1960 Yapımı En İyi 20 Film

Genel

feyza yeşilyılmaz

movies-about-me-jack-lemmon-the-apartment-shirley-maclaine

Billy Wilder / The Apartment (1960)

Sürekli olarak yanlış adama, yanlış zamanda ve yanlış yerde aşık olma gibi bir yeteneğim var.

The Apartment, 10 dalda farklı alanlarda aday gösterilip 5 dalda ödül alan bir kült filmdir. Konusu Baxter, büyük bir sigorta şirketinin 19. katında, 100 Dolar’lık haftalıkla çalışan sıradan bir işçidir. Hırslı ve yükselmek isteyen yapısı her şeyin değişimine sebep olacaktır. İş yerinin yönetim katında görev yapan dört adama, sonrasında kendisini ‘yönetici’ olarak önermeleri üzerinde anlaşarak, bir kaç saatliğine evini veren Baxter, ek olarak 80 Dolar olan ev kirasının sadece 60 Dolar’ını ödemektedir. Genç adamın paspasın altına bıraktığı anahtarla randevusuna göre içeri giren adamlar, en az Baxter kadar kârlıdırlar; zira kaçamak yapmak için Baxter’in evinden daha rahat, daha saklı bir mekan yoktur. Bu yer çok sırra gebe bir mekana dönüşerek çok farklı konuları ve hikayeleride içinde barındıran bir hale bürünecektir.

______________

tumblr_o2f53t5nmh1r6ja9oo1_500

Serseri Aşıklar (1960)

Mutsuz olduğum için mi özgür değilim, yoksa özgür olmadığım için mi mutsuzum?

Michel Poiccard küçük çaplı hırsızlıklar yapan, genç bir adamdır. En son Marsilya’da yaptığı bir araba hırsızlığı yüzünden başı derde girmiştir. İstemediği halde bir kişinin ölümüne neden olan Michel Paris’e gelir ve daha önce birkaç kez beraber olduğu Patricia’yı bulur. Film, Yeni Dalga akımının teknik ve konu olarak etkilendiği birçok unsuru barındırır. Mekan Paris sokaklarında doğal ortamlarda geçer. Michel ve Patricia arasında yoğun doğaçlama diyalog sahneleri görürüz. Bu sahneler hem Paris sokaklarında hem de yatak odası sahnelerinde geçer. Patricia’nın olduğu sahnelerde sürekli bir jump cut (atlamalı kurgu) tekniği uygulanmıştır. Patricia iş görüşmesinde olduğu gazeteciyle cafede otururken görürüz. Burada gazetecinin Patricia’nın istemediği şeylerden bahsetmesiyle canının sıkılmasına işaret ediliyordu. Üst üste Patricia’nın sıkılgan ifadesine kesmeler yapılmıştı. Film bir sıralama üzerinden gitmiyor. Konular oradan oraya dağılır. Belki de karakterlerin hayat ile olan uyumsuzluğuna bir göndermedir. Olay odaklı değil, karakter odaklı bir başka yeni dalga filmi izlemiş oluruz.

______________

tumblr_n1n0vgoaU31tt7s0fo1_500

West Side Story (1961)

Film Amerika’nın Batı Yakası’nda geçen; ırkçı, soğuk ve acımasız çete savaşları arasında saf bir aşkın hikayesidir. 1961 yapımı Broadway yollarından gelen “West Side Story”, 10 Oscar Ödüllü bir drama olarak da etiketleniyor. Filmin konusu, bir grup New Yorklu genç sokaklarındaki Meksika dalgasına karşı, Porto Rikolu çeteyle adsız bir savaş içerisine girer. New York asıllı ‘The Jets’ ve diğerleri; The Sharks arasındaki polis dahil, hiç kimse engel olamamaktadır. İki çete üyelerinin de katıldığı bir dans gecesinde tanışan, iki farklı taraf’tan Maria ve Tony’nin aşkı, aradaki çekişmeyi ‘soğuk savaş’a dönüştürür ve anlaşmalı bir güç yarışı baş gösterir. Anlaşma dahilinde her iki çete de seçtiği adamını karşı tarafın adamıyla dövüştürecektir.

_____________

tumblr_l6qwdbqI8o1qb0tnwo1_500

Jules et Jim (1961)

Truffaut, Jules et Jim adlı yapıtını inceleyeceğiz. Jules et Jim adlı film, Henri-Pierre Roché’nin üçlü bir aşk hikâyesinin anlatıldığı, aynı adlı romanının sinemaya uyarlanmıştır. Filmde iki arkadaş bir kadına aşık olur. Ve ani çıkan bir savaş dolayısıyla ayrılırlar, fakat savaşın sona ermesiyle tekrar buluşup birlikte yaşamaya başlarlar. Filmdeki karakterler özgür düşünceli ve entelektüel bohem hayat tipini benimsemiştirler. Bu film aşk ve evlilik hayatı üzerine derin hicivli bir dil geliştirmiştir. Ve kadın erkek ilişkisinde çok ters köşeli ve farklı bir dil sunar. Film stil olarak değilde, içerik olarak daha ön planda kalan bir yana sahiptir. Filmde dış mekana çok fazla yer verilmiş. Sokak ruhu  ve özgürlük arayışı bu üç genç üzerinden gösterilmiştir. Mekana çok fazla yer verilmiş. Sokak ruhu  ve özgürlük arayışı bu üç genç üzerinden gösterilmiştir.

_______________

tumblr_m9bi1c41vf1r4dm8ho1_500

Bülbülü Öldürmek (1962)

“Onunla ilgili gerçeği görmeni istiyordum, gerçek cesaretin ne olduğunu görmeni istiyordum, gerçek cesaretin eli tüfekli bir adamla ilgili olmadığını. Daha başlamadan yenildiğini bile bile başlamak ve her ne pahasına olursa olsun sonuna kadar devam etmek olduğunu. Nadiren de olsa bazen kazanırsın.”

Bülbülü Öldürmek 1962 ABD yapımı dramatik filmdir. Harper Lee’nin 1960’ta yazdığı, Pulitzer ödüllü aynı adlı çok satan otobiyografik romanından senaryosunu Horton Foote’un uyarlayıp yazdığı filmi Robert Mulligan yönetmiş olduğu önemli bir filmdir. Bu film ırkçılık ve ön yargılı olan bir toplumda bakış açılarını kırmaya çalışan bir filmdir.
Büyük Ekonomik Buhran yıllarında ırkçılığın en doruk noktasında olduğu bir zamanda ABD’nin güney eyaletlerinden Alabama’da, ırza geçme suçundan tutuklu siyah bir adamın savunmasını üstlenen, onu savunurken de önyargılı ve hoşgörüsüz kasaba halkına karşı duran ilkeli ve cesur bir avukatın öyküsünün anlatıldığı bu siyah beyaz film uyarlandığı roman kadar ses getirmişti.

_________________

1

Arabistanlı Lawrence (1962)

En İyi Film Oscarına sahip, gelmiş geçmiş en iyi film olan Arabistanlı Lawrence epik filmlerin usta yönetmeni David Lean’ın kişisel başyapıtıdır. Filmin konusu,  film Arap İsyanı’nın başlamasında önemli bir rol oynayan İngiliz bilim adamı ve ordu casusu Thomas Edward Lawrence’ın Arabistan’daki görev sürecinde yaşananları konu alıyor. Kuzey Afrika’da genç bir teğmen olan Lawrence’ın bir teklif üzerine Arabistan’a gözlemci olarak gitmesi ve zamanla bölgede isyan çıkaran Araplara yardım etmesiyle artık, Arabistan topraklarına İngilizlerin de eli değmiş olur. Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtılan Arap halkı, İngilizlerle işbirliği içerisine girerek Osmanlı Devleti’yle çatışacağı bir savaşa sürüklenir. Ayrıca filmde adeta uçsuz bucaksız bir çölün zamandan ve mekandan bağımsızlığını büyüleyici film müzikleriyle veriyor.

_____________

la jetté 92

La Jetee (1962)

“Gelecek geçmişten daha iyi korunur.”

Üçüncü Dünya Savaşı’nın sonrasında, radyoaktif bir enkaza dönüşmüş Paris’te, yeraltına sığınmış “son sağ kalanlar” üzerinde yapılan bir dizi deneyin ortasındayız. Filmin açılış sahnesinde Avrupa’nın kültür merkezi Paris’i çok ters köşe bir halde buluruz. Paris’i sisler içerisinde klostrofobik mekanların fazlasıyla göze battığı bir yıkıntı şehri olarak görürüz. Sonrasında bizi çocukluk dönemine ait bir görüntüden çok etkilenmiş bir adamın öyküsü’ne götürüyor. Paris artık yaşanacak bir şehir olma havasından çıktığı için bilim adamlarıda denekler kullanarak bu zamandan çıkmaya çalışıyorlar. Davos Hanich ilk once geçmişe sonra geleceğe gider. Film geçmiş-gelecek zamanı içinde barındıran bir deney olarak kullanılan bir adamın hikayesini anlatır. Freud hayatımıza dair sakladığımız her şeyin bilinçaltımızda gizlendiğini söyler. Bu zamansal yolculuklarda Davos’un aşık olduğu kız arkadaşı çıkar karşımıza… Fransayı da bundan sonraki sahnelerde çok farklı görürüz. Davos kızla parka gidiyor, iki sevgili gibi güzel anlar paylaşıyorlar. Ama o anlar yer yer bugüne dönüyor. Davis bir var, bir yok. Zaman yolculuğu sebebiyle sürekli gidip geliyor. Burada karaler fotoğraf şeklinde arka arkaya sıralanıyor. Hani belleğe gittiği için onun gelgitler yaşaması, fotoğraflara yansıyor. Geçmiş ve geleceği yaşadıktan sonra bir mahkum olduğunu hatırlıyor.

Bilim adamlarının beklentilerini karşıladıktan sonra , ölümden kaçmanın mümkün olmadığını da anlıyor.

_______________

birds

The Birds (1963)

Hitchcock filmlerinde olasılık ve tesadüflere açık bir dünya yaratır. The Bırds 1961 yapımı psikolojik gerilim filmidir. Filmi okuduğu gazete haberinden etkilenerek oluşturmuştur. Filme teknik açıdan baktığımız zaman filmin açılış sahnesinde tepeden kuşların gözünden sunulmaya çalışılmış bir kamera hareket ile karşılaşırız. Burada kuşlar ilahlaştırılmıştır. Konusunda verilmek istenen mesaj insan dışındaki canlıların hayatımızı olumsuz etkilediği zaman buna pasif olarak seyirci kaldığımızı ve belki de insan acziyetini anlattığı en iyi filmle karşılaştığımızı görüyoruz.

_____________

tumblr_lsaopfIDk91qiz3j8o1_500

8 ½ (1963)

Federico Fellini’nin 1963 yapımı filmidir. Yaratıcılık krizi yaşayan bir yönetmenle karşılaşırız. Aslında varoluşunu sanatla anlamlandırmayı çalışan bir yönetmendir. Ayrıca, filmde yönetmenin iç dünyası, bilinçaltındaki gelgitleri üzerine bir kapı aralanır. Açılış sahnesinde Guido’nun biliçaltına gideceğimize dair mesaj verilir. Çünkü film bir rüya sahnesi ile başlar. Filmde rüya sahnelerinde çoğunlukla jump cut tekniği kullanılır. Gerçekle rüyalar arasında sürekli bir atlama vardır. Bu kurgu tekniği ile sağlanmıştır. Teknik kısmından hikaye kısmına geçtiğimizde ise, Guido’nun çocukluğu, kilise, ailesiyle ilişkileri, yaşamına giren kadınlarda filmin yan karakterlerinde başrolü alırlar. Belki de yeni filminin malzemesini bunlar oluşturmalıdır.

____________

tumblr_n91e3unTIW1rsxbklo1_500

Breakfast at Tiffany’s (1963)

Holly, bir apartman dairesinde yalnız başına yaşayan, hayatın yalnızca eğlenceli tarafını gören, umarsız ve yaşamını erkeklerden aldığı paralarla sürdüren genç bir kadındır. Tesadüf eseri tanıştığı ve üst katına taşınan genç adam Paul ise, Holly ile daha ilk günden tuhaf bir ilişki içerisine girmiş, genç kızın hızına zor da olsa ayak uydurmuştur. Zengin erkeklerle yemeğe çıkıp, para alan Holly, arkadaş canlılığı sayesinde yeni komşusu Paul ile zamanla yakın bir arkadaşlık kurar. Ancak, isimsiz kedisi ve kendisine ait olmayan adıyla mutluluk oyunu oynayan genç kadın, çok geçmeden hayatın eğlenceli olmayan yönüyle de tanışacaktır. Aslında filmde Holly’nin hayata bakışının, kişiliğinin değişimini izleyeceğiz.

______________

Cleopatra-gif-elizabeth-taylor-21142456-500-214

Cleopatra (1963)

MÖ. 48’de, Roma İmparator’u Sezar Mısır’a sefere çıkmaya karar verir. Ptolemy Sezar’ın güvenini kazanmaya çalışırken, kurnaz eski Kraliçe Kleopatra Sezar’a küçük bir oyun oynar ve Ptolemy’i devredışı bırakır. Sezar çok etkilendiği Kleopatra’yı kendisine eş olarak alır ve onu Mısır’ın tek hakimi ilan eder.  Beraberliklerinden Caesarion adını verdikleri bir de oğulları olur. Ama Sezar’ın Roma’ya geri dönmesi gerekmektedir. Beraberinde Kleopatrayıda götürür. Yeni kraliçe için görkemli bir karşılama töreni düzenlenir. Fakat kısa süre sonra Sezar suikaste uğrayınca güzel kraliçe de ülkesi Mısır’a geri döner. Bu film; sinematografi, sanat yönetmeni, kostüm, set ve özel efektler dalında oscar kazanmıştır.

______________

yesilcam-filmleri

Sevmek Zamanı (1965)

“Resminle benim aramdaki bir durum, seni ilgilendirmez. Ben senin resmine âşığım.”

 1965 yapımı bir Metin Erksan filmidir.

Sinemaya adeta farklı bir dil ve nefes getirildiğini düşündüğüm bir filmdir. Filmde boyamaya girdiği bir evin duvarında asılı kadın resmi gören ve buna âşık olan boyacı Halil ve resimdeki Meral’in hikâyesi konu alınır. Aşk filmlerini alışılagelmişlerin dışında ele alınır. Burada surete aşık olma ile sembolik bir sinema dilini son derece başarılı bir dille işler. Filmde konu olarak; doğu mistik anlayışı ve görüntülerde ise şiirsel bir üslup tarzına rastlarız. Diyalog sahnelerinin azlığı görüntülerin derinliğinde kendini yansıtır. Anlatılmak istenen dil ile değil görüntü ile yansıtılır.

_______________

giphy

Blow Up (1966)

Tarkovsky’nin en sevdiğim yönetmen dediği Michelangelo Antonioni’nin döneminin felsefi ve sanat derinliği  olan filmlerindendir. Filmin başlarında bir fotoğraf sanatçısının stüdyosunda kareografi için fotoğraf çekimleri yaptığını görüyoruz. Her şey çok normal bir seyirde giderken onun sonrasında bilinçsiz bir şekilde bir cinayete tanıklık etmek zorunda kaldığını görüyoruz. Londra’da parkta serbest fotoğraf çekerken bir çift gözüne takılır ve fotoğraflarını çeker. Ama sonrasında bir kadının peşine düştüğünü fark eder.  Kadın fotoğrafları ondan ister ve bunun üzerine bir şüphe kıvılcımları düşer. Fotoğrafçı ilk başta cinayet olayını çektiğini fark etmez daha sonra fotoğrafları incelediğinde bunun farkına varır. Hemen parka gider ama yanında fotoğraf makinası yoktur. Bakar ki orada cinayete dair hiçbir iz yoktur. Sonra evine gider ve çektiği fotoğrafın çalındığını fark eder. Fotoğraf makinasının gördüğü cinayeti hiç kimse görmemiştir. Bu onun gerçeklik olgusuna dair detaylı bir sorgulama sürecine girmesine sebep olur. Ayrıca blow up, fotoğrafı büyütmek demektir. Filmdeki kahramanımız elindeki fotoğrafları büyüdükçe temsil ettiği gerçeklik o denli bozulur, eldeki bütün iyiden iyiye dağılır. Dücane Cündioğlu’nun dediği gibi “Düşünceleri mutlaklaştırma, yorumlarda abartıya kaçma hepsi de aslında birer blow up işlemidir.” Filmin alt metni çok kuvvetli bir şekilde dizayn edilmiştir.

_______________

tumblr_n89a777H3r1t0b1clo1_400

Persona (1966)

Kadrajda Bergman’ın kült oyuncuları Liv Ullmann ve Bibi Andersson vardır. Filmde kendilerine ayna olup, maskeleriyle yüzleşen iki kadının hikayesi anlatılır. Tiyatro oyuncusu Elizabeth Vogler, Elektra isimli bir tiyatro sahnesinde aniden susar. Bir psikiyatri kliniğinde yatırılır. Bu suskunluk hastalık değildir. Elizabeth, bilinçli bir şekilde susar. Çünkü oynadığı oyunda onu rahatsız eden şeyler vardır. Yanında hemşire Alma ile sessizliğini sürdürerek yaşar. Alma bu sessizliğin rahatlığına güvenerek, çok objektif bir şekilde kendi hayatını günlerce anlatır. Monolog sahnelerine çok fazla rastlarız. Alma sürekli konuşan taraftır. Elizabeth’in sessizliği Alma’yı çileden çıkarmaya başlar ve artık bu sessizliği irdelemeye başlar. Alma’nın sinir krizi geçirip Elizabeth’e kaynar su serpmek istediği sahnenin devamında eliyle Elizabeth’in yüzünü çekiştirdiğini görürüz. Burada yakın çekim teknikleri kullanılır. Filmde gerilimin tavanda olduğu bir sahne ile karşılaşırız. Film teknik olarak hep yakın çekim planı kullanır ve oyuncuların yüzüne vurgu yapar. Sanki hem oyuncuların hem izleyen seyircinin kendi hakikati ile yüzleşmesine bir anlam biçmeye çalışır.

______________

500full.jpg

İyi, Kötü ve Çirkin (1966)

Ateş edeceksen et, konuşma

-Tuco

Bu film, sinemanın büyük yaratıcılarından Sergio Leone’nin meşhur western üçlemesinin son filmidir. Filmin konusu, Tuco (çirkin), üzerine ödül konulmuş bir kanun kaçağıdır. Keskin nişancı Blondie (iyi) adlı kovboyla işbirliği yaparak kasabaları dolaşmaktadırlar. Tuco’yu kanun adamlarına teslim eden Blondie, ödülü alıp Tuco’yu asılmaktan son anda kurtarmaktadır. Bir kasabada işlerin ters gitmesi üzerine ortaklıkları bozulur.

Melekgöz (kötü) lakaplı Sentenza ise Bill Carson adında büyük miktarda altını ele geçirmiş eski bir askerin izini sürmektedir. Tuco’nun çölde Blondie’yi öldürmek üzere olduğu bir anda Bill Carson’la karşılaşmaları tüm planları değiştirir. Carson, altınları İç Savaş’ın hareketli olduğu bir cephede mezarlığa saklamıştır. Ancak Tuco mezarlığın yerini, Blondie ise mezarın adını öğrenebilmiştir. Mecburen işbirliğine tekrar dönen ikili altınları aramaya koyulur. Sonunda üçünün yolu altınların olduğu yerde birleşir.Ayrıca filmin müzisyeni Ennio Morricone filmin müziğini vahşi batıda “kıl kurdu”olarak bilinen bu yörenin imgelerinden biri olan hayvanın ulumasından oluşturmuştur.

______________

le-samourai

Kiralık Katil (1968)

“Bana ihtiyacın olduğunda gelmen hoşuma gidiyor.”

Mükemmeliyetçi bir seri katil sonunda açık verir. İşlediği cinayetleri her zaman dikkatlice hazırlayan Hitman Jef Costello, sonunda, bir gece kulübü sahibini öldürürken biri tarafından görülür. Cinayet işlendiği esnada başka bir yerde olduğunu kanıtlamaya çabalasa da köşeye sıkışır. Kara film olarak adlandıracağımız bu deneme, film boyunca dinginliğini koruyarak, üslubuyla benzerlerinden sıyrılıyor.

___________

tumblr_m6i8gcyLgb1qcwoano1_500

2001 Uzay Yolu Macerası (1968)

Sinemanın dahi çocuğu Kubrick’in sinema tarihindeki en iyi filmlerindendir. Filmin açılış sahnesinde yönetmen yoğun bir şekilde gökyüzüne yoğunlaşmamızı istercesine uzun plan gösterimi yapar. Daha sonra ise, bir grup primate görürüz. Primatlar siyah bir taşı keşfeder ve sinyallerin Jupiter’i gösterdiğini işaret eder. Filmde, Kubrick çoğu şeyin soru işareti olarak kalmasını istemiştir. Ve seyircinin yaratıcı zekasına bırakmıştır. Filmin Ay’daki sahneleri tasvir eden çekimleri bir yıldan uzun sürede ve henüz insanoğlu ayak basmadan önce tamamlanmıştır. Neil Amstrong’un seyahati sonrası Kubrick’in en ince detaya kadar -henüz açıklanmamış- gerçeklere bağlı kaldığı şaşırtıcı bir biçimde göze çarpar.

_______________

planet-of-the-apes-1968-hairstyles

Planet of the Apes (1968)

Charlton Heston ve Roddy McDowall bu efsanevi bilim kurgu başyapıtının başrollerini paylaşıyorlar. Astronot Taylor (Heston) insan ırkını deneyler ve spor yapmak amacıyla kullanan maymunların hükmettiği uzak bir gezegene süratle düşer. Kısa sürede Taylor kendisini avlananların arasında ve hayatınıda yardımsever bir şempanze bilimcisinin elinde olur. Olağanüstü Makyaj Performansı nedeniyle Onursal Akademi Ödülü kazanan ve iki Oscar’a aday olan (1968 En İyi Kostüm Tasarımı ve En İyi Orijinal Beste) Planet Of The Apes muhteşem bir görsel şölenle başlayan ilk sahnelerinden insanın kanını donduran son anına kadar görkemli bir eğlencedir.

___________________

giphy (1)

Rosemary’nin Bebeği (1968)

Apartman filmleriyle özdeşleşmiş Roman Polanski’nin sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan psikolojik gerilim filmlerindendir. Filmin insanı rahatsız eden bir atmosferi vardır. Rosemary Woodhouse eşine sadık bir ev hanımıdır. Kocası Guy, aktörlükte başarılı olmak isteyen biridir. Çift New York’ta yeni apartmanlarına taşınırlar. Her değişim aslında hayatlarının farklı şekilde değişeceğine dair bir ipucudur. Ayrıca bu filmde annelik, karı koca ilişkisi ve komşuluk ilişkisi gibi başka birçok konuya değinilir. Filmde kadının rüyasında şeytani bir varlık tarafından tecavüze uğradığını görürüz. Bunun sonrasında çocuğu dünyaya getirdiğinde şeytani bir yaratık dahi olsa annelik duygusunun ağır bastığını yüz ifadesinden anlıyoruz. Farklı bir hikayeden beslenmesi filmi orijinal kılar.

_________________

Andrei-Rublev

Andrei Rublev (1969)

“Bilgeliğin arttığı yerde keder de artar ve bilgisini arttıran, derdini de arttırır.”

Film, temel olarak 15. yüzyılın ünlü kilise ressamı, ikon ve duvar freski sanatçısı Andrei Rublev üzerine kuruludur. Filmde ressam Andrei Rublev ile arkadaşı Kirill, Theophanes’den bir iş teklifi alıyorlar. Bu teklifi ikisi de kabul ediyor ancak Kirill, Rublev’e duyduğu kıskançlık duygusunun ağırlığı ile ikisinin de bağlı bulunduğu cemaatten ayrılıyor. Kirill, günümüz insanındaki kibrini, egosunu temsil ediyor. Sadece kiliseden değil, inancından da uzaklaşıyor. Kirill’de şeytana biçilen kibri görüyoruz. Allahın huzurundan uzaklaşmak belkide. Sonrasında Rublev’in olduğu yerde bir Tatar saldırısı halkın büyük bir kısmının ölümüne yol açıyor. Bu işgal sırasında Rublev de bir Tatar’ın bir kadına tecavüz etmesine müsaade etmemek için bir Tatar’ı öldürüyor. Bu ölüm, Rublev’in sessizlik yemini ederek, işlediği günahın kefaretini ödemesine yol açıyor. Hem sanatçı hem de dindar bir insan olduğu için hassas yapısı ruhunda derin yaralar açıyor. Mesleğini icra edemeyecek duruma geliyor. O sırada filmde gerçekte bir çan’ın yapımını görüyoruz. Çan yapılana kadar Rublev suskunluğunu bozmuyor. Çandan gelen ses sanki Rublev’e yeni bir soluk, diriliş getiriyor. Rublev’e çan ilahi bir çağrışım yapmıştır

______________

1960’lı yılların gözümüzden kaçmayacak kadar güzellikte olan diğer filmleri

L’avventure (1960)

Contempt (1963)

Pierrot le fou (1965)

Playtime (1967)

Last Year at Marienbad (1961)

L’eclisse (1962)

Belle de Jour (1967)

La Dolce Vita (1960)

 Who’s Afraid of Virginia Woolf (1966)

 Gurbet Kuşları (1964)

twitter.com/feyyzacaa

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up