13 Dakikan Olsa Hitler’e Verir Miydin?

Manşet Serbest Kürsü

 

abdulhamit-guler

Eğer insanoğlu özgür değilse, her şey onunla ölür.” Artistik bir cümle… Tevile açık modern algının keşmekeşi içinde de yedirilebilecek cinsten. Evrensellik adına en dar zihin yapısını allayıp pullayarak ‘yedirmeye çalışan’ hâkim unsurun keyfini arttıracağı kesin. O halde övmek lazım. Yere de göğe de sığdıramayalım. Nazi’ye çakıyorsa vacip, sosyalizm övecekse farz, geleneğe sövecekse mubah hükmünde…

Tarihin akışını değiştirmeye yaklaşan genç bir adamın 13 dakika ile kaçırdığı fırsatı (esasında insanlığın kaçırdığı imkânı) anlatan Hitler’e Suikat (13 Minutes) filminin her dakikasında kafamda bu minvalde çağrışımlar dolaştı.

Yaşanmış bir olayın senaryo edildiği filmin hikayesi şöyle:

Herhangi bir politik görüşü olmayan marangoz George Elser, Nazi Almanya’sındaki baskı ve zorbalıklar sonrası gelmesi muhtemel zulmü ve büyük savaşları önlemek için Hitler’e suikast planlar. Kimseden açık yardım almaz. Bombayı kendi hazırlar, kendi yerleştirir, kendi planlar ve uygular. Fekat Hitler’i 13 dakika ile kaçırır. Saldırı hedefine ulaşmaz. Yakalanır ve uzun süre sorgulanır. Ve yıllar sonra, ikinci dünya savaşının bitmesine sadece birkaç hafta kala kafasına sıkılan tek kurşunla infaz edilir.

Modern ve postmodern terminoloji ile Elser’nın yaptığı şeyin adı terörizm. Zira şahsi veya örgütsel olarak kurulu düzene karşı girişilen her eylem terörizm olarak nitelendiriliyor (kabul ettiğimden değil, modern ağalar öyle tarif etmiş).

Elser’nın yaptığına benzer şeyleri Cezayir, Libya, Filistin, Çeçenistan ve daha birçok ‘3. Dünya coğrafyası’nda çok kişi yaptı. Hiçbiri kahraman olamadı. Neden mi? Cevabı filmin içinde arayalım…

hitler

“Hitler Almanya için zararlı” diyordu Elser. Yani yakın tarihin gördüğü en büyük canavarlardan birinin yükselişini durdurmak ve tarihin akışını değiştirmekti hedefi.

Filmin tanıtım metinlerinden birinde “Yaklaşan Nazi tehlikesini herkesten önce fark eden” gibi bir ifadeye rastladım. Kusura bakmayın da bugünden bakıp tarihi yorumlarken güzelleme yapmak, tarihin akışını değiştirecek yöntem veya eylemlerin tarzını olumlamak manasına gelmiyor mu? Şimdi biz Elser’nın bombalı saldırısının haklı göreceksek, sivillerin de öldüğü bu saldırı benzeri çabaların bugüne yansıyan okumasını nasıl yapacağız? Esasında cevap çok net; benim savaşçım iyi, seninki kötü! Nasıl yaptığı değil de ne yaptığı önemli. Misal, Sütçü İmam bizim için bir kahraman, batılılar içinse terörist idi. Aynı şekilde Ömer Muhtar ve Şeyh Şamil de benim kahramanımdır. Siz bir de batılılara sorun kendisini (içimizdeki batılılara da suali iletebilirsiniz).

Daha büyük bir katliamı engellemek için bombalı saldırı düzenleme hikayesi anlatılırken, yapılan güzellemenin hangi kapılara çıkacağını da hesap etmek lazım. Açıkçası filmde sakıncalı bir durum yok. Sıkıntı, bu konu ve mahiyetteki filmlerin el üstünde tutulup, objesi/öznesi değişen hikayelerin ötelenmesi, görmezden gelinmesi ve bu yanlı tavrın sanat okuması kisvesi altında sunulması…

Politikayla alakası olmayan birinin neden suikast girişiminde bulunduğu sorgulanırken, insani bir tepki tarifi yapılıyor. Oysa bu tepkiyi sadece tarihin tozlu raflarında aramak, bugüne saygısızlık ve dünü anlamaya yönelik çabadan fersah fersah uzaklık demektir. Doğru ya da yanlış. Haklı veya haksız. Göreceli. Kişiye göre değişir. Lakin yaklaşım tarzında, üslupta ve maksatta dürüst olmalı.

hitler 2

Çöküş filmi ile Oscar adayı olan yönetmen belli ki yeniden Oscar’da arz-ı endam etmek istiyor.

Filmin sinemasal değerlendirmesine gelecek olursak (bazı filmler için senaryo/yaklaşım/hikaye/maksat/sunum her şeyden önemli oluyor ve film dili ile alakalı değerlendirmeye zar zor geliyoruz)…

Yönetmen Oliver Hirschbiegel, gayet temiz ve düzgün bir iş çıkarmış. Sanat yönetimi, dekor ve kostüm uygulamaları bir dönem filmi için çok başarılı. Çöküş’ten de bildiğimiz titizliği yeniden temaşa ediyoruz. Sinematografinin merkez sinema standardında olması, filmi çok özel bir yapım olmaktan uzaklaştırıyor.

Oyunculuk ise Oscar’da kendinden söz ettirecek cinsten. Başrol Christian Friedel’in festivallerde kendisinden sıkça söz ettireceği kesin. Senaryo da zaten bir başka oyuncunun kendini göstermesine müsaade etmiyor.

Hirschbiegel’in yine Hitler’i konu ettiği Çöküş’ten sonra tekrar Oscar adaylığı alacağına kesin gözüyle bakabiliriz.

Alman sinemasının güzide yapımları arasına daha çok konusu itibariyle alınacak olsa da genel olarak da kıymetli eserler arasında gösterebileceğimiz Hitler’e Suikast’ı izlemenizi ancak yaklaşımındaki çifte standart ve bakışındaki şeyla durumu gözden kaçırmamanızı arzu ederim.

 

 

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up