Ali Nuri Türkoğlu: Sinema Bütün Sanatların Birleşimidir!

Manşet Röportajlar

Ali Nuri Türkoğlu ile yaptığımız röportajın ilk bölümünü geçtiğimiz günlerde siz değerli sinemaseverler ile paylaşmıştık. Röportajın ikinci bölümünde ise Ali Nuri Türkoğlu’nun televizyon, sinema ve oyunculuk gibi konulardaki görüşlerini okuyacaksınız… 

Röportaj: Abdurrahman Badeci

Fotoğraflar: Onur Aldoğan

Röportajın ilk bölümünü okumak için tıklayınız!

2. Bölüm

Ne yapmak istiyorsunuz bu sektörde?

Bu çok genel bir soru ama şöyle diyeyim: ben hep TV şovu yapmayı hayal ediyorum. Şov işiyle uğraşmak istiyordum.

Şov?

Şov şu; bol bol tipleme olan, taşlama tabir ettiğimiz şey. TV ile dalga geçen. Dizilerle dalga geçen, reklamlarla dalga geçen, insanları eğlendiren, eğlencelik bir şov.  Ama bir süre sonra bunu da gerçekten yapmak istemediğimi anladım. Çünkü iyi yapanlar oldu, kötü yapanlar oldu. Kötü yapanlar çok olduğundan insanın hevesi kaçıyor. Ben hiçbir zaman öyle mi yapılır, işte böyle yapılır diyen, hırsı ön plana çıkan bir adam olmadım. Belki de olmalıydım ama olamadım. Gergin arenalardan uzak durmaya çalışmış biriyim. Ben TV’de kendimi oyuncu olarak bir zamana kadar görebiliyorum. O yüzden rejiyi izledim. Aklımın ve gönlümün bir yerinde ‘ben çeksem nasıl çekerim acaba’ diye bir soru hep oldu. Ve reji masasını sevdim, seyrettim. Kendime faydalı olacağını hissettiğim için izledim. Doğaçlamanın olmasını istiyorum. Perdede 96 yılında ilk reklam filmimde kendimi izlediğimde -aynı zamanda sinema versiyonu da oynatılmıştı-Büyülendim. Kalitesi yüksekti. Reklam filmlerinden ‘Baba Beni Okula Gönder ’de oynadım, Yapı Kredi Taksit Kart filminde oynadım. Sinema perdesi benim hep ilgimi çekti. Hayatımda en sevdiğim üçlü perde, mısır kokusu ve Alaska frigonun tadı. Oyuncu olduğuma şükrediyordum.

Sinema bütün sanatların birleşimidir. 5 senedir bir senaryonun üzerinde çalıştım. Bu filmi ben çekeceğim dediğim bir işti. Onun zamanı daha gelmedi. Batılı bir söz vardır. ‘Tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarından bahset’. İnsana sadece yaptığı işlerin karşılığı verilir. Okuduğumdan fazla yazdım. Tiyatro metni okudum romanlarla aram iyi olmadı. Öykü sevdim. Felsefeyle çok ilgilendim, Klasik batı ve doğu felsefesiyle, Antik Hint felsefesiyle ve maalesef çok sonra ‘İslam felsefesiyle’ tanıştım. Aslında İslam’ın felsefeye bakışıyla ilgilendim. Şiir yazmaya başladım, yazıyordum ama bir düzene oturttum. Şair-yazar bir arkadaşımın(kendine amatör diyen ama bence çok iyi şiir okuyan ve şiir yazan bir arkadaş) tavsiyesiyle internette şiirlerim yayınlandı. Ama bir süre sonra geri çektim şiirleri. Orda durunca sanki benim mahremiyetime giriliyormuş gibi hissettim. Zamanına belki inanmadım. Mesela ben şiiri fazla sevmem ama Brecth severim. Onun, o şişire bakış açısını severim. O sosyalist duruşunu severim şiirlerinde cümle yapısını severim. Edip Cansever severim. Orhan veli severim. Can Yücel’e bayılırım. Ama ister istemez yazdığım yazılar, şiir oluyordu. Şiirdeki o lirizm var. Aruz var. Bu ara pek yazmıyorum.

Yazı konusunda bir hedefiniz var mı?

Yazı konusunda öyle ahım şahım bir hedefim yok.

Yani yazılırım toplansın basılsın…

Okunmaya değer bir şey yazacağımı düşünmüyorum. Yani şunu demek istiyorum derdimi anlatan biri değilim. İnsanların vakitlerini çalmak istemiyorum. Bazen elime öyle kitaplar gelir ki ‘bre adam insanların vakitlerini niye boşuna çalıyorsun’ diyorum. Değecek şeyi kitapla mı yaparım, sinemayla mı yaparım bilmiyorum.

O zaman bunları hobi olarak mı görüyorsunuz?

Evet.  Sinemayı da hobi olarak görüyorum hala. İnsanın dünyada vazgeçemediği bir şey yoktur. İnsan, kendisi de dâhil vazgeçilmez değildir. Dünyadan ne bir şey eksilir ne bir şey artar. Eninde sonunda onun da yeri doldurulur. İçerden bir eleştiri olsun bu söylediğim de; oyunculuğu ben de dâhil çok ciddiye alıyoruz. O kadar ciddiye alınacak bir iş değil. Sanatın içinde oyuncular bana kalırsa sanatçı değil olsa olsa zanaatkâr. Bir bakırcı kadar. Oyuncular kendilerini fazla önemsiyorlar ben de dâhil buna. Aslında bu dünya görüşünü de yansıtıyor. Bir gün Haluk Bey(Bilginer) çıkıp bunu dediğinde yani önemli bir iş olmadığını dediğinde oh be biri çıkıp da bunu söyledi dedim. Bir tabuyu yıkmış oldu. Kutsal ayda önemli tarafı yok. Bunu bir yere gelmiş bir oyuncunun söylemesi çok önemli bir şey. Ne kadar önemli bir sanatçı olursan ol bir gün gözlerini kapatacaksın, eserinin yaşaması bir şey ifade etmiyor. İnsanlara faydalı Fatihalarla anılacak bir iş bırakabilmek. İnsan olarak vazifem bu. Mesleğim o olmuş bu olmuş önemli değil. Ustamın söylediği ayakkabı boyacısı meselesi beni çok heyecanlandırırdı. İşini çok iyi yapması yeterdi. En iyi olana gayret edin derdi. Ayakkabı boyacısı olacaksan en iyisi ol derdi. Bana uygun bir söz olduğu için hemen benimsedim bu sözü. İyisini yapamıyorsan bırak başkaları yapsın. Yapsan bile ben yaptım deme. ‘Ben’ lafı araya girince sevimsizleşiyor. Konar geçersin sen sonuçta. Küçük dağları ben yarattım, büyüklere de biraz katkım var demek oluyor bu. Benim bir kere yazarlık iddiam yok.

Sinefesto da yazdığım bölümün adını “Yazı Hali” koymam aslında yazı yazmayı bir (Hal) olarak gördüğümden “Yazı HHHHhhali” maddenin hali demek gibi bir şey. Benim bir halim de yazı hali oluyor. Film hali var, müzik hali var. Müzik halimde besteler, tematik müzikler yapıyorum. Film müzikleri yapıyorum ama şimdilik saklıyorum. Ali Murat Güven tarafından Yeni Şafak gazetesin de geçenlerde yazılan makalede ‘müzisyen’ ibaresini de görünce şaşırdım. Çünkü benim yakın arkadaşlarım haricinde kimse bilmiyor. Bence müzik resimdir, resimde müziktir. Ben bir resme baktığımda melodisini kafama getiririm. Müzik dinlediğimde de kafama resmini getiririm.  İkisi kardeştir zaten. Birilerine müzik vermek istiyorum ama girişi kendi filmimde yapmak istiyorum.

Ne görmek istiyorsunuz masanızda?

Tabi ki artık yönetmen Ali’nin hallerini. Onu çok merak ediyorum çünkü.

Peki, yönetmen Ali’yi ne zaman görürüz?

Şu an kimseyi bir beklentiye sokmak istemiyorum ama üzerinde çalıştığım bazı şeyler var.

 

Bir sorumluluk daha aldınız yani?

Bu sorumluluk hep vardı aslında sadece ama hep dediğim gibi (yanlış anlaşılmasın)doğru zaman, doğru yer ve doğru kişi üçgeni oluştuktan sonra her şey. Bu üçü bir araya gelince devamı da gelir Allah’ın izniyle… Ayrıca tabi ki işin tamamına hâkim olmak büyük bir sorumluluk ve bu apayrı bir heyecan, büyük bir keyif veriyor. Ayrıca ben iyi bir yazarım. İyi müzisyenim, iyi oyuncuyum, demek… Bu nasıl çirkin bir şey. Buna seyirci karar verir. Eğer birileri sana sanatçı demek istiyorsa desin. Oyuncu diyorsa da desin. Sanatçı apayrı bir şey. Dramlardan pek hoşlanmıyorum. Komedileri seviyorum. Sitkom daha tercih ettiğim bir şey. Leyla ile Mecnun dramanın içinde komedi ama ben sitkomu seviyorum. İyi bir sinemada oynamak istiyorum. İyi bir teklif gelirse oynarım.

Bu arada size gelen projeler var mı?

Var elbette. Baya bir proje geliyor hem de. Ama ben pek benzer iş yapmak istemediğim için geri çeviriyorum. Sinemada oynamak istememin sebebi özgürlük aslında. TV de oyuncu eskiyor. Buda kötü bir şey. Değişik bir iş olursa yapmak istiyorum. Yeni bir karakter olursa daha iyi olur. Dram oynasam da içine küçük küçük espriler koymak istiyorum, yapımdan kaynaklanıyor.

Fısıltı Gazetesinden aldığımız habere göre(ki artık duyulmuştur) yakın zaman içinde bir kısa filmde oynamışsınız ve ‘en iyi oyuncu’ ödülünü almışsınız bunun hakkında bir şeyler söylemek ister misiniz?

Fısıltı Gazetesinin kulağına gitmişse diyecek yok. Evet, yakın zamanda bir kısa filmde oynadım. Kerem Keskin’in ‘ Gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştır’ adlı kısa filminde sevgili arkadaşım İlkay Akdağlı ile birlikte yer aldım. Başarılı bir yapımdı ve hakkı verilerek çalışılmıştı, nitekim meyvesini de aldı. Aldığım ödül tabi ki beni çok mutlu etti; fakat genel anlamda alınan ödüller beni daha fazla mutlu etti. Çünkü daha yeni yeni sinema dünyasına adım atan bir gençten böylesine başarılı bir yapım görmek sanırım her oyuncuyu mutlu eder. Velhasıl kendisine buradan da başarılarımı iletiyorum.

Oyunculuğu çerçeve içine alırsak bu neler olurdu?

Oyunculuğu bir çerçeve içine alamayız ama dünya görüşü bakımından alırsak; bence faydalıysa yap faydasızsa sus. Çünkü insanların aklından kötü düşüncelerde geçebilir. İyi ve faydalı olmalı. Ne yaparsa yapsın insan faydalı olmalıdır -ki ben faydalığına bakarım. Ben faydacıyım. Ya da daha doğrusu faydalılıkçıyımdır. Bir alışveriş söz konusudur. Pozitif olmalıdır. Pozitif çıkarcıyızdır ki iş bunu çözmekte. Bu dostluk arkadaşlık ilişkilerinde de böyledir. Ya ben faydalı olmalıyım, ya da o bana faydalı olmalı Bir birimize zararlıysak, o ilişki yararlı bir şey ortaya çıkarmazsa biter. Yarar yoksa niye var ki. Çünkü doğada bunu rahat görebiliriz. İnsan tabiatı gözlemlediğinde hiçbir şeyin gereksiz olmadığını görür. Gereklilik için var her şey. Bazen bana soruyorlar ‘neden öyle?’ ‘ olması gerektiği için öyle’ diyorum. O sinemada çerçeve kısmının da cevabı bu işte. Ben kötüye özendirecek bir eylemde bulunmam. Veren el alan elden evladır. Veren el olabilirsek, marangoz olmuşsun, bakırcı olmuşsun önemli değil. İyi bir şey sunuyorsan meslek önemli değil. Meslekleri kaldır aradan ortaya çıksın yaradan yani.  (Gülüşmeler)

Son olarak;

Bu röportaj için teşekkür ediyorum. Benim için görev üstlenici ve bir hatırlatıcı görevi gördü. Sinefesto’ya ve tabi ki sana teşekkür ediyorum.

Sinefesto.com olarak değerli vaktinizi ayırdığınız için biz teşekkür ederiz. 


 

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up