Bizimle İletişime Geçin

Manşet

Ali Murat Güven TYB’de Sinemaseverler İle Buluştu

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye Yazarlar Birliği tarafından organize edilen “Şairler/Yazarlar ile Film Okumaları” programının dünkü konuğu Sinema Yazarı Ali Murat Güven’di.

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nde gerçekleşen program i (TYB) İstanbul Şubesi’ninde gerçekleşti.Programda ilk olarak Ali Murat Güven’in seçmiş olduğu Amerikalı yönetmen Hal Ashby‘nin 1979 yapımı “Merhaba Dünya” (Being There) fiilmi gösterildi. Gösterinin ardından Sinema Yazarı Ali Murat Güven çarpıcı bir film okuması yaptı.

“Cehaletin bazı durumlarda ne kadar büyük bir sermaye ve servet olduğuna dair bu hikayesi beni tek kelimeyle büyüledi” diyen Sinema Yazarı Ali Murat Güven özetle şunları söyledi;

“HAYATIMDA KENDİMİ KÖTÜ HİSSETTİĞİM HER GÜN SİNEMAYA GİTTİM!”

Being There ‘Merhaba Dünya’yı 1983’te, yani yapımından 3 yıl sonra izledim. O zamanlar Türkiye’de ciddi bir döviz dar boğazlığıı vardı, filmler asla sıcağı sıcağına gelmezdi. Şuanda bazı filmlerin ABD’den önce oynadığı oluyor ülkemizde. 1970 ve 1980’lerin ikinci yarısına kadar iki sene rötarla bir filmi görürsek kendimizi şanslı addederdik. 78’de gösterime giren ve dünyada tatntanası olan Süperman’i 80’de Beyoğlu’nda ancak izleyebildik.En erken bir yıl içinde gelirdi filmler çünkü yutdışına döviz göndermek çok ciddi yasal sınırlamalara tabiydi ve filmciler bunalıyorlardı. Being There ‘Merhaba Dünya’da gecikmenin sonucu Türkiye’ye az sayıda kopya ile gelmiş bir filmdir. Tabi ben hayatıma damgasını vuracak büyük başyapıtlardan biri olacağını düşünmeden, Plevne Lise’sinde Matematik imtihanımın olduğu bir gün sabah evden çıktım, her zamanki gibi okula gidiyormuş edasıyla. Kesin kafama koymuştum, bugün okula da gitmeyeceğim, sınava da girmeyeceğim. Hayatımda kendimi kötü hissettiğim her ne gün varsa sinemaya gitmişimdir. Yine böyle bunalmış bir vaziyette, okulu düşünemez haldeyken, İstiklal’e çıktım. O zamanın güzel sinemalarından Emek’te Being There ‘Merhaba Dünya’ 11 seansındaydı, biletimi aldım ve izledim. “

“CEHALETİN BAZI DURUMLARDA NE KADAR BÜYÜK BİR SERMAYE OLDUĞUNU GÖRDÜM!”

“Cehaletin bazı durumlarda ne kadar büyük bir sermaye ve servet olduğuna dair bu hikayesi beni tek kelimeyle büyüledi. Sonra kitabını buldum, okudum ve Hal Ashby’in kitabı ne kadar büyük bir başarıyla sinemaya uyarladığını gördüm. Evet kitap bütün edebiyat uyarlamalarında olduğu gibi daha güzel çünkü işin ruhu orada gizli, sayfalar süregelen tasvirler var.

Hal Ashby o kadar iyi bir yönetmen ki, Amerikan Bağımsızları’nın yaşarken en önde gelenlerinden biriydi. O kadar sıkı bir yönetmen ki, kitabın ruhuna nüfuz etmiş. Peter Sellers da ona tutkuyla destek verince, aslında tam uyarlansa dört saat sürecek olan bu filmi 130 dakikada baylamayı başarmışlar. Bu bahçivanın adı sadece “Chance”. Gardener’ı ise soyadı olarak söylemiyor, bahçıvan Chance olarak tanıtıyor kendini. Fakat bürokrasi ingilizcesinde bozunuma uğratılarak “Chance Gardener”a dönüyor.

Adamın basit biri olduğunu kabullenmenin getirdiği silsile halinde olaylar var, hiçbirinin sebebi de Chance değil. O herkese karşı son derece dürüst; doğaya karşı, kendine karşı, tanıdığı insanlara karşı… İsmi aslında bahçıvan Chance iken, “Chance Gardener”a dönüşerek daha havalı bir hal alıyor. Buna sebep olan da , Shirley MacLaine’in canlandırdığı Eve Rand karakteri.”

Toplam bütçesi 6 milyon Amerikan Doları olan bir filmdir bu. AFİ (American Film Institute) tarafından , Amerikan sinema tarihindeki en iyi 100 filmden 26.’sıdır. Yaklaşık 4 aylık bir çalışmayla çekilip tamamlanmıştır.”

“HOLLYWOOD’LA İLGİLİ EN BÜYÜK İLLÜZYON, ONUN YEKPARE OLDUĞUNU ZANNETMEK”

“Yönetmeni Hal Ashby, Utah/Salt Sake City’de doğmuş 11 kardeşe sahip bir Mormon çocuğu. Ağır bir dini eğtimden geçen, annesi ile babası o henüz on bir yaşındayken boşanmış, yetimhanelerde kalmış, 17 yaşında bir motosiklete atlayıp California’ya gelmiş, ilk evliliğini 20 yaşından önce yapmış ve boşanmış, uyuşturucuların her türünü denemiş, sinema işine girene kadar 20 işte çalışmış ve en sonunda kurgucu olmuş, John Cassavetes ile birlikte Amerikan Bağımsız Sinemasının iki anıt isminden biri. Bütün hayatı boyunca varlık nedir, hayatın anlamı nedir, sinema nedir, insan nedir gibi çok temel meseleler üzerine kafa yormuş bir yönetmen. Sistem içinde hiç bir zaman yer bulamamış kendisine ki böyle isimler daha var; Jim Jarmusch gibi. Hollywood’la ilgili en büyük illüzyon, Hollywood’un yekpare birşey olduğunu zannetmek. Sistem şuan tıkandığı için ancak sinema tarihine dönüp Amerikan Sinemasından çok nadide parçalar bulabiliriz. Hal Ashby’in çok sevdiğim bir diğer filmi de Coming Home “Eve Dönüş”. Başrollerini Jane Fonda ve Jon Voight’ın paylaştığı muazzam güzellikte bir filmdir. Bir ihanet hikayesidir. Dikkatle izlerseniz çok dindar bir adam olduğunu görürsünüz. 3 tane dertli adamın bir araya gelerek yaptığı bir filmdir Being There ‘Merhaba Dünya’. 1991 yılında “Derin bir uykuya ihtiyacım var, her zamankinden daha fazla uyuyacağım, Lütfen beni rahat bırakın” diye bir not bırakıp intihar eden Jerzy Kosinski’nin romanından uyarlamadır. Ömrü boyunca iyi sinema yapmak isteyip sistemin maymunu haline gelen Peter Sellers’in başrölünde olduğu bir film.”

“BİR METAFORLA MI KARŞI KARŞIYAYIZ  YOKSA REEL BİR DURUMLA MI?”

“Dünyadaki en ünlü film eleştirmenlerinden Roger Ebert’e en çok sorulan sorulardan biri; Bir teşbih-metaforla mı karşı karşıyayız son sahnede yoksa reel bir durumla mı? Hal Ashby 1989’da öldüğü için yakın zamanlarda kimse yönetmenin yakasına yapışıp son sahnenin hikmetini soramadı. Altokuma anlamında birkaç bilgi vermek istiyorum; Melvyn Douglas’ın canlandırdığı para babası karakterinin gömüldüğü anıtın üzerinde bir göz var. Bir mason, üçgen bir masa ve Amerikan Finans sistemini yöneten ağa babalar. Başkanı bie belirleyebilecek güce sahipler ve liderlerini toprağa verirken de zaman onlar için çok değerli olduğundan dolayı, “Yeni başkan kim olacak?, Bu patates kafalı adama destek vermeye devam edelim mi yoksa onu harcayalım ve yerine yeni birini getirelim mi?” diye kendi aralarında tabutun başındayken yönetmen birsürü simgelerle bezemiş ortamı. Mason olduğunu ve Masonik bir törenle gömüldüklerini bize gösteriyor. Tabi bunlar bahçıvan Chance’in umrunda bile değil. O sonbahar yapraklarına bakıyor, suya bakıyor ve hastalanmış bitkileri inceliyor. Ve farkında bile olmadan Potamak Nehri’nde suyun üzerinde mesihleşip bir evliya haline gelip yürüyor hatta şemsiyesiyle kontrol ediyor. Roger Ebert bu konuda sorulan sorulara şöyle cevap eriyor; Yönetmen bunun bize metafor olduğuna dair hiçbir kanıt vermemiş. Doğrudan doğruya sahnenin gerçekliğini kabullenmemizi istiyor. Sahnenin akışı bu yönde. O halde Chance Gardener, Allah’ın kendisine hiçbir kötü niyet, kibir, günah, adice düşünceler yüklemediği mutlak saflıkta bir adam olarak bir tür evliyalaşma hali yaşıyor.”

“VARMAK İÇİN DAHA 50 YILIMIZ BULUNAN BİR NOKTAYA VARMIŞ OLAN BİR TOPLUM…!”

“Varmak için daha 50 yılımız bulunan bir noktaya varmış olan bir toplum Amerikan toplumu. Kapitalizmi bu kadar yoğun bir biçimde yaşadığınızda bunun cüruflarını da herkesten önce istifra etmeye başlıyorsunuz. Böyle toplumların aydın yetiştirmesi zordur çünkü sürüden farklı şeyler söylemeyi besleyen bir yapı yoktur. Herkesin Mcdonalds’da ya da Burger King’de aynı menüleri sevmeye zorlandığı bir sistem içinde siz pastırmalı kuru fasulye yemek istiyorum dediğinzde o yemeği bulamazsınız bile. Böyle bir yapı içinden ayrıksı müzisyen, ayrıksı yönetmen, ayrıksı senarist ya da ayrıksı aktör çıkmaz. Ama çıkarsa da herkesten daha kavruk daha pişmiş ve sözleri daha can yakıcı aydınlar çıkar. O yüzden Amerika’nın sayısal olarak Edebiyat’ta, şiirde, televizyon kültürüne eleştiri getirmede bir Fransa kadar, İngiltere kadar, Türkiye kadar kelle hesabı yaparsak çok sayıda öncü ismi yok. Harcanmışlığımız Amerika boyutuna ulaştığımızda canımızın yanması da o nispette oluyor ve söylediğiniz sözlerde o keskinlikte oluyor. Öyle oyuncular var ki; Hollywood’da star sistemiyle boğuşmuş, ceplerinden para koyarak bazı filmleri bitirmiş, farklı sözler edilmesini sağlamış, sisteme karşı muhalefet etmiş insanlar bunlar. “

“GİTTİĞİMZ YER MECİDİ’NİN ANLATTIĞI YER DEĞİL, ASHBY’NİN ANLATTIĞI YER”

“Muhafazakar kesimde beğeninin çok tatsız tuzsuz, tek boyutlu bir hal aldığını görüyor ve bundan endişe duyuyorum. Bu konuşmaya fırsat versin istedim. Potemkin Zırhlısı, Cennetin Çocukları, Old Boy ve iki tane daha İran filmi izleyince olduk sinemasever. Sinema her ülkenin deneyimleri nispetinde söz söylediği bir alandır. İngiltere’ye biz politik anlamda gıcık oluyoruz diye İngiliz sineması diye birşeyin olmadığını varsayma hakkımız yok. Bu tür toplantılar olduğu sürece, kapitalizmin ezdiği batılı insanların hikayelerini paylaşmyı yeğleyeceğim. Çünkü gitmekte olduğumuz yer Mecidi’nin anlattığı yer değil, Hal Ashby’nin anlattığı yer. “

On5Yirmi5

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
1 Yorum

1 Yorum

  1. Nur

    15 Kasım 2011 at 23:46

    Çok ama çok teşekkürler. Gidemediğim için çok üzülüyordum bu alıntıları okuyunca bir nebze de olsa sevindim. Teşekkür ederim.

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Metafor Dolu 10 Film

Anlam karmaşası içerisinde beyaz perde.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sinema duyguların dışa vurumlarından oluşan; insanı insana, insanla anlatan sanat dallarından biridir. Hal böyleyken bazı yapımlar yansıtmak istediği duygu ve düşünceleri seyircinin kucağına bırakıp kaçarken, kimi filmler metafor aracılığıyla temellendirmelerini yapar. İşte etkisinden çıkmayacağınız ‘Metafor Dolu 10 Film‘ sizlerle. İyi seyirler.

İz Sürücü (1979) Stalker IMDb 8,2

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkede, dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur.

Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir.

Stalker, dev bir göktaşının yaşamı alt üst etmesinin akabinde oluşan esrarengiz Zone bölgesi ve buraya girmek isteyen bir bilim insanı ile yazara eşlik eden bir Stalker’ın hikâyesini anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men IMDb 8,1

Llewelyn Moss, bir olay yerinde bulduğu çantayı alır ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Artık peşinde bir kiralık katil vardır. Moss bir Vietnam gazisidir ve bir şekilde uyuşturucu olaylarının ortasında soruna dönüşen bir meseleye karışır. Peşindeki katil Anton Chigurh planı konusunda kararlıdır çünkü işini yarım bıramak niyetinde değildir. İşin için çok sayıda masum insanın ve suçluların da karışacağı soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

Bugün Aslında Dündü (1993) Groundhog Day IMDb 8,0

Hava durumu spikeri olan Phil Connors Pennsylvania’daki bir kasabaya geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Kendini beğenen ve kibirli biri olan Phil, kasabadaki bu basit ve sıradan insanlarla bir arada olmaktan hiç hoşlanmaz. Berbat bir gün geçirir ve kar fırtınasından dolayı yollar kapandığı için orada sabahlamak zorunda kalır. Tek istediği bu ortamdan bir an önce kurtulmaktır ama sabah uyandığında anlamakta zorlanacağı bir şeyle karşılaşır. Zaman döngüsüne yakalanmış ve o nefret ettiği günü her gün yeniden yaşamak zorundadır. Tek çaresi gününü güzel geçirmeyi sağlayacak şeyler bulmak olan Phil her gün aynı şeyleri yaşıyor olmanın da avantajını kullanmaya başlar. Bill Muray’ın kendisine hayran bırakacağı Harold Ramis imzalı bu film eğlenceli bir klasik.  

Persona (1966) IMDb 8,1

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinamotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Solaris (1972) Solyaris IMDb 8,1

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.

Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar (2003) Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom IMDb 8,0 

Mevsimler ve doğanın o kusursuz çağrısı, yarattığı teslimiyet arzusu belki de başka hiçbir şeyde benzeri olmayan. Yüzen bir ev ki doğaya dair ne varsa muhteşem olan onu çevrelerken o göl ortasında yüzmekte. Yaşlıca bir rahip ve kendisine refakat eden diğer genç-çocuk rahip adayı.Yaşlı rahip, ona her şeyi bilgelikle ama bir o kadar da doğal bir akış içinde öğretir. Bu şekilde geçip giden mevsimler ile büyüyen çocuğun geçirdiği evrim, son derece doğal bir ahenk içinde ilerlerken sıra artık büyümüş olan çocuğun öğrendiklerini gerçek hayata nasıl yansıtacağını görmeye gelir. Ufak yaştan beri öğretilen erdemlere rağmen asıl öğretimin hayatın kendisi tarafından yapıldığının farkında olan bilge rahip için ise bekleme ve görme zamanıdır. Gerçek bir görsel şölen olarak beyazperdeye yansıyan ve gösterildiği bütün festivallerde büyük beğeni ile karşılanan bir film.

Hiç Bitmeyen Öykü (1984) Die unendliche Geschichte IMDb 7,4  

Zorbalığa uğrayan Bastian, okulunun tavan arasına kapanır ve ejderhalar, yarış salyangozları gibi sihirli yaratıkların ülkesi Fantasia hakkında bir kitap okumaya başlar.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7,2

Ölümsüzlüğün ağacı: Hayat Ağacı.

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Eraserhead (1977) IMDb 7,4

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

Kutsal Motorlar (2012) Holy Motors IMDb 7,1

Cesar o gün her sabah yaptığı gibi işe gitmek için elinde çantası, yaşadığı görkemli malikaneden çıkar, beyaz limuzinine doğru yürür. Çevresindeki korumalar ona eşlik ederken, şoförü Celine kendisine kapıyı açar ve yol boyunca o gün tamamlamaları gerekan randevularından konuşurlar. Cesar eline yaşlı bir kadın peruğu alıp onu düzeltmeye başlayıncaya dek her şey normal gibi görünmektedir. Peki gerçekten her şey bu kadar normal midir.

Prometheus (2012) IMDb 7,0

Tekrar bilim-kurgu türüne dönüş yapan kült yönetmen Ridley Scott’ın önderliğinde Alien’ın köklerine yapılan bu yolculuk, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanıyor. Ekibin insanoğlunun geleceğini korumak adına girdiği bu savaş, her şeyin sonu olabilir.

Ters Yüz (2015) Inside Out IMDb 8,1  

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü. Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır.

Okumaya Devam Et

Liste

İlişkilere Gerçekçi Bakan 10 Film

Pembe tabloların dışından.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

İki insan birbirini sever, engeller aşılır ve sonsuza dek mutlu yaşanır. Ya da iki insan birbirini sever, ardından tanımaya başlarlar birbirlerini. Seni tanıdığı için memnun olanlar, seni yavaş yavaş tanımaya başlarlar ya da keşke tanımasaydım olur cümleler… Ya da tanıştıkça yabancı olunur…. Veya tanıdıkça bağlar kuvvetlenir. Bir arada olmak, hayatına birini almak en başından bir tavizdir, hayatının sana ait olan kısmının bir kısmını bir başkasının kontrolüne, denetimine bırakırsın. Özgürlüğünü, yani en değerli şeyini, armağan edersin sevdiğin için… Sonra tutsaklık seni rahatsız eder, gardiyanın da seni daha da tutsak etmek ister, iki insan birbirine hem mahkum hem de gardiyandır aynı zamanda… Aşağıda aşk, evlilik gibi mevzular üzerine gerçekçi bir takım şeyler söyleyen filmler var. Bazıları direkt bu mevzuya dalarken bazıları da dolaylı yoldan dokunuyor meseleye. İyi seyirler.

Aç Kalpler

Aç Kalpler (2014) Hungry Hearts IMDb 64

Venedik Film Festivali’nde hem En İyi Erkek Oyuncu hem de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan yapım, birbirlerine ilk görüşte aşık olan bir çiftin sıra dışı hikayesini anlatıyor. Filmin başrollerinde yeni Star Wars serisinde de rol alacak olan, Inside Llewyn Davis, Frances Ha ve Girls dizisinden tanıdığımız yükselen yıldız Adam Driver ve performansıyla bol övgü toplayan Alba Rohrwacher bulunuyor.

ude (Adam Driver) ve Mina (Alba Rohrwacher), New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

____

Nights and Weekends

Nights and Weekends (2008) IMDb 6.2

Mattie ve James birbirlerine aşıklar. Ancak birbirlerinden uzak geçen onlarca sabah ve aralarındaki binlerce kilometre ilişkilerini yiyip bitiriyor. New York ve Şikago arasındaki mesafe ile boğuşurken, birbirlerini gördüklerinde ilişkilerinin tatlı anları değil, zorlukları öne çıkmaya başlıyor.
___

Blue Valentine

Aşk ve Küller (2010) Blue Valentine IMDb 7.4

Dean ve Cindy’nin evlilikleri büyük bir başarısızlığa uğramıştır. Hayatlarının bu trajik sürecinde çift, gençlik yıllarına ve birbirlerine aşık oldukları zamanları hatırlamaya çalışırlar. Film zıt kavramları karşı karşıya getiriyor. Sevgi nefrete, geçmiş günümüze, hayal gerçeğe, gençlik yaşlılığa, erkek kadına karşı geliyor.
_____

L'avenir

Gelecek Günler (2016) L’avenir IMDb 7.0

Mia Hansen-Løve’ın Berlin’den Gümüş Ayı ödülüyle döndüğü filmi Gelecek Günler, evli ve iki çocuklu felsefe öğretmeni Nathalie, işi, annesi ve evliliği arasında sıradan bir tempoda yaşamını sürerken başına gelenler yüzünden yeni bir hayat kurmaya doğru adım atar.
____

Prensim

Prensim (2015) Mon roi IMDb 6.1

Her aşk, zaman içerisinde bir enkaza dönüşmez mi? Ödüllü yönetmen Maïwenn’in son filmi, bildiğiniz aşk filmlerine pek benzemiyor. Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan film; acı ve özlem, tutku ve ihanet arasında gidip gelen fırtınalı ve sıra dışı bir ilişkiye odaklanıyor. Bir tarafta düzenli hayatıyla istikrarlı bir avukat olan Marie-Antoinette, diğer tarafta ise karizmatik, özgür ruhlu, kadın avcısı Georgio. İdealize edilmiş bir aşk mefhumunu ve beyaz atlı prens kavramını sorgulayan film, klişelerden uzak durarak bir ilişkinin duygusal türbülanslarını son derece cesur bir şekilde perdeye taşıyor. Variety’nin “Jules ve Jim” kadar ultra-romantik olarak nitelediği filmin başrollerini Emmanuelle Bercot, Vincent Cassel ve Louis Garrel paylaşıyor.

___

Irrational Man

Mantıksız Adam (2015) Irrational Man IMDb 6.6

Woody Allen bu filminde varoluşsal bir krizin ortasında olan orta yaşlardaki felsefe profesörünün hikayesini anlatmakta. Filmin başrollerinde ise Emma Stone, Joaquin Phoenix ve Parker Posey var.

Abe Lucas, son dönemlerde yaşamaktan zevk alamayan, duygusal olarak dibe vurmuş bir felsefe profesörüdür. Hayatında yeni bir sayfa açmak için küçük bir kasabaya yerleşir ve orada ders vermeye başlar. Burada tanıştığı Rita Richards (Parker Posey), aynı üniversitede hocalık yapan, mutsuz bir kadındır. Abe’in öğrencisi Jill Pollard ise sınıfın en başarılısıdır ve zamanla aralarında bir arkadaşlık başlar. Jill her ne kadar erkek arkadaşı Roy’a aşık olsa da Abe’in ıstırap dolu, sanatçı kişiliğini ve egzotik geçmişini karşı konulamaz derecede çekici bulur.

Bir gün Abe ve Jill’in bir yabancının konuşmasına kulak misafiri olup, Abe’in olaya dahil olmasıyla işler değişir. Abe bu olayla birlikte kendi hayatını ve başkalarının hayatını derinden etkileyecek bir karar alır ve hayata yeniden tutunup, her anın keyfini çıkarmaya başlar. Fakat bu durum Jill, Rita ve kendi hayatını sonsuza dek değiştirecek günleri de beraberinde getirecektir.
_____

The Story of Us

İkimizin Hikayesi (1999) The Story of Us IMDb 5.9

İlişkileri artık iyice içeriğini kaybeden Jordan çifti, çocukları 12 yaşındaki Josh ve 10 yaşındaki Erin yaz kampındayken ayrılmaya karar verirler. Ben ve Katie çiftinin bir arada kalabilmesinin tek yolu birbiri ile olabildiği kadar az iletişim kurmaktır. Ben ve Katie birbirinden ayrı geçirdikleri zaman boyunca geçmişte çok şeyi paylaştıklarını farkederler. Yaşadıkları ortak mutluluklar onları bir araya getiren nedendir.
___

Sürgün

Sürgün (2007) Izgnanie IMDb 7.7

Bir aile, anne, baba ve çocukları şehir yaşamından ayrılıp doğa ile iç içe bir kır evine giderler. Burası büyükbabalarından kalma bir yerdir. Şehir kültürüne adapte olmuş insanlara uzak kalan bir doğa yaşamının kurallarına ayak uydurmak hiç de kolay değildir. Doğada hükmeden kavramlar çok başkadır. Orada var olmaya devam etmek isteyenler için büyük fedakarlıklar söz konusu olmak zorundadır. Film özünde vicdan sorguları ve işlenen günahların sancıları ile savrulan bir ailenin hikayesini konu alıyor.

___

Demolition

Yeniden Başla (2015) Demolition IMDb 7.0

Eşini trafik kazasında trajik bir şekilde kaybeden yatırım uzmanı Davis Mitchell, duygusal bir çöküntü yaşamaktadır. Davis, tüm hayatını sorguladığı bu dönemde giderek kontrolünü yitirmektedir. Bir gün parasını kaptırdığı otomatı üreten şirkete bir şikayet mektubu yazar. Davis, bu mektup sayesinde şirketin müşteri temsilcisi Karen ile yakınlaşacak ve bu beklenmedik ilişki, hem Karen hem de Davis’in tekrar hayata sıkı sıkıya sarılmasını sağlayacaktır.

_____

Scenes from a Marriage (1973) Bir Evlilikten Manzaralar Imdb 8.5

Marianne ve Johan’ın on yıllık evliliklerini masaya yatıran film, çiftin ayrılıklarını, evlilik dışı ilişkilerini, barışıp yeniden ayrılmalarını ve en nihayetinde de boşanmalarını konu ediyor.

Boşandıktan sonra bile birbirinden kopamayan Marianne ve Johan çiftinin her görüşmeleri ayrı bir kavgayla sonuçlansa da birbirlerine olan sevgileri şartlar ne olursa olsun galip geliyor.

Film evlilik hayatıyla ilgili çok önemli kelamlar ederken aynı zamanda izleyiciyi psikolojik olarak Marianne ve Johan’ın ilişkisine hapsediyor. Başta Woody Allen olmak üzere birçok yönetmeni etkileyen Bergman’ın bu filmi aynı zamanda en iyi yabancı film dalında altın küre sahibi.

___

Nelyubov

Bonus: Sevgisiz (2017) Nelyubov IMDb 7.8

Birbirlerine karşı nefretle dolu bir kadınla bir erkek ve arka odada, korku içinde gözyaşlarına boğulmuş çocukları… Sevgisiz, bu çocuğun ansızın ortadan kaybolması üzerine onu aramaya başlayan, boşanma arifesindeki bir karı-kocanın bezginlik ve pişmanlıkla yaralı çabalarının hikâyesini anlatıyor. Günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev, şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş, hayalleri kırılınca ağlamayı bile unutmuş bir toplumun portresini post-modern bilgi çağı filtresinden çiziyor. Yozlaşmış, çürümüş, hayati değere sahip kurumları ardı ardına işlevsiz hale gelmiş Rus toplumu, yönetmenin otopsi masasında. Sevgisiz, Rusya’nın Oscar adayı seçildi.

___

Ne olacak simdi

Ayrıca bunlar da var:

Ne Olacak Şimdi (1979)

45 Yıl (2015)

Kayıp Kız (2014)

Okumaya Devam Et

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler