Ahmet ve Nun

Genel

Meryem Genç / Ağustos Böceği

 

AHMET ve NUN

Bembeyaz ve uçsuz bucaksız bir arka plan. Saflığı seyircinin gözünden yüreğine sokuyor. Günahsızlığı, af dilemeyi… Filmde de bu beyazlık, saflık için uğraşan bir adam: Ahmet.

Hat talebesi olan Ahmet, bir suça karışmış yeni hapisten çıkmıştır. Arkadaşı Selim, Ahmet’in aklını çeler ve yine suça davet eder onu. Ama bu sefer suça davet sebebi Ahmet’in bir sahnede Hocaya söylediği “iyilik için” dir. Para için değil, iyilik için 13. yy’dan kalma Malik Kur’an-ını yasadışı yollarla satmak isterler. Ama satacakları adamlar Selim’in Kur’an-ı getirmesini beklerken, Selim vazgeçer. Ahmet ne yapıp eder onu buluşma noktasına getirir ama, ama…

Adamlar Selim’i öldürmek ister. Ahmet buna karşı çıkmak ister. Kimsenin canı yanmasın ister. Durdurmak ister ama kendisi başlatır olayları. İki kötü adam ve Selim ölür.

Ahmet, hat talebesi özelliğinden kaynaklanan bir görme problemi çekmektedir. Film boyunca gözüne damla damlatır ve damlattırır. Filmde Ahmet, tanımadığı insanlardan hep bir şeyler ister. Mesela tamirci adam, motoruna bindirir onu gideceği yere götürür. Birisine gözüne damla damlatır. Hocadan kendisine hat öğretmesini ister. Meczubun babasından da onu gideceği yere götürmesini ister. Bunlar normal zaten diyorsan okuyucu, dur bi dinle.

Hayatta da böyle değil midir? Hiç tanımadığımız insanlardan bir şeyler isteriz. Yardım ederiz hiç tanımadığımız insanlara. Ama bu yardım ettiğin insan necidir, kimdir? Aslında ne için gelmiştir kapına? Bilmezsin. Ahmet’e de olan bu işte. Ona yardım eden bu insanlar filmin sonunda onun ölümüne sebep olurlar. Her şey Allah’tandır amenna. Ama vesileler var işte hayatta.

Diyeceğim şu ki bu film hayatı anlatıyor kardeşim. Gerçeği tam manasıyla gerçeği. Sahtecilik yok. Oyuncular gerçek. Oyun gerçek. Bunu da en güzel planı hiç kesmeden baştan sona akan hikâyeden anlıyoruz zaten. Arada sahtecilik yok. Kamera öbürüne dönmüşken diğeri arkada çay içiyor yok. Herkes gözümüzün önünde. Her şey önümüzde oluyor.

Hat sanatında elini hiç kaldırmadan yazıyı bitirme özelliği vardır. (Benim hocama buradan selam ederim) (eskidendi çok eskiden) Hat konusuyla yönetmen kamera kullanımını birleştirmiş, adam konuşturmuş yeteneğini hocam ya. Tabii oyuncular da. Elleri dert görmesin. Planlar uzun, hiç kesilmeden bir planda film başlıyoooor ve bitiyor. Müthiş.

Hey, okuyucu! Ne ki bu ben neler gördüm deme bana. Uzun plan demek Alllaaaah ! demektir. Ne zordur. Düşün 4 dk hiç kesilmeden bir sahne var. O oyunculuğu hayal et. Adamların canı çıkıyor hakkını verelim diye. 4 dk. Sonra 3 nokta 45. dk’da yanlış replik giriyor araya. Arkadan bir şey geçiyor veya kamera kayıyor. Haydaaa. İşte sana demek istediğim.

Mesela bir sahne var. Ahmet meczup çocuğu görüyor uçsuz bucaksız tuz gölünün ortasında. Baygın meczup çocuk. Biraz önce kendi davası için, kendini ispatlamak için gözü kararan, adama sopayla dalan Ahmet sanki bu değil. Çocuğu uyandırmaya çalışıyor, çocuğa acıyor ve sırtına alıyor kalmasın orada diye. Tepelerinde güneş… Ahmet çocuğu her sırtına alışında diyorum nasıl bir oyunculuktur bu. MaşAllah. Hiç kesilmeyen planda Ahmet çocuğu taşıyor yorgun bitkin… Sonra arkadan bir minibüs yanaşıyor ve çıkıyor adamlar Ahmet’e sopalarla saldırıyor. Adam zaten bitmiş. Sonrası malum. Bir sonraki sahnede Ahmet rahmetli.

Hocanın Kur’an-ı görür görmez düştüğü sahnede çok iyiydi, Ahmet’in adamları vurduğu sahne de.

Bir de film hikâyesi ile inandırıcı. Seyirci yok artık olur mu öyle şey diyemez bu filmde. Ya da “aa bak adam şimdi kurtulur” diyemez. Tahmin yapma seyrederken sadece seyret. Çok şaşırtıcı hikâyesi ve gerçek. Ahmet’in pişmanlığı o kadar gerçek ki, sözleri o kadar gerçek ki…

Filmin afişini de görenler bilir “Af’Allahu anh” yazar tuz gölünün ortasında. Nun’un noktası yoktur. Tam noktanın yerinde biri durur. Bu sahneyle başlar film. Gökyüzünden iner gözlerimiz nokta yerinde duran hocanın gözlerine gelir.  Moğolların Anadolu’ya saldırdığı zamanlar. Mürekkebi dökmüş bir talebe ve daha da mürekkep yok. Nun’un noktası da. Moğollar’a mesaj veriyorlar böyle yazarak : Allah onu affetsin. Belki vazgeçerler bu kıyımdan deyu. Talebe bu yaptıklarına da amaçlarına da terstir. Hocasına der “Getireceğim mürekkep” ama Ahmet anlatır bize sonrasını.

Meczup çocuk baygınken anlatır ona. Talebe getirmemiş mürekkebi ve hocayı Moğollar öldürmüş. Talebe zaten aksiyon adamı olsaydı getirirdi. Korkak çıktı iyi mi? Ya da yorum yok okuyucu. Çünkü Ahmet, tam talebenin başka bir işe kalkıştığını anlatacaktı ki adamlar geldiler giriştiler Ahmet’e. Yani? Yani hikâyenin sonunu öğrenemedik. Nun’a ne oldu öğrenemedik. Talebe ne yaptı öğrenemedik.

Böyle ucu açık biten filmleri seviyorum. Semih Kaplanoğlu’nun filmleri de böyle biter. Tarz meselesi.

Bir ayrıntı daha: Meczup çocukla o mürekkep getirmeyen 13.yy talebesi aynı karakter. Burada da sıkı bir kroşe geliyor beynimize. Hikâyede bağlantılı çok olay var.

Ahmet kendini Selim’in babasına ve amcasına affettirmek istiyor. Senelerce içini yakan vicdan azabından kurtulmak istiyor. Satmaya çalıştıkları milyonluk Kur’an-ı Hocaya geri vermek istiyor. Hikâye buralarda uçuyor zaten. Hem Ahmet’in sonunu merak hem de Kur’an-ı merak filmin sonunun gelmesini geciktiriyor. Böyle yavaş yavaş aklınıza işliyor film.

Selim’in Ahmet’i suça davet eden hikâyesi ise filmin sonunda yalan çıkıyor. Bu da hadi ya, dedirtiyor işte.

Af’Allahu Anh yazılı kâğıdı yanında taşıyor Ahmet bir kere. Noktasız nun’u ya da bir nevi kendisini cebinde taşıyor. Ahmet’in sonu da Nun gibi oluyor. Noktasız.

Filmde konuşmalar da eski zamanı andırıyor. Mesela “Ne için” yok ” Ne diye” var. Evladın elimizde, diyor Ahmet hocaya. Evladın…

Film uzun uzun konuşulacak film. Film üzerine şiir yazılacak film. Film önüne ödül yığılacak film.

Hikayesi, çekim tekniği,oyunculuğu ile maşAllah denecek film. MaşAllah. Tarihe ismini yazdırdı bile.

Filmin müziği çalarken de her an birisi konuşacakmış bir  şeyler anlatacakmış gibi geldi bana. Müzik anlatacak sanki hikâyeyi.

Filmden sözler:

– Doktorlar ne diyor?

– Anlamadığım şeyler.

*

-Tuza bakmak bile adamı susatır.

*

-Dünya kötü bu da benim inanmamı engelliyor.

*

– Hocam laflarımı affedin ama Allah dünyayı daha iyi yaratabilirdi.

– Dünya kötüyse bunun bir sebebi olmalı. Hem de bizim zavallı aklımızın alamayacağı kadar iyi bir sebebi.

– Eğer böyle derseniz iman aklı ezer hocam.

*

-İnanmayan insan yazı yazamaz.

*

-Para için  mi ?

-Hayır iyilik için.

*

– Ne cezası ya, ne cezası. Siz ceza nedir bilir misiniz he? Kör oluyorum ben. Senelerdir beş parasızım yanımda milyonluk Kur’anla yaşadım. Cezaymış… Cezanın daha büyüğü var mı lan?

 

not: Yazı biterken Mazlum Çimen- Nokta Film Müziği çalıyordu.

not: Kamera arkasını da seyredin derim.

notun notu: Yazımız spoiler içerir. 

 

Künye:

  • 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali En İyi Türk Yönetmeni Ödülü, Derviş Zaim
  • 45. Altın Portakal Film Festivali En İyi Yönetmen Ödülü, Derviş Zaim
  • 45. Altın Portakal Film Festivali En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü, Ercan Yılmaz

Nokta

Yönetmen: Derviş Zaim

Senaryo Yazarı: Derviş Zaim

Yapımcı: Derviş Zaim, Baran Seyhan

Oyuncular: Mehmet Ali Nuroğlu, Serhat Kılıç, Settar Tanrıöğen

Müzik: Mazlum Çimen

Görüntü Yönetmeni: Ercan Yılmaz

Yapım: 2008, Türkiye

Süre: 85 dk.

 

Meryem GENÇ

Sinefesto.com Genel Yayın Koordinatörü

editor@sinefesto.com / meryemgenc@sinefesto.com

 

Yorumlar

 

2 Yorum

  1. yazınız çok güzel olmuş.ne yalan söyliyeyim bu filmi izledim ama bi daha izlicem sanırım:)kalemin dert görmesin

    Reply
    • EyvAllah :) Beğenmenize sevindim. Nokta filmi benim de tekrar izleme listemdedir.

      Reply

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up