Sarmaşık: Sümüklü Yaratıklar

Eleştiri

Yasemin Sarıbaş değerlendirdi.

Film başlamadan önce üç önemli edebiyatçıya “beni çıkardıkları tüm seferler adına” diye ithaf edilmektedir; Samuel Taylor Coleridge, Joseph Condrad ve Herman Melville.

Tolga Karaçelik, filmin senaryosunda Joseph Condrad’ın Karanlığın Yüreği ve Samuel Taylor Cleridge’nin Yaşlı Gemici yapıtlarından etkilenmiş olmalı. Zira senaryonun kurgusunda Yaşlı Gemici’de geçen şiirlerin ve aynı zamanda kurguların benzerlerinin yer alması, Joseph Condrad’ın Karanlığın Yüreği yapıtında olduğu gibi bir deniz seferi ve hiyerarşiyi yıkan bir takım olayların varlığı filmde bu durumu bize sıkça hissettirmektedir.
Filmde, Bertolt Bretch ile birlikte anılan Epik Tiyatro’nun modern sinemaya olan izdüşümünü izliyor gibiyiz. Filmde geçen olaylar tıpkı Epik Tiyatro’da olduğu gibi eğriler çizmekte ve filmin bitiminde seyirci hala bu olaylar üzerinde düşünmeye ve yargıya varmaya itilmektedir.

 

Film Samuel Taylor Coleridge’ye ait 1798 yılında yayımlanan Yaşlı Gemici adlı kitabından alınan şiirle üç bölümde seyirciye sunulmaktadır.

Bölüm 1:

“Direkler eğik, burnumuz batmış suya;
İnsan düşmanının sillesinden kaçar ya
Soluğunu ensesinde duya duya
Ve koşar başını hiç kaldırmadan,
Gemi öyle coştu, rüzgâr öyle coştu:
Kaçtık güneye hiç durmadan”

(Samuel Taylor Coleridge – Yaşlı Gemici)

Filmin başlangıcında bütün karakterlerin normal hayatlarındaki küçük kesitler karşımıza çıkmaktadır. Ardından karakterler gemide… Filmin başlangıcında sırayla sahnede gözüken karakterler gemi içerisinde geçen sahnelerde izleyiciye tanıtılmaktadırlar.

Sarmasik
Nadir (Hakan Karsak), gemide görevi aşçıdır. Ailesi Sulukule’de yaşamaktadır. Ailesine maddi yardımda bulunmak için gemiye gelmiştir ve ilerleyen bölümlerde Sulukule’de yaşanan ev yıkımlarını haberlerde gördüğü için gemiden gitmek istemektedir. Fakat Beybaba devletin üstünlüğünden ve para gereksinimlerinden bahsederek Nadir’i gemide kalmaya ikna etmektedir.
Cenk (Nadir Sarıbacak), Adanalı. Esrarkeş. Bedaş’ta çalışıp işten çıkarılan arkadaşı Mecid ile ellerinde kalan Bedaş üniformaları ile memur taklidi yapıp kaçak elektrik kullananları “Sonuçta onlar da çalıyor” mantığıyla dolandıran kişi. En son kaçak elektrik tespit ettiği yerin sahibi Bedaş memuru çıkmaktadır. (Bu kısım tamamen senaryo gereği bir tesadüf müdür, yoksa derin bir mesaj mı içermektedir; bunu izleyicilerin yargısına bırakıyoruz.) Bu olayda yediği dayak sonucunda Cenk’i ilk bölümlerde bir gözü yaralı olarak sahnede görmekteyiz. Polisten kaçtığı için gemide ve filmin sürecinde olayların tam merkezinde.
İsmail (Kadir Çermik), itaatkâr, beş vakit namazında, sadık, usta gemici. Tolga Karaçelik, İsmail karakteri ile ilgili şu sözleri söylemektedir; “İsmail yazarken en çok düşündüğüm karakterlerden biriydi çünkü korkunun kendisi esasında ve insana dair çok şey söylüyor.”
Alper (Özgür Emre Yıldırım), gemiden önceki hayatında taksici. Bu hayatından gemiye kaçmaktadır. Gemide ise acemi bir gemici ve Cenk gibi esrarkeş. Sanırım Cenk ile yakın dost olmalarında en önemli etken.

Kürt (Seyithan Özdemir), film boyunca sadece gemiye geldiği sahnede konuştuğunu duymaktayız. Daha sonra herhangi bir diyaloğu yok. Fakat hikâyenin mihenk taşlarından. Gemide bütün gerilim anlarını engelleyen kişi ve Kürt’ün yok olmasıyla başlayan ilginç olaylar… Yaşlı Gemici’de yer alan Albatros’un yerine kullanılmış gibi…

“…namuslu, genç bir vatandaş düşünün-belki zar oyunlarına biraz fazlaca düşkün- buraya bir valinin ya da hatta bir tüccarın peşine takılıp gelmiş, maddi durumunu düzeltmek umuduyla.”

Joseph Conrad -Karanlığın Yüreği
Beybaba (Osman Alkaş), otoriter baş. Kaptan.
Filmde artık herkes evrenin örnekleminde; gemide…
Hiyerarşi, alt, üst, emir, itaat…

Filmin birinci bölümü geminin armatöründen gelen mesajlarla bitmektedir. Armatör iflasını açıklamıştır ve mahkeme kararıyla gemiye haciz konmuştur. Bu sebeple gemi karaya yanaşmayacak, uzun süre açıklarda bekleyecek ve gemide birisi beybaba olmakla birlikte altı kişi kalacaktır. Kalan kişiler belli olur…
Alper, Cenk, Nadir, İsmail ve Kürt…
“Kötü bir düzene ortak olmuştum sanki –ne bileyim- doğru olmayan bir şeye…”
Joseph Condrad – Karanlığın Yüreği

Bölüm 2:

“Birden rüzgâr dindi, tüm yelkenler indi
Yoğun bir hüzün çöktü her şeye,
Ağırlığı hissettik, rastgele sözler ettik
Sırf denizin sessizliği bozulsun diye”

(Samuel Taylor Coleridge – Yaşlı Gemici)

“Ölen öldü, kalan sağlar haindir” der ya İsmet Özel. Bu bölüm bir nevi o dizenin yansıması gibi. Gemiden ayrılanlar, geriye kalan beş kişi ve beybaba… Ardından Kürt’ün yok oluşu ve kalan sağların başına gelen ilginç olaylar örgüsü… Yaşlı Gemici’de Albatros’un yok oluşuyla nükseden lanetler ve doğaüstü olayların Yaşlı Gemici ve arkadaşlarına yansıması gibi…
Gemide kalanlar ilk aşamada bu kararın mantıklı bir karar olduğu fikrindedirler. “İyi yaptık, yat aşağı al paranı işte. Eninde sonunda satılacak gemi.”
Hiyerarşide görev dağıtımı Beybaba’da…
Beybaba İsmail’i sağ kolu, geminin kaptanı, reisi, doktoru ilan etmektedir. Nadir’i aşçı, diğer kalanlar da kalan yakıtı kontrol ve geminin işlerinden sorumlu…
Filmde Beybaba’nın otoritesindeki teknikler, gemi örnekleminden evrene yansımış gibi… Çift yönlü oynama, yalan söyleme, güzel sözlerle insanları birbirine düşürme, güven-güvensizlik, açlık, maddi imkânların tükenmesi, sarsılan otoritenin ardından şiddet ve tepesindeki köşke saklanış… Tolga Karaçelik kendisi ile yapılan röportajda şunları dile getirmektedir; “İşlevini, otoritesini kaybetmiş bir hiyerarşi, gücünü devam ettirmek için neler yapar?”
“…çünkü senin gücün başkalarının güçsüzlüğünden doğan bir kazadır yalnızca”
Joseph Conrad – Karanlığın Yüreği

Sarmasik
Hiyerarşiyi yıkan Cenk, düzenin iliklerine gizlenmiş haksızlığın içerisinde hakkını aramaktadır. Bütün gerilim hatlarında ortaya çıkan Kürt, karışıklığın sesini yutan sessizlik…
Sonra Cenk ve Kürt’ün kavgası… Kavga sahnesinde Kürt’ün yok oluşu ve Cenk’in denizi izleyişi…
Kavga sahnesinin sonu seyirciye gösterilmemektedir, tek yansıtılan Kürt’ün güverteden yok olması sırasında Cenk’in denizi izlemesi… Cenk, denize ya Kürt’ü itip ilk kanı dökmüştür ya da Kürt o sırada o alandan çekilmiştir. Bu bölümün yargılanması seyircide… Epik Tiyatro’nun bir diğer özelliği adeta, seyirci birtakım olayları izleyip yargıya varmaktadır.
Senaryoda Kürt’ün yok oluşundan sonra birtakım olaylar başlamaktadır. Yaşlı Gemici’de Albatros’nun yok oluşu ile başlayan lanetler gibi…
“En sonunda kavisli ve ağır inişiyle güneş alçaldı, sanki oluşturduğumuz kalabalığın üzerindeki ağırlığa değince ölümcül bir yara alıp da sönecekmiş gibi, akkor rengi, ışınsız, ıssız, donuk bir kızıla dönüştü.”
Joseph Condrad – Karanlığın Yüreği

Bölüm 3:

“Nasıl ıssız bir yolda yürürken birisi
Adımlarını korku ve dehşetle atar
Ve dönüp ardına baktıktan sonra
Çevirip de başını bakmazsa tekrar
Çünkü bilirse bir adım gerisinde
Kendisini izleyen şeytan var”

(Samuel Taylor Coleridge – Yaşlı Gemici)

Üçüncü bölüm bir salyangoz görüntüsü ve İsmal’in bir gece yarısı aniden uykusundan uyanmasıyla başlamaktadır. İsmail, Kürt’ü görmektedir ve peşine düşmektedir. İsmail koşarak Nadir’in yanına gidip Kürt’ün hayaletini gördüğünü anlatmaktadır.

“Ve bazıları emindi gördüğünden
Başımıza bunları açan ruhu düşünde
Gelmişti o sis ve buz diyarından
Peşimize düşüp dokuz kulaç derinde”

(Samuel Taylor Coleridge – Yaşlı Gemici)

Daha sonra İsmail, Nadir’e ıslak ayak izlerini göstermektedir. Kürt gerçekten denize düşmüştür de ıslak ayak izleri bu durumun metaforu mudur? Yoksa Kürt’ün yok olmasıyla gemide ortaya çıkan salyangozların sürünerek bıraktıkları ıslak izler, Kürt’ün yok olmasıyla meydana gelen ayak izleriyle eş bir gösterge midir? Yoksa Yaşlı Gemici’de Albatros’un yok oluşu ardından kullanılan şu kelimelerin bir yansıması mıdır?

“Su, su nereye baksan yalnızca su,
Güverte tahtaları çekti zamanla
Su, su nereye baksan yalnızca su
Ama hiçbir yerde yok içecek bir damla”

Yoksa yıkılan ilişkilerin ve hiyerarşinin kaygan zeminde gösterdikleri çabanın bir yadsıması mıdır? Güvensizlik, ilişkilerin yıkılışı, hiyerarşi, otorite ve geminin rotadan şaşması… Dökülen kanlar ve ardından gemiyi saran sarmaşıklar… Kan ve sarmaşık… Filmde gemiyi örneklem edinen evrenin bir yadsıması değil midir?
Yazımızı başlığımıza ismini verdiğimiz Samuel Taylor Coleridge’nin dizeleriyle bitirelim:

“Ve inanılmaz bir şey oldu Tanrım
Denizin ta kendisi çürüdü
Ve sümük gibi olmuş sularda
Sümüklü yaratıklar sürünüp yürüdü”

Yasemin SARIBAŞ
Hayret-u Seyr Atölyesi


__________________

Senarist, Yönetmen ve Yapımcı: Tolga Karaçelik
Görüntü Yönetmeni: Gökhan Tiryaki
Kurgu: Evren Luş
Oyuncular: Hakan Karsak, Kadir Çermik, Nadir Sarıbacak, Osman Alkaş, Özgür Emre Yıldırım, Seyithan Özdemir
Tür: Psikolojik Gerilim

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto
 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up