1990’ların En İyi 25 Filmi

Liste Manşet Serkan Baştimar

The Guardian, 1990’lı yılların en iyilerini seçmek için okurlarına bir anket yaptı ve 90’lı yılların en iyi 25 filmini derledi. Anketin bir güzel yanı da her film hakkında okurların birer cümle ile açıklama yapması.

İşte The Guardian okuyucularına göre 90’ların en iyi 25 filmi:

____

Miller's Crossing

Miller’s Crossing (1990)

‘Gabriel Byrne, asıl dikkatleri The Usual Suspects’le çekmiş olsa da Miller’s Crossing benim için katbekat fazlası’: Steve Simpson, 50, Oxfordshire

Fargo’, ‘O Brother, Where Art Thou?’ ve ‘Intolerable”ın yaratıcılarından Amerikalı gangsterlerin hayatına karmaşık ve görsel bir bakış geliyor. Miller’s Crossing’de rakip çeteler, katil galerileri ve tetikçiler yeralıyor. Leo (Albert Finney) İrlanda’lı bir gangster ve politik patrondur, güvendiği teğmeni ve danışmanı anti-kahraman Tom’un (Gabriel Byrne) yardımıyla bir Doğu şehrini yönetmektedir. Ama şehir üzerindeki kontrolleri, Johnny Casper (adında bir İtalyan patron ve acımasız yardımcısı Eddie Dane tarafından zorlanır.

____

Pump Up the Volume

Pump Up the Volume (1990)

‘Aşağı yukarı en iyi soundtracklerden birine sahip’: James, 38, Liverpool

1990 yılından gelen, müziğin ve Christian Slater’ın harika birlikteliğinden oluşan hayli ilginç bir film. Zeki ama utangaç bir delikanlı olan Mark, ailesiyle birlikte büyük şehirden Arizona kırsalına yeni taşınmıştır. Anne babası ona arkadaşlarıyla konuşabilsin diye bir kısa dalga telsiz alır. Fakat Mark bunu korsan bir radyo kurup orada Zorlu Harry lakabıyla DJ’lık yaparak değerlendirecek, takipçilerini coşturacaktır.

____

Goodfellas (1990)

‘Kamera işi baş döndürücü şekilde muhteşem’: Jim Hansen, 48, Chicago

Gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanan filmde Henry Hill adında bir gangster, Jimmy Conway ve Tommy De Vito adlı iki arkadaşıyla birlikte bir soyguna kalkışır. Gözleri daha yukarda olan iki arkadaşı soyguna katılan diğerlerini öldürür ve mafya içinde yükselmeye başlarlar. Bu durum Henry’i olumsuz etkilemiştir ve bu konuda birşeyler yapması gerekmektedir…

Büyük usta Martin Scorsese’nin başyapıtlarından biri olan Goodfellas, 1991 yılında 6 dalda Oscar’a aday gösterilmiş, en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Joe Pesci’ye ödül kazandırmıştı…

____

Joe Versus the Volcano

Joe Versus the Volcano (1990)

‘Hanks daha büyük ve iyi işler yapmayı sürdürse de Joe Versus the Volcano unutulmamalı’: Andrew Ashcroft, 37, Macclesfield

John Patrick Shanley’in senaryosunu yazıp yönetmenliğini yaptığı bu filmde, Tom Hanks ve Meg Ryan başrolde. Joe (Tom Hanks), monoton bir hayata sahiptir, ölümcül bir beyin hastalığına yakalandığını öğrenir ve artık kaybedecek hiçbir şeyi yoktur.

İş dolayısıyla tanıştığı varlıklı bir işadamı olan Samuel Graynamore, kendisine beklenmedik bir öneride bulunur. Sıradan bir adam gibi yaşadın, krallar gibi öl der ona… Joe bu teklifi kabul edecek midir?

Kırılma Noktası

Point Break (1991)

‘Defalarca tekrarlanmaya değer’: Jen, 38, Bristol

Eski Amerikan başkanlarının maskelerini giyerek Los Angeles’ta banka soymaya başlayan bir çete ortaya çıkmıştır. FBI, olayları derinlemesine araştırırken, şüpheliler listesine sörfçüler de girmiştir. Genç bir ajan olan Johnny ‘ye ise bu kişilerin arasına sızma görevi verilmiştir.

____

Terminator 2: Judgment Day (1991)

‘Daha önce erimiş metal içinde yok olan hiçbir başparmak beni bu kadar duygulandırmamıştı’: Ben Morrell, 37, Londra

1997 Ağustos’unda yaşanan ve 3 milyarı aşkın insanın ölümüne neden olan olayın üstünden yıllar geçmiş ve 2029 yılına gelinmiştir.

John Connor makinelere karşı insan direnişinin lideri konumundadır. Onu 2029 yılında yok edemeyen makineler şimdi yok edemedikleri düşmanlarını geçmişte yok etmeyi denemeye karar verirler ve John’un 10 yaşında olduğu döneme bir yok edici makine yollarlar. Buna karşılık John da o dönemde kendisini korumak için daha önce annesini öldürmek göreviyle geçmişe yollanan yok edici makinenin daha üst bir modelini geçmişe yollar.

İki yok edici makine arasında John Connor için büyük bir mücadele başlar. Bu arada henüz yaşanmayıp 1997 Ağustos’unda yaşanacak olan felaketin mimarı olan Skynet adlı sistem de yavaş yavaş faaliyetlerini artırmaya başlamıştır.

John ve onun koruyucu makinesi John’un annesini akıl hastanesinden kaçırıp Skynet’i durdurmak için işbirliğine girişirken diğer yok edici makine de John’u yoketmek için onların peşinden gitmektedir.

____

Kötü Polis

Bad Lieutenant (1992)

‘Bu film beni film tutkunu olduğuma ikna etti’: Peter, 41, Birmingham

Kendini kaybetmiş ve uyuşturucu bağımlısı olan bir polis, borç batağında sürüklenmektedir. Bir kadın, kilisede iki kişi tarafından tecavüze uğrayınca, kadın bu iki suçlunun bulunması için başlarına ödül koyar. Borç batağında sürüklenen polis ise hayatını tehlikeye sokan bu durumdan kurtulmak için suçluların peşine düşer. Cehennemdeki serüveninin artık bir sonu yoktur. Filmin yönetmenliğini  Abel Ferrara üstlenirken, başrol Harvey Keitel.

___

Dört Nikah Bir Cenaze

Four Weddings and a Funeral (1994)

‘Auden’ın şiiri dahice bir dokunuştu’: Sarah, 43, Bristol

Charles, kızlarla sadece gönül eğlendirip hiç bir zaman evlilik vaadinin altına girmeyen bir genç adamdır. Bir gün bir arkadaşının düğününde hayatının kadınıyla karşılaşır: Amerikalı Carrie’ye aşık olur ama bir türlü duygularını ifade edemez!

İlginçtir, Charles ile Carrie sonradan bir cenazede ve üç nikahta daha karşılaşacaklardır. Her seferinde arkadaşlıkları bir kez daha yenilenecek ancak birbirlerine itiraf edemedikleri ilgilerine rağmen başka başka insanlarla nişanlanacaklardır. Bu nikahlardan iki tanesi Charles ve Carrie’nin olacaktır.

Esaretin Bedeli

The Shawshank Redemption (1994)

‘Bir hapishane filminden çok daha fazlası’: James Dyer, 36, Londra

Stephen King imzasıyla 7 dalda Oscar adaylığı olan Shawsank Hapishanesi; genç ve zeki bir bankacı olan Andy Dufresne (Tim Robbins), kendisini aldatan karısını ve O’nun sevgilisini öldürdüğü suçlamasıyla yargılanmaktadır. Tüm itirazlarına rağmen suçsuz olduğuna mahkemeyi inandıramaz ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılır.

Andy cezasını çekmek üzere Shawshank Hapishanesi’ne götürülür. Burası hayatında görmediği kadar kötü bir yerdir. Burada bir çok hakaret ve saldırıya maruz kalacaktır. Andy tüm başına gelenlere rağmen hayata pozitif bakmayı bilen bir adamdır. Bu bakış açısıyla kendine bir çok dost edinir ve zamanla hapishanede sevilen biri olur. En iyi arkadaşı ise Red (Morgan Freeman) olmuştur. Red hapishane hayatında Andy’e bir çok konuda yardımcı olur. Andy ise Red’in hayata bakış açısını tamamen değiştirecektir.

Protesto

La Haine (1995)

‘Oldukça havalı, bir o kadar alaycı ve harikulade müziklere sahip’: Michael Innes, 37, Edinburgh

Protesto (La Haine) Mathieu Kassovitz’in 1995 yılında çektiği Fransız filmi. Film, Paris’in gettolarında yaşayan biri pied-noir (Said), biri yahudi (Vinz), biri ise siyahi (Hubert) üç arkadaşın hikâyesini konu alarak, Fransa’da gettolarda yaşayan gençlerin hayatından bir kesit sunmaktadır.

Tamamı siyah beyaz çekilen filmde Yahudi Vinz, siyahi Hubert ve Arap Said Paris’in varoşlarında yaşayan üç gençtir. Arap asıllı Abdel polisin saldırısına uğrayınca varoşlarda tansiyon yükselmeye başlar. Bu arada Vinz bir polisin düşürdüğü silahı bulur. Genç adam, Abdel’in intikamını almaya kararlıdır.

Kassovitz’in filmi ırkçılığa ve sosyal sınıf farklılıklarına yaptığı göndermeler nedeniyle hem Fransa’da hem de dünyada oldukça ses getirmiştir. Film, siyah-beyaz çekilmiş olmasının yanı sıra müzikleri (örneğin, patronla derdini anlatan Jamaikalı’nın söylediği şarkı gibi) ve görece kısa olması gibi özellikleri nedeniyle vurucu bir atmosfer yaratıyor.

Heat (1995)

‘Muhtemelen bir filmde olabilecek en iyi silahlı çatışma sahnelerine sahip’: Simon, 45, Yeni Zelanda

Gerek içgüdüleri gerekse üstün zekasıyla, içerisinde bulunduğu her türlü suçtan arkasında kesin deliller bırakmadan, başarılı bir şekilde sıyrılmayı başaran Neil McCauley profesyonel bir hırsızdır.

En az kendisi kadar yetkin hırsızlardan oluşturduğu çetesiyle altından kalkılması zor işlere kalkışıp minimuma yakın hasarla başarıya ulaşırlar.

Her azılı suçlu vakasında olduğu gibi söz konusu hırsızın peşinde de hırslı ve takıntılı bir dedektif vardır. Dedektif Hana, şimdiye dek bu usta hırsızın zekasıyla başa çıkamasa da davayı çözmekte kararlıdır.

Michael Mann filmografisinin en önemli yapıtlarından biri olan Heat, oyuncu kadrosundaki Al Pacino, Robert De Niro ve Val Kilmer gibi usta aktörlerle dikkat çekerken, ünlü aktris Natalie Portman’ın çocukluğuna tanık olma açısından da ilgi çekici.

____

Silence of the Lambs (1991)

‘Hannibal tüm zamanların en iyi kötü karakterlerinden biri’: Lucy, 19, Cambridge

Thomas J. Harris’in romanınının bu nabızları zorlayan uyarlamasında, FBI’daki eğitimi devam eden Clarice Starling (Jodie Foster) yüksek güvenlikli bir tımarhaneye girerek bir psikiyatristken yamyamlık yapan bir kitle katiline dönüşen Hannibal Lecter’in (Anthony Hopkins) hastalıklı zihninin derinliklerine inmeye çalışmaktadır. Starling’in bir seri katili yakalamak için ipuçlarına ihtiyacı vardır. Ancak ne yazık ki, Lecter ile yaşadığı Faustiyen ilişki sonunda onun kaçışına sebep olur ve artık iki ayrı seri katil karanlıklarda serbest dolaşır.

1992 yılında 7 dalda Oscar’a aday olan film, yönetmenine ve başrol oyuncularına altın heykelciği getirirken; en iyi film ve en iyi senaryo uyarlaması dalında da ödüle layık görülmüştü. Filmde başrol oynayan Jodie Foster 30 yaşına gelmeden iki Oscar kazanan nadir oyuncular arasına girdi. Anthony Hopkins, bu filmdeki toplam 16 dakikalık performansıyla en iyi erkek oyuncu Oscar’ını kazandı. Ki bu süre, bir oyuncunun bir filmde gözüktüğü en kısa süredir. En iyi film Oscarını alan tek korku filmidir.

____

Olağan Şüpheliler

The Usual Suspects (1995)

‘Hâlâ içimi ürpertmeye devam ediyor’: Sam, 42, Batı Midlands

Şoke eden finallerin henüz popüler olmadığı bir dönemde finaliyle izleyicinin ağzını açık bırakan The Usual Suspects, sinemaseverlerin baş tacı ettiği filmlerden.

Senaryosunu Christopher McQuarrie’nin yazıp Bryan Singer’ın yönettiği The Usual Suspects neo-noir (yeni kara) türüne örnek gösterilen bir filmdir. Stephen Baldwin, Gabriel Byrne, Benicio del Toro, Chazz Palminteri, Kevin Pollak, Pete Postlethwaite ve Kevin Spacey’den oluşan pırıltılı oyuncu kadrosu ile film, başlangıçta karmaşık bir olay örgüsüne sahip gibi görünse de öykü anlatımı ve geri dönüş teknikleriyle seyirciyi kıskıvrak yakalamayı başarıyor.

San Pedro’da bir geminin güvertesinde ‘Keyser (Kayzer) Söze’ olarak tanınan bir adam ile Keaton adlı yaralı biri arasında kısa bir diyalog yaşanır. Keyser, Keaton’ı vurur ve gemi yanar. FBI ajanı Jack Baer ve gümrük ajanı Dave Kujan, gemide neler olduğunu araştırmak üzere San Pedro’ya gelirler. Sağ kalan iki kişiden biri, Roger ‘Verbal’ Kint ve diğeri hastanelik olmuş bir Macar suçludur. Macar, neredeyse efsanevi bir üne sahip olan Türk mafya lideri Keyser Söze’nin de limanda olduğunu ve onun birçok kişiyi öldürdüğünü iddia eder. ‘Verbal’ Kint ise dokunulmazlık karşılığında olay hakkında uzun bir ifade vermek ister. Verbal, bölge savcısında ifade verdikten sonra çavuş Jeffrey Rabin’in odasına götürülür. Bütün hikayeyi altı hafta öncesinden başlayarak anlatması istenir.

____

James Bond: Altın Göz

GoldenEye (1995)

‘Heyecan verici bir aksiyon ve güzel kadınlar…’: Daniel, 21, Almanya

an Fleming’in romanından uyarlanan on yedinci Bond filmi “Goldeneye”’in yönetmenlik koltuğunda Martin Campbell otururken, başrolde “James Bond” rolünü canlandıran beşinci oyuncu olan “Pierce Brosnan” yer almaktadır. Bond’un düşmanı olarak ise bu sefer usta aktör Sean Bean’i görüyoruz. General Oumurov (Gottfried John) ve Xenia (Famke Janssen), çok güçlü bir prototip helikopteri ele geçirerek Rusya’da gizli bir radar üssündeki herkesi öldürür. Bu gizli üsten sağ kurtulan tek kişi olan James Bond, Goldeneye adlı çok gizli bir silahı ele geçiren bu ikiliyi durdurmak için harekete geçecektir. Fakat bu işin başında eski bir MI5 ajanı olan Alec Trevelyan vardır ve kendisine arkasını dönen ülkesine karşı bu silahı kullanmakta kararlıdır. 1995’e kadar ilk defa İngiliz bir yönetmen tarafından yönetilmeyen bir Bond filmi olan “Goldeneye”, “M” rolünde ilk defa bir “kadın”ın (Judi Dench) yer almasıyla Bond filmleri içerisinde tarihi bir karar almıştır. Geleneksel Bond şarkısını bu sefer “Tina Turner” seslendirirken film, “En İyi Görsel Efekt” ve “En İyi Ses” dallarında BAFTA’ya aday gösterilmiştir.

_____

Yedi

Se7en (1995)

‘Filmin dönüm noktası en merak uyandırıcı anlardan biri’: Richard, 18, Vancouver

Departmana yeni transfer olmuş David Mills (Brad Pitt) ve yakında emekliye ayrılacak William Somerset (Freeman) Hıristiyanlık’ın 7 ölümcül günahını işleyenleri kendi yöntemiyle öldüren sadist bir katilin peşine düşerler.

Dedektifler yedi ölümcül günah ile ilgili işlenen bir seri cinayeti araştırmaktadır. Filmde geçen olaylar yedi günlük süre içinde olur. Pazartesi günü, kendini ölümüne beslemek zorunda kalan bir adamın cesedini bulurlar, bu “Oburluk”u temsil etmektedir. Ertesi gün ise “Açgözlülük”ü temsil eden zengin bir avukatı katledilmiş vaziyette bulurlar. Her gün yeni bir cinayetle karşılaşan dedektifler, olayın ne kadar içinde olduklarını çok geç anlayacaklardır.

Film, 1996 yılında En İyi Kurgu dalında Oscar’a aday gösterilmiştir. 1995 yılında, aynı isimli bir roman, orjinal filme dayalı olarak, Anthony Bruno tarafından yazılmıştır. Film eleştirmenler tarafından çok beğenildi ve 84% Rotten Tomatoes derecelendirmesi aldı. Gergin performansları, durmaksızın şok eden, etkileyici gore efektleri ve unutulmaz finaliyle kaçırılmayacak bir şölen. Yedi filminin dünya genelindeki toplam kazancı 327.311.859 $’a ulaşmıştır.

____

Trainspotting

Trainspotting (1996)

‘Afişi ve müzikleri sahip olduğumuz her şeydi’: Aelred Down, 42, Cheltenham

Mark Renton’un Edinburgh’ta yaşayan kendisi gibi eroin bağımlısı bir grup İskoç genç arkadaşı vardır. Hepsi ezilmiş, yalancı, psikopat, hırsız ve uyuşturucu madde bağımlısıdırlar. Kendilerine eroinle zarar verdikçe, kaçınılmaz sona yaklaşırlar ve arkadaşlıkları giderek zedelenmeye başlar. İçlerinden sadece Mark, bu durumdan kurtulabilecek iradeye sahiptir. Ancak, yaşamayı seçip seçmeme konusunda kararsızdır…

Film, İngiltere, Avustralya ve ABD gibi ülkelerde insanları uyuşturucuya özendirip özendirmediği konusunda tartışmalara yol açmıştır. Amerikalı senatör Bob Dole filmi daha önce hiç seyretmemiş olduğunu kabul etmesine rağmen, 1996 Amerikan başkanlık seçimi kampanyaları boyunca filmin ahlaki bozukluğunu ve uyuşturucu kullanımını yüceltiğini söyleyerek kötülemiştir. Tüm tartışmalara rağmen, film yaratıcılığı açısından övgüler almış ve aynı yıl içinde En İyi Senaryo Uyarlama dalında Akademi Ödüllerinde aday olarak gösterilmiştir. 1999 yılında film İngiltere’ de BFI poll’ da onuncu oldu ve 2004 yılında Total Film isimli dergi tarafından tüm zamanların en iyi dördüncü İngiliz filmi olarak gösterilmiştir.

___

Fargo

Fargo (1996)

‘Tüm zamanların en kusursuz kara komedisi’: Ellie Kane, 54, Southsea

Orta Batı Amerika’da geçen film, bir araba satıcısının (William H. Macy), 1.000.000$’lık fidye almak amacıyla karısını kaçırmaları için iki adamı (Steve Buscemi ve Peter Stormare) tutması hakkındadır. Kaçırma olayı bir dizi cinayete sebep olur ve hamile polis memuru Gunderson (Frances McDormand) bu cinayetleri araştırmaya başlar.

69. Akademi Ödülleri’nde Fargo iki Oscar kazandı: En İyi Özgün Senaryo Ödülü ve En iyi Kadın Oyuncu Ödülü (Frances McDormand). Film ayrıca BAFTA Ödülü (David Lean Yönetmenlik Ödülü – Joel Coen) ve 1996 Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülü de dahil olmak üzere pek çok uluslararası ödül kazandı.

“Fargo”, 2006 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi’nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir.

____

Scream (1996)

‘Neve Campbell’ı kahramanım yapan film’: Sarah Vanderhide, 31, Londra

Küçük bir kasabada, bir korku filmi gibi başlayan cinayetler. Katil yaptığı eylemlerle, türü çok iyi özümseyen bir manyak olduğunu kanıtlıyor.

Wes Craven, bilindiği gibi korku janrının üstatlarından. Korku türünün klasikleri arasına giren “Elm Sokağı Kabusu” ve “Halloween” filmlerinin yaratıcısı Wes Craven, Çığlık’ta bugüne kadar yaptıklarıyla dalga geçiyor. İnsanları bir korku filmindeki gibi öldürmeye çalışan katilin öyküsünü işlediği Çığlık’ta hem bir sürü klişeyi ti’ye alıyor, hem de izleyiciyi korkutmayı başarıyor.

Film, kadrosunda Hollywood’un son dönemde öne çıkan bir çok genç yıldızını barındırıyor.

____

Twin Town

Twin Town (1997)

‘Sinematografisi, Port Talbot ve Swansea’den renklerle örülü bir şarkı yaratıyor’: Callum, 45, Londra

Varlıklı bir müteahhit, rugby kulübünün başkanı ve yerel mafyanın başı olan Byrn Cartwright, karanlık ilişkilerin ortasında yer alan biridir. Ta ki ir gün Fatty Lewis, Byrn’in verdiği işlerden birini yaparken başına bir kaza gelene kadar. Fatty alışılmadık bir ailenin reisidir. Kızı Adie adında bir masaj salonunda resepsiyonist olarak çalışmaktadır. İkiz oğulları Jeremy ve Julian ise genellikle uyuşturucuların etkisi altındayken, sahiplerine sormadan pahalı arabaları ’ödünç’ almaktadırlar.

____

Boogie Nights

Boogie Nights (1997)

‘Karaktere dayalı, çetin bir senaryo’: Nikos Leverenz, 43, Havai

Eddie Adams bir gece klübünde çalışan ve yükselmeye çalışan bir aktördür. Yaptığı işi bir sanat olarak gören Jack Horner adındaki porno fiilm yönetmeni tarafından keşfedilir. Eddie ismini Dirk Diggler olarak değiştirir. 1970 lerin son zamanlarında Eddie porno endüstrisinin getirdiği zorluklarla savaşmak zorundadır.

_____

Romy and Michele's High School Reunion

Romy and Michele’s High School Reunion (1997)

‘Vaaz verme kaygısı gütmeksizin kendine dürüst olmakla ilgili oldukça mühim bir mesaj veriyordu’: Helen Jones, 35, Ruislip, Londra

Çocukluk yıllarından başlayan arkadaşlıkları ve lise yıllarında da oda arkadaşı olan Romy ve Michelle, Kaliforniya’da yaşayan iki çılgın ruhlu gençtir . Mezun oldukları lisenin onuncu yıl mezuniyet yemeğine katılacak olan bu ikili geriye baktıklarında gururla anlatabilecekleri çok az şeyleri olduğunun geç te olsa farkına varırlar ve eski arkadaşlarına karşı rezil olmamak için kendileri için zengin ve başarılı birer hayat fantezisi geliştirirler.

___

The Big Lebowski

The Big Lebowski (1998)

‘Bugün tekrardan izlediğimde hayret edecek yeni şeyler bulmuyor değilim’: Usman Rafiq, 35, Birmingham

Bir karışıklık bazen umulmadık olaylara sebep olabilir. Kaldı ki işin içinde para varsa olaya dahil olacak bir sürü insan da çıkar. Jeff Lebowski böyle bir meselenin orta yerinde kalır. Kendisi bir milyoner ile karıştırılır. Milyonerin karısına ait borçlar ödenmemiştir ve bundan sebep kahramanımız gangsterlerden dayak yer ve çok değerli halısı zarar görür. Lebowski, ortadaki bu yanlış anlaşılmayı çözmek zorundadır. Adaşı olan milyonerin malikânesine giderek konuşmak ister.
Otoritelere göre tüm zamanların en komik filmlerinden biri olan Büyük Lebowski, muhtemelen Coenlerin kendine has filmografilerinin içerisinde bile ayrı bir yere ve öneme sahip olarak değerlendiriliyor.

___

Fight Club

Fight Club (1999)

‘Beklenmeyen şekilde siyaseten isabetli’: John Edwards, 42, İspanya

İsimsiz anlatıcı (Norton) uykusuzluktan muzdarip bir otomobil şirketinde çalışan birisidir. Doktor ona daha fazla ilaç vermeyi reddeder ve kendisine yardımcı olabilecek bir destek grubunu ziyaret etmesini önerir. Anlatıcı testis kanseri mağdurları için olan bir destek grubuna katılır ve orada Marla ile tanışır; o da anlatıcı genç adam gibi hasta olmamasına rağmen gruba katılmaktadır.

Bir iş gezisinden sonra evine döndüğünde bir patlama nedeniyle evinin tahrip olduğunu görür ve yolculuk esnasında tanıştığı, sabun satıcısı Tyler Durden’ı (Brad Pitt) arayarak onunla bir barda buluşur. İçtikleri birkaç biradan sonra dışarı çıkarlar ve Tyler, kahramanımızı kendisine vurması için kışkırtmaya başlar. Bu kavga kahramanımızın hayatını tamamen değiştirecektir.

___

American Beauty

American Beauty (1999)

‘Beni hakikaten de hayatın kırılganlığı üzerine düşünmeye sevk etmişti’: Mark, 43, Londra

Amerika’nın banliyo yaşantısına eğlenceli, hareketli ve şaşırtıcı bir yolculuk…

Sigortacı, kırklarında bir adam, onun statü meraklısı karısı Carolyn ve her geçen gün kötüye giden evlilikleri… Lester’in eşi ondan nefret etmektedir, kızı onu küçük görmektedir ve patronu onu kovmayı planlamaktadır.

Daha yakından bakın… Kırk yaşını geçmiş bir adam olan Lester, kendisinden önemli beklentileri olan ve bunu bulamayınca ondan nefret eden karısı Carolyn, yıkılmaya yüz tutmuş bir evlilik, babasından nefret eden bir kız ve onu işten çıkarmaya uğraşan bir patron arasında bocalamaktadır. Daha yakından bakın… Hayatında bazı değişiklikler yapmaya karar veren Lester, bundan korkmakta ama korkusu arttıkça mutluluğu da artmaktadır ancak en büyük mutluluğun bedeli de çok büyük olacaktır. Daha yakından bakın…

___

The Matrix

The Matrix (1999)

‘Nefes kesici bir film’: Scott Bleasdale, 45, Lancaster

Saygın bir yazılım şirketinde çalışan Thomas Anderson (Keanu Reeves), gecelerini “Neo” adı altında program kırarak ve Matrix’i araştırarak geçirir. Esrarengiz şekilde Trinity (Carrie Ann Moss) ve Morpheus (Laurence Fishburne) ile tanışan Neo, yaşadığı dünyanın aslında beyninde gerçekleşen bir simülasyon olduğu gerçeğini öğrendikten sonra ordan kurtarılır ve Morpheus’un önderliğindeki ekibe katılır. Neo gerçek dünyada ilk nefesini aldıktan sonra simülasyona tekrar girerek Matrix’in ne olduğunu kavrayacak ve kurtarılma nedenini öğrenerek gelişen olaylar çerçevesinde yeni kimliğini tanımaya çalışacaktır.

____

Kaynak: Box Office Türkiye

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up