Ali Nuri Türkoğlu: “Tiyatroyu çok özledim!”

Manşet Röportajlar

Yazarlarımızdan Abdurrahman Badeci, ünlü oyuncu Ali Nuri Türkoğlu ile keyifli bir röportaj yaptı. Hatta röportaj o kadar keyifli geçmiş ki çok uzun olduğu için siz sinemaseverlere iki bölüm halinde sunmaya karar verdik. Ali Nuri Türkoğlu’nun çocukluğundan okul yıllarına, müzisyenliğinden ilk aşkına bir çok konuda yaptığı açıklamaları büyük bir keyfile okuyacağınıza eminiz. Haydi buyrun sohbet meclisine… 

Röportaj: Abdurrahman Badeci

Fotoğraflar: Onur Aldoğan

(1.Bölüm)

Abdurrahman: Ali Nuri Türkoğlu kimdir diye başlayalım röportajımıza isterseniz?

Ali Türkoğlu:  74 Kasımında İstanbul’un güzel mekâna sahip semtlerinden bir tanesinde ; denizde, denizatını yakalayacak kadar deniz halini görmüş bir yerde dünyaya gelen, İstanbul aşinası, 8-10 yaşlarına kadar her kahvaltısını deniz kenarında yapmış -çok zengin olduğundan değil, öyle bir semtte dünyaya geldiğinden- bostan tarlalarından geçerken kahvaltılıklarını toplayarak geçen bir ailenin mensubu bir insan…(Gülüyor) Çok küçük yaşta babası tır şoförü olduğu için yurt dışına gitme şansı bulmuş biri. Hatırladığı az ülke olmakla beraber nerdeyse gitmediği Avrupa ülkesi kalmayan birisi…

Abdurrahman: O zamanlardan hatırınızda kalanlar var mı?

Ali Türkoğlu: Bulgaristan da kiraz topladığımızı hatırlıyorum kamyonun kasasına. Peynir yediğimi hatırlıyorum. Orda bir doktor ailenin yanında gizli gizli kaldığımızı hatırlıyorum. Çünkü Türklere çok ciddi bir baskı var. İsimlerinin değiştirildiğini hatırlıyorum. Zannediyorum 6 -7 yaşlarında falandım.  Çok erken konuşmaya başladığım için bazen inanılmaz hatıraları hatırlıyorum.

(Gülüşmeler)

Abdurrahman: Çok küçük yaşlarda bu kadar anıyı hatırlamanız size de garip gelmiyor mu?

Ali Türkoğlu: (Gülerek) Annem de hala bu anıları nasıl hatırladığımı sorar. O zamanlar dört aylıkmışım çünkü… Altı aylıkken konuşmaya başlamışım. Hatta babam sefere giderken ‘Baba gitme!’ diye cümle kurmuşum. Babam da içeri girip bir süre daha kalmış. Artık bilmiyorum 1 saat mi 1 buçuk saat mi? Mesela bu anıyı hatırlamıyorum. Ama onun dışında bebekliğime dair, çocukluğuma dair, çok fazla anı hatırlıyorum.

Trenle çok seyahat ettiğimiz için tren istasyonundaki direkler benim alnımı çok iyi tanırlar. Küçüklüğümden beri bir elimde annemin eli, bir elimde babamın eli, o beton direklere çok kafamı çarpardım. Çünkü sağa sola bakarak gezerdim. Kafamda çok şişikler oluşmuştu.

Abdurrahman: Meraktan herhalde, etrafı gözlemlemeniz?

Ali Türkoğlu: (Gülerek)Evet. İnsanları seyretmekten önüme bakmazdım. Böyle bir çocukluk yaşadım. Zeytin ağaçlarının içinde bahçeli evlerin bulunduğu, arka mahallede sütçülerin yaşadığı ve bir yanda eğlenceli mağaraların olduğu maden ocağı, bizim için bir mağaraydı. Şimdi oralar komple apartman ve beton oldu.

Abdurrahman: Sosyal biri miydiniz o demlerde?

Ali Türkoğlu: Seferilik babadan geliyor ki çok taşındık. Ben ilkokulu bile 3 okulda bitirdim. Akabinde biraz sosyal bir çocuk olayım diye de herhalde hem tiyatroya, hem folklora birden yazıldım. İlk skecimi -bir laz skeciydi- ilkokuldayken yaptım. Bunun yanında izciydim. Çünkü hepsinin hocası aynıydı. Mehmet Kovancı’ydı adı. Müthiş bir öğretmendi. -İşte bir öğrencinin hayatında bir öğretmenin önemi- Hem izciydi, hem folklorcuydu, hem de tiyatrocuydu.  Tek kişilik oyununa gitmiştik. Müthiş! Çok yönlü bir sanatçıydı o benim için. Maarife onun sistemine uymadığı için okuldan kovuldu. Çünkü eğlendirerek ders anlatıyordu. Ders kitaplarına bağımlı kalmadan… Ezber sisteminden yana değildi. Yani o hocamdan çok etkilendim. 5 ya da 6 yıl sonra haberi geldiğinde, Avustralya’ya yerleştiğini duydum.

Abdurrahman: Okulda ki durumunuzu etkilemiştir bu.

Ali Türkoğlu: O zamanlar fena bir öğrenci değildim; teşekkürler falan getirirdim. Birden bire okula küstüm. Öğretmenime çok bağlıydım çünkü. Zaten öğretmen gittikten sonra benim okulumu değiştirdiler. Daha yakın bir okula aldılar. Okuldan kaçıp eski okuluma gidiyorum. Öğretmenler:

“Oğlum sen niye geldin? Öbür okulda kayıtlıydın sen.” deyince:

“Olsun hocam ben burayı istiyorum” diyordum.

Bir yudum çaydan sonra  :)

Tabi hep mutlu mesut bir hayat olmadı bizimkisi. Ondan sonra Türkiye’nin ekonomik koşullarından biz de etkilendik. Sıkıyönetime de yetiştim zaten. Ortaokul hayatımda o başarılı hayatım bitti. Ortalama bir başarıyla devam ederken bir öğretmenimi dayak mevzuu yüzünden şikâyet ettim. Tarih dersinden kaldım velhasıl. Okula küstüm, hayata küstüm. Okumayacağım dedim.

Abdurrahman: Şu anda kişisel olarak müzikle ilgilendiğinizi Yeni Şafak Gazetesi’nde

Ali Murat Güven’in yazısından ilk defa duyduk. O zamanlar da müzikle ilgilendiniz mi?

Ali Türkoğlu: Evet Ali Murat Bey’in yazısı benim içinde güzel bir sürpriz oldu.  :) (Gülüşmeler)

Çocukluğumla alakalı olarak da şunu söyleyebilirim. Babamın ilk aldığı oyuncak enstrümandır. Bir çocuk akordeonudur. Küçük kuyruklu piyanodur. Minyatür çocuk gitarı. Dedim ki ben müzisyen olacağım. Sonrasına bu değişti tabi biraz.

Abdurrahman: Bu kadar şeyin arasında sinemanın hayatınızda ki yeri neredeydi? O zamanlar sinemaya ilginiz ne dereceydi?

Ali Türkoğlu: Varmış, hep de işin oyunculuk tarafıyla. Sonra ses taklitleri başladı. Çok utangaçtım. İçime kapalı biriydim. Ses taklitlerimi teyplere kaydetmeye başladım. Hala kayıtları arşivimde durur. Kendi kendime skeçler yazıyordum. Elektronik kursuna gittim ve elektroniği kazandım.

Abdurrahman: Hayatınızı garantiye alma endişesi var mıydı? Hani her insanın belli bir çağa geldikten sonra ki endişesi.

Ali Türkoğlu: Bilemiyorum ama annem en büyük destekçimdi. ‘Ne istiyorsan onu yap oğlum.’ diyordu. Aynı zamanda şiir yazıyor, resim yapıyordum. Dükkandaki kese kağıtlarının üstüne yazmayla başladı şiir hayatım. 17 yaşında müzik eğitimine başladım. Kanun, ud bazen gitar veya saz olabiliyordu. Enstrüman çalmak disiplin işidir. ”Ben galiba yapamayacağım bu işi.” dedim ve bıraktım. Bir süre sonra Murat Genç abi diksiyonumun düzgün olduğu gerekçesiyle tiyatroya başlattı. Salih Kalyon Tiyatrosu’nda oynuyordu. ‘Kleopatra’nın Sezar’ı’ oyunuyla tiyatroya ‘Merhaba’ dedim. Oyuncu olabilmenin iki yolu var. Bu oyundan sonra kapılarını kapattı bana Salih Kalyon. Tekrar çalışmaya başladım. Bakkalda çıraklık yaptım, çek – senet tahsili yaptım, marangozda çalıştım, bir ayakkabı boyacılığını yapmadım sanırım. Bir abim, bir gün beni Tevfik Gelen abinin yanına götürdü. Tevfik Gelenbe ağabeyin o günkü söylediği hala aklımdadır; “Aktörün saçı ve sakalı uzun olmaz” dedi. ‘Aktörün saçı sakalı olmaz’ sözünü ben ilk ondan duydum. Jönleri kaçmış ve acil jöne ihtiyaçları var. Beni aldılar 5-6 yıl kadar sürdü bu aralıklı olarak. Oradan ayrıldıktan sonra bir çocuk tiyatrosu yaptım. Müzikli oyunlarda oynadım. Ondan sonra TV ile tanıştım.

Abdurrahman: Nasıl oldu bu tanışma?

Ali Türkoğlu: Ona da tiyatrodan bir abimiz Erol Aydın vesile oldu. ‘Süper Baba’ dizisinin iki bölümünde konuk oyuncu olarak oynadım. Gazanfer Özcan bir oyunumu izledikten sonra ‘Kuruntu Ailesi’ne konuk etti. Farklı farklı karakterlerle seviyemi yükselttim. Sürekli olarak çalışabileceğim bir dizi teklifi geldi. Ondan önce de bir reklam filminde oynadım; ‘İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim’ diyen Robert Bosh’un sözünü anlattık. Ali Tara çekmişti. Ödül aldı hatta. Sonra dizi teklifi geldi. Mahsun Kırmızıgül’ün ‘Hemşerim’ dizisinde rol aldım. Bir zaman sonra ayrılmak istedim. Ciddiyet fazla geldi.Beni öldürün diyordum dizide. Bir süre sonra da ayrıldım zaten. Sonra başka dizilere geçtim. Yakın zamanda ‘Eyvah Kızım Büyüdü’ dizisinde rol aldım. Kapıcı rolünde. Komik ve eğlenceli bir roldü. ‘Huzursuzlar’ diye bir dizide rol aldım. ‘Sıcak Saatler’ dizisinde rol aldım sonra. Osman Sınav’ın filmiydi. Bazı şov programlarında, skeçlerde yer aldım. Arada başka dizilere de kısa kısa girip çıktım. ‘Çifte Bela’ diye bir dizi yaptık. Güzel geçti dizi. ‘Koçum Benim’ dizisinden teklif aldım. Eğlenerek oynadım o dizide. Aynı zamanda ‘Mahallenin Muhtarların’ da yer aldım.

Abdurrahman: Bunları yaparken tiyatroya zaman kalıyor muydu peki?

Ali Türkoğlu: Hayır tüm bunların içinde tiyatroya zaman ayıramadım. Bunlardan sonra ‘Aşk Olsun’ adlı bir diziye başladım. Keyifli bir diziydi. Ardından ‘Büyük Yalan’ adlı bir diziye konuk oldum. Yapmadığım bir şeyi yaptım. ‘Radar’ adlı bir program yaptım. TRT 1’de yer aldım. Ardından ‘Haziran Gecesi’ kadrosunda doğulu aşçı olarak rol aldım. Güzel bir diziydi. En büyük şansım güzel ve iyi yönetmenlerle çalıştım ya da başıma kötü bir şey gelse de iyi tarafından baktım. Bu da tecrübedir diye. Bir süre sonra ara verdim TV’ye. Ta ki ‘Vazgeç Gönlüm’ dizisine kadar. Star TV de yayınlanıyordu. Bu kez de minibüs şoförü oynadım. Mahir’di rolüm. Değişik bir roldü. Bittikten sonra, bu kez biraz daha ara vermeliyim diye düşünerek kenara çekildim. Bu arada hayatımda yazmak eylemi devam etti. Mektup çok yazdım. Ailemde yazı eylemini başlatan bendim.

Abdurrahman:Yazmanın yanında okuma eylemi ne durumdaydı?

Ali Türkoğlu: Tabiî ki babamın harika bir kütüphanesi vardı. Babama anlatamadığımı, anneme anlatamadığımı yazardım, onların okumadığı mektuplar hala durur. Günlük yazarak başladım.

Abdurrahman: Tarih ne zamandı?

Ali Türkoğlu: 87’ler yani ortaokuldu. Hatta daha eskiydi.  4.sınıf. Sevdiğim kızın defterine yazdım ilk: ‘seni seviyorum’ diye.

(gülüşmeler)

Ali Türkoğlu: O benim büyük aşkımdı.

 

Abdurrahman:  Oyunculuk?

Ali Türkoğlu: Oyunculuk yaparken rejiyi çok sevdim. Kamera oyunculuğunu çok sevdim. Tiyatrodan daha çok sevdim. Bazen arkadaşlarım bana kızıyorlar. Röportajı okuyanlardan da kızanlar çıkacaktır elbet; ama tiyatro meşakkatli diye değil aksine ben zoru çok severim. Koşullarından çok ortamından dolayı sevmiyorum. Biz seyircinin egomuzu şişirmesinden çok hoşlanıyoruz tiyatroda.

Abdurrahman: TV’den daha fazla kitleye ulaşırım diye mi? Yoksa keyif almıyorum diye mi tiyatrodan uzaklaşmanız?

Ali Türkoğlu: Şüphesiz! Tv’nin keyfi bana daha çok gözüktü. Ama tiyatroda -o kısacık zamanda- bana çok uzun geldi. Bir yandan da şunu söyleyeyim; tiyatroyu çok özledim. Teklif gelse de oynasam. Birilerinin kulağına gitsin. İyi prodüksiyonlar yapılsın da oynayalım. Tabi iyi prodüksiyonlara haksızlık etmek istemem. Mesela Haluk Bey’in Oyun Atölyesi -Haluk Bilginer-, Duru Tiyatro -Emre Kınay-… Hoş bunu da tiyatronun Türkiye koşullarına göre ele almak lazım. Çok zor iş…  Oyunculuğun ne kamera önünün, ne sahne üstünün bir farkı var. Oyunculuk oyunculuktur. Ölçü olarak (maddi anlamda) TV’nin biri tiyatronun onundan iyidir. Tiyatroda 1. Kademedeki adam sinemadaki (TV) 10 adamdan daha az para alıyor.

————————————————————————————————————————————-

Ali Nuri Türkoğlu’nun hedefleri, sinema ile ilgili görüşleri ve yaptığı kısa film çalışmaları ile ilgili açıklamaları röportajın ikinci bölümünde sizlerle olacak. 

Sinefesto.com

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

3 Yorum

  1. sorunsuz hayat ,başarılı gelecekler seninle beraber olup yolun aydınlık ,açık olsun.Başarılarının devamlılığına .SELAMLAR.

    Reply
  2. basarilar…

    Reply
  3. Ben kostebekgiller oyuncusu pelin.beni tanıyorsunuz. Ali nuri amca.
    Sizde gölge adli oyuncusunuz.oyunculugunuz çok iyi.
    yeni yılıniz kutlu olsun.

    Reply

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up