Aile Olmak Zor Zanaat

Manşet

muhammeduyar

Sinemanın hayata dokunan yanlarını/yönlerini izlemek ve konuşmak sinemaseverlerin üzerinde çoğu zaman teknik yönlerini irdelemekten daha kalıcı izler bırakır. Deniz Akçay Katıksız’ın ilk yönetmenlik deneyimi olan ‘Köksüz’ teknik özelliklerine takılmadan hayatın içinden görüntülere şahit olabileceğiniz bir film olarak çıkıyor karşımıza.

Yakın zamanda babalarını kaybetmiş bir aile… Çocuklarının kontrolünü elinde tutmaya çalışan bir anne: Nurcan, çalışan ve hem annesinin hem de kardeşlerinin yükünü omuzunda taşımaya gayret eden bir abla: Feride, tek derdi ergenliğin getirdiği heyecanlar olan bir erkek:İlker ve bu ailenin bütün dertleriyle büyümeye çalışan evin küçük kızı: Özge.

Anadolu’da kocaların eşlerine yakıştırdığı çok güzel bir sıfat vardır: İçişleri Bakanı. Köksüz filminin annesi Nurcan aslında tam da bunu yapmak istiyor. Babanın yokluğunu hissettiği her dakika çocuklarına karşı daha da korumacı bir tavır takınıyor.

koksuzfilm

Feride ise eve para getirmenin zorluğundan ziyade ‘anne’yi idare edememenin zorluğunu yaşıyor. Tek kurtuluş çaresi ise evlenip bir şekilde bu ortamdan uzaklaşmak.

Aile olmak aslında çok zor bir iştir. İki yabancının bir araya gelip ‘bir olma gayreti’ kendi içerisinde birçok çatışmayı barındırır. Çiftler yıllar içerisinde çok zor ‘şey’lerin üstesinden gelirler. Bu birliktelikler bir gün ölüm veya boşanma gibi nedenlerle sekteye uğradığında ise işler değişir. Bu defa yılların getirdiği alışkanlıklar nedeniyle geride kalanlar yeniden doğmuşçasına zorluklar karşısında şaşakalırlar. Köksüz’de annenin yaşadığı bu şaşa kalmışlık halinden kurtuluş için evlenerek bu ortamdan kurtulmaya çalışan bir kız çocuğunun bulunması ise ibretamiz bir durumdur.

Yeni Türkiye Sineması’nda baba veya bununla bağlantılı olarak ‘erkek egemen’ toplum düzeni sürekli eleştirilen bir olgu olmuştur. Özellikle kadın yönetmen ve senaristlerin sayısının artmasıyla bunun arasında bir paralellik kurabiliriz. Ve fakat daha önce dizi senaristliği ile tanıdığımız Deniz Akçay Katıksız bu filmde ‘erkek’lerden ziyade anne-kız ilişkisini irdeliyor.

Filmi izledikçe ‘Ailenin başında baba olsaydı bunlar yaşanmazdı.’ demek yerine anne ile büyük kızın arasındaki ilişkiye odaklanıyorsunuz. Tam da bir evi geçindirecek özelliklere sahip ideal bir koca adayı olan Gülağa’nın adını bile beğenmeyecek kadar titiz olan annenin en büyük korkusu yalnız kalmak.

Annenin kalabalıkların içinde bile yalnızlık çektiğini gösteren en güzel sahnelerden birisine ise kızının nişanında bel ağrısı nedeniyle yatakta olduğu bölümde rastlıyoruz. Üzüntü ile sevincin anlamlı bir şekilde verildiği bu bölümde anne çaresizce kaderine teslim oluyor.

Filmin başından itibaren ‘Acaba evin erkeği olacak mı?’ diye beklediğimiz İlker karakterinin filmin en zayıf halkası olduğunu söyleyebiliriz. Arkadaşının annesiyle yaşadığı gayrimeşru ilişki sahneleri filme hiç bir şey katmamakla birlikte beri yandaki anne-kız ilişkisi hikâyesinden uzaklaşmamıza neden oluyor. Dizi senaryolarına benzer bir hava oluşturan bu bölümler film ile ilgili akılda kalan tek olumsuz noktalar.

Filmin bütün oyuncuları başarılı bir performans sergilerken, Ahu Türkpençe rolünün hakkını fazlasıyla veren oyunculuğuyla biraz daha ön plana çıkıyor. Altın Koza’da ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ ödülünü kazanan Melis Ebeler de filmin duygusal yapısına büyük katkı sağlıyor.

Festival izleyicilerinin çoğunluğu tarafından beğenilen filmin yavaş ilerleyen kurgusuna vizyon izleyicisi nasıl bir tepki verecek hep birlikte göreceğiz..

Nereden baktığınızı unutmayın! Selametle…

twitter.com/muhammeduyar

Yorumlar

 
Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü mezunu. 2011 yılında Sinefesto.com'u kurdu. Klark Medya'da kurucu ortak olarak iş hayatına devam ediyor.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up