‘Son üç gün’ü için aylardır Abdülhamid’le beraberim

Manşet Röportajlar

Pencereleri kurşunlanmış, elektrikleri, suları kesilmiş Yıldız Sarayı ve hizmetçilerinin dahi terk ettiği bir Padişah. Yönetmen Semih Kaplanoğlu, II. Abdülhamid’in 33 yıllık iktidarının son 3 gününü anlatacağı yeni projesini ilk kez Star’a anlattı.

Semih Kaplanoğlu yeni film projesini anlattı.

Türk sinemasında ‘yerli’ ve ‘gelenek’le bağları en güçlü yönetmenlerden biri Semih Kaplanoğlu. Aynı zamanda uluslararası film festivallerinde kazandığı ödüllerle kendini ispatlamış bir yönetmen. Geçen yıl ‘Bal’ filmiyle Berlin Film Festivali’nde herkesin imrenerek baktığı Altın Ayı Ödülü’nü Türk sinemasında kazandırdı. İnsan ve doğa odaklı minimalist filmleriyle tanınan Kaplanoğlu, bugüne kadar yaptıklarından farklı olarak yepyeni bir proje için kolları sıvamış durumda. Kaplanoğlu, ‘Osmanlı’nın Fatih ve Kanuni ile birlikte en büyük üç padişahından biri’ olarak nitelediği Sultan II. Abdülhamid’in son üç gününü filme çekmek üzere çalışmalara başladı bile. Kaplanoğlu yeni projesini ilk kez Star’a anlatıyor.

– Film için hazırlıklar ne aşamada?

Okuma ve araştırmaların ardından senaryo yazımına çok yakında başlıyoruz. Sonrasında mekanlar için izin alımları söz konusu olacak. Ana çekim mekanlarımızdan biri Yıldız Sarayı olacak, bir diğeri padişahı ve ailesini Selanik’e götüren tren ve zorunlu ikamete mecbur edildikleri Selanik’teki Alatini köşkü… Umarım gerekli tüm izinleri alabiliriz.

– Abdülhamid, tartışmalı bir karakter. Yabancı tarihçilerin ‘Kızıl sultan’ yakıştırmasını yaptıkları bir isim. Bu tartışmalı kişilik filme ne kadar yansıyacak.

Yakın dönemde yaşadığından hakkında oldukça ayrıntılı bilgi, belge ve tanıklık aynı zamanda akademik araştırma ve kitap var. Abdülhamid’in kişiliği ve hayatı konusunda derinleştikçe hayretler içinde kalıyorum. Çok farklı özellikleri olan çok ilginç bir kişilik var karşımda. 31 Mart olayları sırasında Yıldız Sarayı’nda geçirdiği son günler, “halledilmesi” sürecindeki tutumu, haremi ve çocuklarıyla ilişkileri, yaşadığı hayalkırıklığı ve olup bitenler karşısındaki soğukkanlılığından çok etkilendim. Ortaya çıkacak senaryo için sanki aylardır onunla bir konuşma, hasbihal sürecine girdim ve bu çok heyecan verici bir süreç.

– Gelenek ve modernlik arasında nasıl bir Padişah ile karşılaştınız?

Hem geleneğe sırtını dayamış hem de modern dünyaya açık bir kişilik. Doğu-batı meselesini bir çatışmadan çok sentezlemeye çalışan ve bu sentezden yeni bir imkan doğabilir mi diye düşünen bir yönetici. O dönem Osmanlı coğrafyasında sadece eğitime yaptığı katkılar inanılmaz boyutta. Öte yandan ulaşım ve sağlık konusunda da atılımlar gerçekleştirmiş. Mesela fotoğrafın yeni icad edildiği bir dönemde bütün bir coğrafyayı fotoğraflatmış. Onun görevlendirdiği fotoğrafçılar sayesinde o döneme ait bir görsel hafızamız var. Öte yandan baskıcı, azınlıklarla ilgili sert poltikaları da malum. Her iktidar sahibi gibi hem doğruları hem de yanlışları olduğu tartışmaya açık bir konu…

– Bu bağlamda diğer padişahlardan farkı ne?

Bence o son Padişah. Fatih ve Kanuni’den sonra üçüncü büyük isim. Abdülhamid’den sonraki Sultan Reşad ve Vahdettin başka bir kudretin emri altında olan padişahlar. Oysa Abdülhamid 33 yıllık iktidarı boyunca Osmanlı’daki cihan Padişahlığı geleneğinin her anlamda süzülmüş bir prototipi.

– Abdülhamid dönemi ile yakın tarihimizin siyasi olayları arasında bir paralellik var mı?

Olmaz mı! 2. Meşrutiyetin ortaya attığı tartışmalar bugün de sürüyor bir anlamda. Demokratikleşme, sivilleşme, vesayet, insan hak ve özgürlükleri, azınlıklar ve anayasa tartışmaları. O gün de vardı, bugün de var. Mesela Abdülhamit son yıllarını yeni bir anayasa hazırlama çabasıyla geçirmiş.

– Film ne zamana hazır olur?

Uzun ve detaylı bir hazırlığa ve filmin ekonomik alt yapısını oluşturmaya ihtiyaç var. Çekim için en erken tarih 2012 sonbaharı olabilir.

Abdülhamid’den bu yana ‘balyoz’zihniyeti hiç değişmemiş

– Abdülhamid’in iktidardaki ‘son üç gün dramı’na bakınca vizörünüze neler yansıyor, neleri çağrıştırıyor?

Siyasi anlamda baktığımızda 27 Mayıs, Celal Bayar’ın tutuklanması, Menderes’in darağacına gönderilmesi, hatta 28 Şubat, 27 Nisan, Balyoz, Ergenekon… Bütün bu süreçlerin arkasındaki mekanizma ya da refleksler aynı değil mi? Abdülhamid’in indirilişinden önce de bu tür meseleler, ‘halledilişler” var ama niyet ve organizasyon şeması bugünkü teşebbüslerle bariz örtüşüyor. Geleneksel darbecilik sürecinin miladı ve dinamikleri hala aslında tam olarak açıklığa kavuşturulamamış 31 Mart olayının perde arkasında gibi geliyor bana…

Korku içindeki haremiyle kalakalmış bir padişah

– Bugüne kadar siyasi bir film yapmadınız, farklı bir tarz olacak sizin için.

Olup bitenler arka planda kalmak üzere Abdülhamid’in halledilmesi ve sürgüne çıkarılışı sırasında onun siyasi kimliğinden çok insan yönüne bakmaya çalışacağım… Hayatının en kritik günlerinde ihanete uğradığı ve yapayalnız bırakıldığında -neredeyse tüm hizmetliler sarayı terkediyorlar- korku içindeki haremiyle başbaşa kalıyor. Haftalardır elektrikler kesik, sular akmıyor, şehirden top sesleri geliyor, sarayın pencereleri kurşun delikleriyle dolu ve 33 yıllık iktidarını kaybetmekte olan bir padişah… Çabam onun kişiliğine ve iç dünyasına biraz daha yaklaşmak olacaktır…

Saraydan sürgüne

Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. padişahı ve 99. İslam halifesi Sultan II. Abdülhamid, 33 yıl padişahlık yaptıktan sonra 27 Nisan 1909’da tahttan indirildi. 3 yıl Selanik’teki Alatini Köşkü’nde ev hapsinde tutulduktan sonra 1912’de İstanbul’daki Beylerbeyi Sarayı’na getirildi. 10 Şubat 1918’de İstanbul’da vefat etti. Mezarı, büyük babası için Divanyolu’nda yaptırılmış Sultan II. Mahmut Türbesi’inde bulunmaktadır.

Bedir Acar / Star

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up