70. Berlin Film Festivali’nde Öne Çıkan Filmler

Avrupa Sineması Festivaller
Berlin film festivali bugün başlıyor. Bir hafta boyunca dünya çapında birçok film sinemaseverlerle buluşturulurken, festivalin yarışma seçkisinde yer alan yapımlar altın ise ayı için yarışacak.

Avrupa’nın önde gelen film festivallerinden biri olan Berlin Film Festivali, bu yıl 20 Şubat-1 Mart tarihleri arasında 70. kez sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Çağdaş dünya sinemasında önde gelen isimlerinden Christian Petzold, Sally Potter ve Tsai Ming-liang gibi başarılı yönetmenler filmleri ile festivale damga vurmaya hazırlanıyor.

Festivalde Türkiye’den ise üç film gösterilecek. Fatih Özcan’ın Mavzer, Faysal Soysal’ın Ceviz Ağacı ve Ercan Kesal’ın Rotterdam Film Festivali’nde dünya prömiyerini gerçekleştiren Nasipse Adayız filmleri özel gösterimlerini yapacak.

Berlin Film Festivali’nin öne çıkan yapımlarına beraber göz atalım.

The Woman Who Ran – Hong Sang-soo

Oscar ödüllü Parazit filminden sonra Güney Kore filmlerine ilginin daha da arttığını söyleyebiliriz. Hong Sang-soo‘nun imzasını taşıyan film, Gam-hee karekterinin ekseninde dönüyor. Kocasından ayrı yaşayan Gam-hee, uzun bir aradan sonra eski arkadaşlarını tekrar sık sık ziyaret etmeye başlar.

Undine – Christian Petzold

 Undine, Berlin’de yaşayan bir tarihçidir. Sade bir yaşantısı olan Undine, sevgilisi tarafından başka bir kadın için terk edilince farklı bir inanışa kapılır. İnandığı mite göre kendisini aldatan adamı öldürmeli ve bir zamanlar kendisini çağıran suya geri dönmelidir. Ancak efsanenin aksine Undine, kimseyi öldümek istemez. Tam da bu sırada karşısına Christoph adında bir adam çıkar. Undine, ilk görüşte aşık olduğu Christoph ile ilişki yaşamaya başlar. Başlarda her şey yolunda gider; ta ki Christoph’un kendisinde bir şey sakladığını düşünene kadar. Kendisini ihanete uğramış gibi hisseden Undine, yeniden bir karar vermek zorunda kalır.

Time to Hunt – Yoon Sung-hyun

Güney Kore yapımı kurgusal bir hikayeye dayanan gerilim türündeki film, hapishanede üç yıl yatmış sonrasında serbest bırakılan bir adamın hikayesini konu alıyor. Joon-Seok, ülkeyi finansal bir krize soktuktan sonra Hawaii’ye kaçmayı planlar. Bu duruma bağlı olarak ülkede gecekondulaşmada büyük bir artış meydana gelir. Joon-Seok ve arkadaşları hayatta kalabilmek için bir takım suçlar işler. Şehirden ayrılmaya kesin olarak karar veren Joon-Seok, arkadaşları ile bir plan yapmaya başlar ancak gizemli bir adam bütün planlarını bozarak peşlerine düşer.

Siberia – Abel Ferrara

Film, hayalleriyle ve hayatındaki alışılmadık koşullarla yüzleşmek için mağaradan kaçan bir adamın soyut hikayesini gözler önüne seriyor. Film iç gözleme dayalı anlatımıyla yalnız bir adamın derinliklerine inilmesini konu alıyor.

The Salt of Tears – Phillipe Garrel

Phillipe Garrel Fransız sinemasında, kullandığı siyah beyaz efektle samimi hikayelerden yola çıkarak imzasını taşıyan romantik filmleri inşa etmede ustalaşan bir yönetmen. The Salt of Tears‘da romantik filmlerinden bir tanesi. Film, kadınlara olan ilgisi ve şehir hayatı arasında bölünmüş bir marangozun hikayesini konu alıyor. Başarılı yönetmen toplum ve insan davranışlarının etkileşimini, akrabalık ilişkilerini karakter üzerinden ele alıyor.

The Roads Not Taken – Sally Potter

Sally Potter’ın yazıp yönettiği film; psikolojik sorunlar yaşayan Leo ile babasının sorunlarıyla baş etmeye çalışan kızının geçirdiği zorlu bir günü beyaz perdeye taşıyor. New York’ta sıradan bir güne başlayan baba kız, Leo’nun farklı yaşamlar sürdüğü paralel hayatlar arasında gidip gelmeye başlamasıyla kendilerini sanrılarla dolu, masalsı bir yolculuğun içinde buluyor.

Rizi – Tsai Ming-liang

İkinci Yeni Dalga yönetmenlerinden Tsai Ming-liang‘ın diyalogsuz çektiği film, birbirlerinin yalnızlığını paylaşan iki adamın hikayesini anlatıyor. Zengin bir iş adamı olan Kang ile küçük bir apartmanda yaşayan Non birbirlerinin yalnızlıklarını paylaşarak bir otele yerleşirler.

Pinocchio – Matteo Garrone

Son filmi Dogman ile uluslararası birçok festivalden ödül kazanan İtalyan yönetmen Matteo Garrone, bu kez Pinocchio masalını beyaz perdeye aktarıyor. Life is Beautiful filmiyle Oscar kazanan ünlü oyuncu Roberto Benigni’nin Geppetto karakterine hayat verdiği filmin oyuncu kadrosunda ayrıca Marine Vacth, Federico Ielapi, Gigi Proietti, Rocco Papaleo, Massimo Ceccherini, Matilda De Angelis, Alida Baldari Calabria gibi isimler de yer alıyor.

Minyan – Eric Steele

Film, Yidce, Rusça ve İngilizce dilleri arasında geçen Yahudi kimlikleriyle dolu, soykırımı konu alıyor. Geleneksel ve modern dünyanın zıtlığını yaşlılığın serüvenine dahil ederek izleyiciye sunulmuş.

Irradiated – Rithy Panh

Rithy Panh filmde, savaş sonrası kendisi gibi hayatta kalan insanlar üzerinden fiziksel ve psikolojik olarak savaşın sonuçlarını anlatıyor. Film, bu süreci, ekranı üç paralel şeride bölerek, filmin kişisel trajedi öykülerinin yankılanabileceği, üst üste binebileceği ve görünüşte kaçınılmaz bir şiddet kozası oluşturabileceği şekilde içgüdüsel olarak göstermektedir. Panh, film için şunları demiştir: ”Masumiyet acının ötesinde olduğunu vaat eder, ancak oraya gitmek yıkıcı bir yolculuk olacaktır.”

The Intruder – Natalia Meta

Natalia Meta, garip bir sesten etkilenen genç bir koro ve dublaj sanatçısını, doğaüstü bir anlatımla izleyiciye sunuyor. Baş karekter kendisini çevreleyen belirsiz gerçekliği anlamak için mücadele eden bir kadındır.

Gunda – Victor Kossakovsky

Victor Kossakovsky imzası taşıyan Rus belgesel, Gunda adlı bir anne domuz, iki inek ve tek ayaklı tavuk da dahil olmak üzere bir grup çiftlik hayvanına odaklanıyor.

High Ground – Stephen Maxwell Johnson

Stephen Maxwell Johnson‘un ilk yönetmenlik denemesi olan film, 1930’ların batısında Simon Baker karekterini ele alıyor. Baker keskin bir nişancıdır. Bu başarı onu Kuzey Avustralya’da çalışmaya iter ve istemeden kendisini bir yerli kabilenin toplu katliamının içerisinde bulur. Bu katliam onu 1. Dünya Savaşı’nda gazi yapar. Yıllar sonra farklı bir hayat yaşasa da geçmişte bulunduğu katliam onun peşini bırakmaz.

All the Dead Ones – Marco Dutra & Caetano Gotardo

Film, gelişmekte olan bir ulusun kırık bir portresini boyamak için 20. yüzyılın başlarına geri dönüyor. 1899’da, kölelik Brezilya’da kaldırıldıktan hemen sonra hızla değişen bir ülkede istikrar arayan iki ailenin hikayesini takip ediyor. Kurtarılmış siyah nüfusu için yer bulmak istemeyen bir ekonomide hayatta kalma mücadelesini gözler önüne seriyor.

Charlatan – Agnieszka Holland

Oscar adayı Polonyalı yönetmen Agnieszka Holland filmde, Bay Jones’ın hastaları iyileştirmek için şifalı bitkiler kullanan iki doktorun serüvenini ele alıyor.

Editörün Seçkisi: Nasipse Adayız – Ercan Kesal

Rotterdam’da galası yapılan, Ercan Kesal’ın kendi yazdığı, aynı adlı romandan uyarlanan ‘Nasipse Adayız’, İstanbul’da bir ilçe belediyesinin başkanlığına aday adayı olan Dr. Kemal Güner’in bir günde geçen trajikomik hikayesini konu alıyor. 

Kaynak: Indiewire

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up