Bizimle İletişime Geçin

Film

Abbas Kiyarüstemi Röportajı

Usta yönetmenle 90’ların ortasında yapılmış bir röportaj.

Yayınlandı

tarihinde

Söyleşi: Pat Aufderheide
İngilizce’den Çev.: Dr. Battal Odabaş

Akira Kurosawa, Satyajit Ray öldüğünde çok üzüldüm, fakat, Kiarostami’nin filmlerini gördükten sonra Tanrı’nın onun yerini alabilecek doğru insanı bulduğunu düşündüm diyerek dünyaya bir işaret verdiğinde, İranlı Yönetmen Abbas Kiarostami bir süre için film festivali çevresinin kozu oldu.
Tarihsel olarak uyanık film izleyicileri hafiften alarma geçerek karşılaştırma fırsatı bulabildiler. Bununla birlikte, büyük gerçekçi Satyajit Ray, 1993’te Özel Başarı Oscar’ını kazanmasına karşın, filmlerinden bir tanesi bile dağıtılmadı. Fakat karşılaştırma estetik açıdan daha uygundur. Estetik kahramanları Bengal Felsefeci Rabindranath Tagore ve Fransız gerçekçilik ustası Jean Renoir olan Ray, daha önce film yapım amacını (Andrew Robinson’ın biyografisinde de belirttiği gibi) “organik bağlı bir öyküye yatırım yapma tarzını belirlemek ve insan davranışının ve ilişkilerinin ayrıntılı ve doğru gözlemleriyle hazırlamak” olarak belirledi. Yüzlerce yılda oluşmuş İranlı sanatçıların geleneği içinde kendini gören ve kahramanları arasında Rossellini ve Truffaut da olan Kiarostami, ayrıntıları anlatmak için aynı göze, yoğun deneyim bütünlüklü aynı büyülemeye, aynı şekilde ulusal kültür ve ideolojilere dar bir biçimde kendini hapsetmeyi reddetmeye sahip.
Filmlerinin dağıtımında belki de uzun yıllardır Ray’dan daha şanslıdır. En azından Kiarostami’nin son filmi 1994 Akademi Ödülleri için İran adına katılan Zeytin Ağaçları Altında (Through the Olive Trees) filmi Miramax tarafından ABD’de geniş dağıtımı yapılan ilk İran filmi oldu. Ayrıca, alışılmamış eğlendirici bir aşk öyküsü olarak, Zeytin Ağaçları Altında‘nın işlevleri üstüne kırsal İran’ın bir dağ yöresi hakkında rastlantısal ve pek olası olmayan bir dizi film içinde üçüncüsüdür aynı zamanda.
Bu sekansta, görüntü ve gerçeklik, sosyal eşitsizlik ve öykü anlatıcının bir toplumdaki rolü hakkındaki sürekli olarak gelişen ve yoğunlaşan konular (temalar) görülebilir. Bundan başka, ideolojik olarak cambaz ipinde yürüyen inceliği kanıtlanmış bir kariyerin sadece bir yüzüdür bu.
Dizi klasik olarak yeni gerçekçi “küçük bir film”le Arkadaşımın Evi Nerede? (Where Is My Friend’s House?, 1987) ile başladı. Olaylar, bir arkadaşının okul defterini uygun olmayan bir yere koyan genç bir öğrencinin öğretmenden önce onu bulmaya ve geri getirmeye çalışması etrafında gelişir. İkincisinde Ve Yaşam Sürüyor (And Life Goes On, 1992)’da ilk filmini yapan bir yönetmen ve onun oğlu bir depremden sonra ilk filmin yıldızlarını aramak için kasabaya döner. Onları asla bulamasalar da baştan başa acıklı, dokunaklı ölüm ve yaşam dramasıyla sarsılırlar. Zeytin Ağaçları Altında, Ve Yaşam Sürüyor‘dan bir anahtar sahne çekmeye çalışan bir film ekibinin öyküsünü anlatıyor. Belgesele çok yaklaşan, gerçek yaşam olaylarına yıldız aktörleri olmayan tüm bu filmler senaryosuz fakat tamamen kurmacadır.

Bununla birlikte, çok sayıda Amerikan seyircisi için yeni bir yetenek olan Kiarostami, belgesel sinema için köklü emektar bir sinemacıdır.
Miriam Rosen’in de Cineaste’ta (Cilt XIX, No: 2-3) onunla yaptığı söyleşinin girişinde belirtildiği gibi, Kiarostami kurulmasına yardımcı olduğu Çocukların ve Gençlerin Düşünsel Gelişimi Enstitüsü sayesinde 1969’da film yapımcılığına başladı. Onun altı filmi arasında, günlük yaşamda gerçek ve kurmacanın birbirinin içine geçmesiyle Kiarostami’nin takıntısını bulabildiğimiz Close-Up (1990) filmini kendi özel favorisi olarak belirtir. Belgesel ve düzenlenmiş sahnelerden oluşan film, pek göze batmayan birinin, şaşkına dönmüş orta sınıf bir aileye kendisinin İranlı ünlü bir film yönetmeni olduğunu kanıtlamasının anlatıldığı gerçek bir yaşam skandalını yeniden oluşturuyor.
Acıklı bir biçimde yöneltilmiş bakış açısı ve bireysel yeteneği ile toplumsal olanak arasındaki kesişme noktasında pahalı merakıyla, Kiarostami, çeşitli ideolojik fırtınalarla sunulmuştur. Bu söyleşide de diğerlerinde olduğu gibi, kendini dışarıdaki aile kategorisine sokmakta olduğundan fazla dikkatlidir ve şu anki rejim için doğrudan bir yorum yapmaktan kaçınıyor.
Yönetmenin çalışması temelleri sağlam bir film geleneğinin ve endüstrisinin dışından geliyor. Geçen yıl altı film yapan İran film endüstrisi, yerleşik (kemikleşmiş) bir film seyircisine ve bir üne sahip. Ulusal sinema, tüm dünyadaki eğilimlere uyum gösterecek bir biçimde, zaman içerisinde karakter değiştirdi. 1930’larda film yapımcıları halkın çoğunluğunun hoşuna gidecek melodramlar ve müzikaller yaptılar; 1960’larda İran’ın sanat filmleri uluslararası onur kazandı; 1970’lerde endüstri devlet ve (sansür) desteğiyle, bugünkü endüstrinin emektarları olan yönetmenler tarafından, bazıları gerçekçi bir stil ile sosyal eleştiri yapan, yılda bir düzine film üretti.
Devrim sırasında, ilk önce saldırıya uğrayan İran film yapımı oldu, sinemalar yakıldı ve ürünler parçalandı. Fakat bugün, seyirci eskisinden daha fazladır ve üretimde eski düzeye gelmektedir. Bu durumu ekonomik sıkıntıların kemer sıkmaya zorladığı bir zamanda, büyük ölçüde, 1992’ye kadar İran film üretiminin üçte birinin oluşmasını sağlayan Farabi Film Foundation (Farabi Film Vakfı)’na borçluyuz. Hâlâ teknik olanaklarını ve tanıtım yardımını sunmaya devam ediyor. Vakıf yardım ettiği filmlerin senaryolarını onaylamak hakkına sahip ve hâlâ uluslararası dağıtımının mutlak kontrol hakkına sahip.
Farabi, kusursuz müslüman din adamları ile tehlikeli film sanatı için el ele veren bir grup entelektüel tarafından 1983’te kurulmuştu. Devrimci toplumun kitle iletişim araçlarını kullandığını ve baskı altında tutmadığını tartıştılar; Humeyni şevkle onları destekledi. Kolayca kırılabilen dinci filmciler için haysiyetli eğlenceler sunan, Farabi’nin “aile” filmleri desteği, duyarlı temalar keşfetmek amacıyla yaratıcı sanatçılar için bir araç sağladı, aynı zamanda. İran filmleri için ulusal seyirci şu anda dinsel ailelerin yeni bir seyirciliğinin başarılı bir biçimde eksiğini kapatmasından beri bütün zamanların en yükseğine ulaştı. Uluslararası dolaşımda olan, ortaya çıkan sonuçların en iyisi bir türün Farabi’nin ince ideolojik simsarlığından doğduğunu öne sürer. O, gerçekçi, oldukça hümanist çoğunlukla da çocuktur. Kiarostami, Mohsen Makhmalbaf ve Dariush Mehrjui gibi sanatçılar tarafından yapılan filmler, insan zaaflarının, hoşgörüsü için bir takdirinin mücadelesi gibi görünüyorlar ve çoğunlukla da sosyal yorumlamaya önem veriyorlar ve İran-Irak savaşı, kadınların toplumsal durumu, yoksulluk gibi başlıkları bile dahil ediyorlar.
Bu çalışma türü, açıkça politik olmamakla beraber, her şeye rağmen entelektüel ve sanatçıların toplumsal imgelemini biçimlendirme çağrısıyla doğrudan angaje edildi. Jean-Luc Godard’ın bu yılın başlarında NewYork Film Critics Circle’a NewYork Film Eleştirmenleri Çevresi) yazdığı mektupta karşılığını verdiği bu kalite olabilir. Özel ödül almak için ortaya çıkmayı teessüfle reddederken Godard, “Kieslowski yerine Abbas Kiarostami’ye ödül vermek için Oscar çevresini zorlamak” başarısızlığı dahil yaşamındaki düş kırıklıklarının bir dökümünü yaptı. Elbette sert ve alaycı Polonyalı yönetmenin dış genel bakış açısı, Kiarostami’nin yalın, gösterişsiz iyimserliği ile kesin bir biçimde karşıtlık gösteriyor.

abbas kiyarustemi 1
Kiarostami 1995 Şubatında Washington’daki The American Film Institute’te (Amerikan Film Endüstrisi) yer alan bir İran sinemasını anma gösteriminde Cineaste ile konuştu.
Cineaste: Akira Kurosawa’nın sizi Satyajit Ray’e benzetmesi, sizi, “insanın durumu” üstüne bir filmin herhangi biri adına ya da hakkında, sınırlar dışında konuşabildiğine inanan -çoğunlukla da daha önceki bir dönemde- bir grup insanın içine koyuyor. Sizi bu hükmü verdirmeye götüren özgüveni nasıl edindiniz?
Abbas Kiarostami: İlk kez olarak birisi filmlerinde özgüvenden söz etti bana. Ben bunun olumsuz anlamda versiyonunu duymuştum. Daha önce söylemiştim “sinemayı küçümsüyorsunuz” ve “kim böyle bir film yapmanız gerektiğini ve halkan ona gitmesini umduğunuzu düşünür”? Eleştirmenler bunun yeterli olmadığını, sinemanın seks ve şiddet içeren güçlü öykülü, Pulp Fiction (Ucuz Roman) gibi olması gerektiğini söylüyor.
Birisi bana, “bu tür bir film göstermek istesem evde oturup penceremden dışarı bakarım. Bu tür şeyleri her yerde görebilirim. Sinemada drama ve abartı görmek istiyorum” dedi. Özel efektler falan işte. İnsanlar beni naif olmakla da suçladılar.
Cineaste: O zaman bu itirazlara nasıl direniyorsunuz? Hangi tür film yapımı kendi filmlerinizde yaptığınız tercihi etkiliyor.
Kiarostami: Sadece günlük yaşamlarında insanları seyrederek. Bütün gün boyunca yüzlerce küçük esin kaynağım var. Günlük yaşamda olup biten şeylerin sinemadan daha önemli şeyler olduğunu düşünüyorum. Benim tekniğim kolaca benziyor. Parçaları toplayıp bir araya getiriyorum. Malzemeyi icat etmiyorum. Sadece, etrafımdaki insanların günlük yaşamlarını seyrediyor ve oradan alıyorum.
Ayrıca günlük yaşamın, benim uykularımı kaçıran ve beni sinirlendiren olumsuz yanından çok olumlu yanlarına bakmayı tercih ediyorum. Böylece etrafıma bakıp bana iyi görünen şeyleri seçiyorum. Onları bir paket halinde toplayıp satıyorum. Bunu yapan yalnızca ben değilim biliyorsunuz. Çiçekçiler de aynı şeyi yapıyorlar. Onlar da çiçek yapmazlar,sadece en iyi aranjmanı bulurlar.
İnsanlar, kendi işlerini seçerler. Bazı insanlar güzel işler peşindedir. Ve sinema da, bunu bizim için kolaylaştırıyor. Çok duyarlı olan ve tüm ayrıntıları kaydeden bir kameramız var. Bizim için yani film yönetmenleri için geriye kalan onların ne zaman kaydedileceklerine karar vermektir. Bunun içinde kişisel bir memnuniyet de var, anlattığımız şeyin ilk tüketicisiyiz biz. Olumlu öyküler kendimi iyi hissetmemi sağlıyor.
Cineaste: Yaptığınız sinema türü ile sizin için bağlantılı olan günlük yaşamdan bir görüntüyü anlatır mısınız?
Kiarostami: Benim için formatif bir görüntüyü kafamdan atmak zor, beni büyüler bu. Karlı bir gün işe giderken tüm dikkatini çarşafına vermiş küçük bir çocuğu, gerçek bir bebeği kucaklamış sokakta giden bir kadın gördüm. Bebek ateşler içinde yanıyordu ve gözleri hemen hemen kapanmıştı.
Nasılsa arkalarından yürümeye koyuldum ve gözlerimi çocuktan ayırmadım ve çocukların yaptığı gibi elimi salladım. Beni hiç görmediğini düşündüm, küçücük gözleri o kadar şişmişti ki ve anne benim orada olduğumu hiç görmedi. Kavşağa geldiğimiz zaman, çocuğun elini büyük bir çabayla kaldırıp bana el salladığını hayretle gördüm. Bu beni çok şaşırttı ve duygulandırdı ve bu sahneyi etrafta kimsenin görmemesi de beni oldukça etkiledi ve bu anın insanlara bir şekilde gösterilmesi gerektiğini düşündüm.
Daha sonra şöyle oldu: Bu an üçlemenin ikinci bölümünde (And Life Goes On) kırık kollu çocukla tekrarlandı. Ben ona el salladım ve bu sahne yeniden meydana geldi ve bana el salladı.
İnsanların ektiklerini biçtiklerini düşünüyorum, verdiğinizi alırsınız. Duyarlı ve duygulu bir insanla iyi bir film izlemek beni öylesine eğlendiriyor ki, şiddet filmlerini izlediğim zaman aynı zevki alamıyorum.
Cineaste: Çalışma sürecinizi tamamlayış tarzınız, İtalyan yeni gerçekçi senarist Cesare Zavattini’yi andırıyor. Sinemada öykü anlatmanın ana fikri icat etmek değil keşfetmektir diyordu.
Kiarostami: Onu hatırlamasam bile anlayabildim ve hissettim. Elbette, sinema izlemeye İtalyan yani gerçekçi filmlerini izleyerek başladım ve bu çalışmaya yakın olduğumu hissettim. Fakat bu, onların örneklerini izlemeye karar vermekten çok aynı şekilde bir zevk alma sorunudur.
Sanıyorum böyle bir benzerliğin en önemli ve açık nedeni İran’ın şu anki durumu ile İtalya’nın savaş sonrası durumu arasındaki benzerliktir. İtalya o zaman savaş sonrası durumun etkisi altındaydı. Bizim de durumumuz aynı. Koşutluklar doğuran başka bir benzerlik edebiyat ya da mitolojiden uyarlama yapmamamdır. Daha önce de söylediğim gibi öykülerimi günlük yaşamdan alıyorum. Aynı zamanda büyük, pahalı setlerim ve ayrıntılı bir biçimde hazırlanmış üretim maliyeti ve özel efektlerim yok. Filmlerim düşük bütçelidir.
Cineaste: İtalya’nın ticari film endüstrisi savaştan önce oldukça gelişmişti elbette.
Kiarostami: İran’ınki de öyle. İran’ın ticari film endüstrisi hala gelişmekte. Yaklaşık altmış konulu film yapıldı geçen yıl ve ondan önceki yıl da çok sayıda kısa filmle birlikte yaklaşık elli beş konulu film yapıldı. Güçlü bir eğlence sanayimiz var. Fakat benim stilim onların arasında farklı bir yerdedir. Ben o eğilimin parçası değilim.
Cineaste: Ayrıca İtalyan yeni gerçekçileri sol sempatizanlıklarını ya da bağlılıklarını ve amaçlarını filmlerinde işlediler. Şimdi biliyorum ki , görüşmelerde, politik tartışmalardan kaçınmak için aşırı bir dikkat gösteriyorsunuz.
Kiarostami: Hayır, hayır, bu doğru değil. Ben bir politik partiye ait olma ya da devrimci bir liderlik gütmek, birisini yenme anlamında politik biri değilim. Herhangi biri için çalışmıyorum. Ama eğer günümüzün insan sorunlarından söz ederseniz bu anlamda benim çalışmalarım elbette politiktir. Hem de en güçlüsü.
Zeytin Ağaçları Altında, gerçek sosyal sorunlardan kaynaklanan Hossein’in kişisel sorunlarını inceliyor. Bugünün İran’ında yaşıyor. Cahil bir insan. Evlenmek istiyor ve çocuklarının cahil ve yoksul biri olmasını istemiyor. Bu sorunlarını çok basit bir biçimde ifade ediyor ama bunlar gerçeğin ta kendisidir.
Bir başkasının acılarıyla ilgilendiğiniz zaman, onları başkalarına aktarmaya çalışırsınız, o insanlar da onu duyar ve anlarsa o zaman politik bir durum olur. Hossein’den söz ettiğiniz zaman politikadan uzak kalamıyorsunuz, çünkü politikanın uzağında olmayan toplumsal konular hakkında bazı şeyleri görüyorsunuz.
Cineaste: Zeytin Ağaçları Altında‘da anlatmak istediğinizi tanımlarsanız…
Kiarostami: Bunun insanlık için bir edep durumu olması gerekir. İnsanları sürdürdüğümüz gerçek yaşama götürmek istiyorum.
Cineaste: ABD’nde, İran görüntülerimiz olumsuz haber saatleri barajıyla renk kattılar. İran’dan gelen filmler çoğunlukla bilinçli olarak apolitik görünüyor. Bu sansürün mü yoksa sindirilmenin mi sonucu?
Kiarostami: Biliyorsunuz, İran görüntüleriniz kaçınılmaz bir biçimde ve beklenildiği gibi sahip olduğunuz basın organları tarafından çarpıtılıyor. Her gün ağır politik tartışmamız ve çekişmemiz yok. Sabah İran hakkında kötü bir haber duyduğunuzda o görüntüleri bütün bir güne taşıyorsunuz. Haberleri sabah yedide dinliyoruz ve akşam haberlerine kadar hakkında hiç düşünmüyoruz. Kendi yaşantımızla meşgulüz, hava yağmurlu ve saire. İran’daki yaşam, düşündüğünüz kadar kasvetli değil.
Cineaste: Filmlerinizde klasik batı müziği kullandığınız için eleştirildiniz.
Kiarostami: Evet ve söylemek istediğim klasik müziğin dünyaya ait olduğudur. Gökyüzü gibidir o, ve herkes onu paylaşabilir. Amacım genellikle birbirinden ayrı dünyalar arasında birlik yaratmaktır. Polisin ve göçmen bürosu görevlilerinin görevi sınır yaratmak, sanatçıların görevi ise onları azaltmak ya da ortadan kaldırmaktı.
Cineaste: Farabi Film Vakfı nasıl çalışıyor?
Kiarostami: Farabi Film Vakfı devrimden sonra film yapmak için yanıp tutuşan dindar insanlar tarafından kurulmuştur. Çetin ekonomik koşullar karşısında bir destek olmadan sinemanın öleceğinden korkuyorlardı. Şimdi bile, ticari ambargo nedeniyle, bir filmin gerçekleşmesi için normal fiyattan iki kat daha fazla ödüyoruz.
Özel bir vakıf, fakat, onu kuranların dindar insanlar olması nedeniyle güven duyulduğu için devletçe onaylandığından dolayı hükümetten yardım alıyor. Vakıf senaryonuzu onaylarsa, ileri bir tarihte ödeme ilkesine dayanarak laboratuar ve ekipman sağlıyor. Laboratuar ve ekipmanlarından yararlanabileceğiniz başka yerler de var, fakat peşin ödemek zorundasınız. Bu da çok önemlidir. Diğer film yapımcılarından daha az mali destek alıyorum, o kadar fazlasına ihtiyacım yok, fakat vakıf bana ve diğerlerine uluslararası dağıtımda yardımcı oluyor, bu da gerçekten nemli bir yardımdır. Onun izni olmadan hiç bir film dünya dağıtımını gerçekleştiremez.
Devrimin başlangıcında bunlar çok önemliydiler. Şimdi radikal dincilerin baskısı altındalar. Köktenciler yönetimi ele geçiremediler, fakat hızını kestiler ve 1992′ de hükümet film yapımcılarına Sübvansiyonu (mali desteği) kesti.
Cineaste: Sinema yapımcıları Vakfın desteğini almak amacıyla politik konulardan sakınıyorlar mı?
Kiarostami: Bunun özel bir durum olduğunu sanmıyorum. Hükümetin mali desteğinin film yapımcılarının gişe kaygısına kapılmamalarına ya da kalabalıkları çekmek için şiddet kullanmalarına yol açmama olanağı verdiğini düşünüyorum. Sonucun niçin daha iyi olduğunu da düşünüyorum.
Cineaste: ABD’de festivalde gördüğümüz İran filmleri belirgin bir biçimde hümanist görünüyor. Bunu şöyle anlamak uygun mudur: Yalnızca karşılıklı habersiz olma ve hoşgörü değil fakat İran’daki dogmatizm ve kökten dinciliğe de karşı olan sanatçıların bir açıklaması mı?
Kiarostami: Ortaya konacak uygun bir sonuç olduğunu düşünüyorum, fakat bu sizinkidir. Beni övemezsiniz ve sonra kendi övgünüzü onaylamamı benden isteyemezsiniz.
Cineaste: Niçin çok sayıda İran filminde genç çocukları, özellikle genç erkek çocukları baş rolde görüyoruz?
Kiarostami: Yetişkinler için orta derecede filmlerimiz var, fakat siz onları burada görmediniz. Uluslararası dağıtımları yapılmadı. Filmlerin yaklaşık yüzde onunun hiç iyi olmadığını ve bunların çoğunun da çocuklar hakkında olduğunu söyleyebilirim.
Cineaste: Filmleriniz de çocukları başrolde sunuyor.
Kiarostami: Çocukları severim, fakat onları iyi ya da kötü kesin sonuç elde etme yolu olarak kullanmam.
Cineaste: İran’da şiddet filmleri üretiliyor mu?
Kiarostami: Vakıf tarafından paraca desteklenmiyorsa da evet. Gişe açısından oldukça popülerler. Şiddet var fakat seks yok.
Cineaste: Filmleriniz mükemmel bir biçimde üretiliyor. Böylesine olağanüstü teknik desteği nasıl sağlıyorsunuz?
Kiarostami: Ekibim her zaman sinemaya aşık insanlardır. Bazen de ticari film deneyimleri olur. Son filmimde çok iyi bir kameramanım ve sesçim vardı ve çalışmak için yeterli zamana sahiptik.
Cineaste: Filmleriniz Ortadoğu ve Asya’da gösterildi mi?
Kiarostami: Öncelikli olarak İran filmlerine ilgi duyan Batı’dır. Pasifik ülkelerinde örneğin Tayvan’da biraz ilgi olduğuna inanıyorum. Ama sanıyorum Batı’da filmlerimize karşı bir çekicilik var.
Cineaste: İran filmlerinin ülke içindeki gösteriminde devrimden bu yana oldukça büyük bir gelişme oldu.
Kiarostami: Evet, büyük oranda da Vakfın çalışmalarına teşekkürler. Devrimden önce dindar insanlar sinemaya gitmediler, çünkü kendilerini orada güvende hissetmediler. Şimdi önceki kadar seks ve şiddet içermeyen filmleri görmeye gidiyorlar ve rahatlıyorlar. Sadece sinemanın büyüleyici gücünü keşfediyorlar.
Clos-Up‘ta kameranın mahkemeye girdiği zamanki sahneyi düşünün. Şimdi, bunu sağlayan sinema sevgisiydi. Mahkemede görevli Molla, sinemayı ve özellikle Mohsen Makhmalbaf’ın filmlerini seviyordu.
Cineaste: Zeytin Ağaçları Altında‘da temel öykünün -Hossein’in kızla olan arap saçına dönmüş aşk işi- ne kadarı gerçekti?
Kiarostami: Gerçek, gördüğünüzden tamamen farklıydı. Bununla birlikte son bölüm son yirmi günde değişti. Orijinalinde uzaklaşmalarıyla sona eriyordu. Son anda, daha neşeli, idealist ve manzarayla daha uyumlu bir son yapmaya karar verdim.
Cineaste: Sanıyorum üçleme, gerçekten, küçük kasabalarda herkesin her zaman hareketli olduğunu, temada anlatıldığı gibi gözler önüne seriyor, çünkü dünya çok küçüktür ve sizin ciddi bir rolünüz var.
Kiarostami: Evet, onlar iyi aktörler. Gelecek filmde herkes karakterinin karşıtı bir rolde oynayacak!
Cineaste: Fakat oyuncu olmayanlarla çalışma özel sorunlar yaratmaz mı?
Kiarostami: Bizim için tek önemli konu, yaşamlarının diğer kısmından sorumlu olmamamız oldu. Biz sadece bir film yapıyoruz. Onlara karşı duygusal bir sorumluluğumuz var, onlara ünlü ve yıldız gibi davranmıyoruz, çünkü onlara bir film kariyeri sözü vermemiştik. Onları mümkün olduğu kadar kendi ortamlarında tuttuk ve rollerini kesin olarak belirtmedik. Örneğin Hossein bir sincap gibi çalıştı, inşaatta çalıştı, kameranın önünde çalıştı.
Orada çalışmak beni bile değiştirdi. Sekiz yıl bu bölgede çalıştım ve kendimi halka ve filmlerimin kalan yarısını da orada yapmayı düşündüğüm bölgeye oldukça yakın hissediyorum.
Cineaste: Zeytin Ağaçları Altında bir Akademi ödülü almadı.
Kiarostami: Bunun zayıf bir dağıtımın doğrudan sonucu olduğunu sanıyorum. Miramax’tan hoşnut değilim, zira filmin reklamını yeterince iyi yapmadılar. Bu küçük bir film, dar bütçeli bir film, fakat sakat bir film değil ve maruz kaldığı davranışı hakketmedi. Ödülden önce ulusal dağıtımını yapmama kararı aldılar. Belki sorun Disney’dir (Miramax’ın sahibi. P. A.). Büyük dağıtıcılar, küçük filmlere önem vermiyorlar. Pulp Fiction’la çok meşgul olduklarındandır herhalde.

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Abbas Kiyarüstemi Filmi

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Festivaller

4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’ne Sayılı Günler Kaldı

Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali, 2-5 Aralık tarihleri arasında düzenlenecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali, sinemaseverleri 2-5 Aralık tarihleri arasında sinema salonlarında ağırlamaya hazırlanıyor.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Sinema Genel Müdürlüğü destekleriyle Balkon Film’in organize ettiği 4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali bu yıl Hacı Bektaş-ı Veli anısına düzenleniyor.

Ulusal ve uluslararası platformlarda büyük ilgi gören festivale dünyanın dört bir yanından başvurular geldi.50 ülkeden 448 film 4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’ne başvurdu.

En İyi Film Ödülü için 19 Aday Yarışacak!

Bu yıl Mommo: Kız Kardeşim, Meryem, Arama Moturu, Kar Kırmızı, Ah Yalan Dünyada Neşet Ertaş Belgeseli gibi filmleri ile ulusal ve uluslararası festivallerden ödüller almış yönetmen Atalay Taşdiken’in başkanlığını üstlendiği jüride; başarılı iki kısa filminin ardından 2009 yılında prömiyerini Berlin Film Festivali, Generation bölümünde yaptığı ilk uzun metrajı “The Other Bank” ile  50’den fazla uluslararası festivalden ödül alan ve ikinci uzun metraj filmi “Corn Island” ile 2014 yılında Karlovy Vary Uluslararası Film Festivalinde Kristal Küre ödülünü kazanmış, 2015 yılında ise  Akademi’de en iyi yabancı film listesinde finale kalan Gürcü yönetmen Giorge Ovashvili, 2014 yılında En İyi Yabancı Film Akademi Ödülü için başvuran ilk Kosova filmi “Three Windows and a Hanging” ile adından söz ettiren başarılı Kosovalı yönetmen Isa Qosja, 2000 yılından bu yana yeni dönem Türk sinemasında birçok sinema filminde oynamış, ulusal festivallerin yanı sıra Cannes, Montreal, BFI London gibi uluslararası festivallerde başarı kazanmış filmlerde rol almış, en son Ceviz Ağacı filmindeki başarılı oyunculuğu ile 27. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü” kazanan oyuncu Serdar Orçin ile  akademik alandaki başarılarının yanı sıra çizgi film ve animasyon alanında sinema sektörüne büyük katkılar sağlayan Bahçeşehir Üniversitesi Çizgi Film ve Animasyon Bölümü Kurucu Başkanı Prof. Dr. Eda Nazlı Noyan yer alıyor.

Yarışma Kategorisi’nde jüri karşısına çıkacak filmler arasında ise Nihat Seven’in “Beyaz”, Olga Torrico’nun “Gas Station”, Lucie Pagès’in “Firefly”, Fateme Mohammadi’nin “Burned”, Vahid Hassanzadeh’in “Bridge”, Amir Karami’nin “Death Locked Out”, Maryam Esmikhani’nin “Emergency”, Doug Roland’ın “Feeling Through”, Sergi Marti Maltas’ın “The Bathtub”, Hristo Simeonov’un “Nina”, Janek Tarkowski’nin “Help3”, Antonio Genovese’nin “Between Fear and Love”, Semiha Yıldız’ın “Dileklerin Cudisi”, Ömer Dişbudak’ın “Burhan”, Ömer Faruk Yardımcı’nın “Hasat”, Gökalp Gönen’in “Lal”,  Gon Caride’nın “Two Options”, Reza Fahimi’nin “White Clad” ile Ngwatilo Mawiyoo’nun  “Joy’s Garden” filmleri yer alıyor.

Bu kategoride En İyi Film Ödülü’nü kazanan film 30.000 TL, Jüri Özel Ödülü’nü kazanan film 20.000TL, Mansiyon Ödülü’nü kazanan film 10.000 TL Fono Film Post Prodüksiyon Teknik Destek Ödülü kazanan film 20.000 TL para ödülünün sahibi olacak. 

İnsani Bakış Seçkisinde 11 Aday Yer Alıyor!

Yeryüzünde savaş, doğal afet ve salgın gibi tehlikelerin insanoğluna verdiği zararları ve bununla mücadele eden insan vicdanını konu edinen filmleri kabul edilen “İnsani Bakış Seçkisi”nde Daniel Ortiz Entrambasaguas’ın “Breath”, Nicola Piovesan’ın “Closed to the Light”, Aman Azhymat’ın “Ukoy”, Lolita Naranovich’in “Poor People”, Luca Esposito’nun “Paper Boat” , Arturo Dueñas’ın “Dajla: Cinema and Oblivion” David Del Águila’nın “Martians”, Malaz Usta’nın “Sürgünde Bir Yıl”, Sabah Mohammadi’nin “Long Sunset”, Bahare Nikjoo’nun “Incurable”, Murat Kılıç’ın “Koçber” filmleri yer alıyor.

Kızılay, bu bölümdeki bir filme Kızılhaç Teşkilatı kurucularından İsviçreli Henry Dunant adına 20.000 TL değerinde ‘Kızılay İnsani Bakış Ödülü’ verecek.

Dostluğa Davet Eden “Kırk Yıllık Hatır Seçkisi”

Festivalin adı ve teması olan ‘Dostluk’ kavramından yola çıkılan ve yerelden hareket ederek evrensel bir tema olan ‘Dostluk’a davet edilen bu bölümde; Son kısa filmi Uçurtmalar ile Berlinale 2020 Generation K Plus bölümünde Jüri Mansiyon Ödülü kazanan Seyed Payam Hosseini’nin “The Kites”, Fariba Ghasemzadeh Behnami ile Mehdi Azari’nin “A Silence’s Performance”, Hassan Dehghandoost’un “All walls are low”, Hasan Ali Soydam ‘ın “Peri” Mehmet Köprü’nün “Goca Yörüğün Tohumları”, Merve Özen’in “Kuş Bakışı” Altın Yaprak Uluslararası Film Festivali’nde En İyi İlk Kısa Film ödülünü ve Uluslararası Smyrna Film Festivali’nde En İyi Öğrenci Kısa Filmi, En İyi İlk Yönetmen ödüllerini kazanan Sukyun Jeong’un “Ae Ryeon Hee” Pıerre-Loup Docteur’un “Go! Captain” Albena Puneva’nın “Snails” Vanya Boycheva’nın “Natasha’s Dream” Juan Albarracín’in “Southbound” Leart Rama’nın “The Station” ile Samgar Rakim’in “Street Poet” filmleri yer alıyor.

Uluslararası Ödüllü Yönetmenler Panorama Seçkisi’nde

Dünyada önemli festivallerde gösterilip, çok sayıda ödüle layık görülen kısa filmlerin Türk izleyicisi ile buluşacağı özel bir bölüm olan “Panorama Seçkisi”nde; Azam Moradi’nin “Duel”, Hélène Rosselet-Ruiz ile Marie Rosselet-Ruiz’in “Ibiza”, 200’den fazla film festivalinden 30’dan fazla ödül kazanan Lolita Naranovich’in “Power of Childhood” Mitra Raeesmohammadi’nin “Sweet Taste of Darkness”, Ozan Sertdemir’in “Teşekkürler Süperman” Davoud Rangkhaneh’in “Nightclub”, ilk kısa filmi ile20. Altın Koza Film Festivalinde jüri özel ödülü kazanan Onur Güler’in “Yara”, Aliaksei Paluyan’ın “Lake of Happiness”, Ethosheia Hylton’ın “Dọlápọ̀ Is Fine”, Clermont-Ferrand Film Festivalinde Canal+ Ödülünü ve Los Angeles Best of Fest Shorts, Tampere Film Festivali’nden Grand Prix, ve BronzeLens’te En İyi Kısa Film ödülleri alan Suzannah Mirghani’nin “Al-Sit”, Said Hamich Benlarbi’nin “Departure” Hana Bucalija’nın “Vera” filmleri yer alıyor.

Dünya ve Türkiye sinemasının Seçkin Filmleri “Özel Gösterim Seçkisi”nde

Dünya ve Türkiye sinemasının farklı türlerinden örnekleri buluşturacak olan “Özel Gösterim Seçkisi”nde Children of Heaven ile Oscar adayı ilk İranlı yönetmen olan ve dünya prömiyerini 77. Venedik Film Festivali Ana Yarışma bölümünde gerçekleştiren Majid Majidi’nin “Sun Childiren / Güneşin Çocukları” 2014 yılında En İyi Yabancı Film Akademi Ödülü için başvuran ilk Kosova filmi “Three Windows and a Hanging” ile adından söz ettiren başarılı Kosovalı yönetmen Isa Qosja’nın “Three Windows ana A Hanging / Üç Pencere Bir Ölüm”,  Mommo: Kız Kardeşim, Meryem, Arama Moturu, Kar Kırmızı, Ah Yalan Dünyada Neşet Ertaş Belgeseli gibi filmleri ile ulusal ve uluslararası festivallerden ödüller almış Atalay Taşdiken’in “Meryem”, Can Bildik’in başta Avrupa Birliği (AB) finansman aracı olan MADAD fonu olmak üzere, birçok uluslararası yardım fonu tarafından desteklenen, IFRC iş birliği ile yürütülen ve Türk Kızılay tarafından uygulanan, kamp dışı göçmen topluluğun ve ev sahibi toplumun sürdürülebilir gelişimini hedefleyen Türk Kızılay Toplum Merkezlerinin anlatıldığı uzun metraj belgesel projesi “Bir Dokunuş Bin Hayat” ve Ekrem Aydın’ın koronavirüs salgını ile mücadele  kapsamında birbirinden uzak ve farklı hikayelere sahip olan 6 Kızılay gönüllüsünün hikayesini konu edinen belgeseli “Karantina Penceresi” yer alıyor

Majid Majidi İstanbul’a Geliyor

2 Aralık’ta başlayacak ve 5 Aralık’a kadar devam edecek olan 4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali, İranlı yönetmen Majid Majidi’yi 4 Aralık günü sinemaseverlerle bir araya getiriyor.

Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali bu yıl bir ilke imza atarak yenilenen tarihi Atlas 1948 Sineması’nda Majid Majidi’yi, sinema tecrübesini konuşmak için ilk defa Türkiye’de Ustalık Sınıfı’na konuk ediyor. Sinema hayatına Makhmelbaf’ın ‘Boykot’ filmindeki oyunculuğuyla adım atan Majidi, 1992’de yönetmenliğini yaptığı ‘Baduk’ filmiyle ile Cannes Film Festivalinde ‘Yönetmenlerin 40 Günü’ programına seçildi. İtalyan neoralist sinemasının etkisin- deki minimalist İran sinemasını dramatik açıdan klasik anlatımlı Amerikan sineması seviyesine çıkaran Majidi’nin 1998’de çektiği ‘Cennetin Çocukları’ filmi Oscar’a aday gösterilen ilk İran film oldu. ‘Cennetin Rengi’, ‘Baran’ filmleriyle de kısa sürede ünü tüm dünyaya yayılan Majidi geçtiğimiz yıllarda Hindistan, şimdi de Çin’de film yapıyor. İran’da başlayıp başta Avrupa’ya sonra da tüm dünyaya ulaşan filmlerin yapım, festival ve dağıtım süreçlerinin konuşulacağı Ustalık Sınıfı’nda İran Sinemasının gelişimini özelde ise Majidi’nin sineması her boyutuyla masaya yatırılacak.

Festival Etkinlikleriyle de Heyecan Uyandırıyor

Festival, etkinlikleriyle endüstrinin güncel ve dikkate değer konularını profesyoneller eşliğinde katılımcılarıyla buluşturmaya hazırlanıyor. Festival kapsamında 2 Aralık Perşembe saat 17:00’de gerçekleşecek Dijital Dünyada Film Yolculuğu paneline Bir Film’denKemal Ural ve Kısa Film Yönetmeni ve Dağıtımcısı Ramazan Kılıç katılacak. ModeratörlüğünüEzgi Büşra Çınar’ın yapacağı panel, Beyoğlu Akademi’de gerçekleşecek.

Festival bünyesinde gerçekleştirilecek bir diğer etkinlik ise Matbûdan Dijitale Türkiye’de Sinema Yazarlığı ve Yayıncılığı paneli. 3 Aralık Cuma saat 17:00’de Beyoğlu Akademi’de sinema yazarı Tuba Özden Deniz moderatörlüğünde gerçekleşecek panele Burçak Evren; “Tarihsel Süreç İçerisinde Türkiye’de Sinema Yazarlığı”, Suat Köçer; “Dijital Mecralar ve Matbû Yayıncılıkta Sinema Yazarlığı” ve Niyazi Koçak; “Türkiye’de Sinema Kitapları Yayıncılığı” konularıyla katılacak.

Festival de 5 Aralık Pazar günü saat 11:00’de Festival Direktörü Faysal Soysal moderatörlüğünde Author Sinema Yönetmenliğinden Dijital Platform Yönetmenliğine paneli gerçekleştirilecek. Atlas 1948 Sineması’nda gerçekleşecek panele yönetmenler Atalay Taşdiken, Isa Qosja, George Ovashvilli katılacak.

Selda Alkor ve Engin Ayça’ya “Dostluk Onur Ödülü”

Geçtiğimiz yıllarda Reis Çelik, Biket İlhan, Süleyman Turan, Mevlüt Koçak, Gülsen Tuncer ve Necip Sarıcı‘ya takdim edilen festivalin geleneksel ödüllerinden olan “Dostluk Onur Ödülü” bu yıl oyuncu Selda Alkor ve yönetmen Engin Ayça’ya takdim edilecek.

1965 yılında Yeşilçam ile tanışan, “Senede Bir Gün”, “Buzlar Çözülmeden”, “İlk ve Son”, “Erikler Çiçek Açtı” gibi sinemanın klasikleri arasında yer alan pek çok filmde rol alan sinemanın “Çiçekçi Kız”ı usta oyuncu Selda Alkor, halen oyunculuğu ile üretmeye ve sinemaya emek vermeye devam ediyor.

Festivalde “Dostluk Onur Ödülü” alacak bir diğer isim ise 1987’de ilk uzun metrajlı filmi “Bez Bebek” ile 1. Ankara Film Festivali’nde En İyi 2. Film ve En İyi Senaryo Ödüllerini alan usta yönetmen Engin Ayça. 1990’da “Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu” adlı ikinci filmiyle 28. Antalya Film Festivali’nde En İyi 3. Film seçilen usta yönetmen, son olarak 2007 yılında “Suna” filmini yönetti.

T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sinema Genel MüdürlüğüBeyoğlu BelediyesiZeytinburnu BelediyesiORZAX gibi birçok kurum iş birliğiyle düzenlenen 4. Uluslararası Kızılay Dostluk Film Festivali’nin ana sponsorluğunu ise Halkbank üstleniyor.

Okumaya Devam Et

Gişe

ABD Gişesinin Birincisi “Encanto” Oldu

ABD hafta sonu top 5 belli oldu.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

26 – 28 Kasım 2021 tarihi ile birlikte ABD gişesinin yeni lideri, ilk hafta sonunda 27 milyon dolar ile Disney animasyonu “Encanto” oldu.

Bu hafta ABD gişesinin zirvesine yerleşen film, Disney animasyonu Encanto oldu. Vizyona girdiği ilk hafta sonunda 27 milyon dolar, toplamda ise 40.3 milyon dolar gişe hasılatı elde eden filmin, dünya çapında 70 milyon dolara ulaşması bekleniyor.

Byron Howard ve Jared Bush tarafından yönetilen film, Kolombiya dağlarında sihirli bir evde yaşayan, özel güçleri olan bir ailenin hikayesini konu ediyor.

 Hafta Sonu Top 5 (26 – 28 Kasım 2021)

  1. Encanto – $27 milyon
  2. Ghostbusters: Afterlife – $24,5 milyon
  3. House of Gucci – $14,23 milyon 
  4. Eternals – $7,9 milyon 
  5. Resident Evil: Welcome to Raccoon City) – $5,28 milyon
Okumaya Devam Et

Festivaller

7. Âlemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Festivali’nde Kazananlar Belli Oldu

Festival, Haliç Kongre Merkezi’ndeki kapanış ve ödül töreniniyle sona erdi.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

7. Âlemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Festivali

Festivalin ödül töreninde En İyi Ulusal Kurmaca Ödülünü “Bir Nehir Kıyısında”, En İyi Ulusal Belgesel Ödülünü “Tülütabaklar Ölümsüz Kahramanlar”, Uluslararası En İyi Kurmaca Kısa Film Ödülünü “Flowers for You”, En İyi Kısa Belgesel Ödülünü “Meerman” ve Uluslararası En İyi Kısa Animasyon Ödülünü “Good Wolf” kazandı.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteği Siyer Vakfı ve Fidan Sanat Vakfı’nın ortak organizasyonu ile 22-27 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen 7. Alemlere Rahmet Kısa Film Festivali’nin dün akşam (27 Kasım) Haliç Kongre Merkezi’ndeki kapanış ve ödül töreninde kazanan isimler belli oldu.

Pandemi kurallarına uygun olarak gerçekleştirilen festivalin ödül törenine T.C. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah DemircanSiyer Vakfı Başkanı Muhammed Emir Yıldırım, sponsor kuruluşlar, film ekipleri, basın mensupları ve çok sayıda davetli katılım gösterdi.

Gecede törenin açılış konuşmasını Festival Direktörü Cemil Nazlı yaptı. Sanatla, sinemayla, birbirinden önemli mesajları içeren etkinliklerle, programlarla güzel süren bir etkinliği geride bırakmanın mutluluğunu ve gururunu yaşadıklarını ifade eden Nazlı, 65 farklı ülkeden 568 eserini inanarak gönderen tüm finalistlere teşekkür etti.

“Az konuşacağız, çok iş yapacağız.”

Açılış konuşmasının ardından sahneye gelen isim Siyer Vakfı Başkanı Muhammed Emin Yıldırım oldu. Yıldırım konuşmasında 7 aydır yoğun bir çalışma sürdürdüklerini dile getirerek; “İnşallah yeniden asli kodlarımıza gideceğiz, az konuşacağız, çok iş yapacağız. Çok güzel değerler ortaya koyacağız. Sırtımızı yasladığımız bu medeniyet ve bu medeniyetimizin muallimi olan, alemlere rahmet o kutlu Elçi’nin cihana bıraktığı mesajları, mahrum yüreklere duyurmak adına elimizden gelen gayreti ve çabayı ortaya koyacağız.” dedi.

“Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak hikayenizin içinde olduğumuzdan berhudarız.”

T.C. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan da konuşmasında sinemanın eğlence aracından öte bir öğrenme aracı olduğunun altını çizerek; “Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz 63 yıl dünyayı şereflendirmiştir. İnsanlıkla fiziken birlikteliği çok kısa sürmüş. Hayatı tarif ederken dün, bugün ve yarın, üç günle tarif ederiz. Bütün günlerimiz bu üç güne sığar. Efendimiz kısa dünya hayatında, sonu olmayan bir dünyanın temellerini atmış. Biz ümmetine kısacık üç günümüze alemleri sığdırabilmeyi öğretmiş. Bu dünyada şüphesiz her şey kısa. Hem Efendimizden ilham alan hem de saniyeye sonsuzluk sığdırma gayretinde olan bütün katılımcıları tebrik ediyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak sadece yanınızda değil, hikayenizin içinde olduğumuzdan berhudarız, siz de berhudar olun. Yarışmaya katılan her arkadaşımızı ve yarışmayı organize eden arkadaşlarımızı tebrik ediyorum.”dedi.

Ayşe Şasa Adına Vefa Ödülü Verildi

Bu yıl festivalde “Vefa Ödülü”, senarist Ayşe Şasa adına Festival Danışma Kurulu Başkanı Atalay Taşdiken tarafından festivale aralıksız 7 yıldır filmleriyle katılan Bilal Çimrin’e takdim edildi.

“En İyi Ulusal Kurmaca Ödülü” Muhammed Furkan Daşbilek’in “Bir Nehir Kıyısında” filminin oldu.

Festivalin yedinci yılında 65 farklı ülkeden 568 eser yarışmaya başvuru yaptı. Yarışma kapsamında toplamda 300 bin lira ödül dağıtıldı.

Bu yıl başkanlığını yapımcı, yönetmen, senarist Murat Pay’ın üstlendiği yapımcı, yönetmen İsmail Fidan, kurgu yönetmeni Naim Kanat, oyuncu Fatma Büşra Ayaydın ve senarist Uğur Uzunok’tan oluşan jüri üyelerinin değerlendirdiği “Ulusal Kategori”de “En İyi Ulusal Belgesel” ödülünü “Tülütabaklar Ölümsüz Kahramanlar” adlı yapımıyla Yasin Öztürk, “En İyi Ulusal Kurmaca” ödülünü ise “Bir Nehir Kıyısında” filmiyle Muhammed Furkan Daşbilek aldı. Jüri Başkanı Murat Pay, “En İyi Ulusal Kurmaca” ödülünü “Bir Nehir Kıyısında”ya “Savaş gibi önemli bir temayı cesur ve başarılı görsel çözümlemeler ile anlatması, ayrıca güçlü film duygusu peşinde koşması” sebebiyle verdiklerini ifade etti.

“Uluslararası En İyi Kurmaca Kısa Film Ödülü” Rusya’dan “Flowers for You” adlı filmin oldu.

Başkanlığını İspanyol yönetmen Oliver Laxe’in üstlendiği ve yapımcı Aneta Matovska, Mustafa Bora Durmuşoğlu, yönetmen Kaz Rahman ile oyuncu, yönetmen Reshad Strik’ten oluşan jüri, “Uluslararası Kategori”de Natalia Darvina’ın “Good Wolf” filmini “Uluslararası En İyi Kısa Animasyon”, Aikol Nurlanbek Uulu’nun “Meerman” adlı filmini “En İyi Kısa Belgesel” ve Ignat Bagirov’un “Flowers for You” adlı filmi “Uluslararası En İyi Kurmaca Kısa Film Ödülü”ne layık gördü.

Rusya’dan yarışmaya katılan Ignat Bagirov’un “Flowers for You” adlı filmine “Uluslararası En İyi Kurmaca Kısa Film Ödülü”nü Uluslararası Jüri Başkanı Oliver Laxe takdim etti. Laxe ödülü, insanın iç sevgisi ve kendine olan saygısını anlatan çok güzel bir film olduğu” gerekçesiyle verdiklerini açıkladı.

Bu yıl “Jüri Özel Ödülü”nün sahibi ise festivale Mısır’dan katılanMohmed Fathi’in “Rayhan’ın Güvenli Cenneti” isimli film oldu. 

“Son Taslak” Endüstri Bölümü Ödülleri Sahiplerini Buldu

Festival kapsamında bu yıl ilk kez düzenlenen “Son Taslak” endüstri bölümünde “Proje Geliştirme Ödülleri”, “Karayazı” ile Ahmet Duvar’a, “The Work” projesi ile Davron Tadjiev’e ve “Bir Dolap Tozlu Uzay Elbisesi” ile Ahmet Furkan Arslan’a takdim edildi. “Kısa Film Yapım Destek Ödülleri” ise “Kara Tavuk” adlı projesiyle Zeynep İncetekin, “654 Gram” ile Ömer Dişbudak ve “Geyik” ile Mehmet Selim Gök’ün oldu.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler