Serkan Baştimar: 101. Yılda Bir Asır Daha Uzaklaşmak

Serbest Kürsü

yazar_serkanbastimar_

Yaşadığımız dünya her şeyi ile değişmekte. Bu değişimde en büyük faktör elbette insan. İnsan yalnızca çevresini değil, kendini ve çehresini de değiştiriyor. Değişimin tetiklediği her şey dönüşümün dönülemez ve durdurulamaz ivmesinde ilerliyor.

İnsanlıktaki bu değişim bir ihtiyaç tabii ki. Bilim, sanat ve günlük yaşam değişimden beslenerek insanın ruhsal ve fiziksel mutluluğunu besliyor.

Sinema, şüphesiz ki değişimden en çok etkilenen sanat dalı. Özele inersek, Türk Sineması da 101 yılda birçok değişim ve beraberinde getirdiği dönüşümle çehresini sürekli yeniledi. Sinemamız, kimi zaman taklit ederek, kimi zaman elde ettiği bazı ‘sihirli formülleri’ uygulayarak seyircisine ulaştı. Sinemamızda en çok uygulanan formül simgeleşmiş adıyla Yeşilçam’dı. Kırılgan ve naif yıldızları, hanımefendileri, kabadayıları, çapkınları ve fakir ama gururlu karakterleri ile yıllarca birbirine benzeyen formüle edilmiş filmler izledik. Aynı öyküleri hep başka başka ‘artizlerin’ rol kesmesi ile seyrededurduk.

Özellikle karakter oyuncularının kurduğu bir muhitte, Türkan Şoraylar, Filiz Akınlar, Tarık Akanlar, Cüneyt Arkınlar, Sadri Alışıklar ve daha nice yıldızların aşklarına, dramlarına konuk olduk. Ağladık, güldük, sinirlenip kötü adamlara ‘kaderin çilli cilvesine’ kızdık.

ali-sen

Nubar Terziyan, Ali Şen, Kadir Savun, Adile Naşit, Turgut Özatay, Yadigâr Ejder, İhsan Yüce… Ve daha ne isimler. Onların bir arada olduğu mahalleler, muhitlerde yıldızların epey acılarla süslü maceralarını izledik.

Dolandırıcı esnafı, temizlikçisi, kabadayısı, tonton amcası gibi birçok ‘karakter’ ördükleri pembe ya da başka bir rengin hâkimiyetindeki dünyada bizlere örnek veya ibret oldu. Kurgusunu hayattan alan sinema bir süre sonra toplumu kurguladı. Genç kızlar ve erkekler Yeşilçam starları gibi giyindi, onlar gibi davrandı. Hepimiz her an mucizelerle dolu bir senaryonun hayatımızı değiştireceği umuduyla yaşadık.

Ama gün geldi, Yeşilçam yapraklarını döktü, ardından yavaş yavaş kurudu. O güzelim eski İstanbul’un arka sokakları, romantik mahalleleri usul usul perdeden çekildi, yerini daha gerçekçi çirkin mekânlar ve değişime uğramış tipler peyda oldu.

Sinemamızdaki bu değişim aslında bizim değişimimizin bir yansımasıydı. Özellikle 80 darbesi sonrası yozlaşan medya ve onunla beraber bozulan sinema, toplumdaki sancılı sürecin işaretleriydi. Darbeden sonraki on yılda haydi 15 diyelim Yeşilçam hem parladı hem de son nefeslerini verdi.

1990’darın ortasında sihirli formülünü kaybeden sinemamız birçok yolu denedi, çözüm yolu aradı. Bugün az-çok bizi tatmin eden Türk Sinemasını o sancılı sürecin sonunda elde edebildik.

Lafı getirmek istediğim yer aslında hem bireysel hem de toplumsal uyum ve mutluluğumuzu yitirmemiz. Tahammül, sevecenlik, komşuluk, paylaşma ve dayanışma… Bugünlerde iyice içe çekildiğimiz şu zamanda aslında ihtiyacımız olan şey yeni bir Yeşilçam. Sinemamız 101. yaşındayken biz o güzel dünyadan ‘ekstra’ bir asır uzak kalmışız gibi.

Sinemamızdaki bu sertlik ve yalnızlık da bu uzaklığın ürünü bana kalırsa. Özlemini duyduğumuz Yeşilçam’ı bugünlerde dizilerde yaşatmaya çalışsak da elde ettiğimiz eserler kötü bir taklitten öteye gidemiyor. Yeşilçam’dan araklanmış samimiyetin samimiyetsiz şekilde pazarlanması dizileri de daha itici bir hale getiriyor.

Sözün özüne gelirsek, güzel filmler için güzel insanlar, güzel toplumlar gerek. Bize yeni bir Yeşilçam (geçmişin kopyası değil)  ve yeni mutluluklar lazım. Sağlıklı bir toplumun inşa edilmesi için özellikle sinemacılarımıza büyük görevler düşüyor.

twitter.com/karamparca1

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up