bir çocukluk yaşadım. Zeytin ağaçlarının içinde bahçeli evlerin bulunduğu, arka mahallede sütçülerin yaşadığı ve bir yanda eğlenceli mağaraların olduğu maden ocağı, bizim için bir mağaraydı. Şimdi oralar komple apartman ve beton oldu.

Abdurrahman: Sosyal biri miydiniz o demlerde?

Ali Türkoğlu: Seferilik babadan geliyor ki çok taşındık. Ben ilkokulu bile 3 okulda bitirdim. Akabinde biraz sosyal bir çocuk olayım diye de herhalde hem tiyatroya, hem folklora birden yazıldım. İlk skecimi -bir laz skeciydi- ilkokuldayken yaptım. Bunun yanında izciydim. Çünkü hepsinin hocası aynıydı. Mehmet Kovancı’ydı adı. Müthiş bir öğretmendi. -İşte bir öğrencinin hayatında bir öğretmenin önemi- Hem izciydi, hem folklorcuydu, hem de tiyatrocuydu.  Tek kişilik oyununa gitmiştik. Müthiş! Çok yönlü bir sanatçıydı o benim için. Maarife onun sistemine uymadığı için okuldan kovuldu. Çünkü eğlendirerek ders anlatıyordu. Ders kitaplarına bağımlı kalmadan… Ezber sisteminden yana değildi. Yani o hocamdan çok etkilendim. 5 ya da 6 yıl sonra haberi geldiğinde, Avustralya’ya yerleştiğini duydum.

Abdurrahman: Okulda ki durumunuzu etkilemiştir bu.

Ali Türkoğlu: O zamanlar fena bir öğrenci değildim; teşekkürler falan getirirdim. Birden bire okula küstüm. Öğretmenime çok bağlıydım çünkü. Zaten öğretmen gittikten sonra benim okulumu değiştirdiler. Daha yakın bir okula aldılar. Okuldan kaçıp eski okuluma gidiyorum. Öğretmenler:

“Oğlum sen niye geldin? Öbür okulda kayıtlıydın sen.” deyince:

“Olsun hocam ben burayı istiyorum” diyordum.

Bir yudum çaydan sonra  :)

Tabi hep mutlu mesut bir hayat olmadı bizimkisi. Ondan sonra Türkiye’nin ekonomik koşullarından biz de etkilendik. Sıkıyönetime de yetiştim zaten. Ortaokul hayatımda o başarılı hayatım bitti. Ortalama bir başarıyla devam ederken bir öğretmenimi dayak mevzuu yüzünden şikâyet ettim. Tarih dersinden kaldım velhasıl. Okula küstüm, hayata küstüm. Okumayacağım dedim.

Abdurrahman: Şu anda kişisel olarak müzikle ilgilendiğinizi Yeni Şafak Gazetesi’nde

Ali Murat Güven’in yazısından ilk defa duyduk. O zamanlar da müzikle ilgilendiniz mi?

Ali Türkoğlu: Evet Ali Murat Bey’in yazısı benim içinde güzel bir sürpriz oldu.  :) (Gülüşmeler)

Çocukluğumla alakalı olarak da şunu söyleyebilirim. Babamın ilk aldığı oyuncak enstrümandır. Bir çocuk akordeonudur. Küçük kuyruklu piyanodur. Minyatür çocuk gitarı. Dedim ki ben müzisyen olacağım. Sonrasına bu değişti tabi biraz.

Abdurrahman: Bu kadar şeyin arasında sinemanın hayatınızda ki yeri neredeydi? O zamanlar sinemaya ilginiz ne dereceydi?

Ali Türkoğlu: Varmış, hep de işin oyunculuk tarafıyla. Sonra ses taklitleri başladı. Çok utangaçtım. İçime kapalı biriydim. Ses taklitlerimi teyplere kaydetmeye başladım. Hala kayıtları arşivimde durur. Kendi kendime skeçler yazıyordum. Elektronik kursuna gittim ve elektroniği kazandım.

Abdurrahman: Hayatınızı garantiye alma endişesi var mıydı? Hani her insanın belli bir çağa geldikten sonra ki endişesi.

Ali Türkoğlu: Bilemiyorum ama annem en büyük destekçimdi. ‘Ne istiyorsan onu yap oğlum.’ diyordu. Aynı zamanda şiir yazıyor, resim yapıyordum. Dükkandaki kese kağıtlarının üstüne yazmayla başladı şiir hayatım. 17 yaşında müzik eğitimine başladım. Kanun, ud bazen gitar veya saz olabiliyordu. Enstrüman çalmak disiplin işidir. ”Ben galiba yapamayacağım bu işi.” dedim ve bıraktım. Bir süre sonra Murat Genç abi diksiyonumun düzgün olduğu gerekçesiyle tiyatroya başlattı. Salih Kalyon Tiyatrosu’nda oynuyordu. ‘Kleopatra’nın Sezar’ı’ oyunuyla tiyatroya ‘Merhaba’ dedim. Oyuncu olabilmenin iki yolu var. Bu oyundan sonra kapılarını kapattı bana Salih Kalyon. Tekrar çalışmaya başladım. Bakkalda çıraklık yaptım, çek – senet tahsili yaptım, marangozda çalıştım, bir ayakkabı boyacılığını yapmadım sanırım. Bir abim, bir gün beni Tevfik Gelen abinin yanına götürdü. Tevfik Gelenbe ağabeyin o günkü söylediği hala aklımdadır; “Aktörün saçı ve sakalı uzun olmaz” dedi. ‘Aktörün saçı sakalı olmaz’ sözünü ben ilk ondan duydum. Jönleri kaçmış ve acil jöne ihtiyaçları var. Beni aldılar 5-6 yıl kadar sürdü bu aralıklı olarak. Oradan ayrıldıktan sonra bir çocuk tiyatrosu yaptım. Müzikli oyunlarda oynadım. Ondan sonra TV ile tanıştım.

Abdurrahman: Nasıl oldu bu tanışma?

Ali Türkoğlu: Ona da tiyatrodan bir abimiz Erol Aydın vesile oldu. ‘Süper Baba’ dizisinin iki bölümünde konuk oyuncu olarak oynadım. Gazanfer Özcan bir oyunumu izledikten sonra ‘Kuruntu Ailesi’ne konuk etti. Farklı farklı karakterlerle seviyemi yükselttim. Sürekli olarak çalışabileceğim bir dizi teklifi geldi. Ondan önce de bir reklam filminde oynadım; ‘İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim’ diyen Robert Bosh’un sözünü anlattık. Ali Tara çekmişti. Ödül aldı hatta. Sonra dizi teklifi geldi. Mahsun Kırmızıgül’ün ‘Hemşerim’ dizisinde rol aldım. Bir zaman sonra ayrılmak istedim. Ciddiyet fazla geldi.Beni öldürün diyordum dizide. Bir süre sonra da ayrıldım zaten. Sonra başka dizilere geçtim. Yakın zamanda ‘Eyvah Kızım Büyüdü’ dizisinde rol aldım. Kapıcı rolünde. Komik ve eğlenceli bir roldü. ‘Huzursuzlar’ diye bir dizide rol aldım. ‘Sıcak Saatler’ dizisinde rol aldım sonra. Osman Sınav’ın filmiydi. Bazı şov programlarında, skeçlerde yer aldım. Arada başka dizilere de kısa kısa girip çıktım. ‘Çifte Bela’ diye bir dizi yaptık. Güzel geçti dizi. ‘Koçum Benim’ dizisinden teklif aldım. Eğlenerek oynadım o dizide. Aynı zamanda ‘Mahallenin Muhtarların’ da yer aldım.

Abdurrahman: Bunları yaparken tiyatroya zaman kalıyor muydu peki?

Ali Türkoğlu: Hayır tüm bunların içinde tiyatroya zaman ayıramadım. Bunlardan sonra ‘Aşk Olsun’ adlı bir diziye başladım. Keyifli bir diziydi. Ardından ‘Büyük Yalan’ adlı bir diziye konuk oldum. Yapmadığım bir şeyi yaptım. ‘Radar’ adlı bir program yaptım. TRT 1’de yer aldım. Ardından ‘Haziran Gecesi’ kadrosunda doğulu aşçı olarak rol aldım. Güzel bir diziydi. En büyük şansım güzel ve iyi yönetmenlerle çalıştım ya da başıma kötü bir şey gelse de iyi tarafından baktım. Bu da tecrübedir diye. Bir süre sonra ara verdim TV’ye. Ta ki ‘Vazgeç Gönlüm’ dizisine kadar. Star TV de yayınlanıyordu. Bu kez de minibüs şoförü oynadım. Mahir’di rolüm. Değişik bir roldü. Bittikten sonra, bu kez biraz daha ara vermeliyim diye düşünerek kenara çekildim. Bu arada hayatımda yazmak eylemi devam etti. Mektup çok yazdım. Ailemde yazı eylemini başlatan bendim.

Abdurrahman:Yazmanın yanında okuma eylemi ne durumdaydı?

Ali Türkoğlu: Tabiî ki babamın harika bir kütüphanesi vardı. Babama anlatamadığımı, anneme anlatamadığımı yazardım, onların okumadığı mektuplar hala durur. Günlük yazarak başladım.

Abdurrahman: Tarih ne zamandı?

Ali Türkoğlu: 87’ler yani ortaokuldu. Hatta daha eskiydi.  4.sınıf. Sevdiğim kızın defterine yazdım ilk: ‘seni seviyorum’ diye.

(gülüşmeler)

Ali Türkoğlu: O benim büyük aşkımdı.

 

Abdurrahman:  Oyunculuk?

Ali Türkoğlu: Oyunculuk yaparken rejiyi çok sevdim. Kamera oyunculuğunu çok sevdim. Tiyatrodan daha çok sevdim. Bazen arkadaşlarım bana kızıyorlar. Röportajı okuyanlardan da kızanlar çıkacaktır elbet; ama tiyatro meşakkatli diye değil aksine ben zoru çok severim. Koşullarından çok ortamından dolayı sevmiyorum. Biz seyircinin egomuzu şişirmesinden çok hoşlanıyoruz tiyatroda.

Abdurrahman: TV’den daha fazla kitleye ulaşırım diye mi? Yoksa keyif almıyorum diye mi tiyatrodan uzaklaşmanız?

Ali Türkoğlu: Şüphesiz! Tv’nin keyfi bana daha çok gözüktü. Ama tiyatroda -o kısacık zamanda- bana çok uzun geldi. Bir yandan da şunu söyleyeyim; tiyatroyu çok özledim. Teklif gelse de oynasam. Birilerinin kulağına gitsin. İyi prodüksiyonlar yapılsın da oynayalım. Tabi iyi prodüksiyonlara haksızlık etmek istemem. Mesela Haluk Bey’in Oyun Atölyesi -Haluk Bilginer-, Duru Tiyatro -Emre Kınay-… Hoş bunu da tiyatronun Türkiye koşullarına göre ele almak lazım. Çok zor iş…  Oyunculuğun ne kamera önünün, ne sahne üstünün bir farkı var. Oyunculuk oyunculuktur. Ölçü olarak (maddi anlamda) TV’nin biri tiyatronun onundan iyidir. Tiyatroda 1. Kademedeki adam sinemadaki (TV) 10 adamdan daha az para alıyor.

————————————————————————————————————————————-

Ali Nuri Türkoğlu’nun hedefleri, sinema ile ilgili görüşleri ve yaptığı kısa film çalışmaları ile ilgili açıklamaları röportajın ikinci bölümünde sizlerle olacak. 

Sinefesto.com

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum

3 Comments

  1. esat canbolat

    13 Ekim 2011 at 23:04

    sorunsuz hayat ,başarılı gelecekler seninle beraber olup yolun aydınlık ,açık olsun.Başarılarının devamlılığına .SELAMLAR.

  2. Mujdat

    21 Ağustos 2012 at 18:14

    basarilar…

  3. Reyhan Asena Keskinci

    08 Ocak 2014 at 19:08

    Ben kostebekgiller oyuncusu pelin.beni tanıyorsunuz. Ali nuri amca.
    Sizde gölge adli oyuncusunuz.oyunculugunuz çok iyi.
    yeni yılıniz kutlu olsun.

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et

Liste

Bruce Willis ve 10 Performansı

66. yaşına özel Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için derledik.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

1988 yapımı Zor Ölüm (Die Hard) filmindeki performansı ile Hollywood’un vazgeçilmez aktörleri arasına girmeyi başarmış olan Bruce Willis, 1985 yılında yer aldığı Mavi Ay dizisi ile Altın Küre ödüllerinde ‘Müzikal veya Komedi Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu‘ ödülünü alırken 1987 Emmy ödüllerinde ‘Bir Drama Dizisinde En İyi Erkek Başrol Oyuncusu‘ ödülünü kucakladı.

66. yaşını kutlayan Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için listeledik. İyi seyirler.

Altıncı His (1999) The Sixth Sense IMDb 8,1

Bruce Willis’in oyunculuğuyla dikkat çeken, 1999 yapımı psikolojik korku filmidir. Ölüleri görebildiğini ve onlarla konuşabildiğini iddia eden sorunlu, içine kapanık bir çocuk ve ona yardım etmeye çalışan eşit derecede sorunlu bir çocuk psikoloğunun hikâyesini anlatır.

Glass (2019) IMDb 6,7

James McAvoy ve Anya Taylor-Joy’un başrolünü üstlendiği Parçalanmış ile Bruce Willis ve Samuel L. Jackson’ın başrollerini üstlendiği Ölümsüz filmlerini birleştiren yapım, Parçalanmış üçlemesinin devam halkası. Filmde, aşırı güçlü ve zarar görmeme yeteneğine sahip olan David Dunn, Kevin Wendell Crumb’ın parçalanmış kişiliklerinden biri olan ve en tehlikelisi olarak öne çıkan The Beast’in peşine düşüyor. Bu kovalamaca sırasında, kemiklerinin narinliğini şeytani zekası ile dengeleyen Mr. Glass’ın gölgesi de yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Glass’ın bildiği kimi sırlar iki adam için de kritik düzeyde önem kazanıyor. Aynı psikiyatri kliniğinde tedavi gören üç adam, birbirlerinden bambaşka karakterlerde olmalarına rağmen, “süper kahraman olduklarına inanan insanlar” üzerine uzmanlaşmış olan bir psikiyatrın bakımında tedavi için psikiyatri merkezine yatırılıyor. Ancak Mr. Glass ve Crumb’ın bir araya gelişi, kaçınılmaz olarak bir firar ile sonuçlanıyor. Onları durdurabilecek tek kişi olan Dunn da arkalarından firar ederek ikilinin peşine düşüyor.

Ucuz Roman (1994) Pulp Fiction IMDb 8,9

Ucuz Roman’da Honey Bunny ve Pumpkin, hayatlarına biraz hareket katmak isteyen genç ve birbirine aşık bir çift küçük soyguncudur. Öteyandan, iki kaşarlanmış gangster, Vincent Vega ve Jules, günlük işlerinden biri olarak, patronlarına ödemeyi geciktiren bir kaç sahetekar genci vurmaya giderler. Vincent patronun güzel ve genç karısına bebek bakıcılığı yapmakla da görevlendirilirken ortağı suç yaşamına son vermeye karar verir. Cesur bir boksör ise para karşılığı hile yapmayı reddederek şehirden kaçar. Kader bu aykırı tipleri muhteşem bir şekilde bir araya getirecek, yollarını kesiştirecektir.

12 Maymun (1995) Twelve Monkeys IMDb 8,0

Dünyada insanlığın yok olmasına yetecek derecede tehlikeli olan bir virüs yaklaşık beş milyar kişinin ölümüne yol açmıştır. Geriye kalan az sayıdaki insan yer altlarına kurdukları barınaklarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu esnada virüsün yok olması için bir çözüm yolu bulan insanlar, zamanda geriye gidebilecekleri bir zaman makinesi yaparlar. İlk test sürüşü içinse eski bir mahkum olan James Cole gönüllü olur. James kendisini yedi yıl geride, bir akıl hastanesinde bulur. Akıl hastanesi gibi bir ortamda gelecekten geldiğini ve misyonunu anlattığında ise gerçek anlamda akıl hastası etiketi yemesine neden olur.
12 Maymun, zamanda yolculuk temalı filmlerin arasında en önemli olanlardan biri. 

Zor Ölüm (1988) Die Hard IMDb 8,2

Zor Ölüm’de Noel gecesi New York polis departmanı dedektifi John McClane günden güne uzaklaştığı karısı Holly’le arasını düzeltmek ve tekrar barışmak için Los Angeles’a gelir. Holly şirketinin yılbaşı partisi için Nakatomi Plaza’dadır ve McClane bu binaya doğru yola çıkar. McClane plazaya vardığında kıyafetlerini değiştirmek için bir odaya girer. Bu esnada bir grup Alman terörist binayı kuşatarakk içindeki insanları rehin alır. Ellerinden kurtulabilen tek kişii McClane’dir. Şimdi McClane’e düşen görev içerisinde eşinin de bulunduğu bu kalabalığı kurtarmak olacaktır.

Günah Şehri (2005) Sin City IMDb 8,0

Frank Miller’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanan film; kendini bir hilkat garibesi olarak düşünen buna karşın oldukça güçlü hatta yenilmez bir sokak savaşçısı olan gizli romantik Marv, özel dedektif Dwight, çabalarının yetersiz kalacağını bilse de, pislik yuvası haline dönmüş olan şehri temizlemeye çalışan idealist, gözü pek polis memuru Hartigan ve onların maceralarını anlatıyor.

Olaylar asıl ismi Basin olan fakat her türlü suçun vaka-i adliyeden sayılması nedeniyle “Günah Şehri” diye anılan hayali bir mekanda geçmektedir. Marv ve Dwight alışageldiğimiz “kahraman” tiplemelerine tam olarak uymasalar da alıştığımız gibi kötü adamlara karşı amansız bir savaş vermekteler. Hartigan ise bataklıkta açan bir çiçek misali dürüst ve namuslu birisidir. Bu üç kahraman, gücünü farklı kuvvetlerden almaktadır. Marv intikam, Dwight merhamet ve aşk, Hartigan ise dürüstlük.

Şanslı Slevin (2006) Lucky Number Slevin IMDb 7,7

Slevin’in hayatı hiç iyi gitmemektedir: Yaşadığı binanın mühürlenmesine karar verilmiştir; bir soyguncuya kimliğini kaptırmıştır; ve kız arkadaşını başka bir erkekle yakalamıştır. Los Angeles’tan ve sorunlarından bir süreliğine kurtulmak için arkadaşı Nick Fisher’ın New York’taki dairesinin anahtarını alır. Ama kötü talihi peşini bırakmayacak, işler daha da sarpa saracaktır.

Haham ve Patron New York’un yer altı suç dünyasının iki saygın ve korku uyandıran mafya babasıdır. Bir zamanlar ortak olan iki adam şimdi birbirlerinin en büyük düşmanıdırlar ve operasyonlarını aynı caddede karşılıklı malikanelerinden yürütmektedirler. Ellerinde tuttukları güce rağmen, paranoyanın esiridirler ve son 20 yılda kalelerinden bir kez olsun çıkmamıştırlar.

Ölümsüz (2000) Unbreakable IMDb 7,3

Tüm yolcuların hayatlarını kaybettiği büyük tren kazasından kurtulabilen tek kişi David Dunn olur. İşin daha da ilginç yanı Dunn’ın tek bir çizik bile almadan bu kazayı atlatmış olmasıdır. Bu mucizevi durum tüm insanların ilgisini çeker, en başta da bir çizgi roman müptelası ve koleksiyoncusu olan Elijah Price’ın… Price David Dunn’la tanışmak ister ve bu amacına ulaştığında ona bu kazayla ve bu gibi kazalardan nasıl kurtulduğuyla ilgili gizemli bir teoriden bahseder. Dunn’a başlarda gerçek dışı gelen bu teori zamanla kendini keşfetmeye giden yolun ilk adımı olacaktır.

5. Güç (1997) The Fifth Element IMDb 7,7

23. yüzyılda New York. Dünya yok olmanın eşiğindedir. Her 5000 yılda bir geri dönerek yaşamı yok etmeye çalışan şeytani güç, bir gezegen biçiminde hızla dünyaya yaklaşmaktadır. Tek kurtuluş beşinci güç olarak adlandırılan, kimsenin ne olduğunu bilmediği elementin dünyaya ulaşmasıdır. Bunu başaracak tek kişi eski bir asker olan taksi şoförü Korben Dallas’tır. Ancak onun ilgilenmesi gereken mükemmel güzellikte bir yaratık vardır.

Armageddon (1998) IMDb 6,7

 Birleşik Devletler Hükümeti, bizden dünyayı kurtarmamızı istiyor. İtirazı olan?”

Dünyayı yok edecek büyüklükte bir göktaşını yok etmek için bir grup sondajcı gök taşına doğru tehlikeli bir yolculuk yaparak onu yok etmeye çalışırlar.

Mavi Ay (Dizi 1985 – 1989) Moonlighting IMDb 7,6

Maddie Hayes ile eğlenceli dedektif David Addison’ın maceralarını anlatan Mavi Ay, 1985 ile 1989 yılları arasında ABC’de 65 bölüm olarak yayınlanmıştır. ABD yapımıcı Mavi Ay, sürekli çekişen ancak birbirlerine aşık iki karakterin dedektiflik hikayelerini konu almaktadır.

Okumaya Devam Et

Liste

Sağlık Çalışanlarının Hayatımızdaki Önemini Anlatan 10 Güzel Film

Tıp Bayramı kutlu olsun.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Biyografiden dramaya; sizi sürükleyecek, sonuna geldiğinizde sağlık çalışanlarına teşekkür etmek isteyeceğiniz filmler listesi sizlerle. Tıp Bayramı kutlu olsun. İyi seyirler.

Doktor (1991) The Doctor IMDb 7,0  

Jack McKee zengin ve başarılı bir doktordur. Düzgün seyrinde giden hayatı kanser teşhisi konmasıyla değişecektir. Yıllarca hekim-hasta ilişkisine hekim gözüyle bakan Jack, olaya bir de hasta gözüyle bakmak zorunda kalacak ve yaptığı hataların farkına varacaktır.

Doktor Ölüm (2010) You Don’t Know Jack IMDb 7,6

Gerçek olaylara dayanan bir hikayeden uyarlanan ve televizyon kanalı HBO tarafından çekilen film, iyileşme umudu kalmayan hastaların ölmesine yardım ederek kamuoyunun gündemine oturan, ‘ölüm meleği’ lakaplı meşhur Doktor Jack Kevorkian’ın hayatını anlatıyor.

Tanrıyı Oynayanlar (2004) Something the Lord Made IMDb 8,2

Büyük Buhran sırasında başlayan, cerrah Alfred Blalock ile siyahi asistanı Vivien Thomas’ın 34 yıllık ortaklıklarının hikayesi. İlk başta hademe olarak işe alınan Thomas, el becerisi ve kardiyolojiye duyduğu ilgi sayesinde Cerrah Blaloc’un araştırmalarının önemli bir parçası haline geliyor. Ancak dönemin ırkçı yaklaşımı Thomas’ı oldukça zorluyor. Kapalı kapılar ardında sorunsuz yürüyen bu ortaklık ilişkisi, beyazların hüküm sürdüğü kapıların ardında tam bir mücadeleye dönüşüyor.

Patch Adams (1998) IMDb 6,8

İntihar eğilimli biri olarak girdiği akıl hastanesinde gördüklerinden sonra Hunter ‘Patch’ Adams (Robin Williams), çıktıktan sonra tıp fakültesine öğrenci olarak girer. Okulda başarılı bir öğrenci olmasına karşın, ideallerinden dolayı hocalarından tepki görür. Amacı ‘hayata renk katarak’ mizah yoluyla tedaviye katkıda bulunmaktır. Daha sonra yoksul hastalar için kendi parası ve bağışlarla özel bir klinik açmaya kadar girişimlerini sürdüren Adams, film sürecinde sevgilisi Carin Fisher’in (Monica Potter) öldürülmesiyle ve lisanssız klinik açmakla darbeler yese de, tedavi hizmetlerinde yaptıklarıyla ünü ülke çapına yayılır ve bir anlamda amacına ulaşır.

Article 99 (1992) IMDb 6,1

Veteran Hastanesi’ndeki bir grup doktor, umutsuz bir durumla uğraşmak zorundaydı: çok fazla hasta ve yetersiz yatak kapasitesi. Doktorların sorunlarının asıl sebebi, hastane yönetiminin kemer sıkma politikasıdır. Doktorlar ise ellerinden gelen en iyi şekilde hizmet etmeye karar verirler, bu yönetimin kurallarına karşı gelme ve izinsiz işlemler gerçekleştirme anlamına gelse bile.

Aklım Karıştı (1999) Girl, Interrupted IMDb 7,3

Yaşamına kast etme,günlük ilişkiler yaşama ve kişilik bölünmesi tanısıyla ailesinden ayırılarak ‘Claymoore’ adlı psikiyatri kliniğine yatırılan yazar adayı genç Susanna Kaysen’in buradaki personel ve hastalarla yaşadığı hüzünlü, heyecan verici, iç burkucu ilişkinin hikayesini anlatan film yazar Susannna Kaysen’in aynı adı taşıyan romanıdan, başarılı filmleriyle bütün dünyaya kendini kanıtlayan James Mangold tarafından sinemaya uyarlanmış.

Yetenekli Eller: Ben Carson Hikayesi (2009) Gifted Hands: The Ben Carson Story IMDb 7,7

Dr. Ben Carson, işinde oldukça yetenekli bir cerrahtır. Kendisine gelen son vaka, onun bu yeteneğini kanıtlamasında bir kez daha etken olacaktır. Dr. Carson’un bu yeteneğini nasıl kazandığı, geçmişindeki zorlu mücadelede saklıdır.

Zeka (2001) Wit IMDb 8,0

1998’de Pulitzer ödülü kazanmış bir tiyatro oyunundan uyarlanan tv filmi, kendisine konulan kanser teşhisinin ardından, hayatı sorgulamaya başlayan bir kadının hikayesini anlatıyor. Edebiyat Profesörü olan Vivian Bearing; koyulan kanser teşhisinin ardından, hayatını gözden geçirirken, önceliklerini de yeniden değerlendiriyor.

Uyanışlar (1990) Awakenings IMDb 7,8

Oliver Sacks’ın kendi hayatını kaleme aldığı aynı isimli romandan sinemaya uyarlanan film, ömrünü bilime adayan asosyal bir doktorun, icat ettiği bir ilaç sayesinde değiştirdiği yaşamları anlatır. Nörolog Malcolm Sayer, yeni çalışmaya başladığı bir hastanede, daha önce görmediği tarzda bir hastalığa sahip bir grup hastayla karşılaşır. Bu insanlar uzun yıllardır hareket etmeden yatağa bağlı bir şekilde uyku modundadırlar. Doktor Malcolm bir konferans esnasında tanıtılan bir ilacın bu hastalığı da iyileştirebileceğini düşünür ve bu hastalar üzerinde uygulamaya başlar. Uyandırılıp hayata dönen ilk hasta Leonard Lowe olur.

Fil Adam (1980) The Elephant Man IMDb 8,1

Fil Adam, gerçek bir hayat öyküsünü anlatıyor. 1880’ler Londra’sındayız. Şehrin sokaklarından süzülen kasvet ve karamsarlık, arka sokaklarda olup bitenleri belli eder nitelikte. Doktor Treves, isli sokaklarda gezindiği esnada gezici bir sirke rastlıyor. Önündeki kalabalıktan anlaşıldığı üzere içeride normal olmayan bir gösteri var. Ve bu normal olmayan gösterinin kahramanı, doğuştan engelli olan John Merrick. Annesi Merrick’e hamileyken bir fil tarafından saldırıya uğradığı söylenir bu sirkte. Doktor Treves ise hızlı bir hamleyle tedavi altına almak ister bu fil görünümlü adamı ve istediği gibi de olur. Her haliyle ürkütücü olan fil adamın bu korkunç görünümünün altında, gönlünde yatanlar ise zamanla dökülmeye başlar.

Okumaya Devam Et

Popüler