Adana’dan Notlar

AFF Haberleri Eleştiri Manşet

Serkan Baştimar değerlendirdi…

Ken Loach’ın Cannes fatihi filmi I, Daniel Blake’yi 23. Uluslararası Adana Film Festivali’nde izlemek nasip oldu. Cannes’teki yankının dalgaları bizi sarınca merakımızı gidermek için soluğu ilk gösterimde aldık.

Loach’ı bilenler bilir. Bir film çekmişse bir mevzuya sıkı bir tokat atma niyetindedir 80 yaşındaki yönetmen. Usta isim son filminde bürokrasi denen çok dişli canavara saldırıyor elinde kamerası ile. Kahramanımız devlet yardımı almak için çabalayan yaşlı bir marangoz. Merkezde Blake var ama çevresi de epey kalabalık. Sanki banliyölerdeki bir bataklıktayız ve herkes yaşamak için kafasını yukarıda tutmaya çalışıyor.

İşin en güzel kısmı; Loach acayip derecede sömürülecek bir konuyu slogan atmadan, ajitasyon çekmeden bir tanıkmışçasına anlatmasında. Filmi izlerken hep bir sonrasında ne olacağını az çok tahmin etsek de öykünün kendi içinde barındırdığı sağlam drama iğnesini usul usul batırıyor izleyiciye. Ve finaldeki kreşendo ise adeta kroşe gibi son noktayı koyuyor. I, Daniel Blake mutlaka izlenmesi gereken bir yapım. Politik sinemanın, eleştirel bakışın nasıl yapılması gerektiğini ders gibi veriyor.

İzleyince bana hak vereceksiniz; Türkiye’de bu konu çekilseydi sulu sepken bir arabeskle karşılaşabilirdik.

___

Öğrenci olmak zor iş…

Adana’da ilk izlediğim film Kirill Serebrennikov’un Öğrenci’si idi. Öğrenci, ergenlik çağında bir çocuğun dinle olan münasebetini ve ardınan yoldan çıkıp başka bir ‘şeye’ dönüşmesini anlatıyor.

Öğrenci, sinematografik açıdan iyi film. Özellikle diyalogları çok sağlam. Ama filmin sanki niyeti baştan belli gibi. Sert bir Hıristiyanlık ya da geniş anlamda din eleştirisi yapmak isteyen yapım, ortalardan itibaren usul usul, küçük küçük ısırıklar aldığı dine salyalarını akıtarak saldırmaya başlıyor.

Kurumların (okul-kilise-polis) acizliğini gözler önüne de seren yapım, seküler inanışla dini inancı tokuşturuyor. Niyet belli olunca zaten kaybeden de belli.

Herkes Öğrenci filmi için “din eleştirisi yapıyor”, diyor. Hayır efendim. Dini yanlış uygulayan, yanlış anlayan ya da işine geldiği gibi uygulayan insanla din arasında hiçbir bağ yok. Öğrenci, bir gencin dini yanlış yerinden tutmasının filmi.

____

babamin kanatlari

Babamın Kanaati…

Uluslararası Adana Film Festivali’nde bir kez daha idrak ettim ki sinema, öykülerinin büyük kısmını toplumun en alt tabakasından, işçi-emekçi veya genel anlamda üretenlerden alıyor.

Televizyondaki diziler görkemli zenginlikleri anlatadursun, biz sinemaya gitmeye devam edelim.

Ken Loach’ın I, Daniel Blake filmini izlerken “neden bizde böyle bir film yok?” diye düşündüm ve ertesi gün Babamın Kanatları çıktı karşıma.

Kıvanç Sezer’in ilk filmi olan Babamın Kanatları, I, Daniel Blake ile aynı konuyu ele almasa da biz ‘aşağıdakilerin’ yine hayatla mücadelesini, yenilgisini veya ‘çözümlü’ çözümsüzlüğünü anlatıyor. Kimsenin pek de yanaşmadığı iş kazalarını merkezine alan yapım, bulduğu cevheri tek damarda işlemiyor. Orta yaşlı bir babanın ölüm karşısında çaresizliği, gençlerin ‘var olma-kimlik sorunu’ ve ekmek davasında dönen kirli oyunları farklı kollardan izleyiciyi kucaklayarak anlatıyor.

En küçük detaylara kadar dokunan senaryo, üzerinde iyice çalışıldığını gösteriyor filmin.

Çoğunluğu bir şantiyede geçen Babamın Kanatları, mekan kullanımında örnek olacak nitelikte. Görüntü yönetimi de iyi olunca yüksek binalar arasında bambaşka bir dünyada buluyor insan kendini.

Sezer, ilk filmi ile yüksek bir çıta kurmuş. Tebrikler.

___

ruya-dervis-zaim

İnşaattan mimariye…

Adana’da festivalin en iddialılarından biri de hiç şüphesiz Derviş Zaim’in Rüya’sı. Film, çok katmanlı, derinlikli bir senaryoya sahip. Geleneksellik üzerine daha önce birçok filme imza atan Zaim, bu defa mimariyi ele almış. Ama ne almak! Sanatın tasavvufla, ruhla temasını mı dersiniz, yoksa şehirleşmenin getirdiği çöp mahalleleri mi dersiniz… Onlarca konuya iyi bir kurgu ile değinmiş. Diyaloglardaki az pişmişlik (çiğlik demiyorum) de olmasa tadından yenmez bir film olacakmış.

Rüya’nın festivalde senaryo ödülünü alacağına inancım tam.

_____

album

Bir fotoğraf çekilebilir miyiz?

Mehmet Can Mertoğlu, festivale gelmeden beklentileri yükseltti. Albüm, daha ilk yurtdışı macerasında ödül alınca dört gözle bekler olduk. Ki, beklemeye de değecek bir filmmiş.

Roy Anderson’un sürrealist ve muzip izlerine rastladığımız Albüm, bürokratik mevzulara deyim yerindeyse susturucu ile ateş açıp sessizce ve kibarca bir eleştiri yapıyor. Bir eleştirisi de ebeveynlik denen kuruma.

Çocuk sahibi olmanın anne babalar için bir tatmin duygusundan öte bir şey olduğunun altını çizen Albüm, hem ironik hem alaycı hem de iyi bir ilk film.

Albüm, en iyi film dalında favorim.
______

koca-dunya-reha-erdem

Hey gidi koca dünya…

Festivalde şüphesiz ki en bomba beklenti Reha Erdem’in Koca Dünya’sına idi. Büyüleyici fragman beklentiyi artırınca ilk seansta izlemek farz oldu Koca Dünya’yı.

Açıkçası fragmanını aşamamış Koca Dünya. Reha Erdem’in en iyi filmi de değil; ama iyi film. Derinliği, görselliği ve oyunculuğu harika. İki kardeşin Adem ve Havva öyküsüne öykünmüş macerası. İçine milyon anlam yüklenebilecek bir simgeler bombardımanı adeta.

Festivalde En İyi Film ödülünü almasa da yönetmen ödülü garanti gibi.
_____

Ustaların son filmleri, çırakların ilk filmlerinin buluştuğu festivalde yarışma kategorisinde gereksiz filmler de yok değil. Televizyon filmi bile sayılamayacak Dar Elbise, Geçmiş’in ne işi var burada diye sormadan edemiyor insan.

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up