Taner Elhan: Türk Sinemasına Yeni Vizyonu Kadınlar Getirecek!

Manşet Röportajlar

Sevgili Sinefesto severler, bundan böyle her hafta Gökkuşağı Sohbetleri’nde sizlerle buluşacağız.  Bu haftaki konuğumuz  “Kadın İşi Banka Soygunu” filminin değerli yönetmeni Taner Elhan.  Beyoğlu Sineması’nda  Taner Elhan ile filmini, Yeni Türkiye sinemasını ve gelecek planlarını konuştuk.  Keyifli okumalar efendim.

IMG_0978

Senaryoya  Bir Dünya,  Bir İstanbul Ekledim…

Film bir yandan ana akım gişe filmi diğer yandan da çok kaliteli bir çalışma. Gişeden vazgeçmeyerek belirli bir kalitenin yakalanmasını nasıl sağladınız?

Senaryo Şahin Alparslan’a ait, senaryo okuduğumda iyiydi. Ben senaryoyu okuduğumda ana akıma biraz daha yakındı. Daha bir gişe filmiydi. Ben bu filmi çekmeyi kabul ederim ama senaryoya dokunuşlarım olur dedim. Senaryoya bir dünya ,  bir İstanbul ekledim. Senaryoda kullanılan bir İstanbul vardı ama üstüne gidilmemişti. Daha ticari bir gişe filmi olarak tasarlandığı için filmin komedi unsurlarını daha çok ön plana çıkarmışlardı. Ben hikayeyi daha trajikomik bir noktaya taşımak istediğimi söyledim. Banka kısmındaki vodvil tarzı  komedinin öncesini hazırlayamazsam çekmem filmi dedim. İzin verdiler, yapımcılarda  sinematografime güvendiklerini baştan söylemişlerdi.   Tabi müziğin katkısı büyük.

Sizin filmlerinizde müziğin önemli bir yeri var zaten. Özellikle arabesk müzik. Arabesk müziğin özelliği ne?

Bu tamamen tesadüf aslında ,  çektiğim ilk senaryoyu Acı Aşk’ı Onur Ünlü yazmıştı. Acı Aşk’ın senaryo adı  “Seni Tanrım Bile” idi. Ama yapımcılar Acı Aşk ismini uygun gördüler. Biraz daha ticari bir isimdi. Bu filmde “ Batsın Bu Dünya” şarkısı senaryoda vardı.  Senarist ön görmüş. Kullanılıp kullanılamayacağı meçhuldu ama  sonra konuşuldu. Müzikler Kalan Müzik’in elindeydi. Hasan Saltık ile Orhan Gencebay sektörden tanışıyorlar. Orhan Gencebay  kullanmamıza izin verdi.  Bir şartı vardı, kendi sesinin kullanılmamasını istiyordu. Kendinize göre “Batsın Bu Dünya”yı kullanın dedi. Ben de  tema müzik olarak kullandım. Ana tema müzik olarak kullandık. Çeşitli sample versiyonları  filmde yer alıyor. Bir arabesk enstrümantal versiyonunu  Gülay’ın duraklarda kent içinde dolaştığı bölümlerde kullandık. Jenerikte İskender Paydaş’ın düzenlediği bir remix  hali var. Filmin gişe filmlerinin biraz dışında kaliteli bir yapım haline gelmesinde müziğin önemli rolü olduğunu düşünüyorum.

Oyuncunun Popülaritesine Bakmıyorum…

Ve sanırım oyuncu seçimi. Aslında oyuncular popüler kültürün öğesi olan isimler. Bu durum avantaj mıydı? Yoksa dezavantaj mı?

Ben bir oyuncuyla çalışacağım zaman popülaritesine bakmıyorum. Ama iki filmdir, popüler oyuncularla çalıştım. Çünkü, yapımcılarımız aynı zamanda  dizilerde yapıyorlardı. Ama  bir oyuncu ne kadar popüler olursa olsun ve yapımcı ne kadar bu olsun diye bastırırsa bastırsın.  Oyununu görmeden, provasını yapmadan hiçbir oyuncuyu kabul etmiyorum. Bu filmde oyuncuların hepsini de bu şekilde belirlendi.

Filiz Ahmet Türk Sineması İçin Büyük Kazanç…

Bu anlamda Filiz Ahmet Türk sineması için büyük bir kazanç. Kendisiyle çalışmak nasıldı?

Filiz enerjisi yüksek bir oyuncu. Ben onunla ilk görüşmemde  prova bile almadan önce rolün altından kalkacağını anlamıştım. Görüşmede bile yerinde duramayan, hareketli biriydi.

Sanırım kendisinin ilk uzun metrajı…

Daha önce küçük bir rolde yer almış. Gerçek anlamda ilk sinema filmi Filiz Ahmet’in . Bence de Türk sineması için bir kazanç. Diyaleksiz Türkçe konuşmak için çok çalışıyor.

Filminizde zaten göçmen kızı rolünde…

Evet öyle konumlandı. Ama göçmen rolü olduğu için özellikle tercih edilmedi. Karakter zaten göçmendi. Filiz Ahmet’i beğeniyorduk, takip ediyorduk. Çalıştık. Annesini oynayan Ayten Uncuoğlu müthiş bir oyuncu. Ayten hanım provalarda anne kız bütünlüğünü sağlamak için göçmene çalıştı. Ve aralarında mükemmel bir uyum oldu. Onların sahnelerine bayılıyorum.

Banka soygunu bölümleri oldukça eğlenceli geçmiş. Yaşanılan özel anılar var mı?

Filmin en komik sahneleri doğal olarak ikinci yarı.  Bankayla başlayan bölüm  vodvil havasında yazılmış. Yer yer absürd durumlar var. Bizde çekerken tadını çıkarttık.

Yönetmenlerin dilleri vardır…

Filmin çekim tarzı çok sadece. Gündelik hayatı çok iyi yansıtıyor. Bu nasıl bir tercih?

Böyle bir filmi çok artistik kadrajlarla, sabit duran kameralarla çekmek enerjisini düşürecektir. Yönetmenlerin dilleri var.  Benimde bir dilim var. Ama her filmi aynı dille çekemezsin. Bir yazar yazdığı her kitabı aynı oturmuş dille yazabilir ama yönetmen kendi yazdığı senaryoları çekmiyorsa eskilerin tabiriyle oturan yönetmen değilse, senaryoya uygun anlatım dili oluşturmak zorunda. Bu filmde enerjisi yüksek, sürekli hareket olan bir dil seçtim. Mizansenler hareketli değil. Filmin uzun bir bölümünde 15-20 dakika boyunca bir barda taburelerde oturuyorlar. Şimdi o bölüme ben duran kadrajlarla ve titremeyen kamerayla çekersem çok sıkıcı olacaktı. Özel bir aparat var, görüntü yönetmenlerini biraz zorluyor ama kameranın vücuda bağlandığı sürekli hareket eden bir kamera. Ben filmde titreme halini estetik buluyorum.Bence film böylece dinamik kazanıyor. İster istemez teknoloji sayesinde gözünüzün alıştığı bir görüntü oluyor.  Film sürekli sallantıda olsun istedim.   Görüntü yönetmeni için zordu. Tüm filmi kamerayı sabitlemeden, sırtında çekti.

Filmin geçtiği mekan Küçük Armutlu, sizin özel tercihiniz mi?

Senaryoda Küçük Armutlu vardı. Senaryoda yönetmen çalışabilsin diye açılımlar yapılmış.  Küçük Armutlu bu anlamda senaryoda vardı.

IMG_0959

Film gişe yapsın diye Gezi’yi sömürmüş denilsin istemedim…..

Küçük Armutlu oldukça politik bir mekan. Filmde  Gezi Olayları’na gönderme yapıldığı düşünüldüğünde mekan seçimi ilginçleşiyor. Bu konuyla ilgili fikriniz ne?

Senaryo bir sene önce yazılmış ama böyle politik göndermeleri vardı.  Gezi dediğimizde bir tür toplumsal patlama olduğu için kullandık. Bizim senaryoda son bir espri olarak kullandık. Polis sirenleri geliyor. Seyirci de yakalandılar mı durumunu mizahi bir dille tanımlamak için kullanıldı. Gezi cumhuriyet tarihinin en önemli vakalarından biri. Gezi hakkında önümüzdeki 10-15 yıl boyunca çok kitap yazılacak bence. Şu anda Gezi halen canlı bir süreç. Ve büyük bir toplumsal olay. Her yönüyle muhalefetiyle , iktidarıyla , katılanı ve katılmayanıyla. Filmde, bankadaki son espri sahnemizin  Gezi göndermesi olarak görülmesi çok normal. Gezi’yi kullanıp kullanmama kararı çok önemliydi. Kullanış şeklimiz katılanı ya da katılmayanı üzmesin istedik. Denge kurmak istedik. Onu sağlayamasaydık planları değiştirebilirdim. Gezi o kadar hassas ki. Sömürülmeye müsait. Film gişe yapsın diye Gezi’yi sömürmüş denilsin istemedim. Belirli bir grup tarafından red edilmesini de istemedim. Filmi Gezi’ye katılanlarda seviyor katılmayanlarda. Biz sert sözler söylemek istemedik. Filmin en sert sözü zaten açılışında Bertol  Brecht’den yapılan bir alıntı. Brecht diyor ki, bankaları kuran mı suçlu, yoksa soyan mı? Bu politik gönderme çok daha anlamlı.  Ben filmin içinde yönetmen olarak bunu  tartıştım. Filmin sahnelerinde, bazı repliklerinde bunun  gündeme gelmesi, karakterlerin hepsinin köşeye sıkışmış olması ve bankalar tarafından hayatları karartılmış olması bunun sonucu.

Sizce filminiz kadın filmi mi?

Bence kadın filmi değil.  Bir kadın filmi de çekebilirdim. Mesela Kurtuluş Son Durak ile karşılaştırdığında bir kadın filmi değil. Çünkü oradaki karakterler cinsiyetleri nedeniyle sorun yaşamaktalar.  İyi ve yapılması gereken bir filmdi. Ama Kadın İşi Banka Soygunu’nda  evet karakterler kadın ama onları köşeye sıkıştıran durum cinsiyetinden kaynaklanmamakta.  Komple sistemin kendisinden kaynaklanmakta. Erkeklerde banka borçlarıyla uğraşmakta.

Özge Ulusoy sürpriz bir çıkış yaptı….

Özge Ulusoy’da filmde oldukça başarılı. Özge hakkındaki fikriniz ne?

Özge, beni oldukça şaşırttı.  İlk deneme çekiminde başarılı olacağını anlamıştım. Süpriz bir çıkış yaptı.  Başka teklifler alacağını düşünüyorum. Sinemada iyi romantik komedilerde oynayacağını düşünüyorum. Esra Dermancıoğlu’da  filme büyük bir enerji sağlıyor. Çok önemli bir katalözör görevi görüyor. Onun olduğu sahneler farklı bir hale dönüşüyor. Öyle bir yer kaplıyor ki, tüm filmde varmış gibi.

Siz sektörün içindesiniz. Dizilerde çektiniz. Bir yönetmen için bu kaçınılmaz bir şey mi?

Bence kaçınılmaz değil. Hiç dizi yapmayan sinema yönetmenlerimiz var.  Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge ve Reha Erdem de yapmıyor. Beni hayat öyle bir yere getirmedi. Ben sadece sinemayla geçinebilecek düzeye gelmedim. Dizi mecburen yapıyorum. Sinema yaparak geçinemem.  Ama çeşitli denemelerim var. Acı Aşk’tan sonra 3 sezon dizi çektim. Sonra ben ne yapıyorum diyip bıraktım. Bu filme kadar dizi çekmedim. Senaryo yazıyorum.
Yapımcılar belirli bir yapım kalitesinden filmler üretebiliyorlar ancak belirli bir senaryo kalitesine çıkmak istemiyorlar….

Niye kendi senaryolarınızı çekmiyorsunuz?

Sinemaya bakışım biraz farklı. Ben sadece beni tatmin  edecek filmler çekmek istemiyorum. Sinema popüler bir sanat.  Hem belirli bir seviyede olup, hem de popüler olmalı. Seyirciye ulaşmalı. Dar bir çevre için film çekilmez. Kitleye hitap edecek, iyi sinematografisi olan filmler yazıyorum. Haliyle yapımları pahalı görünüyor. Yapımcılar risk almayı çok sevmiyor. Yapımcılar belirli bir yapım kalitesinden filmler üretebiliyorlar ancak belirli bir senaryo kalitesine çıkmak istemiyorlar. Bence istemeliler. Baktığınız zaman Türkiye’de filmleri en çok iş yapan BKM, o bile kaliteli işlerinde bile  senaryoda belirli bir düzeyin üzerine çıkmıyor, çıkmak istemiyor. Onu risk olarak görüyorlar. Benim anlatmak istediğim hikayeler  yapımcılara riskli geliyor.

Filmin senaristi erkek, yönetmeni erkek. Ama bir kadın duyarlılığı var. Ve kadınların dünyasını iyi anladığınızı görüyorum. Memnun musunuz? Bunu nasıl sağladınız?

Memnunum tabi. Ama bizde kadın duyarlılığı vardı. Eflatun filmde başladım. Türkiye’de  kadınların film çekme şansı çok az, kadın yönetmenler film yapamıyor, bu yüzden kadın projelerini destelemeliyiz diye düşünüyorduk. Yapamadık. Ben Eflatun’dayken gücü verecek desteği hiç bulamadık. O zaman öyle bir çizgideydik. Türk sinemasında yeni bir vizyon olacaksa bu bir kadın işinden olacak. Ya kadın bir yönetmenden , ya da bir kadın filminden olacak.  Erkeklerin film yapması çok sıkıcı. Biz de kadın yönetmenlerin bir çoğu erkek gibi film çekiyor.
Bizim filmde evet kadın duyarlılığı baskın. Başroller, yan roller kadın.  Bu durum titiz bir çalışma gerektiriyordu. Oyuncularla yaptığımız provalarda bir sürü diyaloğun mantığı değişmeden kadın diline dönüştürüldü. Bu anlamda yardımda alındı.

Sanırım Meltem Cumbul’da bu anlamda senaryoya dokunuşlar  yapmış…

Onun desteği abartılacak bir destek değil. Bütün oyuncular kadar destek verdi. Özellikle bir senaryo gurusu olarak yardım almadım kendisinden. Ama her şeyden önce senaryoyu bir kadın senarist arkadaşımıza  Gül Abus Semerciye okuttuk ve önerilerini aldık. Çünkü hassas bir şey. Kötü yapmak istemedik.

Filmde ajitasyon yapılabilecek bölümlerde vardı. Ama siz o ajitasyon oyununa hiç gelmiyorsunuz.  Seyirciyi ağlatmak yerine umut duygusunu güçlendiriyorsunuz bunu nasıl başardınız?

O hassas dengeyi özellikle müzikle sağladım. Mesela en ajite edilebilecek bölümde “daha dün annemizin” (aslında Mozart) çalışmaya başlıyor. Tüm etki değişiyor. Sinemada seyirciyi istediğin duyguya getirmek kolaydır. Ama tercih meselesi. Komedi filmi mutlu iyi anılar bıraksın diye tasarlanıyor, seyirciyi ağlatmanın yeri yok. Ben kendimden bir şey bulabileceğim bir filmi çekerim. Bu filmde dört kadının yaşadığı banka problemlerinin hepsini ben de yaşadım.  Bu filme katabileceği şeyler vardı.

Filmin 1980 yapımı Amazonlar filmine temasal olarak benzediği söyleniyor. Ne düşünüyorsunuz?

Ben o filmi seyretmedim. 4-5 filmden daha bahsediliyor aslında. Biz neden böyleyiz anlamıyorum. Bizden hemen filmi eleştiriyorlar. Daha filmi bile seyretmeden . Gitsinler, yazsınlar. Hangi filmlerden nerelerin alındığını yazsınlar , böylece çalıntı desinler. Ama böyle bir şey yok.  İlla filmde kadınlar banka soyuyor diye soygun filmlerinden çalıntı mı olmak zorunda. Film aslında “ soygun” filmi kategorisine bile giremez. Çünkü soygun filmi türükleri yok. Filmin ilk 60 dakikasında soygun yok.

IMG_0970

Çok film çekilmesi iyi bir şey. Keşke  film sektöründe üretimin hızına pazar kısmı yetişebilse…

Yeni Türkiye sinemasını nasıl buluyorsunuz?

Sinemanın yüzüncü yılındayız. Bence sinemanın kendisi yeni bir sanattır. Bir yanda arthouse filmcilik var. Bir yanda gişe filmciliği , birde filmcilik var. Teknolojinin de film çekmeyi kolaylaştırması ve ucuzlatmasıyla her şey daha kolaylaştı. 2006’da Onur Ünlü’nün Polis filminin yapımcısıydım. Daha dijital teknolojiye tam geçilememişti. O kalitede değildi. O filmi 35 mm’ye çektik. Bu nedenle maliyette çok yüksekti.  Altından kalkılmayacak bir maliyeti vardı. 2006’dan 4 sene sonra Canon fotoğraf makinesine objektif takarak kaliteli film çekilebiliyor. Bu nedenle çok fazla film üretilebiliyor. Bence bu iyi bir şey. Ben sinemacıları kategorize etmek istemiyorum. Çok film çekilmesi iyi bir şey. Keşke  film sektöründe üretimin hızına pazar kısmı yetişebilse. Çok film üretiliyor ama pazar dar. Festival filmlerini de sinemalarda seyretmek isteyenler var.

Onur Ünlü’nün yeni film dağıtım şekli çok önemli. Bu alternatif dağıtım sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Evet kendi  filmini  kendi dağıttı. Vizyona sokmadı. Özel gösterimler yapıyor. Başka Sinema’da gösterildi.

Sizin değişik dağıtım arayışlarınız var mı?

Bu filmin yapım kanadında çok sözüm olmadı. Mesela filmi Warner Bros dağıttı ve Beyoğlu’nda gösterilmiyor. Bu beni çok üzüyor. Başka Sinema’da gösterilsin isterdim. Ama oda genel dağıtıma çıkmamış filmleri gösteriyor.  Bence bankalar filme ket vurdular. Biliyorsun sinema salonları bankaların.   Bizi mi eleştiriyorsun oynatmıyoruz filminizi dediler  ( uzun uzun gülüşmeler)

Onur Ünlü’yle yeniden çalışmayı düşünüyor musunuz?

Biz yakın arkadaşız. Görüşüyoruz. Artık işler  ayrıldığı için her gün görüşemiyoruz . Ben çok isterim. Bence Onur Ünlü Yeni Türk sinemasına yön veren yönetmenlerden biri. Eflatun film ilk kurulduğunda şirket değil misyondu.2006 ile  2009 arasında o misyonunu yerine getirdi. 2009’da şirkete dönüştü ona da itirazım yok. Çünkü hayatta kalmak lazım. Onur Ünlü kendi çizgisinde film üretmeye devam ediyor. Yeniden bir senaryo verirse bana. Her görüştüğümüzde bana senaryo ver diyorum.
Belki doğum gününüzde yine hediye eder…
Bence çok yetenekli bir senarist.  Ondan gelecek her senaryoyu gözüm kapalı çekerim.

Yeni projeler var mı?

Birkaç dizi görüşmesi yapıyorum. Çılgın değişik şeyler yapmayı seviyorum. Instagram için dizi yapmayı planlıyorum.  Her saat başı bir bölüm yayınlanacağı, 15 saniyelik diziler düşünüyorum.13 -15 saat sonra  dizi bitecek. Tutarsa devam edicez. Bunun ticari bir kazancı olmayacak. Bunu sponsorla yapmam lazım. Bakıyorum. Oyunculara da ilginç geldi.  Bir sürü oyuncu  arkadaşım oynamak istiyor.

Taner Elhan’a bu güzel sohbetten dolayı teşekkür ediyoruz. Bugün kendisinin doğum günü, Sinefesto ekibi olarak nice güzel sinema dolu yıllar diliyoruz.

Fotoğraflar için Yücel Kurşun’a teşekkürler.
Konuk severlikleri için Beyoğlu Sineması’na teşekkürler.

Röportaj: Gökşen AYDEMİR

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up