Bizimle İletişime Geçin

Festivaller

7. Boğaziçi Film Festivali Ulusal Yarışma’da Geniş Bir Yelpaze Var

7. Boğaziçi Film Festivali 18 Ekim’de başlıyor.

Yayınlandı

tarihinde

Bu sene 18-25 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 7. Boğaziçi Film Festivali’nin Ulusal Metraj Film Yarışması, çarpıcı vicdan hikayelerinden, sanatın iyileştirici gücüne dek farklı temalarda filmleri seyircileriyle buluşturacak. Deneyimli yönetmenlerden, yeni soluklara, bu yıl 9 sinemacının yapımlarını seyircilerle buluşturacak olan festival kapsamında Dilsiz, Kapan ve Kızım Gibi Kokuyorsun filmleri Türkiye Prömiyerlerini, Karınca filmi ise Dünya Prömiyerini gerçekleştirecek.

Burak Çevik – Aidiyet/Belonging – 73′

İlk uzun metraj filmi Tuzdan Kaide ile övgü toplayan Burak Çevik‘in dünya prömiyerini 69. Berlin Film Festivali’nde yapan Aidiyet filmi, gerçek bir hikayeden uyarlanıyor. Open City Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülünü kazanan film, 2003 yılında öldürülen 55 yaşındaki bir kadının cinayetini ele alıyor. Eylül Su Sapan ve Çağlar Yalçınkaya’nın başrollerini üstlendiği film, öldürülen kadının cinayetini planlayan öz kızı ve onun erkek arkadaşının ilk tanıştıkları geceye odaklanıyor.

Semih Kaplanoğlu – Bağlılık -Aslı – 133’

Önümüzdeki yıl Oscar yarışında En İyi Yabancı Dilde Film dalı için Türkiye’nin adayı olan Bağlılık – Aslı, annelik olgusunu odak noktasına yerleştiriyor. Doğum izninin ardından işe geri dönmeye çalışan Aslı ve hayatındaki çalkantıların arasında sürüklenen bebek bakıcısı anne Gülnihal, hayatlarındaki derin farklılıklara rağmen bir araya geliyor ve bu durum Aslı’nın kaçtığı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalmasına neden oluyor. Yönetmenliğini ve senaryosunu Buğday’ın tanınan yönetmeni Semih Kaplanoğlu’nun üstlendiği filmin başrolünde Kübra Kip ve Ece Yücel yer alıyor.

Murat Pay – Dilsiz – 95′

Belgeselci Murat Pay’ın ilk uzun metraj kurmacası olan Dilsiz, kapalı dünyasında kısılıp kalmış olan Sami’nin hikayesini ve hayatının sanatla nasıl değiştiğini gösteriyor. Duvar ressamlığı ile sürdürdüğü hayatı, kendisine miras kalan hat malzemeleri ile değişiyor ve Sami sanatın iyileştirici gücünü keşfediyor. Hat sanatını öğrenmek için zorlu bir hattat ustasından eğitim almaya başlayan Sami için, bu süreç hafızası ile yüzleşmek zorunda kaldığı zorlu bir mücadele haline gelecektir. Başrollerine Ozan Çelik ve Mim Kemal Öke’nin yer aldığı film, sanata, aşka ve değişen hayatlara dair güçlü bir bakış açısı sunuyor.

Seyid Çolak – Kapan – 83′

Kısa filmi Serender’in ardından ilk uzun metrajına imza atan Seyid Çolak’ın yönetmenliğindeki Kapan, Beyşehir Gölü’ndeki Mada adasında yaşayan beş balıkçının dram, korku ve paranoyanın iç içe geçtiği hikayesini anlatıyor. Aralarından birinin sebepsizce ortadan kaybolması ile yaşadıkları gerilim, vahşi bir kurdun gizemli ortaya çıkışı ve yaşam alanlarını işgal etmeye başlamasıyla birlikte zirve noktasına taşınır. Başrollerini Onur Dilber, Serkan Altıntaş, Münibe Millet ve Yasemin Girgin’in üstlendiği film, kişisel yaralar, korkular ve her insanın içinde “vahşi hayvan”a dair uyarı niteliğinde…

Nazif Tunç – Karınca – 114’

Nazif Tunç’un yönetmenliğini üstlendiği Karınca filmi, acılı bir vicdan muhasebesini takip ediyor. Nakliye kamyonunda uzun yol şoförü olan Şemsi’nin dağ yolunda karşısına çıkan genç Fidan’ı iyilik yapmak için İstanbul’a kadar getirmesi, hiç ummadığı sonuçlara sebebiyet verecektir. Canlı bomba eyleminde kullanılmak üzere terör örgütü tarafından ayartılan Fidan’ın İstanbul’a gelişinden sorumlu hisseden Şemsi, kendi ruhunu, Fidan’ı ve zarar görebilecek insanları kurtarmak için zamana karşı bir yarışa girer. Kefaret yolunda geçen bu mücadeleli yolculukta başrolleri Halit Karaata ve Hacer Kızılhan üstleniyor.

Olgun Özdemir – Kızım Gibi Kokuyorsun – 103′

Mor Ufuklar ve Vicdan Ağacı filmleriyle beğeni toplayan yönetmen Olgun Özdemir’in imzasını taşıyan Kızım Gibi Kokuyorsun, 2016’daki Nice terör saldırısıyla hayatı değişen bir kadını odağına alıyor. Saldırıda anne babasını, kocasını ve üç yaşındaki kızını kaybeden Beatrice, babasının vasiyeti üzerine, ailesinin cenazesini yıllar önce göç ettiklleri Antakya Vakıflı Ermeni köyüne götürür. Beatrice, burada kendisi gibi örgütten mustarip olan Suriyeli Hevi ve tatil için ülkesine gelen İbrahim ile tanışır. Farklı geçmişlere sahip üçlü, birbirlerinin hayatlarına hiç tahmin etmedikleri biçimlerde dokunacaktır. Başrollerini Clemence Verniau, Çağlar Ertuğrul ve Yılşen Özdemir’in üstlendiği film, yalın ve dokunaklı bir insan hikayesi.

Eylem Kaftan – Kovan – 93′

Almanya’da yaşayan Ayşe’nin kendini keşfetme yolculuğu takip eden KovanEylem Kaftan’ın imzasını taşıyor. Annesinin hastalık haberini almasıyla memleketi Artvin’e geri dönen genç kadın, geride bıraktığı hayatın ağırlığıyla yüzleşmek zorundadır. Annesi vasiyeti olarak Ayşe’ye, ona da kendi annesinden yadigar kalan arılığı bırakır. Almanya’da kurmaya çalıştığı hayattan apayrı bir yola sürüklenen Ayşe için doğa ile bütünleşme ve kendini kabullenme süreci başlar. Yenilgilerin yeni kapılar açtığını hatırlatan Kovan’da başrolleri Meryem Üzerli, Feyyaz Duman ve Hakan Karsak üstleniyor.

Cenk Ertürk – Nuh Tepesi – 109′

Tribeca Film Festivali’nden En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleriyle dönen Nuh Tepesi, kısa filmleriyle tanınan Cenk Ertürk’ün ilk uzun metrajlı filmi. Orta yaş krizi yaşayan Ömer’in, bir yandan kendi sorunlarıyla boğuşurken bir yandan da yarım yüzyıl önce kendisinin ektiğini iddia ettiği, Nuh Tepesi’ndeki ağacın altına gömülmek isteyen babasının son dileğini yerine getirme çabasını izleyen film, ağacın Nuh Peygamber tarafından tarafından dikildiğine inanan ve bu yüzden defin işlemine izin vermeyen köylüler ile Ömer arasındaki mücadeleyi anlatıyor. Kimlik arayışı, aile bağları ve samimiyete dair güçlü bir hikaye sunan filmin başrollerinde Ali Atay, Haluk Bilginer ve Hande Doğandemir yer alıyor.

Cihan Sağlam – Uzun Zaman Önce – 119′

İlk uzun metraj kurmacasına imza atan Cihan Sağlam’ın Uzun Zaman Önce filmi, kardeşlik, vicdan, şüphe ve yalnızlık temalarını bir dram-gerilimde bir araya getiriyor. Mesafeli olduğu eşinin onu aldattığından şüphenen Ahmet’in, kasabaya yeni gelen gizemli bir yabancıdan şüphelenmeye başlaması ve kardeşi Mehmet ile birlikte bir cinayet planına girişmesi üzerinden şekillenen film, gizli aile sırlarının ortaya çıkışı, bağlılıkların kopması ve kana bulanan vicdanların hikayesini anlatıyor. Filmin başrollerini ise Onur Dikmen, Serdar Orçin ve Nihan Dengiz Okutucu paylaşıyor.

Bu yıl Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda bir film 100.000 TL değerindeki Altın Yunus ödülünü kazanacak. Mahmut Fazıl Coşkun’un başkanı olduğu ve oyuncu Cemre Ebuzziya, senarist, sanat yönetmeni ve fotoğrafçı Ebru Ceylan, yazar Mustafa Çiftçi ile oyuncu Nalan Kuruçim’den oluşan Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması jürisi yılın en iyi yerli filmini seçecek.

Kısa Film gösterimleri için tüm biletler 5 TL, uzun metraj filmler içinse tam bilet-ler 12:00, 14:00 ve 16:30 seansları için 10 TL, 19:30 ve 21:30 seansları için ise 15 TL olarak satışa sunulacak. Öğrenciler için uzun metraj filmlerin biletleri tüm seanslarda 5 TL olacak. Ayrıca festival takipçileri filmler hakkında detaylı bilgiler ile tüm sinema salonlarındaki gösterimleri ve etkinlikleri günlük olarak festivalin yenilenen bogazicifilmfestivali.com internet sitesinden ve sosyal medya hesaplarından takip edebilirler.

Gösterimlerin Atlas, Beyoğlu ve Kadıköy sinemalarında gerçekleştirileceği 7. Boğaziçi Film Festivali, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Kurumsal İş Ortağı TRT, Global İletişim Ortağı Anadolu Ajansı ve Kurumsal İletişim Ortağı Türk Medya’nın destekleriyle gerçekleşiyor.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Festivaller

TRT Ortak Yapımı “İki Şafak Arasında” İtalya’da En İyi Film Seçildi

İki Şafak Arasında, 39. Torino Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülünü kazandı.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

İki Şafak Arasında

TRT Ortak Yapımı “İki Şafak Arasında” filmi, Avrupa’nın önemli film festivallerinden 39. Torino Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülünü kazandı.

Selman Nacar’ın yönettiği, Burak Çevik ve Diloy Gülün’ün yapımcılığını üstlendiği TRT Ortak Yapımı “İki Şafak Arasında”, İtalya’nın önde gelen festivallerinden 39. Torino Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülünü kazandı. 26 Kasım-4 Aralık tarihleri arasında İtalya’nın Torino kentinde düzenlenen ve ana yarışmasında 12 filmin yer aldığı festivalde “En İyi Film” ödülü, “İki Şafak Arasında” filminin oldu.

“Olağanüstü yönetmenlik becerileri”

Yönetmen Selman Nacar’ın ilk uzun metrajlı filmi “İki Şafak Arasında”, festival jürisi tarafından övgüye layık görüldü. Jüri, filme ödül verme gerekçesi olarak, “Olağanüstü yazma ve yönetmenlik becerileriyle inandırıcı bir hikaye anlatmayı başaran, güldüren, duygulandıran ve şaşırtan bir film. Akıllıca, ağırbaşlılıkla yönetilen ve yeni bir büyük yeteneği ortaya çıkaran, olgun bir film.” ifadelerini gerekçe gösterdi.

Festival yolculuğu devam ediyor

2019 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında Uşak’ta dört haftada çekilen film, Kadir’in fabrikasında bir işçinin yaralanmasının ardından hayallerini, ailesini ve yaralanan işçinin eşini etkileyecek ahlaki çıkmazını konu alıyor. Film, önümüzdeki günlerde 21. Eskişehir Film Festivali ve 10. Malatya Film Festivali’nde de gösterilecek.

“İki Şafak Arasında” filminin yer aldığı festivaller ve aldığı ödüller ise şöyle:

  • 69. San Sebastian Film Festivali / İspanya (Dünya Prömiyeri)
  • 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali (Jüri Özel Ödülü, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü, Cahide Sonku Ödülü)
  • 45. Sao Paolo Mostra Film Festivali / Brezilya
  • 9. Boğaziçi Film Festivali (En İyi İlk Film Ödülü, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü)
  • 17. Free Zone Film Festivali / Sırbistan (En İyi Film Ödülü)
  • 32. Ankara Film Festivali
  • 22. Arras Film Festivali / Fransa
  • 7. Lima Semana Del Cine Film Festivali / Peru
  • 26. Gezici Festival
  • 39. Torino Film Festivali / İtalya (En İyi Film Ödülü)
Okumaya Devam Et

Festivaller

4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’nin Kazananları Belli Oldu

Grand Pera Emek Sahnesi’nde gerçekleştirilen ödül töreniyle sona erdi.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali

4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali Grand Pera Emek Sahnesi’nde gerçekleştirilen kapanış ve ödül töreniyle sona erdi.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Sinema Genel Müdürlüğü destekleriyle Balkon Film’in organize ettiği bu yıl Hacı Bektaş-ı Veli anısına düzenlenen 4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’nin bu akşam (5 Aralık) Grand Pera Emek Sahnesi’ndeki kapanış ve ödül töreninde kazanan isimler belli oldu.

Pandemi kurallarına uygun olarak gerçekleştirilen festivalin ödül törenine T.C. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, Festival Onursal Başkanı ve Kızılay Başkanı Kerem Kınık, Halk Bankası Daire Başkanı Ahmet Sami Pancaroğlu, İranlı ünlü yönetmen Majid Majidi, Festival Direktörü Faysal Soysal, Festival Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Lütfi Şen ilesponsor kuruluşlar, film ekipleri, basın mensupları ve çok sayıda davetli katılım gösterdi. Sunuculuğunu Ezgi Büşra Çınar’ın üstlendiği gecede Hemhal Ol’anlar müzik grubu dostluğun nefesinden doğan melodilerle sahne aldı.

“Dostluk adına buradayız, hepimiz kazançlıyız.”

Gecede törenin açılış konuşmasını Festival Direktörü Faysal Soysal yaptı. 448 film başvurusu aldıklarını belirten Faysal Soysal, filmleri elemekte zorluk çektiklerini ve yarışma seçkisine sadece 19 filmi kabul edebildiklerini belirtti. Neredeyse tüm seçkilerde ödül olduğunu söyleyen Faysal, festivaldeki eserlerin yapımcılarına ve yönetmenlerine, festivali ilgi ile takip eden izleyicilere teşekkür etti. Ödül alamayan eserler olsa da “Bütün filmler kazanmıştır. Dostluk adına buradayız, hepimiz kazançlıyız” dedi.

“Böyle bir festivale ev sahipliği yapmaktan onur duyuyorum.”

Açılış konuşmasının ardından Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız konuşma yaptı. Türk sinemasının film festivalleriyle gelişeceğine inandığını söyleyen Haydar Ali Yıldız, Beyoğlu Belediyesi olarak böyle bir festivale ev sahipliği yapabilmenin büyük bir onur olduğunu belirtti.  Majid Majidi ile görüşmeleri doğrultusunda ilerleyen zamanda Türk- İran ortak yapımı merhamet temalı bir film çekilebileceğinin müjdesini veren Haydar Ali Yıldız, ellerinden gelen desteği vereceğinin altını çizdi ve “Her anlamda dostluğun, birliğin beraberliğin ve sevginin kazandığı, sinemanın da buna zemin hazırladığı bir dünya önümüzde.” dedi.

“Yaptığımız işlerden en önemlisi sanata ve sanatçıya destek olmak.”

Kızılay Başkanı Kerem Kınık da sanata ve sanatçıya destek olmanın önemini vurgulayan bir konuşma yaptı ve “Bizim işimiz insan. Bizim işimiz insanın onurunu korumak. İnsanı düştüğü yerden kaldırmayı amaç edinen insanlar olarak bence yaptığımız işlerden en önemlisi sanata ve sanatçıya destek olmak” dedi. Başta Kültür Bakanlığı olmak üzere Beyoğlu Belediyesi gibi festivale destek veren bütün sponsorlara, jüri üyelerine ve Faysal Soysal’a teşekkür etti.

“Kültür anlamında birinci önceliğimiz sinema…”

Gecede Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan da konuşma yaptı. Kültür Bakanlığının hedefinin kültürü anlatmak olduğunu vurgulayan Demircan, Türkiye’de gerek diziler gerek filmler gerekse de festivaller açısından bakıldığında buna uygun bir zemin olduğunu belirtti. Kültür anlamında birinci önceliğin sinema olduğunun altını çizen Ahmet Misbah Demircan, “Çünkü sinema hem aktarıyor hem eğitiyor hem de öğretiyor” dedi.

Festivalin dördüncü yılında 50 farklı ülkeden 448 eser yarışmaya başvuru yaptı. Yarışma kapsamında toplamda 110 Bin lira ödül dağıtıldı. Bu yıl başkanlığını yönetmen Atalay Taşdiken’in üstlendiği Kosovalı yönetmen Isa Qosja, Gürcü yönetmen George Ovashvilli, oyuncu Serdar Orçin ve akademisyen Nazlı Eda Noyan’dan oluşan jüri üyelerinin değerlendirdiği “Yarışma Kategorisi”nde “En İyi Film ” ödülünü “Death Locked Out” adlı yapımıyla Amir Karami aldı. Ödülü jüri başkanı Atalay Taşdiken verirken ödül gerekçesini “Zor bir temayı aşkla harmanlayan, yüreğimizi ısıtan güçlü sinematografisi ve olağanüstü oyunculuğu” olarak açıkladı

20 bin lira değerindeki “Özel Jüri” ödülünü “The Bathtub” filmiyle Sergi Marti Maltas verildi. Ödülü filmin oyuncusu Abel Folk aldı. Folk’a ödülünü Kosova sinemasının değerli yönetmeni Isa Qosja ve Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız takdim etti.

Kızılay İnsani Bakış” ödülünü “The Poor People” filmiyle Lolita Naranovich ile “Koçber” filmiyle Murat Kılıç aldı. Ödülü takdim eden Majid Majidi dostluğun varlığının öneminden bahsederek, festival için temennilerini iletti.

Hacı Bektaş-i Veli Dostluk Ödülü ise “Street Poet” filmi ile Samgar Rakym’e, Lütfi Şen tarafından takdim edildi. Lütfi Şen çağın vahşiliğinden bahsederek, “İnsan olmak için tabiata ve toprağa dost olmak lazım, kendimize dost olmak lazım. Bunu yapmazsak bu güce tapınmanın sonu olarak insan kendi kendini yok edecek” dedi.

Festivalde ayrıca “Mansiyon Ödülleri” “Nina” filmiyle Hristo Simeonov ve “Emergency” filmiyle Maryam Esmikhani’ye verildi.

Yarışma bölümündeki bir Türk filmi yönetmenine sonraki filminde kullanılmak üzere verilen 20 bin lira değerindeki “Post-Prodüksiyon Destek Ödülü” ise “Lal” filmiyle Gökalp Gönen’e verildi.

Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’nin dördüncü yılında Onur Ödülü, Türk sinemasının yıldızlarından Selda Alkor’a Danışma Kurulu üyesi Aybars Bora Kahyaoğlu tarafından takdim edildi. Ödülünü alan Selda Alkor iki yıl pandemi arasından sonra kendisini ilk kez evden çıkaranın “dostluk” olduğunu belirterek, “Dostluk benim için çok önemli. Sosyal medyadan güne “Günaydın gönül dostlarım” diye başlarım. Benim hiç tanımadığım çok gönül dostum vardı. Dostluk son zamanlarda kaybettiğimiz çok önemli bir değer. Çok arkadaşınız olur ama dostunuz azdır” dedi ve dostluk ödülünü almaktan büyük onur duyduğunu söyledi. Alkor sözlerini Yunus Emre’nin şu sözleriyle tamamladı; İncitme dostun kalbini, tamir edecek usta yok. Soldurma gönül gülünü; sulamaya ibrik yok. 

Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’nin diğer Onur Ödülü ise Engin Ayça’ya Danışma Kurulu üyesi Gülnaz Gökçen tarafından takdim edildi. Ödül alan Engin Ayça birlikte yaşadığımız her şey ile dostluk içinde olmak gerektiğini belirterek, ödülü özellikle yakın çevresi, ailesi ve can dostu eşi Gülsen Tuncer için aldığını dile getirdi.

Okumaya Devam Et

Festivaller

Gezici Festival Sinoplu Sinemaseverlerle Buluştu

Gezici Festival yolculuğuna devam ediyor.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Gezici Festival

26. Gezici Festival 26 Kasım’da Ankara’da başladığı yolculuğunun ikinci durağı Sinop’a veda etti. Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen Gezici Festival bugün yolculuğunun son durağı Kastamonu’da sinemaseverlerle buluşacak.

26. Gezici Festival Sinop Belediyesi’nin desteğiyle 3 Aralık’ta Sinop Halk Eğitim Merkezi’nde gösterimlerine başladı. “Anadolu Leoparı” filminin gösterimiyle Sinop’a merhaba diyen festival, izleyicilere sinemayla dolu bir hafta sonu yaşattı.

“Anadolu Leoparı” filminin gösterimi sonrasında yönetmen Emre Kayiş ve filmin oyuncularından İpek Türktan izleyicilerin sorularını yanıtladı. Emre Kayiş, filmdeki zaman ve mekânın belirsizliğinin nedeni sorulunca; “Film bir çöküş hikâyesi, bunu mümkün olduğunca soyutlaştırıp, güncel politik olup bitenin de bir noktasına değdiren ama temelde daha evrensel bir şey yapmak hayaliyle mümkün olduğu kadar zamansız mekânsız bir hale getirmeye çalıştık. Filmin güncelde işgal ettiği yer tabii ki önemli, ama 30 sene sonra izlendiğinde ki belki o zaman Türkiye’nin politik durumu ve her şey çok daha değişik olacak, tahayyül bile demiyoruz geleceği, filmin geçmişe bakıldığında yine aynı şekilde bu çöküş hikâyesini evrensel karakterlerle anlatabilmeyi becerebilmesini hedeflediğim için zaman ve mekânı muğlak hale getirmeye çalıştım,” dedi.

4 Aralık günü ise Necip Çağhan Özdemir imzalı “Bembeyaz”, Yohan Manca yönetmenliğindeki “Kardeşlerim Ve Ben / La Traviata, My Brothers And I”, “İki Şafak Arasında” ve “Kerr” filmleri izleyiciyle buluştu. “İki Şafak Arasında” filminin gösterimi sonrası yönetmen Selman Nacar ve oyunculardan Burcu Gölgedar izleyici karşısındaydı. Selman Nacar söyleşide “Bir film tabii ki bazı sorular soruyor. En nihayetinde seyirci de bazı soruların cevaplanmasını bekliyor. Burada bazı cevaplanmayan sorular var. Bunları bilerek cevaplamadım. Filmde cevaplardan daha büyük bir mesele olduğunu düşünüyorum. Benim için makinalar arasında sıkışan hayatları, acıları anlatan bir film. Filmde bütün sahneler tek plan. Sekiz, dokuz dakikalık sahnelerde de kesme yok. Bunu iki sebepten yaptım aslında. Birincisi; plan sekans çektiğiniz zaman filmin zamanı gerçek zamana yakınlaşan bir hisse dönüşür, buna dönüşsün istedim. Akan, ritmi olan bir film yapmak istedim ama bu akış içerisinde de seyirciye hissettirmek istedim bu geçen zamanı. İkincisi de uzun planlarda kamerayı objektif bir yere konumlandırarak seyirci aslında bu hikâyeye tanık olsun istedim,” dedi.

“Kerr” filminin gösterimi ise yönetmen Tayfun Pirselimoğlu ve yapımcı Vildan Erşen’in katılımıyla gerçekleşti. Film sonrası yapılan söyleşide filmdeki kadın karakterin neden az olduğuna dair gelen soruyu Tayfun Pirselimoğlu “Bu filmi yapma nedenlerimden bir tanesi de tüm dünya olarak memleket olarak çıldırdığımızı düşünmem, delilik halinde yaşadığımıza dair derin bir inancım var. Bu delirme, bu akıldışı halin içerisinde kıvranan insanlar olarak, şimdi daha çok sizin gözleminizden yola çıkarak söylüyorum, bu erkeklerin sahip olduğu dünyanın delirmesi. Dünyayı bu hale getirenler daha doğrusu erkekler. Açıkçası bunun üzerine kurmadım ama sizin söylediğiniz şeyden yola çıkarak böyle bir noktaya vardığımı söyleyebilirim. Filmde aslında görünen tek bir kadın var, farklı yüzleri olan bir kadın. Adamın etrafındaki ne olup bittiğini anlayamayan, şaşkınlık içerisindeki nispeten karikatür tiplerin içerisinde ne yaptığını en çok bilen karakter olarak duruyor bu kadın. Ona özel bir önem atfettiğimi söyleyebilirim,” diyerek cevaplandırdı.

Gezici Festival Sinop’a Veda Etti!

Gezici Festival’in Sinop’taki son günü Tuncel Kurtiz’in Sürgün Yılları’na ait iki özel film; “Saç” ve “Bebek”in gösterimleriyle başladı. 

Günün ikinci filmi “Diyalog” gösterimi sonrasında yönetmen Ali Tansu Turhan, yapımcı ve senaristlerden Burcu Uğuz, yardımcı yönetmen Osman Sarp Altay ve DIT Müge Alper izleyicilerle buluştu. Söyleşide Burcu Uğuz, “Aslında üç kişi yazdık bu senaryoyu. Üçlü çalışmanın kuvvetlendirici etkisi olmuştur. Her karaktere herkesten bir şey katmak istedik ki izleyiciler hepsinde kolayca özdeşlik hissi bulabilsinler. Yönetmenle beraber senaryoyu yazabiliyor olmanın da çok katkısı oldu. Senaryoyu yazıp birine teslim etmektense yazarken kurgusunu dahi düşünmek çalışma halini keyifli kıldı,” derken; Ali Tansu Turhan, “Biz ilişkinin başını ve sonunu anlatmayı tercih ettik. Çünkü başlangıçlar ve bitişler çok özgün olabiliyor ama ortadaki dertler, kavgalar, ilişkinin gelişimi daha paralel oluyor. Orta kısmı anlatmamayı tercih etmemizdeki asıl amaçsa; orayı seyircinin filme katacağı bir anlam boşluğu olarak bırakmaktı. Aslında seyirciye kendi tanışmasını ve ayrılığını hatırlattığımız bir yerden orta kısımları da kendi deneyimiyle hafızasından çıkararak filmin anlam çeşitliliğini artırmaya çalıştık,” dedi.

“Okul Tıraşı” filminin gösterimi ise yönetmen Ferit Karahan, senarist Gülistan Acet ve oyuncu Melih Selçuk’un katılımıyla gerçekleşti. Gülistan Acet senaryo yazım sürecini şöyle özetledi: “Çok uzun, çok zor, ağlayarak geçirdiğimiz bir çalışma evresi oldu bizim için. Hatta Ferit’in zaman zaman vazgeçtiği, ben bunu yapmayacağım dediği, yaşadığı travmaların üstüne gitmekte kendinde yeterince cesaret ve güç bulamadığı zamanlar oldu. Ama ben o zaman da şimdi de çok dolu ve çok ihmal edilmiş bir mekân ve bir konu olduğu, eğitim sisteminin hiç sorgulanmadığı ve bu kadar problemli olduğu bir yerde, pirüpak bu kadar bakir duran, işlenmemiş bir şeyin üstüne gitmek gerektiğini düşünüyordum. Ferit hikâyeyle yeniden barıştı ve uzun yıllar artı 7 günde çıkardık bu hikâyeyi.

Filmdeki direniş biçimleriyle ilgili gelen soruyu Ferit Karahan “Baskıcı toplumlarda bu aile olur, devlet olur, fabrika olur, yalanın bir yalan değil direniş biçimi olduğunu düşünüyorum. İnsanlar aslında öylesine yalan söylemezler, yaşamak için yalan söylerler. Bu anlamda pasif bir direniş vardı. Gerçekçi bir direnişin yatılı okul gerçeğine uymadığını biliyorum. Kendimin de altı yedi yıl boyunca okuduğum okulda da gördüğüm üzere direniş yoktu. Bu bir üçleme. Üçlemenin ilk filmi. Üçlemenin ikinci filminin daha direniş odaklı bir film olacağını öngörüyorum,” diye cevapladı.

Gezici Festival, Sinop’a “Zuhal” filminin gösterimiyle veda etti. Filmin gösteriminin ardından yönetmen Nazlı Elif Durlu ve yapımcı Anna Maria Aslanoğlu izleyicilerin sorularını yanıtladı. Nazlı Elif Durlu söyleşide; “Kadın erkek ayrımı yaparak yazmadık senaryoyu. Ortak yazarım da bir erkek. Daha gerçekçi olan yerden yazıldı, kişisel deneyimlerimizin katkısı vardır diye düşünüyorum. Apartmandaki her evin içerisinde de ayrıca bir dert vardı. Genelde kadınlara odaklanmaya çalıştık, farklı faklı sınıflardan farklı farklı dertleriyle kadınlarla buluşmalar var aslında,” dedi.Gezici Festival yolculuğuna Kastamonu’da devam ediyor. Bu akşam Kastamonu izleyicisi ile Kastamonu Üniversitesi Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda buluşacak festival 8 Aralık’ta sona erecek.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler