Bizimle İletişime Geçin

Keşfet

1980’li Yıllarda Çekilen 20 Başyapıt

Milenyuma 20 kala çekilmiş güzel filmler…

Yayınlandı

tarihinde

                        Feyza Yeşilyılmaz hazırladı…                               tumblr_n6r4omzKw31qfar2so3_400

Uçurtmayı Vurmasınlar (1989)

Uçurtmayı Vurmasınlar, Feride Çiçekoğlu’nun 12 Eylül askeri darbesi sonrası dört yıl boyunca tutuklu kaldığı cezaevinde yaşadıklarından esinlenerek yazdığı filmdir. Uçurtmayı Vurmasınlar filminde kadınlar koğuşunda yaşayan direnişçi kadınların hikayesi anlatılır. Her biri hayatın farklı sillesini yemiş. Kimi zaman umut dolu, kimi zaman ise hüzünlü sahnelere şahit olduğumuz bir filmdir. Filmde bir çocuğun üzerinden hayata, kadınlara bakışı anlatılır. Barış’ın annesi uyuşturucudan hapise girmiştir. İlgisiz ve sorumsuz babasının annesini düşürdüğü hal anlatılır.Onun yanında hikayenin yan kadın karakterlerinin hikayesini ve direnişini de görürüz.

_______________

The-Color-Purple-1

Mor Yıllar (1985)

Film biri bastırılmış diğeri ayakları üzerinde duran iki farklı kadın portresi sunar bizlere… 1900’lu yılların başlarında, güneyli bir siyahi kız olan Celie, önce babası tarafından hamile bırakılır, ardından yıllar boyunca efendisi olarak göreceği adama evlenmek üzere satılır. Cellie sonunda kuru gürültüye papuç bırakmayan, güçlü, dobra bir kadın olan Sofia ile tanışacak ve ondan çok şey öğrenecektir. Kadınlığın nesne olarak değil, kendi öznesi olarak ayakta kalma mücadelesini geçişini anlatan bir filmdir.

_______________

tumblr_n93x5onSKw1qi9ir5o1_500

Paris Texas (1984)

Sinemanın bir başka münzevi karakteri Harry Dean Stanton var karşımızda. Yalnızlığına yoldaş olan ıssız ve tekinsiz yollardan geçiyor. Çevresiyle iletişimi neredeyse yoktur. Bir gün kardeşinin onu aramasıyla hayatına dair her şey değişir. Bu sefer yine yollardadır. Ancak eski eşini arayış içine düşmüştür. Yol filmleri içerisinde çok ayrı bir yere sahiptir.

________________

s-736ef0a5a2164dd9a17e60beebc7b032591254df

Offret (1986)

Bir adam, küçük oğlu ve kurumuş bir ağaç üzerinden dönen bir filmdir. Alexander ateist  bir oyuncu, düşünür ve yazardır. Genç karısı da kendisi gibi bir oyuncudur. Bu filmi izlerken Yunus Emre’nin “bana seni gerek seni dizeleri” hep aklıma gelmiştir. Alexander evinden, eşinden ve evladından uzaklaşarak onları kurban eder. En sevdiğin şeyden verirsen Allah’a olan yakınlığın olur. Kurbanın manevi anlamıda budur. Ve sen zincirlerini kırıp özgürleşirsin. Bu filmde İbrahim kıssasına büyük atıflar vardır. Alexander’ın yaptığı şeyleri gördüğümüzde Hz. İbrahim’in imtihan süreçlerinden geçtiğini görürüz. Kurumuş bir ağacın etrafında yakarışını görürüz. Her şeyden vazgeçtiği evini yaktığı sahneden anlıyoruz. Sonrasında yaptığı şeyin irrasyonel olduğu görülür ve akıl hastanesine kaldırılır. Dilsiz oğlu ise filmin başındaki kurumuş ağaça gider ve sular, güneşte doğmuştur. Umutlu bir tabloya bağlanılmış. İsmail’in dirilişi de diyebiliriz.

______________

fanny-and-alexander-o

Fanny ve Alexander (1983)

Film konu olarak; Fanny ve Alexander kardeşler gözünden hikayeyi bize anlatır. Kendi hallerinde mutlu bir hayatları var iken babalarının ölümüyle hayatları da değişen iki kardeş ve annesinin öyküsüdür. Kendi evlerinde, ev renkli tonların olduğu canlı bir atmosfer çizer. Ev kollayıcı bir sığınak yeridir. Ama annelerinin bir rahip ile evlenmesi ile yaşadıkları ev değişimi ürkütücü, tekinsiz ve geçmiş yaşantıların travmatik izleriyle dolu bir mekana dönüşür. Renkler pastel, cansızdır. Bergman kardeşlerin hayatlarının değişimi ve dönüşümünü ev ve renkler üzerinden anlatmıştır.

_____________

giphy

The Shining (1980)

“Bazı yerler insanlar gibidir. Bazıları parlar bazıları parlamaz.”

Sinemanın dahi çocuğu Stanley Kubrick’ten bir başyapıt filmi… Yazar Jack Torrance’ın, kış sezonunda kapalı olan Overlook Oteli’nin bakımını üstlenerek, ailesiyle birlikte otele taşınması sonrasında gelişen  olayları konu alır. Jack’in doğaüstü sezgilere sahip olan küçük oğlu, zamanla otelin içerisinde yalnız olmadıklarını, geçmiş ve gelecekten gelen hayaletlerle birlikte yaşadıklarını görür ve ailesini buna inandırmaya çalışır. Jack doğaüstü varlıklar tarafından ele geçirilir ve yavaş yavaş aklını kaybetmeye başlar…Bu filmde renk üzerinden bir film dili oturmuştur. The Shining filminde turuncu rengin atmosferinde fazlasıyla kullanılmıştır. Turuncu renk korku ve gerilimin rengidir. Filmde özellikle  koridor sahnelerinde ve filmin gerilim sahnelerinde atmosferinde yoğun bir turuncu renk kullanımı görürüz.

_______________

163289

Sürü (1979)

 Yılmaz Güney’in bir diğer önemli filmi ise 1979 yapımı Sürü ‘dür. Sürü ‘de anlatılmak istenen bir köyden Ankara’ya götürülen koyun sürüsünün hikayesi değildir. Aslında; bu sürü içerisinde insan ilişkilerini anlatır. Filmin teması kapitalist dünyada hem insan ilişkilerinde hem de yaşantı tarzında olan değişimler ve çatışmalardır. Bir aşiretin ikiye bölünmüşlüğünü, yaşlı inatçı geleneklere bağlı baba ile, sevdiği kadınla babası arasında kalan bir oğulun hikayesini anlatır. Aşiret, büyükşehri umut kapısı olarak görür. Filmin anlatım dili yalındır. Yalnız filme eleştiri getireceğim tek nokta, Şivan’ın evlerinde kaldığı arkadaşının oğlunu propaganda amaçlı posterleri gösterip toplantıya katılacağız demesidir. Burada çok göze çarptırılmaya çalışılmış halbuki buna gerek yok. Zaten film feodalite ile kapitalizm çatışmasını başından beri yansıtıyordu. Sinema da açık göstermektense imge ile ima etmek daha değerlidir. Onun dışında oyunculuk ve anlatımıyla Yılmaz Güney unutulmazlarındandır.

_____________

zi9lGXX

Scarface (1983)

”Ben her zaman doğruyu söylerim, yalan söylerken bile.“

Hırsın Küba’nın varoşlarından Amerika’ya bir suçlu adamın üzerinde yaptığı yolculuktur Scarface! Tony Montana isimli Kübalı suçlu, Miami’ye gelip uyuşturucu lordu Robert Loggia’nın emrinde çalışmaya başlar. Montana’nın hırsı ve öfkesi basamaklaı hızla tırmanıp büyük bir şuç şebekesinin başı olmasını sağlar. 170 dakikalık film, uyuşturucu dünyasının gizli kapılar ardında dönen çarklarından başlayarak suç dünyasını gözler önüne serer.

______________

s-8c9eac3cbe2a4a36be077080afb40cc94b795937

Yılmaz Güney / Yol (1982)

Yılmaz Güney’in toplumsal gerçekçi filmlerindeki olgunluk çağı ürünü olan filmi Yol’ dur. Güney’e bu filmi, 1982 Cannes Film Festivali’nde ödül getirmiştir. İnsan hayatları çevresinde çoğu toplumsal değerlere eleştiride bulunulur. Filmde  beş cezaevi arkadaşının üzerinden farklı farklı kaybolan insani değerleri hatırlatmıştır. Güney; kan davası, töre gibi toplumda kanguren olmuş yaraları da filminin alt metninde anlatır.

______________

tumblr_mkncjapgf71r84iplo2_r2_500

Woody Allen / Purple Rose Of Cairo (1985)

Film, 1985 yapımı fantastik komedi filmidir. Filmin yönetmeni Woody Allen’ın en sevdiği filmidir. Allen; “Senaryosunu en doğru aktardığını” söyler. Konu olarak yoğun bir sinema sevgisi olan kederli yaşantısından bir süreliğine de olsa uzaklaşmak için sürekli olarak sinemaya giden yoksul bir garson kadının beyaz perdedeki idolü olan aktörün boyut değiştirerek gerçek dünyaya geçişi ile birlikte onunla yaşadığı aşk anlatılmaktadır. Filmde kadının sinema üzerinden varoluş, benlik mücadeleleride anlatılır.

_______________

varolmanindayanilmazhafifligi-3

The Unbearable Lightness of Being (1988)

Milan Kundera’nın aynı adlı eserinden uyarlanmış filmde, hayatlarındaki bağlılıklarından kaçarak varoluşsal problemlerini çözmeye çalışan Thomas ve Tereza çiftinin otorite, aile bağı, kendi bunalımlarını apolitik gibi gözükseler de ülkeleri ve kendi hayatlarına dair gelgitlerini anlatır.

_________________

maxresdefault

Rain Man (1988)

Bir  araba satıcısı olan Charlie,  bencil ve fırlama bir şehir çocuğudur. Babasının öldüğünü haber alan Charlie, cenazesine gittiğinde babasının 49 model bir Buick Roadmaster hariç tüm mirasını bir vakfa bıraktığını öğrenir. Kendi hakkı olduğunu düşündüğü bu paradan bir pay alabilmek için bu vakfı ziyaret eden Charlie, buranın özürlülerle ilgilenen bir kurum olduğunu öğrenir. Bu vakfı ziyaret ettiğinde kendisinden gizlenen bir gerçeği öğrenmek zorunda kalır. Otizm hastalığından muzdarip abisi ile karşılaşır. Ve abisi ile hem kendini bulmak hem de hayatını değiştirecek kararlardan geçeceği bir yolculuk yapar.

______________

1806_03

Muhsin Bey (1987)

Yavuz Turgul’un 1987 yapımı en meşhur filmlerinden biridir. Filmin konusu, İstanbullu Muhsin Bey, Türk musikisine ve çiçeklerine düşkün, değerlerine bağlı bir gelenekçi bir adamdır. Bir gün kaset çıkarmak için şehre gelmiş, yanık sesli türkücü Ali Nazik’le yolları kesişir. Muhsin Bey, Ali’yi şöhretle tanıştırabileceğini düşünür. Bu iki ayrı dünyanın insanı  zorlu bir işbirliğine girerler. Dünyaların ne kadar ayrı olduğunu anlamaları içinse, elbette zamana ihtiyaç duyacaklardır.

__________________

Stand-By-Me-gif-stand-by-me-21204278-500-267

Stand Bye Me (1986)

Kayıp bir cesedin ardına düşen bir grup çocuğun maceralı yolculuğunu konu alan film bir yazar olan Gordie Lachance’nın gözünden anlatılır. Gordie gazetelere göz gezdirirken bir çocukluk arkadaşının öldüğü haberini görür. Daha sonrasında birlikte atıldıkları maceralı yolculuğu hatırlamaya başlar… Gordie sessiz ve akıllı bir çocukken tek uğraşı büyük zevk aldığı kitapları okumaktır. Vaktinin çoğunu birlikte geçirdiği arkadaşları Chris, Teddy ve Vern’le birlikte, kasabayı saran cinayet haberini duymuşlardır. Küçük bir çocuğun cesedinin bulunduğu yere doğru yolculuğa çıkan bu dört yakın arkadaş, yolculuk sırasında çeşitli maceraları deneyimlerler ve birçok imtihana tabi olurlar.

______________

DeLorean_Arrival

Back The Future (1985)

Çılgın bir bilimadamı Dr. Brown zamanda yolculuğu mümkün kılan bir araba geliştirir. Bu makineyi ilk kullanan genç Marty ufak bir zamanlama yanlışıyla gelecek yerine geçmişe gönderilir. Otuz yıl öncesine dönen Marty’nin burada yaptığı bir hamle, kendi kaderini ilginç bir noktaya sürükleyebilecek bir hataya sebebiyet verir. Artık Marty’nin yapması gereken tek şey kendi doğumunu bile engelleyecek bu hatayı bir şekilde düzeltmeye çalışmak olacaktır.Zamanda yolculuk temalı filmlerin atalarından olan ‘Geleceğe Dönüş’ hem yönetmeni Robert Zemeckis’in hem de dönem sinemasının şahlandığı anlardan biridir. Gösterime girdiği dönem insanlığını bir hayli heyecanlandıran ve kısa bir süre sonra kült mertebesine erişmiş, o güne kadar hep TV dizilerinde yer alan başrol oyuncusu Michael J. Fox’a da büyük ün getirmiştir.

_____________

tumblr_n94ucaiN5P1qduh7lo1_500

When Marry Met Sally (1989)

Rob Reiner’ın yönetmenliğini yaptığı, başrollerinde Meg Ryan ve Billy Crystal’ın yer aldığı yapıt, tüm zamanların en başarılı romantik komedilerinden biridir. Bir yolculuk sırasında karşılaşıp tanışan Harry ve Sally isimli iki genç sohbetleri esnasında aynı üniversiteden mezun olduklarını, ancak daha önce hiç karşılaşmadıklarını fark ederler. Bu keyifli sohbet sırasında konu ikili ilişkilere gelir ve iki karşı cinsin arkadaş olup olamayacağı üzerine uzun uzun tartışırlar. Sonuç ise arkadaş olamadıkları yönündedir. New York’a vardıklarında ayrılırlar ve ikisi de ayrı ayrı kendi hayatlarını yaşamaya devam ederler. Bir gün hiç ummadıkları bir anda tekrardan karşılaşma fırsatı bulurlar ve olaylar çok başka boyutlara gider.

______________

tumblr_msi5gjvYED1r2m60oo1_500

Der Himmel Uber Berlin (1987)

Alman sinemasının ünlü yönetmeni Wim Wender’ın filmidir. Konusu, insan olabilmek için dünyevi bir aşk arayışı içerisine giren bir meleği konu alan film bölünmüş Berlin’de geçer. Melek Damiel ve melek Cassiel’in  gözünden şehirdeki farklı yaşamları izler, farklı dramlara tanık oluruz. Konumları gereği onlar da sadece pasif bir izleyici olmak zorundadırlar. Damiel bunu değiştirmeye karar verir. Her değişimin bir bedeli olduğunuda yaşayınca öğrenir.

________________

giphy (1)

Blade Runner (1982)

Uzaydaki bir madende çalışan androidler, kaçıp dünyada rehine alıyorlar. Rick Deckard’ın görevi  ise onları bulup yok etmektir. Kaçanları ararken, anroidlerle insanları birbirinden ayırmak zorundadır. Aramaları sırasında kopya insanları, yani androidleri yapan şirket Tyrell Corporation hakkında gizli bilgiler elde ediyor. Görsel olarak muhteşem, yoğun aksiyon sahnelerine sahip ve yapımından bu yana güçlü bir etkiye sahip olan Ridley Scott’ın Bladerunner’ı, uzatılmış ve daha önce asla görülmemiş özel efektlere sahiptir.

________________

ran

Ran (1985)

Usta yönetmen Akira Kurosawa tarafından yönetilen Ran, İngiliz edebiyatının önemli eseri olan Shakespeare’nin ünlü oyunu Kral Lear’ın hikayesidir. Kurusawa bu filmi,  Uzakdoğu kültürüyle birlikte başarılı bir şekilde yoğurmuştur.

 Filmin konusu, başarılı hükümdarlık kariyeri  sarsılan bir babanın, çocukları tarafından uğradığı ihanet ve bu güç savaşlarının karakterlere verdiği ölümcül zararlar işlenir. Hidetora, krallığını üç oğlu arasında paylaştırmak istediğinde karşılaştığı şey hem bir babanın hem de bir hükümdarın hak etmediği tarzda bir netice olacaktır. Çocuklarından kendisine sadık kalmalarını bekleyen baba, beklemediği bir şekilde kendi çocuklarının acımasız yüzüne tanık olacaktır.

_______________

BlueVelvet

Blue Velvet (1986)

David Lynch’in başyapıt filmlerindendir. Filmde Jeffrey evinin yakınlarında kesilmiş bir kulak bulur, polis olayla ilgilenmeyince kendisi durumun peşine düşer. Karmakarışık olaylar da baş gösterir. Jeffrey, olayı kasabanın şerifi Teğmen John Williams’ın kızı ve lise öğrencisi olan Sandy Williams’ın yardımları ile, kendi başına araştırmaya karar verir. Ve üç arkadaş oldukça heyecan soluklu bir maceraya atılırlar.

_____________

Listeye girmeyen ama dikkate değer diğer filmler…

CPW6lA3W8AEAU82

Ölü Ozanlar Derneği (1989)

Züğürt Ağa (1989)

Raging Bull (1980)

Gandhi (1982)

Adı Vasfiye (1985)

Star Wars (1980)

The Thing (1982)

Amadeus (1984)

The Elephant Man (1980)

Nostalgia (1983)

_________

twitter.com /feyyzacaa

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Metafor Dolu 10 Film

Anlam karmaşası içerisinde beyaz perde.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sinema duyguların dışa vurumlarından oluşan; insanı insana, insanla anlatan sanat dallarından biridir. Hal böyleyken bazı yapımlar yansıtmak istediği duygu ve düşünceleri seyircinin kucağına bırakıp kaçarken, kimi filmler metafor aracılığıyla temellendirmelerini yapar. İşte etkisinden çıkmayacağınız ‘Metafor Dolu 10 Film‘ sizlerle. İyi seyirler.

İz Sürücü (1979) Stalker IMDb 8,2

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkede, dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur.

Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir.

Stalker, dev bir göktaşının yaşamı alt üst etmesinin akabinde oluşan esrarengiz Zone bölgesi ve buraya girmek isteyen bir bilim insanı ile yazara eşlik eden bir Stalker’ın hikâyesini anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men IMDb 8,1

Llewelyn Moss, bir olay yerinde bulduğu çantayı alır ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Artık peşinde bir kiralık katil vardır. Moss bir Vietnam gazisidir ve bir şekilde uyuşturucu olaylarının ortasında soruna dönüşen bir meseleye karışır. Peşindeki katil Anton Chigurh planı konusunda kararlıdır çünkü işini yarım bıramak niyetinde değildir. İşin için çok sayıda masum insanın ve suçluların da karışacağı soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

Bugün Aslında Dündü (1993) Groundhog Day IMDb 8,0

Hava durumu spikeri olan Phil Connors Pennsylvania’daki bir kasabaya geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Kendini beğenen ve kibirli biri olan Phil, kasabadaki bu basit ve sıradan insanlarla bir arada olmaktan hiç hoşlanmaz. Berbat bir gün geçirir ve kar fırtınasından dolayı yollar kapandığı için orada sabahlamak zorunda kalır. Tek istediği bu ortamdan bir an önce kurtulmaktır ama sabah uyandığında anlamakta zorlanacağı bir şeyle karşılaşır. Zaman döngüsüne yakalanmış ve o nefret ettiği günü her gün yeniden yaşamak zorundadır. Tek çaresi gününü güzel geçirmeyi sağlayacak şeyler bulmak olan Phil her gün aynı şeyleri yaşıyor olmanın da avantajını kullanmaya başlar. Bill Muray’ın kendisine hayran bırakacağı Harold Ramis imzalı bu film eğlenceli bir klasik.  

Persona (1966) IMDb 8,1

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinamotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Solaris (1972) Solyaris IMDb 8,1

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.

Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar (2003) Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom IMDb 8,0 

Mevsimler ve doğanın o kusursuz çağrısı, yarattığı teslimiyet arzusu belki de başka hiçbir şeyde benzeri olmayan. Yüzen bir ev ki doğaya dair ne varsa muhteşem olan onu çevrelerken o göl ortasında yüzmekte. Yaşlıca bir rahip ve kendisine refakat eden diğer genç-çocuk rahip adayı.Yaşlı rahip, ona her şeyi bilgelikle ama bir o kadar da doğal bir akış içinde öğretir. Bu şekilde geçip giden mevsimler ile büyüyen çocuğun geçirdiği evrim, son derece doğal bir ahenk içinde ilerlerken sıra artık büyümüş olan çocuğun öğrendiklerini gerçek hayata nasıl yansıtacağını görmeye gelir. Ufak yaştan beri öğretilen erdemlere rağmen asıl öğretimin hayatın kendisi tarafından yapıldığının farkında olan bilge rahip için ise bekleme ve görme zamanıdır. Gerçek bir görsel şölen olarak beyazperdeye yansıyan ve gösterildiği bütün festivallerde büyük beğeni ile karşılanan bir film.

Hiç Bitmeyen Öykü (1984) Die unendliche Geschichte IMDb 7,4  

Zorbalığa uğrayan Bastian, okulunun tavan arasına kapanır ve ejderhalar, yarış salyangozları gibi sihirli yaratıkların ülkesi Fantasia hakkında bir kitap okumaya başlar.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7,2

Ölümsüzlüğün ağacı: Hayat Ağacı.

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Eraserhead (1977) IMDb 7,4

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

Kutsal Motorlar (2012) Holy Motors IMDb 7,1

Cesar o gün her sabah yaptığı gibi işe gitmek için elinde çantası, yaşadığı görkemli malikaneden çıkar, beyaz limuzinine doğru yürür. Çevresindeki korumalar ona eşlik ederken, şoförü Celine kendisine kapıyı açar ve yol boyunca o gün tamamlamaları gerekan randevularından konuşurlar. Cesar eline yaşlı bir kadın peruğu alıp onu düzeltmeye başlayıncaya dek her şey normal gibi görünmektedir. Peki gerçekten her şey bu kadar normal midir.

Prometheus (2012) IMDb 7,0

Tekrar bilim-kurgu türüne dönüş yapan kült yönetmen Ridley Scott’ın önderliğinde Alien’ın köklerine yapılan bu yolculuk, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanıyor. Ekibin insanoğlunun geleceğini korumak adına girdiği bu savaş, her şeyin sonu olabilir.

Ters Yüz (2015) Inside Out IMDb 8,1  

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü. Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır.

Okumaya Devam Et

Etkinlikler

Dünya Sinemasının En Etkili İsimleri “12 Punto”da Jüri Koltuğuna Oturacak

Etkinlik, 22-29 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

TRT’nin bu yıl üçüncüsünü düzenleyeceği “12 Punto TRT Senaryo Günleri”nin uluslararası jüri üyeleri belli oldu. Tamamı kadınlardan oluşan, dünya sinemasının en önemli beş ismi jüri koltuğuna oturacak. Ken Loach Filmlerinin yapımcısı Rebecca O’Brien, Oscar adayı TRT Ortak Yapımı “Quo Vadis, Aida?” filminin yönetmeni Jasmila Zbanic ve Oscar adayı TRT destekli “Honeyland” filminin yönetmeni Tamara Kotevska da 12 Punto kapsamında masterclass verecek.

Sinema sektörüne yeni bir soluk kazandıran “12 Punto TRT Senaryo Günleri”nin uluslararası jüri üyeleri belli oldu. 22-29 Haziran tarihleri arasında, 9 farklı ülkeden katılımla 3 ayrı platformda düzenlenecek programda dünya sinemasının önde gelen isimleri bir araya gelecek.

Dünya sinemasının kadın patronları 12 Punto’da

Dünya sinema endüstrisinin önde gelen isimlerinin yer aldığı uluslararası jüri üyeleri arasında; Oscar adayı TRT Ortak Yapımı “Quo Vadis Aida?” filminin yönetmeni Jasmila Zbanic (Bosna Hersek), Ken Loach filmlerinin yapımcısı Rebecca O’Brien (İngiltere), Berlin Film Festivali Ortak Yapım Marketi Direktörü Martina Bleis (Almanya), Asya Pasifik Ödülleri Başkanı Tracey Vieira (Avustralya-ABD) ve dünyanın en önemli satış ajanslarından Memento’nun Alım Direktörü Sata Cissokho (Fransa) yer alıyor.

Tamamı kadınlardan oluşan uluslararası jüri üyeleri 28 Haziran günü finalist proje ekiplerinin sunumlarını izleyerek, 12 finalist proje arasından 4 projeye TRT Ortak Yapım Ödülü, 4 projeye ise TRT Ön Alım Ödülü verecek.

Oscar’da yarışan TRT Ortak Yapımı filmlerin yönetmenleri İstanbul’da

Son 2 yıldır Oscar törenlerinde yarışan TRT Ortak Yapımı ve TRT destekli filmlerin yönetmenleri 12 Punto için İstanbul’a geliyor. 2021 Oscar ödüllerinde “En İyi Uluslararası Film” kategorisinde yarışan TRT Ortak Yapımı “Quo Vadis, Aida?” filminin yönetmeni Jasmila Zbanic ve yapımcısı Damir İbrahimovic 12 Punto’da olacak. “Quo Vadis, Aida?” filmi 12 Punto programı kapsamında İstanbul’da ilk kez gösterilecek. Zbanic ve Ibrahimovic gösterimin ardından izleyicilerin sorularını yanıtlayarak, bir söyleşi verecek.

2020 yılında Oscar ödüllerinde “En İyi Uluslararası Film” ve “En İyi Belgesel” kategorilerinde yarışan TRT destekli Makedonya yapımı “Honeyland/Bal Ülkesi” filminin yönetmenleri Tamara Kotevska ve Ljubomir Stefanov da 12 Punto’da İstanbul’da olacak. Etkinlik kapsamında “Honeyland” filminin gösterimi yapılacak. Yönetmenler ayrıca 12 Punto kapsamında bir masterclass verecek.

Sinema ustalarından “Masterclass”

12 Punto kapsamında herkese açık gösterimler, masterclasslar, paneller ve söyleşiler 22-29 Haziran tarihleri arasında İstanbul Feriye Sineması’nda gerçekleştirilecek. 22 Haziran Salı günü saat 11.00’de dünyanın en etkili satış ajanslarından Memento’nun Alım Direktörü Sata Cissokho “Film Endüstrisinde Satış Ajanslarının Rolü” üzerine bir masterclass verecek.

Aynı gün saat 17.00’de ise Ken Loach’un yapımcısı Rebecca O’Brien “Bir Ken Loach Filmi Yapmak” başlıklı masterclass verecek. Berlin Film Festivali Ortak Yapım Marketi Direktörü Martina Bleis 24 Haziran Perşembe günü saat 14.00’te “Uluslararası Ortak Yapımlar ve Ortak Yapım Marketleri” konulu bir masterclass verecek. Aynı gün saat 17.00’de EAVE yöneticisi Lise Lense-Møller “Ortak Yapımların Yol Haritası” konulu masterclass verecek. Feriye Sineması’nda gerçekleştirilecek masterclasslara, izleyiciler sosyal mesafe kurallarına uyarak katılım sağlayabilecek.

TRT 2’de her akşam 12 Punto özel yayını

22-29 Haziran tarihlerinde her akşam saat 19.00’da TRT 2’de “12 Punto Özel” yayını izleyiciyle buluşacak. Programda 12 Punto finalistleri ile röportajlar, etkinlik ile ilgili gelişmeler, Türk sinemasının ödüllü yönetmen ve yapımcılarıyla söyleşiler ve masterclasslar yer alacak.

Bu yıl ayrıca “12 Punto Özel” programının hemen ardından her akşam saat 20.00’de “12 Punto Film Saati” yayınlanacak. Bu bölümde TRT Ortak Yapımı film gösterimlerinin yanı sıra, Nuri Bilge Ceylan’ın “Ahlat Ağacı” filminin kamera arkası görüntülerinden oluşan üç bölümlük “Ahlat’ın Yolculuğu” ve “Kış Uykusu” filminin kamera arkası görüntülerinden oluşan “Uzun Sürmüş Bir Kış” belgeselleri televizyonda ilk kez TRT 2’de gösterilecek. 29 Haziran akşamı düzenlenecek “12 Punto Kapanış ve Ödül Töreni” ise yine TRT 2’de canlı yayınla ekranlara gelecek.

Okumaya Devam Et

Liste

Gözden Kaçan 10 Güzel Fransız Filmi

Fransız kalmayın!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Tatlı Günler (1967) Les demoiselles de Rochefort IMDb 7,7

Hollywood’un Altın Çağ’ından bir müzikal uyarlaması olan Tatlı Günler, ikiz kız kardeşlerin hikayesini anlatıyor. Anneleriyle birlikte yaşayan kardeşlerin biri piyano, diğeriyse dans öğretmenidir. Rengarenk sahneleriyle komediyi bütünleştiren kasabaya gelen iki yabancı, askerliğini yapmak üzere gelen genç sanatçı Maxence ve sevgilisiyle buluşmak isteyen Parisli işadamı Simon, kardeşlerin hayatını baştan aşağı değiştirecektir.

Paris Eğleniyor (1955) French Cancan IMDb 7,4

Yetenek avcısı ve şov yapımcısı Danglard, bir yandan tüm engellere ve kıskançlıklara rağmen ilerlemeye devam ederken bir yandan da çamaşırhanede çalışan ve Nini’ye bir kariyer hazırlama çabasındadır. Danglard’ın Moulin Rouge adlı yeni dans salonu Fransız Cancan’ın tapınağı olmak üzeredir.

Unutulmazlar (1962) Le doulos IMDb 7,8

 Maurice hapisten yeni çıkmış bir hırsızdır. Bir gün çalıntı mal satan Gilbert’i öldürür ve başka bir soygunun ganimetine konar. Bir sonraki soygunu için gerekli ekipmanı kendisine arkadaşı Silien tedarik eder.

Yumuşak Ten (1964) La peau douce IMDb 7,5

Pierre Lachenay, başarılı bir edebiyatçı ve yayıncıdır. Lizbon’a bir konferans için giderken Nicole isminde bir hostesle tanışır. Evli ve bir çocuk babası olmasına rağmen Nicole’a karşı duygularını engelleyemeyen Pierre, tüm varlığını kasıp kavuran bir aşkın içine düşer.

Son derece dengesiz bir yapısı olan karısı Franca’dan durumu saklamaya çalışsa da duyguları, artık Nicole’dan ayrı yaşamaya dayanamayacak boyuttadır. Karısından ayrılmaya karar verir ama bu ayrılık herkes için son derece trajik bir sonla noktalanacaktır.

François Truffaut’ya Cannes’da Altın Palmiye adaylığı getiren bu etkileyici dram, son derece sağlam karakter analizleri ve durum tahlilleri ile bunları çarpıcı bir dille sunan oyunculuklarla bezeli. Truffaut’nun en etkileyici filmlerinden biri olduğunu ekleyelim.

Une femme est une femme (1961) IMDb 7,5

Film, günün birinde bir bebek sahibi olmaktan başka bir şey istemeyen bir striptizci olan güzel Angela’nın öyküsünü anlatır. Birlikte yaşadığı sevgilisi Emile buna yanaşmaz ve ertelemeye çalışır. Angela’nın sürekli ısrarları karşısında onu biraz da baştan savmak için şaka yaparak onun en iyi arkadaşı Alfred ile bir gece geçirmesini önerir. Bu arada Alfred de Angela’ya ilan-ı aşk eder. Sonunda Angela, Emile’in önerisine uyar; şaka gerçek olur ve yanlış anlamalar, kıskançlıklar ve tartışmalar başlar. Ama sonunda Angela istediğine kavuşur.

Jean de Florette (1986) IMDb 8,0

Uzun bir aradan sonra doğduğu köye dönen Ugolin’in en büyük hayali karanfil yetiştirmektir. Bu işte yüksek bir kâr olabileceğini gören amcası Le Papet yeğenine karanfil ekmesi için bir tarla aramaya başlar ve komşusu Jean Cadoret’nin çiftliğinde karar kılar.

Un homme qui dort (1974) IMDb 8,1

Modern yaşamın ağırlığını kaldıramayan, tutunamayan bireyler üzerine bir film. Artık hiçbir şey hissetmeyen isimsiz baş karakterin hikayesi, diyalog olmayan, sadece bir dış sesin konuştuğu film boyunca anlatılıyor.

Paralel Yaşamlar (1955) La Pointe-Courte IMDb 7,1

Dört yıllık evlilikleri boyunca birbirlerinden uzaklaşan bir adam ile bir kadın, kocanın doğum yeri olan La Pointe-Courte adlı küçük balıkçı köyünü ziyaret ederler. Köyde bulundukları süre boyunca iş, eğlence, evlilik, doğum ve ölümün basit izleği çevrelerinde sürüp gidiyor. Bu durum yavaş yavaş çiftin hayata bakışını değiştiriyor ve yeniden bir araya geliyorlar. Film, Fransız Yeni Dalgası’nın ilk örneği olarak kabul ediliyor. Agnès Varda’nın geniş bir toplumsal-siyasal konular yelpazesini içeren bu ilk sinemasal çabası, aslında paralel olarak gelişen iki film. Paralel Yaşamlar, nesnelerin görünürdeki dünyası ile duygu ve düşüncelerin iç dünyası arasındaki ikili ilişkiye duyduğu ilgiyle, 60’lı yılların yeni Fransız sinemacılarını çok meşgul edecek bir temayı ele alıyor.

Zazie dans le métro (1960) IMDb 7,0

Küçük kız çocuğu Zazi, taşradan Paris’e Amcası Gabriel’in evinde kalmaya gelir. Zazi’nin hayallerini Paris metrosunda gezmek süslemektedir. Bu amaçla Gabriel’in evinden kaçar.

Genç ve Güzel (1972) Une belle fille comme moi IMDb 6,5

Stanislas Previne suçlu kadınlar üzerine tez yazan genç bir sosyologtur. Hapishanede yapacağı bir görüşme kapsamında Camille Bliss ile tanışır. Camille, sevgilisi Arthur’u ve kocası Clovis’i öldürmekle suçlanmaktadır. Böylece Stanislas’a hayatını ve aşk ilişkilerini anlatmaya başlar.

Taste Of Cinema

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler